⚖️Yüksekkaya Law Office⚖️ 🏛️İçtihat Arama Motoru️🏛️️
Sadece Hukuk Büromuzca Kullanılan ve Önemli Görülen Kararlar Eklenmektedir!
Yönetici Girişi
Yeni Karar Ekle
Mevcut Kararları Yönet
Yargıtay 6. Ceza Dairesi 2023/16142 E. , 2025/4690 K.
İlk Derece Mahkemesince verilen hükümlere yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararın; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun (5271 sayılı Kanun) 286 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca temyiz edilebilir olduğu, 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenlerin hükümleri temyize hak ve yetkilerinin bulunduğu, 291 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz istemlerinin süresinde olduğu, 294 üncü maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz dilekçelerinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz istemlerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmiştir.
5271 sayılı Kanun'un 288 nci maddesinin, ''Temyiz, ancak hükmün hukuka aykırı olması nedenine dayanır. Bir hukuk kuralının uygulanmaması veya yanlış uygulanması hukuka aykırılıktır.'', aynı Kanun'un 294 üncü maddesinin, ''Temyiz eden, hükmün neden dolayı bozulmasını istediğini temyiz başvurusunda göstermek zorundadır. Temyiz sebebi ancak hükmün hukukî yönüne ilişkin olabilir.'' ve aynı Kanun'un 301 inci maddesinin, "Yargıtay, yalnız temyiz başvurusunda belirtilen hususlar ile temyiz istemi usûle ilişkin noksanlardan kaynaklanmışsa, temyiz başvurusunda bunu belirten olaylar hakkında incelemeler yapar.'' şeklinde düzenlendiği de gözetilerek, sanık ... ve müdafii, sanık ... müdafiinin temyiz dilekçelerinde belirttiği sebeplere yönelik olarak yapılan incelemede;
Diğer temyiz sebepleri yerinde görülmemiştir.
Ancak;
Yargıtay Ceza Genel Kurulu yerleşik içtihatlarında sanığa ceza verilmesi için şüpheye yer vermeyecek şekilde eylemi gerçekleştirdiğinin ispatı gerekecektir.
Bu ispat için öncelikle suçun işlenip işlenmediği sonra bir olayın kanuni unsurlarının belirlendiği şekilde işlenip işlenmediği ve son olarak da sabit olan bu suçun sanık tarafından işlenip işlenmediğinin tartışılması ve kesin olarak ispatı gerekir. Tüm aşamalarda da şüpheden sanık yararlanır kuralının uygulanması gerekir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2017/6-1147 Esas 2018/519 Karar sayılı ilâmlarında "... Amacı, somut olayda maddi gerçeğe ulaşarak adaleti sağlamak, suçu işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmek olan ceza muhakemesinin en önemli ve evrensel nitelikteki ilkelerinden biri de öğreti ve uygulamada; "suçsuzluk" ya da "masumiyet karinesi" olarak adlandırılan kuralın bir uzantısı olan ve Latincede; "in dubio pro reo" olarak ifade edilen "şüpheden sanık yararlanır" ilkesidir. Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın mahkûmiyetine karar verilebilmesi bakımından göz önünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin şüphenin, mutlaka sanık yararına değerlendirilmesidir. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural, dava konusu suçun işlenip işlenmediği, işlenmişse sanık tarafından işlenip işlenmediği veya gerçekleştirilme biçimi konusunda bir şüphe belirmesi hâlinde de geçerlidir. Sanığın bir suçtan cezalandırılmasına karar verilebilmesinin temel şartı, suçun hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak kesinlikte ispat edilebilmesidir. Gerçekleşme şekli şüpheli veya tam olarak aydınlatılamamış olaylar ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak mahkûmiyet hükmü kurulamaz. Ceza mahkûmiyeti; toplanan delillerin bir kısmına dayanılıp, diğer kısmı göz ardı edilerek ulaşılan kanaate ya da herhangi bir ihtimale değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalı, bu ispat, hiçbir şüphe ya da başka türlü oluşa imkân vermemelidir. Yüksek de olsa bir ihtimale dayanılarak sanığı cezalandırmak, ceza muhakemesinin en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm vermek anlamına gelecektir..." şeklinde içtihatta bulunarak bu husus işaret etmişlerdir.
Yine Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 2018/6-110 Esas, 465 Karar ve 2016/6-1157 Esas, 2017/239 Karar sayılı ilâmlarında da aynı hususlar teyit edilmektedir.
Yani olayın oluşuna ilişkin şüpheli durum varsa burda da şüpheden sanık yararlanır kuralının uygulanması gerekecektir.
Hırsızlık, yağma, cinsel istismar gibi çoğu zaman ani gelişen veya suç işlemek için sanıkların önceden plan yaptıkları ve sonrasında yakalanmama adına delil bırakmamaya yönelik tedbirler almalarına göre bu tür suçlarda yan delil bulmada sıkıntılar olduğu açıktır. Çoğu zaman bu tür suçlarda elimizdeki tek delil sadece müştekilerin beyanından ibaret kalmaktadır.
Bu zorlayıcı nedenlerden dolayı aralarında husumet olmayan, çoğu zaman hiç tanımadğı ve iftira atması için neden bulunmayan müşteki beyanı sübutun ve sanığın eylemi gerçekleştirdiğinin kabulünde yeterli kabul edilmektedir.
Ceza yargısına hakim olan en temel ilke olan masumiyet ve şüpheden sanık yararlanır kuralları ceza adaleti bakımından başkaca hiçbir delil olmayan ve bulunma ihtimali olmayan hususlarda sanık aleyhine, müşteki lehine esnetilebilmektedir. Bu belli zorluklar nedeniyle bir nebze kabul edilebilir. Ancak başka türlü delil toplama imkanı olan olaylarda veya akla, mantığa veya olaya uymayan, kendi içerisinde tutarsız veya sürekli değişen ya da itilaflı başka bir konuda müşteki ya da yakınlarına açıkça yarar sağladığı, müştekiyi gerçekten sanık olmaktan çıkarıp müşteki haline sokabilecek, yani haksız durum yaratacağı aşikar olan soyut beyanların tek doğru kabul edilerek cezalandırma yoluna gidilmesi, masumiyet, silahların eşitliği ve şüpheden sanık yararlanır kurallarına açıkça aykırılık teşkil edeceği açıktır.
Bu nedenle ispatı zor olan olaylarda akla, mantığa ve dosyadaki olaylara uyumlu denetlenebilir müşteki beyanına itibar olabilir ise de akla, mantığa, fenne ve dosyadaki olaylara uymayan hele de başka türlü ispat imkanı varken sadece müşteki beyanıyla yetinilmesi halinde bu beyanın suçun aydınlatılmasına yönelik değil başka bir olayı örtme, iftira atma veya intikam alma gibi bir amaca yönelik olduğu şüphesi doğuranlara bu şüphe giderilmeden itibar edilmesi büyük haksızlık oluşturacak ve yargılama konusunda tüm yetkiyi hakkı olmadığı halde sadece taraf olması gereken görünüşteki müştekiye devredecektir.
Dairemizin 2022/8946 Esas ve 2022/10401 Esas sayılı dosyaları ve daha birçok dosyalarında da açıkça tartışılıp kabul edildiği üzere;
Hukuki alacağının tahsili amacıyla cebir veya tehdit kullanma...1. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 25.02.2014 günlü ve 2013/678-2014/98 sayılı Kararında ayrıntıları belirtildiği üzere; 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 308. maddesindeki "kendiliğinden hak alma" suçuna benzer bağımsız bir suç tipine yer verilmemiş, onun yerine kanunda belirtilen bazı suçların bir hukuki ilişkiye dayanan alacağın tahsili amacıyla işlenmesi halinde failin daha az ceza ile cezalandırılması öngörülmüş, bu bağlamda hırsızlık suçunda 144, yağma suçunda 150/1, dolandırıcılık suçunda 159, belgede sahtecilik suçunda 211. maddeler düzenlenmiştir. Buna göre, 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 308. maddesinde adliye aleyhine işlenen bir suç olarak koruma altına alınan eylemlerin bir kısmı, 5237 sayılı Kanun'un 150/1. maddesiyle malvarlığına ilişkin bir suç haline dönüştürülmüştür. Bu düzenlemeye göre, hukuki ilişkiye dayanan bir alacağın tahsili amacıyla cebir veya tehdit kullanılması halinde eylem yağma suçunu oluşturmakla birlikte, bu özel düzenleme nedeniyle fail kasten yaralama ve/veya tehdit suçundan cezalandırılacaktır. Böylece, hukuki ilişkiye dayanan bir alacağın tahsili amacıyla hareket edilmiş olması daha az ceza verilmesini gerektiren bir hal olarak kabul edilmiş, başka bir anlatımla failin saikine önem verilmiştir.
Bu madde hükmünün uygulanabilmesi için fail ile mağdur arasında alacak hakkı doğuran herhangi bir hukuksal ilişkinin bulunması gereklidir. Bu hukuki ilişkinin, ilgili kanunda belirtilen şekil şartına uygun olarak kurulmuş olması zorunlu olmayıp, hukuk düzenince kabul edilebilir meşru bir ilişki olması yeterlidir. Başka bir anlatımla, şekil şartına uyulmadan kurulan bu ilişkinin ilgili kanun hükümleri uyarınca Özel Hukuk alanında hukuki sonuç doğurmayacak olması, ceza hukuku alanında dikkate alınmasına engel olmayacaktır. Burada önemli olan şekil şartına uyulsun veya uyulmasın meşru bir hukuki ilişkinin bulunup bulunmadığı ve bu hukuki ilişkiye dayanan alacağın tahsili amacıyla hareket edilip edilmediğidir.
Alacak iddiasının varlığını kabul için mutlaka alacak davası açılıp ispatının beklenilmemesi gerekir. Çünkü Cezanın delil anlayışı ile Hukukun delil anlayışı ve kabulü farklıdır. Hukukta şeklî gerçeklik hakimdir. Daha ziyade iddia ve ispata dayanan delil sistemi geçerli olup taraflarca ileri sürülmeyen iddia ve delillerin davanın kabulunde esas alınamayacağı bir gerçekliktir. Oysa Cezada maddi hukuka dayanan bir kabul söz konusudur. Taraflar iddia etmese, savunmasa bile maddi gerçeklik her türlü delil incelenip kabulde esas alınmaktadır. Bu nedenle mutlaka hukuka göre ispat şartı aranmamaktadır.
Dosyaya yansıyan ifadeler ve delillere göre taraflar arasında hukuki bir ilişki ve alacak-borç miktarı konusunda bir tartışmanın varlığı anlaşılmaktadır. Bu durum bile hukuki ilişkiden doğan alacağın kabulü için yeterli olabilir. Bu kabulde sadece şikâyetçinin "borcum yok" demesi de tek başına yeterli olmayacaktır. Şikâyetçi herhangi bir borcum yoktur dese bile dinlenen tanıklar, yazışmalar vs ile sanıklar ile şikâyetçi arasında hukuki bir ilişki olduğunu ve bu ilişki nedeniyle bir araya gelip hesap yaptıklarını anlaşamadıklarını vs. gösterir nitelikte ise şikâyetçinin borcum yok demesine itibar edilmeyip hukuki ilişkinin varlığı kabul edilmelidir.
Ayrıca şüpheden sanık yararlanır kuralı ceza yargılamasının en temel kurallarındandır. Yargıtayda yıllardır istikrarlı şekilde bu durumu uygulamaktadır. Hukuki ilişkinin ve borcun varlığı konusunda gerçekten şüpheli bir durum ortaya çıkmış ise şikâyetçi yok dese bile sanık lehine yorumlamak uygun olacaktır.
Kaldı ki, alacaklı bulunduğu mutlak kanaatiyle hareket ederse sanık lehine yorumlanacaktır.
Kısaca özetlersek taraflar arasında soyut ve kendini kurtarmaya yönelik hukuki alacağı isteme iddiasını aşan boyutta bir hukuki ilişki olduğu anlaşılabiliyorsa bunun ispatı hukuki kaidelerine göre ayrıca değerlendirilecektir. Ancak dosyaya yansıyan tüm verilere göre ciddi şekilde ortaklık ve alacak iddiası olduğu, kuru bir iddianın ötesinde ise sanığın eyleminin sabit görülmesi halinde 5237 sayılı Yasa'nın 150/1. maddesinde düzenlenen alacağının tahsil amacıyla cebir tehdit hükmünün uygulanması gerekir. Burada bir hukuk mahkemesi gibi ispat şartı aranmamalıdır.
Alacağın varlığına inanarak ve bu hakkı elde etme özel kastıyla hareket edilmesi hallerinde ise; eylemin 5237 sayılı Yasa'nın 30. maddesi kapsamında ve 150/1. maddesi yollamasıyla hukuki alacağın tahsili amacıyla yağma suçunu oluşturup oluşturmayacağı hususunun da ayrıca somut olayda ayrıca değerlendirilmesi gerekmektedir. (Benzer görüşler için bkz. Nur Centel- Hamide Zafer- Özlem Çakmut, Kişilere Karşı İşlenen Suçlar, Cilt: 1,4. Baskı, Beta Yayınevi, Ankara 2017, s. 404, Gökcan/Artuç TCK Şerhi s.5461 )
Bu genel anlatımdan sonra somut olay değerlendirildiğinde;
Oluş ve dosya içeriğine göre; sanıkların olay gecesi ... Clup isimli eğlence mekanında iki duble votka içtikleri, ancak daha sonra kendilerini iyi hissetmedikleri ve başları dönmeye başladığı, votkanın sahte ya da bozuk olduğunu düşünerek, hesabı ödeyip mekandan ayrıldıkları, bu ... 150 metre ileride bulunan Destina Clup isimli mekana gittikleri, yeniden aynı şey olmaması için açılmamış votka, redbul ve meyve istedikleri, fiyatını sorarak işletme müdürünün 145,00 TL olduğunu söylemesi üzerine kabul ettikleri bir süre sonra hesabı istediklerinde yaklaşık olarak 900,00 TL hesap çıkartıldığı, sanıkların da 145,00 TL'ye anlaştıklarını ileri sürerek itiraz etseler de hesabı ödedikleri, tartışmaların devam etmesi üzerine mekan çalışanları olan dosya dışı diğer sanıklar tarafından mekan dışına çıkartıldıkları, çıkan arbedede sopa, yumruk ve tekmelerle gruptakilerin birbirlerini darp ettiklerinin kamera görüntüsüyle de sabit olduğu, bu sırada iş yerinden çıkarak evine gitmek üzere mekanın önünden yürüyerek geçmekte olan katılanın ilk eğlenmeye gittikleri ... Clup'ta çalışan olduğunu tanıyarak önüne geçerek ilk mekanda "..2 duble votka nasıl 60-TL olur ver paraları, çıkar cüzdanı.." diye bağırarak kendisine saldırdıkları, katılanın çabalamasıyla sanıkların ellerinden kurtularak caddenin karşısındaki BP istasyonuna sığındığı, istasyonun dinlenme odasında da darbetmeye devam ettikleri anlaşılmakla, sanıkların katılana yönelik olarak çalıştığı mekanda içtikleri içkinin bozuk olduğu saikiyle eylemde bulundukları, bu iki iş yeri arasında bağlantı olduğunu düşündükleri, hatta ilk kolluk beyanlarında katılan ile olan arbedelerine 2. mekan olan Destina'daki çalışanların gelerek müdahil oldukları, sanıkların yoğun alkollü olmalarının da etkisiyle kendileriyle sipariş öncesi anlaşılmış olmasına rağmen kendilerine çıkartılan hesap nedeniyle de alacaklı olduklarını düşünerek hareket ettikleri, sanıkların bu hâliyle eylemlerinin, hukuki alacağın tahsili amacıyla yağma suçunu oluşturduğu gözetilmeksizin yazılı şekilde hüküm kurulması,
Kabule göre de,
2. olayda sanıkların katılandan talep ettikleri miktarın yağmalanmak istenmesi karşısında, sanıklar lehine 5237 sayılı Kanun'un 150/2. maddesinin uygulanabilirliğinin tartışılmaması,
Bozmayı gerektirmiş, sanık ... ve müdafii, sanık ... müdafiinin temyiz istemleri bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükümlerin açıklanan nedenle Tebliğname'ye aykırı olarak oy birliği ile ayrı ayrı BOZULMASINA,
Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca İzmir 19. Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 21. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine,
30.04.2025 tarihinde karar verildi.
Yargıtay 6. Ceza Dairesi 2023/19296 E. , 2025/5033 K.
"İçtihat Metni"
MAHKEMESİ :Ceza Dairesi
SAYISI : 2022/3128 E., 2023/810 K.
SUÇ : Nitelikli yağma
HÜKÜMLER : İstinaf başvurusunun esastan reddine
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama
Yapılan ön inceleme neticesinde; sanık hakkında nitelikli yağma suçundan kurulan hükümlerin temyiz edilebilir olduğu, temyiz edenin hükümleri temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, temyiz isteminin süresinde olduğu, temyiz dilekçesinde temyiz sebeplerine yer verildiği, temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı tespit edilmekle, gereği düşünüldü:
I. HUKUKİ SÜREÇ
A. İlk Derece
Bakırköy 5. Ağır Ceza Mahkemesinin, 26.05.2022 tarihli ve 2018/330 Esas, 2022/264 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında nitelikli yağma suçundan, iki kez 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 149 uncu maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi, 53 üncü maddesi uyarınca 8 yıl 4 hapis cezası ile cezalandırılmalarına, hak yoksunluklarına karar verilmiştir.
B. İstinaf
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 6. Ceza Dairesinin, 06.03.2023 tarihli ve 2022/3128 Esas, 2023/810 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında İlk Derece Mahkemesince kurulan hükme yönelik sanık müdafinin istinaf başvurusunun, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 280 inci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi uyarınca eleştirilerek istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir.
II. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
Sanık Müdafiinin Temyiz Sebebi
Katılanların beyanları dışında somut delil bulunmadığı, katılan ...'un olay tarihinden çok sonra alınan beyanının hayatın olağan akışına aykırı olduğu, çelişkili beyanlara göre karar verildiği, beraat kararı verilmesi gerektiğine ilişkindir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Diğer temyiz itirazları yerinde görülememiştir.
Ancak;
Hukuki teklik ile fiili (doğal) teklik kavramları birbirinden farklıdır. Hukuki teklikte sanığın planladığı eylemin tek olarak kabul edilmesidir. Fiili (doğal) teklik ise yapılan bedensel hareketin tekliğini ifade etmektedir. Hukuki teklikte eylem sayısı fazla olabilir, ancak sanığın planladığı, kurguladığı eylemi gerçekleştirirken yaptığı tüm hareketler tek kabul etmek gerekmektedir.
Ceza Genel Kurulu'nun (CGK) önüne gelen bir olayda “hukuki teklik”, ”doğal (fiili) teklik” karşılaştırması yapmış ve kanunumuzun hukuki tekliği “aradığını belirtmiş ve birden çok mağdura karşı zincirleme suç hükümlerinin uygulama şartlarını belirlemiş ve hukuki tekliği uygulama şartı olarak kabul etmiştir.”
Söz konusu CGK 2018/13-247 Esas, 2020/494 Karar sayılı ilamı; "...öğretide aynı neviden ... içtima olarak tanımlanan 5237 Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 43 üncü maddesinin ikinci fıkrasının da değerlendirilmesi gerekmektedir.
5237 sayılı Kanun'un 43 üncü maddesinin ikinci fıkrası; "Aynı suçun birden fazla kişiye karşı tek bir fiille işlenmesi durumunda da, birinci fıkra hükmü uygulanır." hükmünü içermekte olup zincirleme suçtan farklı bir müessese olan ve aynı neviden ... içtima olarak kabul edilen bu durumda, fiil yani hareket tektir ve bu fiille aynı suç birden fazla kişiye karşı işlenmektedir. Burada, hareket tek olduğu için, fail hakkında bir cezaya hükmolunacağı, ancak bu cezanın Kanun'un 43/1. maddesine göre artırılacağı öngörülmüştür.
Uyuşmazlığın sağlıklı bir çözüme kavuşturulabilmesi bakımından Kanun'un 43 üncü maddesinin ikinci fıkrasında belirtilen “tek bir fiil” ifadesi ile kast edilen hususun ne olduğunun irdelenmesi gerekmektedir.
Doğal anlamda gerçekleştirilen her bedensel eylem ayrı bir hareketi oluşturmakta ise de, hukuki anlamda hareketin tek olması ile ifade edilmek istenen husus, doğal anlamda birden fazla hareket bulunsa dahi, bu hareketlerin, hukuki nedenlerden dolayı değerlendirmede birlik oluşturması suretiyle tek hareket olarak kabulüdür. Diğer bir anlatımla, doğal anlamda fiilin tek olduğu her hâlde hukuki anlamda da fiilin tek olduğu söylenebilirse de, doğal anlamda fiilin çok olduğu her hâlde hukuki anlamda da fiilin çok olduğu her zaman söylenemeyecektir. Bazen bir hareketler kümesi, hukuki açıdan tek bir fiil olarak kabul edilecektir. Bu hâlde suç tipinin birden fazla hareketle ihlâl edilebilir olması hareketin hukuken tekliğini etkilemeyecek, doğal hareketler hukuken tek kabul edilecektir. Buna göre Kanun'un 43. maddesinin ikinci fıkrasında belirtilen “tek bir fiil” ifadesi ile kastedilen fiil ya da hareketin doğal anlamda değil hukuki anlamda tek olmasıdır. Bir kısım suçların işlenmesi sırasında doğal olarak birden fazla hareket yapılmakta ise de, ortaya konulan bu davranışlar suçun kanuni tanımında yer alan hukuksal anlamdaki “tek bir fiili” oluşturmaktadır.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun yukarıda sözü edilen içtihadına konu olayda: ilk derece mahkemesince, sanık tarafından 21 gün arayla gerçekleştirilen iki ayrı yağma fiilinden dolayı, iki kez nitelikli yağma suçundan mahkûmiyetine karar verilmiş olup, suç ve cezada orantılılık ile hakkaniyet ilkeleri uyarınca, ağır ve orantısız cezalara hükmedilmesinin önüne geçilmek istenmiş ve özgüleme nedeniyle tek bir nitelikli yağma suçundan mahkûmiyete hükmedilmesiyle yetinilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır. Böylelikle, yağma suçlarında özgüleme halinde “hukuki anlamda fiilin tekliği" kavramı ve kapsamı daha geniş yorumlanmıştır.
Kanun koyucunun düzenlemesi nedeniyle yağma suçlarında zincirleme suç hükümlerinin uygulanamayacağı açıktır. Ancak doğrudan zincirleme şeklinde değilde başlangıçtan itibaren aynı malvarlığına yönelen ve kısaca "özgüleme" denilen durumlarda uygulamada mağdur sayısınca suçun oluşmayacağı hukuki manada teklik dolayısıyla tek bir yağmadan hüküm kurulması gerekeceği Yargıtay uygulamalarında kabul edilmektedir.
Mesela; Ceza Genel Kurulu'nun 2011/6-332 Esas, 2012/21 Karar; "... Sanığın, mağdur ....’den istediği parayı getirmesi için mağdur ....’yi yanında alıkoyarak hürriyetini kısıtlaması, mağdur ....’nin istenen parayı mağdur ....’nin eşinden olayı anlatmadan alarak getirmesi, sanığın istediği paranın eksik kalan kısmı için mağdur ....’ye yönelik "kalan 500 Lirayı Cuma gününe kadar bul" şeklinde tehditte bulunması da sanığın eylemlerinin bütününün tek bir yağma suçunu oluşturduğu kabulünü değiştirmeyecektir. Bu nedenle olayın gelişimi, sanığın eylemlerinin ....’den belirli miktardaki parayı yağmalamaya yöneldiği ve sanığın kastı göz önüne alınmaksızın, mağdur ...’ye karşı yağma suçunu işlemek amacıyla mağdur ....’ye karşı gerçekleştirilen ve bu mağdurun malvarlığına yönelmeyen fiillerden hareketle, iki ayrı yağma suçunun oluştuğunu kabul eden yerel mahkeme direnme hükmü isabetsizdir.
Bu itibarla, sanığın eylemi tek bir nitelikli yağma suçunu oluşturacağı, sanığın, mağdur ....'den istediği parayı getirmesi için mağdur ....’yi yanında alıkoyarak hürriyetini kısıtlaması, mağdur ....'nin istenen parayı mağdur ....’nin eşinden olayı anlatmadan alarak getirmesi, sanığın istediği paranın eksik kalan kısmı için mağdur ....’ye yönelik "kalan 500 Lirayı Cuma gününe kadar bul" şeklinde tehditte bulunması da sanığın eylemlerinin bütününün tek bir yağma suçunu oluşturduğu kabulünü değiştirmeyecektir. Bu nedenle olayın gelişimi, sanığın eylemlerinin ....’den belirli miktardaki parayı yağmalamaya yöneldiği ve sanığın kastı göz önüne alınmaksızın, mağdur ....’ye karşı yağma suçunu işlemek amacıyla mağdur ....’ye karşı gerçekleştirilen ve bu mağdurun malvarlığına yönelmeyen fiillerden hareketle, iki ayrı yağma suçunun oluştuğunu kabul eden yerel mahkeme direnme hükmü isabetsizdir.
Bu itibarla, sanığın eylemi tek bir nitelikli yağma suçunu oluşturduğundan, yerel mahkeme direnme kararı isabetsiz olup, bozulmasına karar verilmelidir...";
6. Ceza Dairesi 2021/16540 Esas, 2022/5911 Karar; ".., sanığın suç işleme kasıt ve iradesinin aynı malvarlığına yönelik paraya özgülendiği, eylemlerinin tek bir tamamlanmış yağma suçunu oluşturduğu anlaşıldığından sanık hakkında tek nitelikli yağma suçundan hüküm kurulmasında bir isabetsizlik bulunmadığı anlaşıldığından,..."
Somut olayda ise; olayın sıcaklığı ile kollukta alınan katılan ... beyanında; "sanığın ailesi ve ölümle tehdit ederek 13.000,00 TL istediği...daha sonra telefonla aradığında da 13.000,00 TL yi bulmadığı takdirde yanacağı yönünde tehditte bulunduğu", katılan ... beyanında ise, "sanığın parayı vermedikleri takdirde kendilerini ölümle tehdit ettiğini" belirttikleri, kovuşturma aşamasında alınan beyanlarında ise katılan ...'in 3.000,00 TL, katılan ...'ın 2.000,00 TL olmak üzere toplam 5.000,00 TL verdiklerinin anlaşılması karşısında; olayın başından beri katılanlardan 13.000,00 TL parayı yağmalama amacında olan sanığın, kastının yalnızca 13.000,00 TL paraya özgülemesi karşısında, suç ve cezada orantılılık ile hakkaniyet ilkeleri uyarınca sanığın eyleminin katılanlara yönelik tek yağma suçunu oluşturduğu düşünülmeden yazılı şekilde katılanlara karşı ayrı ayrı yağmadan mahkûmiyet hükmü kurulması, hukuka aykırılık bulunmamıştır.
III. KARAR
Gerekçe bölümünde açıklanan nedenle sanık müdafinin temyiz istemi yerinde görüldüğünden, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 6. Ceza Dairesinin kararının 5271 sayılı Kanun’un 302/2. maddesi uyarınca Tebliğname’ye aykırı olarak oy çokluğuyla BOZULMASINA,
Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304/2-b maddesi uyarınca takdiren Bakırköy 5. Ağır Ceza Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine, 08.05.2025 tarihinde karar verildi.
K A R Ş I O Y
Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun yerleşik içtihatlarında sanığa ceza verilmesi için şüpheye yer vermeyecek şekilde eylemi gerçekleştirdiğinin ispatı gerekecektir.
Bu ispat için öncelikle suçun işlenip işlenmediği sonra bir olayın kanuni unsurlarının belirlendiği şekilde işlenip işlenmediği ve son olarak da sabit olan bu suçun sanık tarafından işlenip işlenmediğinin tartışılması ve kesin olarak ispatı gerekir. Tüm aşamalarda da "şüpheden sanık yararlanır" kuralının uygulanması gerekir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 2017/6-1147 Esas, 2018/519 Karar sayılı ilâmlarında "... Amacı, somut olayda maddi gerçeğe ulaşarak adaleti sağlamak, suçu işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmek olan ceza muhakemesinin en önemli ve evrensel nitelikteki ilkelerinden biri de öğreti ve uygulamada; "suçsuzluk" ya da "masumiyet karinesi" olarak adlandırılan kuralın bir uzantısı olan ve Latincede; "in dubio pro reo" olarak ifade edilen "şüpheden sanık yararlanır" ilkesidir. Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın mahkûmiyetine karar verilebilmesi bakımından göz önünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin şüphenin, mutlaka sanık yararına değerlendirilmesidir. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural, dava konusu suçun işlenip işlenmediği, işlenmişse sanık tarafından işlenip işlenmediği veya gerçekleştirilme biçimi konusunda bir şüphe belirmesi hâlinde de geçerlidir. Sanığın bir suçtan cezalandırılmasına karar verilebilmesinin temel şartı, suçun hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak kesinlikte ispat edilebilmesidir. Gerçekleşme şekli şüpheli veya tam olarak aydınlatılamamış olaylar ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak mahkûmiyet hükmü kurulamaz. Ceza mahkûmiyeti; toplanan delillerin bir kısmına dayanılıp, diğer kısmı göz ardı edilerek ulaşılan kanaate ya da herhangi bir ihtimale değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalı, bu ispat, hiçbir şüphe ya da başka türlü oluşa imkân vermemelidir. Yüksek de olsa bir ihtimale dayanılarak sanığı cezalandırmak, ceza muhakemesinin en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm vermek anlamına gelecektir..." şeklinde içtihatta bulunarak bu husus işaret etmişlerdir. Yine Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 2018/6-110 Esas, 465 Karar, 2016/6-1157 Esas, 2017/239 Karar sayılı ilâmlarında da aynı hususlar teyit edilmektedir.
Yani olayın oluşuna ilişkin şüpheli durum varsa burda da "şüpheden sanık yararlanır" kuralının uygulanması gerekecektir.
Hırsızlık, yağma, cinsel istismar gibi çoğu zaman ani gelişen veya suç işlemek için sanıkların önceden plan yaptıkları ve sonrasında yakalanmama adına delil bırakmamaya yönelik tedbirler almalarına göre bu tür suçlarda yan delil bulmada sıkıntılar olduğu açıktır. Çoğu zaman bu tür suçlarda elimizdeki tek delil sadece müştekilerin beyanından ibaret kalmaktadır.
Bu zorlayıcı nedenlerden dolayı aralarında husumet olmayan, çoğu zaman hiç tanımadğı ve iftira atması için neden bulunmayan müşteki beyanı sübutun ve sanığın eylemi gerçekleştirdiğinin kabulünde yeterli kabul edilmektedir.
Ceza yargısına hakim olan en temel ilke olan masumiyet ve şüpheden sanık yararlanır kuralları ceza adaleti bakımından başkaca hiçbir delil olmayan ve bulunma ihtimali olmayan hususlarda sanık aleyhine, müşteki lehine esnetilebilmektedir. Bu belli zorluklar nedeniyle bir nebze kabul edilebilir. Ancak başka türlü delil toplama imkanı olan olaylarda veya akla, mantığa veya olaya uymayan, kendi içerisinde tutarsız veya sürekli değişen ya da ihtilaflı başka bir konuda müşteki ya da yakınlarına açıkça yarar sağladığı, müştekiyi gerçekten sanık olmaktan çıkarıp müşteki haline sokabilecek, yani haksız durum yaratacağı aşikar olan soyut beyanların tek doğru kabul edilerek cezalandırma yoluna gidilmesi, masumiyet, silahların eşitliği ve şüpheden sanık yararlanır kurallarına açıkça aykırılık teşkil edeceği açıktır.
Bu nedenle ispatı zor olan olaylarda akla, mantığa ve dosyadaki olaylara uyumlu denetlenebilir müşteki beyanına itibar olabilir ise de akla, mantığa, fenne ve dosyadaki olaylara uymayan helede başka türlü ispat imkanı varken sadece müşteki beyanıyla yetinilmesi halinde bu beyanın suçun aydınlatılmasına yönelik değil başka bir olayı örtme, iftira atma veya intikam alma gibi bir amaca yönelik olduğu şüphesi doğuranlara bu şüphe giderilmeden itibar edilmesi büyük haksızlık oluşturacak ve yargılama konusunda tüm yetkiyi hakkı olmadığı halde sadece taraf olması gereken görünüşteki müştekiye devredecektir.
Somut olayda, müştekiler ile sanıklar arasında uzun süreye dayanan arkadaşlık ve borç alışverişi olduğu aralarında bundan kaynaklanan ihtilaf bulunduğu müştekilerin iddiasını destekleyen her hangi bir delil bulunmadığı, para göndermenin rıza ile gönderildiğinin de mahkeme tarafından da kabul edildiği anlaşılmakla şüpheden sanık yararlanır ilkesi uyarınca sanığın beraatine karar verilmesi gerektiği kanaatinde olduğumdan sayın çoğunluğun kararına iştirak etmiyorum.
Yargıtay 6. Ceza Dairesi 2023/19105 E. , 2025/5163 K.
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 288 nci maddesinin, ''Temyiz, ancak hükmün hukuka aykırı olması nedenine dayanır. Bir hukuk kuralının uygulanmaması veya yanlış uygulanması hukuka aykırılıktır.'', aynı Kanun'un 294 üncü maddesinin, ''Temyiz eden, hükmün neden dolayı bozulmasını istediğini temyiz başvurusunda göstermek zorundadır. Temyiz sebebi ancak hükmün hukukî yönüne ilişkin olabilir.'' ve aynı Kanun'un 301 inci maddesinin, "Yargıtay, yalnız temyiz başvurusunda belirtilen hususlar ile temyiz istemi usûle ilişkin noksanlardan kaynaklanmışsa, temyiz başvurusunda bunu belirten olaylar hakkında incelemeler yapar.'' şeklinde düzenlendiği de gözetilerek, sanıklar müdafiilerinin temyiz dilekçelerinde belirtikleri sebeplere yönelik olarak yapılan incelemede;
Sanıklar ... ve ... müdafilerinin duruşmalı inceleme talebinin, 7079 sayılı Kanun’un 94 üncü maddesiyle değişik 5271 sayılı Kanun’un 299 uncu maddesinin birinci fıkrası gereği hükmolunan ceza miktarı itibarıyla koşulları bulunmadığından reddine karar verilmekle, gereği düşünüldü:
Yargıtay Ceza Genel Kurulu yerleşik içtihatlarında sanığa ceza verilmesi için şüpheye yer vermeyecek şekilde eylemi gerçekleştirdiğinin ispatı gerekecektir. Bu ispat için öncelikle suçun işlenip işlenmediği sonra bir olayın kanuni unsurlarının belirlendiği şekilde işlenip işlenmediği ve son olarak da sabit olan bu suçun sanık tarafından işlenip işlenmediğinin tartışılması ve kesin olarak ispatı gerekir. Tüm aşamalarda da şüpheden sanık yararlanır kuralının uygulanması gerekir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 2017/6-1147 Esas, 2018/519 Karar sayılı ilâmlarında "... Amacı, somut olayda maddi gerçeğe ulaşarak adaleti sağlamak, suçu işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmek olan ceza muhakemesinin en önemli ve evrensel nitelikteki ilkelerinden biri de öğreti ve uygulamada; "suçsuzluk" ya da "masumiyet karinesi" olarak adlandırılan kuralın bir uzantısı olan ve Latincede; "in dubio pro reo" olarak ifade edilen "şüpheden sanık yararlanır" ilkesidir. Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın mahkûmiyetine karar verilebilmesi bakımından göz önünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin şüphenin, mutlaka sanık yararına değerlendirilmesidir. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural, dava konusu suçun işlenip işlenmediği, işlenmişse sanık tarafından işlenip işlenmediği veya gerçekleştirilme biçimi konusunda bir şüphe belirmesi hâlinde de geçerlidir. Sanığın bir suçtan cezalandırılmasına karar verilebilmesinin temel şartı, suçun hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak kesinlikte ispat edilebilmesidir. Gerçekleşme şekli şüpheli veya tam olarak aydınlatılamamış olaylar ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak mahkûmiyet hükmü kurulamaz. Ceza mahkûmiyeti; toplanan delillerin bir kısmına dayanılıp, diğer kısmı göz ardı edilerek ulaşılan kanaate ya da herhangi bir ihtimale değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalı, bu ispat, hiçbir şüphe ya da başka türlü oluşa imkân vermemelidir. Yüksek de olsa bir ihtimale dayanılarak sanığı cezalandırmak, ceza muhakemesinin en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm vermek anlamına gelecektir..." şeklinde içtihatta bulunarak bu husus işaret etmişlerdir.
Yine Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 2018/6-110 Esas, 465 Karar, 2016/6-1157 Esas, 2017/239 Karar sayılı ilâmlarında da aynı hususlar teyit edilmektedir. Yani olayın oluşuna ilişkin şüpheli durum varsa burda da şüpheden sanık yararlanır kuralının uygulanması gerekecektir.
Hırsızlık, yağma, cinsel istismar gibi çoğu zaman ani gelişen veya suç işlemek için sanıkların önceden plan yaptıkları ve sonrasında yakalanmama adına delil bırakmamaya yönelik tedbirler almalarına göre bu tür suçlarda yan delil bulmada sıkıntılar olduğu açıktır. Çoğu zaman bu tür suçlarda elimizdeki tek delil sadece müştekilerin beyanından ibaret kalmaktadır.
Bu zorlayıcı nedenlerden dolayı aralarında husumet olmayan, çoğu zaman hiç tanımadığı ve iftira atması için neden bulunmayan müşteki beyanı sübutun ve sanığın eylemi gerçekleştirdiğinin kabulünde yeterli kabul edilmektedir.
Ceza yargısına hakim olan en temel ilke olan masumiyet ve şüpheden sanık yararlanır kuralları ceza adaleti bakımından başkaca hiçbir delil olmayan ve bulunma ihtimali olmayan hususlarda sanık aleyhine, müşteki lehine esnetilebilmektedir. Bu belli zorluklar nedeniyle bir nebze kabul edilebilir. Ancak başka türlü delil toplama imkanı olan olaylarda veya akla, mantığa veya olaya uymayan, kendi içerisinde tutarsız veya sürekli değişen ya da itilaflı başka bir konuda müşteki ya da yakınlarına açıkça yarar sağladığı, müştekiyi gerçekten sanık olmaktan çıkarıp müşteki haline sokabilecek, yani haksız durum yaratacağı aşikar olan soyut beyanların tek doğru kabul edilerek cezalandırma yoluna gidilmesi, masumiyet, silahların eşitliği ve şüpheden sanık yararlanır kurallarına açıkça aykırılık teşkil edeceği açıktır.
Bu nedenle ispatı zor olan olaylarda akla, mantığa ve dosyadaki olaylara uyumlu denetlenebilir müşteki beyanına itibar olabilir ise de akla, mantığa, fenne ve dosyadaki olaylara uymayan hele de başka türlü ispat imkanı varken sadece müşteki beyanıyla yetinilmesi halinde bu beyanın suçun aydınlatılmasına yönelik değil başka bir olayı örtme, iftira atma veya intikam alma gibi bir amaca yönelik olduğu şüphesi doğuranlara bu şüphe giderilmeden itibar edilmesi büyük haksızlık oluşturacak ve yargılama konusunda tüm yetkiyi hakkı olmadığı halde sadece taraf olması gereken görünüşteki müştekiye devredecektir.
a. Oluşa ve dosya içeriğine göre de, mağdurun aşamalarda odaya giren yüzü maskeli şahısların silahla tehdit etmesi suretiyle parasını aldıklarını iddia etmesine karşın, mahkemede parasını alan şahsın sanık ... ... olmadığını belirtmesi, sanıkların aşamalarda suçlamaları kabul etmemeleri, mağdurun fuhuş için sanık ... çalıştığı masaj salonunda bulunması ve aralarında bu amaca yönelik para alışverişinin olması hususları bir arada değerlendirildiğinde, sanıkların üzerine atılı suçu işlemediğine yönelik aksini gösterir her türlü şüpheden uzak inandırıcı delil bulunmaması nedeniyle sanıkların nitelikli yağma suçundan beraatleri yerine yazılı şekilde mahkûmiyet kararı verilmesi,
b. Kabule göre de; mağdurun karar verildikten sonra dosyaya sunduğu 28.01.2022 tarihli dilekçesinde sanık ...'ın karakol ifadesinden sonra zararını giderdiğini, mahkemede bu husus sorulmadığı için bir şey söylemediğini belirttiği, soruşturmada ve kovuşturmada alınan beyanlarında da bu husustan bahsetmediğinin anlaşılması karşısında; mağdurun sunduğu dilekçe içeriğinden zararın soruşturma aşamasında giderildiği buna göre, sanıklar hakkında 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 168/1-3. maddesine göre indirim yapılması gerektiği gözetilmeden yazılı şekilde karar verilmesi,
Bozmayı gerektirmiş, sanıklar müdafilerinin temyiz istemi bu bakımdan yerinde görülmüş olduğundan, hükümlerin 5271 sayılı Kanun'un 302/2. maddesi uyarınca tebliğnameye aykırı olarak BOZULMASINA,
Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 14. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine,12.05.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 2024/8055 E. , 2024/8469 K.
Taraflar arasında İlk Derece Mahkemesinde görülen ve istinaf incelemesinden geçen boşanma davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi kararının zina nedeniyle boşanmaya karar verilmesi gerektiği gerekçesi ile esastan ret kararının ortadan kaldırılarak İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına, temyize konu sair yönlerin incelenmesine yer olmadığına karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesince bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın kabulüne, tarafların zina nedeniyle boşanmalarına ve fer'îlerine karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararı davacı erkek vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı erkek vekili dava dilekçesinde özetle; erkeğin tesadüfen kadının başka erkeklerle yapmış olduğu telefon mesajlaşmalarını, sık sık ve çeşitli saatlerde telefonla yapılmış konuşmalarının kayıtlarını ve başka bir erkekle sadakat yükümlülüğüne uymayacak şekilde çektirdiği fotoğraflarını gördüğünü, müvekkilinin bir defasında kadının başka bir erkekle aile konutunda yalnız kaldıklarını, evde uzun zaman geçirdiklerini öğrendiğini, erkek açısından evlilik birliğinin devam ettirilmesinin mümkün olamayacağını, bu durumun kendisi için kabul edilemez bir durum olduğunu, erkeğin psikolojik çöküntü içerisine girdiğini iddia ederek davanın kabulüne, zina nedeniyle aksi takdirde evlilik birliğinin temelinden sarsılması nedeniyle boşanmalarına, ortak çocukların velâyetlerinin babaya verilmesine, erkek lehine 50.000,00 TL maddî ve 150.000,00 TL manevî tazminata karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
II. CEVAP
Davalı kadın cevap dilekçesinde özetle; olayların tamamen yalan ve iftiradan ibaret olduğunu, evlendikten hemen sonra 23.08.2007 tarihinde Yakar Tekstil isimli işyerinde çalışmaya başladığını, davacının ise o tarihlerde işportacılık yaptığını, evlendikten sonra 2012 tarihinde ... İstanbul Esenyurt şubesinden 38.000,00 TL kredi çektiğini, evi bu şekilde aldıklarını, evin kredisini kendisinin ödediğini, hem de çocuklarına kendisinin baktığını, davacının çalışmadığını, kızına ve ona şiddet uyguladığını, ailesinin köyden gıda yardımında bulunduğunu, eşine birçok yerden sigortalı iş tekliflerinin geldiğini, ancak çalışmadığını, eşinin başkalarının kumandası altında çalışmak istemediğini, davacının elinde ona ait olduğunu iddia ettiği mesaj ve telefon konuşma kayıtlarının olduğunu söylediğini, oysaki bu fotoğrafların Photoshop olduğunu tahmin ettiğini, kesinlikle eşini aldatmadığını ve başkasına mesaj çekmediğini, telefonunun WhatsApp’tan eşinin kardeşi ... S. adına yönlendirildiğini, bu vesileyle onun adına yalan şekilde yazılar yazıldığını, bir defasında kayınbiraderinin telefonunu alarak mesajları sen mi yazdın diye kendisine sorduğunu ve ona tokat attığını, daha sonra onu babasının evine götürdüklerini, eşinin yeğeni ... B. ile birlikte ona komplo kurulduğunu, ancak bunu ispat edemeyeceğini, o mesajları çeken kişinin ... B. olduğunu, eşiyle aralarında bugüne kadar herhangi bir sorun olmadığını, davacının ailesinin onu iffetsizlikle suçladığını, bu nedenle kendisinin de boşanmayı kabul ettiğini, ortak çocuklarının velâyetlerinin tarafına verilmesini, lehine aylık 500,00 TL yoksulluk nafakasına hükmedilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
A. İlk Derece Mahkemesinin Birinci Kararı
İlk Derece mahkemesinin 27.03.2019 tarih ve 2017/280 Esas, 2019/334 Karar sayılı kararı ile, taraflar arasında tartışmalar yaşandığı, davalı kadın eşin sadakat yükümlülüğüne aykırı davranmak suretiyle eşini aldattığı, müşterek çocuklara karşı ilgisiz davrandığı, dolayısıyla gelişen olaylarda davalı kadın eşin tam kusurlu olduğu sonuç ve kanaatiyle evlilik birliğinin devamında taraflar açısından korunmaya değer bir yararın kalmadığı ve tarafların tekrar bir araya gelmelerinin mümkün olamayacağı anlaşıldığından zina yönünden ispatlanamayan davada tarafların 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 166 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca boşanmalarına, ortak çocukların velayetlerinin davacı babaya verilmesine, velâyeti babaya verilen ortak çocuklarla anne arasında kişisel ilişki kurulmasına, erkek yararına 10.000,00 TL maddî ve 10.000,00 TL manevî tazminata, davalı kadının nafaka talebinin reddine ve davalı tarafından usulüne uygun açılmış bir mal rejimi tasfiyesi davası bulunmadığından bu hususta karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir.
B. Bölge Adliye Mahkemesinin Gönderme Kararı
1.İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekillerince istinaf yoluna başvurulmuştur.
2.Bölge Adliye Mahkemesinin 24.02.2022 tarih ve 2019/1236 Esas, 2022/332 Karar sayılı kararı ile; İlk Derece Mahkemesince; gerekçe ile hüküm arasında çelişki yaratıldığı belirtilerek işin esası incelenmeksizin istinaf taleplerinin ayrı ayrı kabulü ile İlk Derece Mahkemesinin kararı kaldırılarak dosyanın yeniden karar vermek üzere İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir.
C.İlk Derece Mahkemesinin Son Kararı
İlk Derece Mahkemesinin yukarıdaki başlıkta tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davalı kadın eşin sadakat yükümlülüğüne aykırı davranmak suretiyle eşini aldattığı, ortak çocuklara karşı ilgisiz davrandığı, dolayısıyla gelişen olaylarda davalı kadın eşin tam kusurlu olduğu sonuç ve kanaatiyle evlilik birliğinin devamında taraflar açısından korunmaya değer bir yararın kalmadığı ve tarafların tekrar bir araya gelmelerinin mümkün olamayacağı anlaşıldığından tarafların 4721 sayılı Kanun'un 166 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca boşanmalarına, davanın zina nedeniyle boşanma yönünden reddine, 10.00,00 TL maddî ve 10.000,00 TL manevî tazminatın davalı kadından alınarak davacı erkeğe verilmesine, davalı kadının yoksulluk nafakası talebinin reddine, ortak çocukları velâyetlerinin davacı babaya verilmesine, anne ile ortak çocuklar arasında kişisel ilişki kurulmasına, usulüne uygun açılmış bir mal rejiminin tasfiyesi davası bulunmadığından bu hususta karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekillerince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
1.Davacı erkek vekili istinaf dilekçesinde özetle; zinaya dayalı davasının reddi, kusur tespiti ve tazminat miktarları yönünden istinaf yoluna başvurmuştur.
2.Davalı kadın vekili istinaf dilekçesinde özetle, kusur belirlemesi, velâyet, aleyhe hükmedilen tazminatlar yönünden istinaf kanun yoluna başvurmuştr.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile dosya kapsamı itibari ile; kararın usul ve kanuna uygun olduğu gerekçesiyle taraf vekillerinin istinaf başvurularının ayrı ayrı esastan reddine karar venmiştir.
V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
A. Bozma Kararı
1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı davacı erkek vekili tarafından zinaya dayalı davasının reddi, kusur tespiti ve tazminat miktarları yönlerinden, davalı kadın vekili tarafından kusur belirlemesi, velâyet, aleyhe hükmedilen tazminatlar yönünden temyiz isteminde bulunulmuştur.
2. Dairemiz 04.03.2024 tarihli ve 2023/4808 Esas, 2024/1461 Karar sayılı kararı ile; kadının ortak konuta yabancı erkekler aldığı, başka bir erkekle Ankara Çayırhana gittiği ve 7 - 8 ay kadar bu kişi ile dini nikahlı olarak birlikte yaşadığı, daha sonra köyüne geri döndüğü, suçluluk duygusundan evinin balkonundan aşağı atlamak suretiyle intihara teşebbüs ettiği, başka bir erkekle yanak yanağa fotoğraflarının bulunduğu, davacı tarafından sunulan mesaj dökümlerinin davalı kadın tarafından kabul edildiği, tüm bunların kadının zinasının varlığını kabule elverişli olduğu ve zinanın kabulüne karine sayılacağı, bu nedenle zina nedeniyle davanın kabulünün gerektiği gerekçesi ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılmasına, İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına, sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına karar verilmiştir.
B. İlk Derece Mahkemesince Bozmaya Uyularak Verilen Karar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; bozma ilamına uyulmakla, kadının ortak konuta yabancı erkekler aldığı, başka bir erkekle Ankara Çayırhana gittiği ve 7 - 8 ay kadar bu kişi ile dini nikahlı olarak birlikte yaşadığı, daha sonra köyüne geri döndüğü, suçluluk duygusundan evinin balkonundan aşağı atlamak suretiyle intihara teşebbüs ettiği, başka bir erkekle yanak yanağa fotoğraflarının bulunduğu, davacı tarafından sunulan mesaj dökümlerinin davalı kadın tarafından kabul edildiği gerekçesi ile, davanın kabulüne, zina nedeniyle tarafların boşanmalarına, ortak çocukların velâyetinin babaya verilmesine, anne ile kişisel ilişki düzenlenmesine, erkek yararına 30.000,00 TL maddî ve 30.000,00 TL manevî tazminata, kadının yoksulluk nafakası talebinin reddine, yöntemince açılmış bir mal rejimi tasfiyesi davası bulunmadığından bu hususta karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir.
VI. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı erkek vekili tarafından temyiz isteminde bulunulmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı erkek vekili temyiz dilekçesinde özetle; maddî ve manevî tazminat miktarları yönünden kararın bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, erkek yararına hükmedilen maddî ve manevî tazminat miktarlarının dosya kapsamına, hakkaniyete uygun olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.
2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri; 4721 sayılı Kanun’un 4 üncü maddesi, 174 üncü maddesinin birinci ve ikinci fıkrası, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 50 inci ve 51 inci maddeleri.
3. Değerlendirme
1.Temyiz olunan nihai kararların bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2. Temyizen incelenen İlk Derece Mahkemesi kararında ve kararın gerekçesinde hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığı, bozma kararı gereğince hüküm verilmiş olduğu, anlaşılmakla; temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VII. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Davacı erkek vekilince yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan kararın ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine,
07.11.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 2024/1179 E. , 2024/8898 K.
"İçtihat Metni"
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : Adana Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2021/2576 E., 2023/2028 K.
KARAR : Başvurunun kısmen kabulü ile esas hakkında yeniden hüküm kurma
İLK DERECE MAHKEMESİ : Dörtyol Aile Mahkemesi
SAYISI : 2020/352 E., 2021/509 K.
Taraflar arasındaki karşılıklı boşanma davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince her iki davanın kabulü ile tarafların boşanmalarına ve fer'îlere karar verilmiştir.
Kararın taraf vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun kısmen kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmünün ilgili bölümlerini kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı-karşı davacı erkek vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı-karşı davalı kadın vekili dava dilekçesinde; erkeğin evliliğin ilk günlerinden bu yana psikolojik şiddet uyguladığını, agrasif inatçı bir kişiliğinin olduğunu, müvekkiline sürekli neredeydin diye ithamda bulunduğunu, aşırı kıskanç olduğunu, mesajlarını kontrol ettiğini, evlenmeden önce bir çok söz verdiğini, ileride namus dışında senden ayrılmam dediğini ancak evlendikleri ilk günden beri boşanalım dediğini, müvekkiline karşı ayrılalım seni de sevmiyorum öğretmensin diye evlendim, çocuğunu da sevmiyorum dediğini, yanıma yakışmıyorsun şeklinde aşağılayıcı ve onur kırıcı sözler sarf ettiğini, müvekkilinin vajinamus tedavisi olarak hamile kaldığını, erkeğin ikinci çocuğu zorla aldırdığını, ortak çocuk ...'in yanağını ısırarak morarttığını, fiziksel şiddet uyguladığını, cinsel konularda çevreye kadın ile ilgili olumsuz sözler söylediğini, Hepatit B bağışıklığını nereden kazandığı konusunda imalı sözler söylediğini, hakaret ve iftira attığını bu sebeple tarafların 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (4721 sayılı Kanun) 166 ncı maddesinin birinci fıkrası gereği boşanmalarına, velayetin anneye verilmesine, ortak çocuk içim ileride iştirak nafakasına çevrilmek üzere 2.000,00 TL tedbir nafakasına her yıl enflasyon oranında arttırılmasına, 100.000,00 TL maddi tazminat, 100.000,00 TL manevi tazminata karar verilmesini dava ve talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı-karşı davacı erkek cevap ve karşı dava dilekçesinde; davacının vajinamus rahatsızlığı sebebiyle tedaviden ve ailesine söylemekten evliliğin ilk zamanlarında kaçındığı, davacının ve babasının hakaret ve tehdit ettiğini, öldürmekle tehdit ettiğini, evlilik birliği içerisinde alınmış olan aracın kadının ve babasının zoruyla elinden alındığını, bu olay sebebiyle fiziksel şiddet gördüğünü beyan ederek tarafların 4721 sayılı Kanun'un 166 ncı maddesinin birinci fıkrası gereği boşanmalarına, karşı tarafın taleplerinin reddine, 20.000,00 TL maddi ve 20.000,00 TL manevi tazminata karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıdaki başlıkta tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; erkeğin kadını sevmediği, gerizekalı, özgüvensiz dediği, kadının ailesinin erkeğin üzerinde bulunan aracı zor kullanarak aldıkları; kadın erkeğin zoruyla kürtaj olduğunu ifade etmiş olsa da tanıklardan ... K. ve ... K. çocuğun zorla alındığını, tanık ... S. ise tarafların ayrılmayı düşündükleri için çocuğu aldırdıkları beyan ettikleri, tanık beyanları arasında çelişki olduğu, Özel Meydan Hastanesi'nden gelen müzekkere cevabında kürtaj işlemi için kadının onay verdiğine ilişkin imzası görüldüğünden bu hususta erkeğe kusur yüklenemeyeceği, her iki tarafın eşit kusurlu oldukları gerekçesiyle her iki davanın kabulü ile tarafların 721 sayılı Kanun'un 166 ncı maddesinin birinci fıkrası gereği boşanmalarına, ortak çocuğun velayetinin anneye verilmesine, baba ile kişisel ilişki tesisine, ortak çocuk için aylık 400,00 TL tedbir ve aylık 700,00 TL iştirak nafakasına, nafakaya her yıl TÜİK tarafından belirlenen ÜFE oranında arttırım yapılmasına, tarafların tazminat taleplerinin reddine, kadının 3 aylık maaşının havalesi için istediği maddi tazminat talebinin ispatlanamaması sebebiyle reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
1.Davacı-karşı davalı kadın vekili istinaf dilekçesinde; kusur belirlemesinin hatalı yapıldığını, erkeğin müvekkiline fiziksel şiddet uyguladığını, müvekkiline ikinci çocuğunu zorla aldırdığını, bu iddialarını ispatlamalarına rağmen erkeğe kusur olarak yüklenmediğini, erkeğin davası yönünden ise davanın kabulü kararının hatalı olduğunu, müvekkilinin kusurunun bulunmadığını, barışmadan önceki olayların kadına kusur olarak yüklenemeyeceğini, her iki tarafın da öğretmen olduğunu, iştirak nafakası miktarının çok düşük olduğunu, maddi tazminat talepleri yönünden ise davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesi gerekirken ispatlanamadığından bahisle reddine karar verilmesinin hatalı olduğunu, ileri sürerek kusur belirlemesi, erkeğin davasını kabulü, reddedilen tazminat talepleri, iştirak nafakasının miktarı ve reddedilen 3 aylık maaş havalesi talebi yönlerinden istinaf başvurusunda bulunmuştur.
2.Davalı-karşı davacı erkek vekili istinaf dilekçesinde; Mahkemeden baba ile çocuk arasındaki kişisel ilişkinin Ağustos ayında kurulmasına istemelerine rağmen Temmuz ayı için kişisel ilişki kurulduğunu, bu hususun düzeltilmesi gerektiğini, iştirak nafakası miktarının fazla olduğunu, karşı davaları yönünden kusur belirlemesinin hatalı yapılması sonucu maddi ve manevi tazminat taleplerinin reddine karar verildiğini, bu kararın hatalı olduğunu ileri sürerek kusur belirlemesi, kişisel ilişki, iştirak nafakasının miktarı, reddedilen tazminat taelpleri yönlerinden istinaf başvurusunda bulunmuştur.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıdaki başlıkta tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; her ne kadar İlk Derece Mahkemesi tarafından boşanmaya neden olan olaylarda taraflar eşit kusurlu kabul edilmek suretiyle her iki davanın kabulü ile tarafların boşanmalarına karar verilmiş ise de, dinlenen tanık beyanları ve toplanan delillere göre erkeğin kadına öz güvensiz olduğunu söyleme, geri zekalı diyerek hakaret etme, sevmediğini söyleme kusurlarının yanında ikinci çocuklarının hamileliği sırasında kadını kürtaj oması konusunda baskı kurduğu, bu hususun dinlenen tanık beyanları ile sabit olduğu, kadının hastane evraklarında imzasının bulunmasının baskı kurulmadığı anlamına gelmeyeceği, erkeğe kadına kürtaj olması konusunda baskı kurma vakıasının da yüklenmesinin gerekeceği, kadına kusur olarak yüklenen ailesinin, erkeğin üzerinde bulunan aracı zor kullanarak alma kusuru yüklenmiş ise de bu durumun hatalı olduğu, bu olaydan sonra tarafların birarada yaşamaya devam ettikleri, kadının ikinci çocuğa hamile kaldığı, kaldı ki kadının ailesinin erkeğin iş yerine gelerek bu konuda erkeği zorlamalarının kadına kusur olarak yüklenemeyeceği, bu nedenlerle boşanmaya neden olan olaylarda "kadını sevmediğini, öz güvensiz olduğunu söyleyen geri zekalı diyerek hakaret eden, ayrılmayı düşünmesi nedeniyle kürtaj olması konusunda baskı kuran" erkeğin tam kusurlu, kadının ise kusursuz olduğunun anlaşıldığı, bu nedenlerle, karşı davanın reddine karar verilmesinin gerekeceği, tarafların tespit edilen kusur durumu, ekonomik ve sosyal durumları, kadının mevcut ve beklenen menfaatlerinin kapsamı ile erkeğin kusurlu davranışlarının kadının kişilik haklarına saldırı niteliğinde bulunduğu dikkate alındığında, kadın yararına maddi ve manevi tazminata hükmedilmesinin gerekeceği, yine ortak çocuğun yaşı, eğitim durumu, ülkenin geçim şartları, paranın satın alma gücü dikkate alındığında ortak çocuk yararına bağlanan iştirak nafakası miktarının düşük olduğu, kadının 3 aylık maaşının erkeğe verilmesine ilişkin maddi tazminat talebi konusunda harcı yatırılarak açılmış bir davası bulunmadığından karar verilmesine yer olmadığına kararı verilmesi gerekirken kesin hüküm oluşturacak şekilde bu talebin reddine karar verilmesi hatalı olduğu, Mahkemece baba ile çocuk arasında kurulan kişisel ilişkinin usul ve yasaya uygun bulunduğu gerekçesiyle kadının istinaf başvurusunun kusur belirlemesi, karşı davanın kabulü, iştirak nafakası miktarı, maddi ve manevi tazminat taleplerinin reddi, 3 aylık maaşla ilgili olarak diğer maddi tazminat talepleri yönünden ret kararı verilmesi yönünden kabulü ile İlk Derece Mahkemesinin ilgili bentlerinin kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurmak suretiyle erkeğin tam kusurlu olduğunun tespitine, erkeğin davasının reddine, ortak çocuk için aylık 1.500,00 TL iştirak nafakasına, hüküm altına alınan bu nafakanın kararın kesinleşmesinden sonra her yıl TÜİK tarafından belirlenen ÜFE oranında artırılmasına, kadın için 70.000,00 TL maddi tazminat ile 60.000,00 TL manevi tazminata, kadının 3 aylık maaşının erkeğe havalesine dair maddi tazminat talebi konusunda karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiş, erkeğin tüm, kadının sair istinaf taleplerinin ise esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı-karşı davacı erkek vekili temyiz isteminde bulunulmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davalı-karşı davacı erkek vekili temyiz dilekçesinde; kusur belirlemesi, reddedilen davası, iştirak nafakasının miktarı, kadın için hükmedilen tazminatlar, kişisel ilişki yönlerinden kararın bozulmasını talep etmiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, açılan boşanma davasında taraflar arasında ortak hayatı temelinden sarsacak derecede ve birliğin devamında imkan vermeyecek nitelikte bir geçimsizlik bulunup bulunmadığı, geçimsizlik var ise kusurun kimden kaynaklandığı, tarafların davalarının kabulünün gerekip gerekmediği, nafakalar ve tazminatlar noktasında toplanmaktadır.
2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri. 4721 sayılı Kanun’un 4 üncü, 6 ncı maddesi, 166 ncı maddesinin birinci fıkrası, 169 uncu maddesi, 174 üncü maddesinin birinci ve ikinci fıkraları, 175 inci maddesi. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 50 nci ve 51 inci maddesi.
3. Değerlendirme
1.Bölge Adliye Mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davalı-karşı davacı erkek vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
20.11.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
Yargıtay 4. Ceza Dairesi 2021/43457 E. , 2024/13086 K.
Yapılan ön inceleme neticesinde sanık hakkında;
Görevi yaptırmamak için direnme suçundan kurulan hükme yönelik Bölge Adliye Mahkemesi kararının kesin nitelikte olduğu belirlenmiştir.
Hakaret suçundan verilen hükmün temyiz edilebilir olduğu, temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, temyiz isteminin süresinde yapıldığı, temyiz dilekçesinde temyiz sebebine yer verildiği, temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı tespit edilmekle, gereği düşünüldü:
I. HUKUKÎ SÜREÇ
Sanık hakkında görevi yaptırmamak için direnme ve hakaret suçlarından İlk Derece Mahkemesince verilen mahkûmiyet hükümlerine yönelik yapılan başvuru üzerine Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
II. TEMYİZ SEBEPLERİ
Sanık müdafiinin temyiz istemi; suçların unsurları itibariyle oluşmadığına, Mahkemenin yeterli inceleme yapmadan ve sanık lehine olan hükümleri uygulamadan verdiği hükümlerin bozulmasına yöneliktir.
III. GEREKÇE
Hakaret Suçundan Kurulan Hükme Yönelik Yapılan İncelemede;
Sanığın belirttiği hukuka aykırılık nedenleri yönünden ve 5271 sayılı Kanun'un 289. maddesinde sayılan kesin hukuka aykırılık halleri de gözetilerek maddi hukuka ilişkin sair yönlerden yapılan incelemede başkaca nedenler yerinde görülmemiştir.
Ancak;
Hakaret fiillerinin cezalandırılmasıyla korunan hukuki değer, kişilerin onur, şeref ve saygınlığı olup, bu suçun oluşabilmesi için, davranışın kişiyi küçük düşürmeye matuf olarak gerçekleşmesi gerekmektedir. Bir hareketin tahkir edici olup olmadığı bazı durumlarda nispi olup, zamana, yere ve duruma göre değişebilmektedir. Kişilere yönelik her türlü ağır eleştiri veya rahatsız edici sözlerin hakaret suçu bağlamında değerlendirilmemesi, sözlerin açıkça, onur, şeref ve saygınlığı rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnadını veya sövme fiilini oluşturması gerekmektedir.
Olay günü sanığın, katılana söylediği kabul edilen sözlerin, muhatabın onur, şeref ve saygınlığını rencide edici boyutta olmayıp, rahatsız edici, kaba ve nezaket dışı hitap tarzı niteliğinde olduğu, dolayısıyla hakaret suçunun unsurlarının oluşmadığı gözetilmeden, sanığın beraatı yerine mahkûmiyetine karar verilmesi,
Kabule göre de;
5237 sayılı Kanun'da hapis cezası ile adli para cezasının seçenekli yaptırım olarak öngörüldüğü hallerde, aynı Kanun'un 61. maddesinde öngörülen ölçütlere göre somut olay irdelenip anılan Kanun'un 3. maddesindeki fiille orantılı ceza verilmesi ilkesi de dikkate alınarak, öncelikle seçenekli yaptırımlardan hangisinin seçildiğinin gösterilmesi, sonrasında da alt ve üst sınırlar arasında temel cezanın belirlenmesi gerekir. Her ne kadar 5237 sayılı Kanun'un 125/3. maddesinde cezanın alt sınırının 1 yıldan az olamayacağı düzenlenmiş ise de, bu düzenlemenin temel cezanın adli para cezası olarak seçilmesine engel olmayacağı, sanığın adli sicil kaydında yer alan kararların hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin olması karşısında, tekerrüre esas sabıkası bulunmayan sanık hakkında yeterli gerekçe gösterilmeden temel ceza olarak hapis cezasının tercih edilmesi,
Hukuka aykırı bulunmuştur.
IV. KARAR
A. Görevi Yaptırmamak İçin Direnme Suçundan Kurulan Hüküm Yönünden
5271 sayılı Kanun’un 286/2-a maddesinde yer verilen "İlk derece mahkemelerinden verilen beş yıl veya daha az hapis cezaları ile miktarı ne olursa olsun adlî para cezalarına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine dair bölge adliye mahkemesi kararları"nın temyiz incelemesine tabi olmadığına ilişkin düzenleme, incelemeye konu suçun aynı Kanun'un 286/3. maddesi kapsamında da bulunmadığı ve aynı Kanun'un 296/1. maddesinde yer alan; "... temyiz edilemeyecek bir hüküm temyiz edilmiş [ise] …, hükmü temyiz olunan bölge adliye veya ilk derece mahkemesi bir karar ile temyiz istemini reddeder." şeklindeki hüküm birlikte değerlendirildiğinde sanık müdafiinin temyiz isteminin, 5271 sayılı Kanun'un 296/2. maddesi gereği, Tebliğname'ye uygun olarak, oy birliğiyle REDDİ İLE EK KARARIN ONANMASINA,
B. Hakaret Suçundan Kurulan Hüküm Yönünden
Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle sanık müdafiinin temyiz istemi yerinde görüldüğünden, Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairesi kararının 5271 sayılı Kanun'un 302/1. maddesi gereği, Tebliğname'ye aykırı olarak, oy çokluğuyla BOZULMASINA,
Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun'un 304/1. maddesi uyarınca İstanbul Anadolu 33. Asliye Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 11. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,
22.10.2024 tarihinde karar verildi.
KARŞI OY
Dosya kapsamına göre özetle, "Müştekilerin Tuzla ilçe emniyet müdürlüğüne bağlı polis memuru oldukları, devriye görevi yaptıkları sırada sanığın aracının camlarında siyah filmli olduğu ve ön kısmında çakar lambanın bulunduğunu görmeleri üzerine anons ederek ve siren çalarak sanığı durdurmak istedikleri, ısrarlı anons üzerine sanığın aracı ile yolun kenarına yanaştığı, müştekilerin sanığa polis kimliklerini göstererek aracın ruhsatını ve kimliğini istedikleri, bu sırada sanığın görevlilere "siz kimsiniz size niye evrak vereceğim ben iki yıl üst üste vergi rokorktmeniyim" diyerek müştekileri terslediği, sanığın evrak vermiyorum diyerek aracına bindiği, aracın önünde durarak hareket etmesini engellemek isteyen müşteki polis memurlarından ...'ın üzerine aracı sürerek sol dizine çarptığı ve BTM giderilebilecek şekilde yaralayarak olay yerinden kaçtığı, daha sonra müşteki polis memurlarının kaçan sanığı takviye polis ekipleri ile etrafını çevreleyerek durdurdukları, bunun üzerine sanığın her iki müştekiye karşı "iki terörist beni rehin alıyor, önümü kesiyor" diyerek birden çok kamu görevlisine görevinden dolayı hakaret suçunu işlediği iddia ve kabul edilerek sanığın mahkumiyetine karar verilmiş, kurulan hükme yönelik istinaf başvurusu, Bölge Adliye Mahkemesince reddedilmiştir. Sanık müdafisinin atılı suçun unsurlarının oluşmadığını, yeterli inceleme yapılmadan karar verildiğini ve lehe hükümlerinin uygulanması gerektiğini ileri sürerek süresinde hükmü etmesi etmesi üzerine Dairemizce değerlendirilmiş, sayın çoğunluk tarafın "sanık tarafından söylenen sözlerin müştekilerin onur, şeref ve saygınlığını rencide edici boyutta olmayıp, rahatsız edici, kaba ve nezaket dışı hitap tarzı niteliğinde olduğundan, hakaret suçunun oluşmadığı" ve " Hapis cezası verilmesinin isabetli olmadığı" gerekçeleriyle mahkumiyet hükmünün bozulmasına karar verilmiştir. Kanaatimizce sanığın müştekilere söylediği sözlerin hakaret suçunu oluşturduğundan anılan bozma nedenleri yerinde değildir. Şöyle ki; Hakaret suçu 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun "Hakaret" başlıklı 125. maddesinde;
"(1) Bir kimseye onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat eden veya sövmek suretiyle bir kimsenin onur, şeref ve saygınlığına saldıran kişi, üç aydan iki yıla kadar hapis veya adli para cezası ile cezalandırılır. Mağdurun gıyabında hakaretin cezalandırılabilmesi için fiilin en az üç kişiyle ihtilat ederek işlenmesi gerekir.
(2) Fiilin, mağduru muhatap alan sesli, yazılı veya görüntülü bir iletiyle işlenmesi hâlinde, yukarıdaki fıkrada belirtilen cezaya hükmolunur.
(3) Hakaret suçunun;
a) Kamu görevlisine karşı görevinden dolayı,
b) Dini, siyasi, sosyal, felsefi inanç, düşünce ve kanaatlerini açıklamasından, değiştirmesinden, yaymaya çalışmasından, mensup olduğu dinin emir ve yasaklarına uygun davranmasından dolayı,
c) Kişinin mensup bulunduğu dine göre kutsal sayılan değerlerden bahisle,
İşlenmesi halinde, cezanın alt sınırı bir yıldan az olamaz.
(4) Hakaretin alenen işlenmesi halinde ceza altıda biri oranında artırılır.
(5) Kurul hâlinde çalışan kamu görevlilerine görevlerinden dolayı hakaret edilmesi hâlinde suç, kurulu oluşturan üyelere karşı işlenmiş sayılır. Ancak, bu durumda zincirleme suça ilişkin madde hükümleri uygulanır." şeklinde düzenlenmiştir.
Madde metninden de açıkça anlaşıldığı üzere hakaret fiillerinin cezalandırılmasıyla korunan hukuki değer, kişilerin onur, şeref ve saygınlığı olup, bu suçun oluşabilmesi için, davranışın kişiyi küçük düşürmeye matuf olarak gerçekleşmesi gerekmektedir. Bir hareketin tahkir edici olup olmadığı bazı durumlarda nispi olup, zamana, yere ve duruma göre değişebilmektedir.
Yasal düzenlemeye ve Yargıtay uygulamalarına göre her türlü ağır eleştiri veya rahatsız edici sözlerin hakaret suçu bağlamında değerlendirilmemesi, sözlerin açıkça, onur, şeref ve saygınlığı rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnadını veya sövmek fiilini oluşturması gerekmektedir. Kamu görevlilerinin, görevlerini yerine getirirken fonksiyonlarını etkilemeyi ve saygınlıklarına zarar vermeyi amaçlayan aşağılayıcı saldırılara karşı korunmaları zorunludur. Ancak demokratik bir hukuk devletinde, kamu görevini üstlenenleri denetlemek, faaliyetlerini değerlendirmek ve eleştirmek de kaynağını Anayasadan alan düşünceyi açıklama özgürlüğünün sonucudur. Bu nedenle eleştirinin sert bir üslupla yapılması, kaba olması ve nezaket sınırlarını aşması, eleştirenin eğitim ve kültür düzeyine bağlı bir olgu olduğu için hakaret suçuna vücut vermez ise de, eleştiri yapılırken görüş açıklama niteliğinde bulunmayan, küçültücü, aşağılayıcı ifadelerin kullanılmaması, düşünceyi açıklama sınırları içinde kalınması gerekmektedir.
Evvela sanık tarafından müştekilere yönelik olarak söylenen "Terörist" sözünün ne anlama geldiğinin açıklanması gerekir. Türk Dil Kurumu sözlüğüne göre terörist "Bir siyasi davayı zorla kabul ettirmek için karşı tarafa korku salacak, cana veya mala kıyacak davranışlarda bulunan kimse; yıldırıcı, yıldırmacı, terörcü, tedhişçi." anlamına gelmektedir. 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun 1. maddesinde terörü; "Cebir ve şiddet kullanarak; baskı, korkutma, yıldırma, sindirme veya tehdit yöntemlerinden biriyle, Anayasada belirtilen Cumhuriyetin niteliklerini, siyasî, hukukî, sosyal, laik, ekonomik düzeni değiştirmek, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmak, Türk Devletinin ve Cumhuriyetin varlığını tehlikeye düşürmek, Devlet otoritesini zaafa uğratmak veya yıkmak veya ele geçirmek, temel hak ve hürriyetleri yok etmek, Devletin iç ve dış güvenliğini, kamu düzenini veya genel sağlığı bozmak amacıyla bir örgüte mensup kişi veya kişiler tarafından girişilecek her türlü suç teşkil eden eylemlerdir.", aynı Kanun'un 2. maddesinin birinci fıkrasında terör suçlusunu yani teröristi; "Birinci maddede belirlenen amaçlara ulaşmak için meydana getirilmiş örgütlerin mensubu olup da, bu amaçlar doğrultusunda diğerleri ile beraber veya tek başına suç işleyen veya amaçlanan suçu işlemese dahi örgütlerin mensubu olan kişi..." şeklinde tanımlamıştır.
Somut olayımızda sanığın müştekilere yönelik olarak "iki terörist beni rehin alıyor, önümü kesiyor" dediği, iftira atmaları için bir neden bulunmayan müştekilerin beyanları ve dosya kapsamındaki diğer deliller ile sabittir, sayın çoğunluk da eylemin sübutunu kabul etmektedir. Bir kimseye ve özellikle kamu görevlisine terörist denmesi onur, şeref ve saygınlığı rencide eden en ağır eylemlerden birisidir. Söylenen sözün yukarıda açıklanan içeriği dikkate alındığından rahatsız edici, kaba ve nezaket dışı hitap tarzı olarak kabulü mümkün değildir. Yargılamaya konu sözün içeriği, söylendiği yer, zaman ve ortam dikkate alındığında kamu görevlisinin görevini yerine getirirken fonksiyonlarını etkilemek ve saygınlığına zarar verme amacıyla söylendiği, müştekilere suç yüklendiği, dolayısıyla eylem sonucu müştekilerin onur, şeref ve saygınlığı rencide edilerek hakaret suçunun unsurlarıyla oluştuğu kabul edilmelidir.
Sonuç olarak; sanığın eyleminin hakaret suçunu oluşturduğu ve mahkumiyetine yeterli kanıt bulunduğu, Yerel Mahkemenin takdir ve değerlendirmesinde bir isabetsizlik bulunmadığı, eylemin doğru olarak nitelendirildiği ve cezanın yeterli gerekçeler gösterilerek kanuni bağlamda uygulandığı kanaatinde olduğumuzdan, sayın çoğunluğun mahkumiyet hükmünün bu gerekçeyle bozulmasına dair düşüncesine iştirak etmek mümkün olmamıştır.
Yargıtay 8. Ceza Dairesi 2024/16281 E. , 2025/6121 K.
Yapılan ön inceleme neticesinde; sanıklar hakkında kurulan hükümlerin temyiz edilebilir olduğu, temyiz edenlerin hükümleri temyize hak ve yetkilerinin bulunduğu, temyiz istemlerinin süresinde olduğu, temyiz dilekçelerinde temyiz sebeplerine yer verildiği, temyiz istemlerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı tespit edilmekle; gereği düşünüldü:
I. HUKUKİ SÜREÇ
A. İlk Derece Mahkemesi Kararı
Söke 2. Ağır Ceza Mahkemesinin, 09.04.2021 tarihli ve 2020/86 Esas, 2021/193 Karar sayılı kararı ile uyuşturucu veya uyarıcı madde ticareti yapma veya sağlama suçundan, sanık ...'un 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 188/3, 4-b, 43 maddeleri uyarınca 18 yıl 9 ay hapis ve 37.500 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, sanık ...'in 5237 sayılı Kanun'un 188/3, 43, 62. maddeleri uyarınca 10 yıl 5 ay hapis ve 20.820 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, sanık ...'ın 5237 sayılı Kanun'un 188/3, 62. maddeleri uyarınca 8 yıl 4 ay hapis ve 16.660 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, sanıklar ... ve ...'nin beraatine karar verilmiştir.
B. Bölge Adliye Mahkemesi Kararı
İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 26. Ceza Dairesinin, 06.12.2021 tarihli ve 2021/1852 Esas, 2021/418 Karar sayılı kararı ile sanıklar hakkında İlk Derece Mahkemesince kurulan hükme yönelik sanıkların müdafileri ve Cumhuriyet savcısının ( sanık ... ve ... hakkında kurulan hükümlere yönelik aleyhe temyiz isteminde bulunmuştur.) istinaf başvurularının, sanıklar ... ve ... hakkında istinaf istemlerinin esastan reddine, sanıklar ..., ... ve ... hakkında ise yeniden hüküm kurulmak suretiyle mahkumiyetlerine karar verilmiştir.
II. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
1. Sanık ... müdafinin temyiz istemi, sanığın mahkumiyetine neden olan tek delilin TAPE kayıtları olduğuna, konuşmaların uyuşturucu madde ticareti ile ilgili olmadığına, mahkumiyete esas alınan ilk eylemde tanığın mahkemedeki savunmasına itibar edilmesi gerektiğine, ikinci eylemde tanığa uyuşturucu madde satmadığına, mahkumiyete yeterli kesin delil olmadığından beraat kararı verilmesi gerektiğine yöneliktir.
2. Sanık ... müdafinin temyiz istemi, kararın hukuka ve kanuna uygun olmadığına, kararın bozulmasın yöneliktir.
3. Sanık ... müdafinin temyiz istemi, sanığın uyuşturucu madde kullanıcısı olduğuna, sanık ...'in söz konusu uyuşturucu maddeleri nereden temin ettiğini bilmediğine, sanığın İstanbul iline gitmekteki amacının uyuşturucu madde temin etmek olmadığına, sanığın ...'e borç para verdiğine, uyuşturucu madde temin etmesi için para vermediğine, mahkumiyete yeterli delil bulunmadığına, TAPE kayıtlarında uyuşturucu madde ticaretine ilişkin olmadığına, uyuşturucu madde ticareti suçlamasına yönelik kıstasların bulunmadığına, beraat kararı verilmesi gerektiğine yöneliktir.
4. Sanık ... müdafinin temyiz istemi, sanığın üzerine atılı suçu işlediğine dair delil olmadığına, sanığın üzerinde ele geçen uyuşturucu miktarı ile aletin sanığın uyuşturucu madde kullanıcısı olduğunu kanıtladığına, sanığın sanık ... ile birlikte uyuşturucu madde kullandığına fakat satmadığına, sanık ...'in üzerinde çıkan uyuşturucu maddelerin paketlenme şekli ile sanığın evinde ele geçen maddelerin uymadığına, mahkumiyete yeterli her türlü şüpheden uzak delil bulunmadığına yöneliktir.
5. Sanık ... müdafinin temyiz istemi, ilk derece mahkemesi kararını istinaf eden Cumhuriyet savcısının sanığın 27.01.2019 tarihli eylemi aleyhine istinafta bulunduğuna, mahkumiyetine karar verilen eylemi aleyhine istinafta bulunmadığına, bu nedenle Bölge Adliye Mahkemesi tarafından bu eylem hakkında yargılama yapılamayacağına ve aleyhe hüküm tesis edilemeyeceğine, TAPE kayıtlarının uyuşturucu madde ticaretine yönelik olmadığına, ev arama kararı ve işleminin hukuka aykırı olduğuna, sanık hakkında lehe hükümlerin uygulanması gerektiğine yöneliktir.
6. Sanık ...'ın temyiz istemi, mahkumiyete yönelik somut delil olmadığına, TAPE görüşmelerinin uyuşturucu madde ticaretine yönelik olmadığına yöneliktir.
7. Sanık ... müdafinin temyiz istemi, sanığın zorunlu müdafisi olması ve kendilerine özel olarak temyizden vazgeçme yetkisi verilmemiş olması nedeniyle hak kaybı oluşmaması nedeniyle ek kararı temyiz ettiklerine yöneliktir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
1. Sanık ... Hakkında Kurulan Hükme Yönelik Olarak Yapılan Temyiz Talebinin İncelemesinde
Sanık müdafinin kanuni süresi içinde temyiz sebeplerini öne sürdükten sonra, sanığın ceza evinden gönderdiği 28.07.2023 tarihli dilekçe ile temyiz isteminden feragat ettiğini bildirdiği, 28.07.2023 tarihli başka bir dilekçesinde de müdafisinin temyiz talebinden feragatla ilgili tüm işlemleri yapmasına izin verdiğini belirttiği, sanık müdafinin gönderdiği dilekçede de sanığın isteği üzerine temyizden vazgeçtiklerini beyan etmesi ve temyiz davasının istek şartına bağlı olduğu anlaşılmakla, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 266/1. maddesi uyarınca temyiz isteminden vazgeçme nedeniyle dava dosyasının incelenmeksizin iadesine karar verilmesi gerekmiştir.
2. Sanık ... Hakkında Kurulan Ek Karara Yönelik Olarak Yapılan Temyiz Talebinin İncelemesinde
Sanık ...'ın cezaevinden gönderdiği dilekçede temyizden vazgeçtiğini beyan etmesi üzerine cezasının kesinleştirildiği, sanık müdafinin kararı temyiz etmesi nedeniyle, ek karar ile temyiz talebinin reddine karar verildiği ve sanık müdafii tarafından bu ek karar da temyiz edilmiş ise de, Bölge Adliye Mahkemesinin ek karar gerekçesi hukuka uygun olup, sanık ve müdafinin temyiz istemleri yerinde görülmemiştir.
3. Sanıklar ..., ..., ..., ..., ... Hakkında Kurulan Hükümlere Yönelik Yapılan Temyiz Talebinin İncelemesinde
Dava dosyası kapsamına göre, sanıklar ..., ..., ..., ... hakkında uyuşturucu madde ticareti yaptıklarına dair şüphe olması nedeniyle kullanmış oldukları telefon numaraları hakkında iletişimin dinlenmesi kayda alınması kararlarının alındığı, bu kapsamda;
Sanık ...'un 14.01.2019 tarihinde temyiz dışı sanık ... aracılığıyla tanık ....'ya uyuşturucu madde temin ettiği, 22.01.2019 tarihinde ise tanık ...'ye uyuşturucu madde sattığı, sanık ...'in 14.12.2018 tarihinde temyiz dışı sanık ...'den aldığı uyuşturucu maddeleri tanıklar .... ve ....'ya sattığı, 08.02.2019 tarihli eyleminde ise sanık ... ile beraber İstanbul iline giderek, sanık ...'ın verdiği parayla ...'a uyuşturucu madde temin ettiği, sanık ...'nin 01.03.2019 tarihinde temyiz dışı sanık ... ile ortak hareket ederek uyuşturucu madde satmak için madde bulundurduğu, sanık ...'ın ise 09.04.2019 tarihinde tanık ....'ya uyuşturucu madde sattığı iddialarına ilişkin olarak;
Yargılama sürecindeki işlemlerin usul ve kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan tüm delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, eylemlerin sanıklar tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, vicdani kanaatin dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, eyleme uyan suç vasfı ile yaptırımların doğru biçimde belirlendiği anlaşılmış olup; sanık ...'un eylemleriyle ilgili olarak; TAPE kayıtları, ilk eylemde tanığın sanıktan uyuşturucu madde aldığına dair beyanı ve teşhisi, ikinci eylemde olay öncesi ve sonrasında yapılan telefon konuşmaları, fiziki takip tutanağı ve tüm dava dosyası kapsamından her iki eylemin de sübut bulduğunun belirlendiği, sanık ...'in eylemleri ile ilgili olarak, sanığın ilk eyleminde tanıklara uyuşturucu madde verdiğine dair ikrar içeren ifadesi, ikinci eyleminde sanık ... ile yaptığı telefon görüşmeleri, yine ifadesinde uyuşturucu madde aldığını ve birlikte kullandıklarına dair ifadesi ile tüm dava dosyası birlikte değerlendirildiğinde sanığın eylemlerinin sübut bulduğu, sanık ...'ın eylemi ile ilgili olarak, sanığın alınan ifadesinde sanık ...'e uyuşturucu madde temin etmesi için para verdiğine yönelik ikrar içeren savunması ile taraflar arasında yer alan TAPE kayıtları göz önüne alındığında eyleminin sübut bulduğu, sanık ...'nin eylemi ile ilgili olarak, temyiz dışı sanık ...'le birlikte üzerlerinde uyuşturucu madde varken yakalanması, sanıkların arasında olay öncesine ait ve uyuşturucu madde ticareti ile ilgili olan birçok telefon konuşmasının olması, sanık ...'in sanık ...'den uyuşturucu madde aldığına dair ifadesi, sanıklar arasında birbirlerine iftira atmayı gerektirecek hiçbir husumetin bulunmadığı da göz önüne alındığında sanığın üzerine atılı suçun sübut bulduğu, sanık ...'ın eylemi ile ilgili olarak, fiziki takip tutanağı, tanıklar ve sanığın birbirleriyle ve tutanak ile çelişen savunmaları ve özellikle tanıktan ele geçen 1 tam yarım pembe uyuşturucu hapın aynı şekilde sanığın evinde 2 tam bir yarım pembe hap şeklinde ele geçmesi hususları birlikte değerlendirildiğinde, Bölge Adliye Mahkemesinin kabulünde ve gerekçesinde isabetsizlik bulunmadığı, sanık ... hakkında ilk derece mahkemesi tarafından verilen karara sonuç olarak aleyhe temyizin bulunması nedeniyle sanığın 09.04.2019 tarihli eylemi ile ilgili olarak mahkumiyet hükmü kurulmasında hukuka aykırılık bulunmadığı, ...'ın eyleminde adli arama işleminin hukuka uygun olarak yapıldığı, sanık ... hakkında etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanma şartlarının oluşmadığı da belirlenerek; sanık ... müdafinin, sanık ... müdafinin, sanık ... müdafinin, sanık ... müdafinin, sanık ... ile müdafinin ve Cumhuriyet savcısının temyiz istemleri yerinde görülmemiş, Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararlarda hukuka aykırılık bulunmamıştır.
III. KARAR
1. Sanık ... Hakkında Kurulan Hükme Yönelik Olarak Yapılan Temyiz Talebinin İncelemesinde
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 266/1. maddesi uyarınca temyiz isteminden vazgeçme nedeniyle dava dosyasının Tebliğname’ye aykırı olarak oy birliğiyle İNCELENMEKSİZİN İADESİNE,
2. Sanık ... Hakkında Kurulan Ek Karara Yönelik Olarak Yapılan Temyiz Talebinin İncelemesinde
Sanığın temyiz isteminden kendi hür iradesiyle vazgeçtiği, temyiz davasının istek şartına bağlı olduğu göz önüne alındığında, İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 26. Ceza Dairesi'nin 21.01.2022 tarihli ek kararında hukuka aykırılık görülmediğinden, sanık ve sanık müdafinin temyiz istemlerinin, 5271 sayılı Kanun'un 296/2. maddesi uyarınca Tebliğname’ye uygun olarak oy birliğiyle REDDİ İLE EK KARARIN ONANMASINA,
3. Sanıklar ..., ..., ..., ..., ... Hakkında Kurulan Hükümlere Yönelik Yapılan Temyiz Talebinin İncelemesinde
Gerekçe bölümünde açıklanan nedenle İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 26. Ceza Dairesinin, 06.12.2022 tarihli, 2021/1852 Esas, 2021/418 Karar sayılı kararında sanık ... müdafii, sanık ... müdafii, sanık ... müdafii, sanık ... müdafii, sanık ... ile müdafii ve Cumhuriyet savcısı tarafından öne sürülen temyiz sebepleri ve 5271 sayılı Kanun’un 289/1. maddesi ile sınırlı olarak yapılan temyiz incelemesi sonucunda hukuka aykırılık görülmediğinden, 5271 sayılı Kanun’un 302/1. maddesi uyarınca Tebliğname’ye uygun olarak oy birliğiyle TEMYİZ İSTEMİNİN ESASTAN REDDİ İLE HÜKÜMLERİN ONANMASINA,
Hükmolunan ceza miktarı ile tutuklu kalınan süre dikkate alınarak sanık ... hakkındaki salıverilme talebinin REDDİNE,
Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304/1. maddesi uyarınca Söke 2. Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 26. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 10.07.2025 tarihinde karar verildi.
AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
N.Ö. / TÜRKİYE DAVASI
(Başvuru no. 24733/15)
İHLAL KARARI
8. madde • Pozitif yükümlülükler • Özel hayat • Yerel mahkemelerin, başvuranın iş yerinde amiri tarafından cinsel saldırıya uğradığı iddialarına yeterli bir şekilde karşılık vermemesi ve davayı gerekli olduğu şekilde dikkatli incelemeye tabi tutmaması • Dava koşullarının tespit edilmesi için mevcut araçların araştırılmaması ve olaylara ilişkin farklı anlatımların güvenilirliğinin yeterince değerlendirilmemesi • Başvuranın saldırıyı bildirmekte gecikmesine gerekçe gösterilmeksizin dayanılması • Cinsel suçlarla ilgili soruşturma, cinsel şiddet mağdurunun nasıl davranması gerektiğine ilişkin basmakalıp varsayımlar veya düşünceler değil, davaya ilişkin olaylara özgü, bağlama duyarlı bir değerlendirme gerektirebilir • Yerel mahkemelerin, şikâyetin zamanlamasının uygun olup olmamasını diğer kanıtlar bağlamında değerlendirmeleri gerekliliği
Yazı İşleri Müdürlüğü tarafından hazırlanmıştır. Mahkeme açısından bağlayıcılığı bulunmamaktadır.
STRAZBURG
14 Ocak 2025
İşbu karar, Sözleşme’nin 44 § 2 maddesinde öngörülen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Bazı şekli değişikliklere tabi tutulabilir.
N.Ö./Türkiye davasında,
Başkan
Arnfinn Bårdsen,
Hâkimler
Saadet Yüksel,
Pauliine Koskelo,
Jovan Ilievski,
Davor Derenčinović,
Gediminas Sagatys,
Stéphane Pisani
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Dorothee von Arnim’in katılımıyla Daire olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm),
Türk vatandaşı olan N.Ö.’nün (“başvuran”) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (“AİHM” veya “Mahkeme”), İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca, 29 Nisan 2015 tarihinde Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine yapmış olduğu başvuruyu (no. 24733/15);
Sözleşme’nin 8. ve 14. maddeleri kapsamındaki şikâyetin Türk Hükümetine (“Hükümet”) bildirilmesi ve başvurunun geri kalanının kabul edilemez olduğunun beyan edilmesi kararını göz önünde bulundurarak;
Başvuranın adının açıklanmaması kararını;
Tarafların beyanlarını dikkate alarak;
3 Aralık 2024 tarihinde yapılan kapalı müzakereler sonucunda,
Aynı tarihte kabul edilen aşağıdaki kararı vermiştir:
GİRİŞ
1. Dava, başvuranın, amiri tarafından kendisine karşı gerçekleştirildiği iddia edilen cinsel saldırıyı bildirmekte gecikmesinin, yerel mahkemelerce -ilgili kararlarına varırken- dikkate alınması nedeniyle, Sözleşme’nin tek başına veya 14. maddesiyle bağlantılı olarak 8. maddesinin ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
OLAYLAR VE OLGULAR
2. Başvuran N.Ö. 1978 doğumlu bir Türk vatandaşı olup, Ankara’da ikamet etmektedir. Bölüm Başkanı, başvuranın kimliğinin kamuya açıklanmamasına yönelik talebini kabul etmiştir (Mahkeme İç Tüzüğü’nün 47 § 4 maddesi). Başvuran, Mahkeme önünde İstanbul barosuna bağlı Avukat H. Yılmaz Kayar tarafından temsil edilmiştir.
3. Hükümet ise söz konusu dönemde kendi görevlisi olan Türkiye Cumhuriyeti Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Dairesi eski Başkanı Hacı Ali Açıkgül tarafından temsil edilmiştir.
4. Dava konusu olaylar; taraflarca belirtildiği üzere ve taraflarca ibraz edilen belgelerden anlaşılacağı şekilde, aşağıdaki gibi özetlenebilir.
5. Başvuran bir diş hekimidir. Başvuran, somut başvuruya konu olayların meydana geldiği tarihte, Ankara’da bir hastanede (“hastane”) çalışmaktadır.
6. Başvuran, 8 Mart 2012 tarihinde, kendisine cinsel saldırıda bulunduğu iddiasıyla hastanenin Başhekimi M.Y. hakkında savcılığa yazılı şikâyette bulunmuştur. Başvuran, 2009 yılında hastanede çalışmaya başladığını ve M.Y.’nin kendisine ilgi duyduğunu ve kendisini sık sık özel görüşmelere çağırdığını belirtmiştir. Bu görüşmelerde, M.Y. başvuranın zor bir evlilik geçirmiş ve boşanmış bir kadın olduğunu bildiğini ve ona her türlü sorununda yardımcı olabileceğini söylemiş, bekâr bir kadın olarak hayatında bir erkeğe ihtiyaç duyacağını ima etmiştir. Başvuranın, M.Y.ye uygunsuz davranışlarına son vermesini söylemesine ve M.Y.nin ısrarlı aramalarına geri dönmemesine rağmen, M.Y. bu girişimlerini sürdürmüştür. Personel kayıtlarından başvuranın ev adresini bulan M.Y., akşam geç saatlerde başvuranı telefonla arayıp aynı semtte yaşadığını belirterek kendisini başvuranın evine davet ettirmeye çalışmıştır. Temmuz 2010’da başvuranın hatırlayamadığı bir tarihte, M.Y. başvuranın zilini çalmıştır. Kapıyı açan başvuran M.Y.ye kendisini içeri kabul edemeyeceğini söylemiştir. Başvuran kapıyı kapatırken, M.Y. ayağını kapıya koyarak zorla başvuranın evine girmiştir. M.Y. başvuranın telefonlarına cevap vermemesi nedeniyle üzgün olduğunu söylemiş ve bu tutumunu sürdürmesi halinde işlerin kendisi için iyi gitmeyeceği tehdidinde bulunmuştur. M.Y. daha sonra evliliğinde mutsuz olduğunu ve eşiyle yapamayacağı bazı şeyler olduğunu söylemiştir. M.Y. bunu söyledikten sonra, pantolonunun düğmesini açmış ve başvurandan kendisine oral seks yapmasını istemiştir. Başvuran bunu reddettiğinde ise, M.Y. başvuranın kafasını sıkıca tutmuş ve penisini zorla ağzına sokmuştur. Başvuran direnip ayağa kalkmaya çalıştığında, M.Y. başvuranı sıkıca tutmuş ve üst eşofmanına boşalmıştır. M.Y. daha sonra banyoyu kullanmış ve evden ayrılmıştır.
7. Başvuran şikâyetinde, misillemeden korktuğu için saldırının hemen ardından şikayette bulunamadığını ve hem çaresiz hissettiğini hem de cinsel taciz mağdurlarına yönelik yaygın toplumsal ve kültürel tutumların bilincinde olduğunu belirtmiştir. Başvuran, aldığı psikolojik yardımın ve son yıllarda kadın hakları konusunda yaşanan olumlu gelişmelerin kendisine nihayet şikâyetini dile getirme cesareti verdiğini eklemiştir. Başvuran, kendisinin hazırlattığı -İstanbul Üniversitesi Adli Tıp Ana Bilim Dalı tarafından düzenlenen- 6 Şubat 2012 tarihli bir bilirkişi raporunu da şikâyetine eklemiştir. Başvuran, son olarak, söz konusu olaylara ilişkin kendi anlatımını doğrulamak isteyen tanıkların M.Y. tarafından etkilenmeye çalıştığını ileri sürmüştür. Başvuran, kendisine hem işte hem de iş dışında koruyucu önlemler sağlanmasını talep etmiştir.
8. 6 Şubat 2012 tarihli raporda şu bulgulara yer verilmiştir: başvuran 28 ve 29 Aralık 2011 tarihlerinde bir psikiyatrist tarafından muayene edilmiş ve kendisine travma sonrası stres bozukluğu, ağır depresyon ve distimik bozukluk (diğer bir ifadeyle depresif bozukluk) teşhisi konulmuştur. Başvuranda teşhis edilen ruhsal travma, iş yerindeki sözlü ve psikolojik şiddet türüyle ve başvuranın anlattığı cinsel saldırıyla örtüşmektedir.
9. Cumhuriyet savcısı, 9 Mart 2012 tarihinde olayla ilgili bir soruşturma başlatmıştır. Cumhuriyet savcısı soruşturması kapsamında 16 Mart 2012 tarihinde başvuranın ifadesini almış ve M.Y.den de ifade vermesini istemiştir. M.Y. ifadesini yazılı olarak vereceğini bildirmiştir.
10. M.Y. 29 Mart 2012 tarihinde Cumhuriyet savcısına sunduğu yazılı ifadesinde hakkındaki iddiaları reddetmiştir. M.Y.nin ifadesine göre, başvuran hastanede çalışmaya başladıktan kısa bir süre sonra kendisiyle arkadaşlık ilişkisi kurmuştur. Örneğin, bazen yalnız bazen de diğer iş arkadaşlarıyla birlikte öğle yemeğine gitmişlerdir. Kendisine boşanmasından ve bununla ilgili kişisel sorunlarından bahseden kişi başvuran olmuştur. Birbirlerine telefon numaralarını vermişler ve mesai saatleri içinde ve dışında birbirlerini aramışlardır. M.Y. 3 Nisan 2010 tarihinde Samsun’daki ailesini ziyaret ettiği esnada, başvuran kendisini telefonla aramıştır. M.Y. başvurana hasta olduğunu ve bu durumdayken Ankara’ya geri dönemeyeceğini söylemiştir. Başvuran o gece M.Y.ye mesaj atarak Samsun’a geldiğini, Öğretmenevinde kalacağını ve ertesi gün Ankara’ya beraber dönebileceklerini söylemiştir. M.Y. başvuranın teklifini kabul etmiş ve ertesi gün başvuranın arabasıyla geri dönmüşlerdi. Ankara’ya vardıklarında, başvuran M.Y.yi evine davet etmiştir. Başvuranın dairesine girdiklerinde, başvuran M.Y.yi çok beğendiğini söyleyerek cinsel yakınlaşma kurmaya başlamıştır. Başvuran ve M.Y. tamamen rızaya dayalı olarak cinsel faaliyette bulunmaya başlamışlardır. Ancak, başvuran tam cinsel birleşme istediğini belirttiğinde, M.Y. bir ailesi ve eşi olduğu için daha ileri gitmesinin yanlış olacağını söyleyerek bunu reddetmiştir. Başvuran, reddedildikten sonra bariz bir şekilde üzülmüştür. Ertesi gün başvuran M.Y.nin ofisine gelerek, onu herkesin önünde küçük düşürmekle tehdit etmiştir. Başvuran, o günden itibaren iş arkadaşlarına M.Y.nin kendisine tecavüz etmeye çalıştığını söyleyerek M.Y.ye iftira atmıştır. Başvuran, sadece M.Y. kendisini reddettiği için hükümet bakanlarına mektuplar yazarak hakkında şikâyette bulunmuştur.
11. M.Y. ifadesinde, başvuranın davranışlarının ve iddialarının “hayatın olağan akışına aykırı” olduğunu ileri sürmüştür. Öncelikle, başvuran, iş yerindeki üstlerine M.Y. hakkında hemen ithamlarda bulunmuş olmasına rağmen, savcılığa şikâyette bulunmadan önce iki yıl bekleyerek tutarsız davranmıştır. M.Y. ayrıca, üniversite eğitimi almış ve diş hekimi olan bir kadının, iddialar gerçekten doğru olsaydı sessiz kalmayacağını belirtmiştir. Ayrıca, başvuran olayın Temmuz 2010’da bir tarihte gerçekleştiğini iddia etmiş olsa da, bu tarihten sonra da M.Y.nin eşiyle sosyalleşmeye devam etmiştir. Örneğin, başvuran Mart 2011’de, M.Y.nin eşi ve hastanedeki bazı meslektaşlarıyla birlikte kahvaltıya gitmiştir - M.Y.ye göre, normal şartlarda, bu kişinin eşi tarafından yaşatılan travmatik olaylardan muzdarip biriyle bağdaştırılacak bir davranış değildir.
12. M.Y. ayrıca Cumhuriyet savcısından, Samsun Öğretmenevinin 3 ve 4 Nisan 2010 tarihleri arasındaki otel kayıtlarını temin etmesini ve kendisine ve başvurana ait telefon numaralarına ilişkin HTS kayıtlarını incelemesini talep etmiştir. M.Y. ayrıca hastanede çalışan bazı kişilerin tanık olarak dinlenmesini talep etmiştir. M.Y. son olarak, başvuranın şikâyeti sonucunda, 16 Mart 2012 tarihi itibariyle hastanedeki Başhekimlik görevinden alındığını kaydetmiştir.
13. Başvuran, M.Y.nin ifadesine cevaben Cumhuriyet Savcısına ek bir ifade sunmuştur. Başvuran, M.Y.yi görmek için Samsun’a gittiğinin doğru olmadığını belirtmiştir. Başvuran, aslında bir tıp konferansına katılmak üzere kayıt yaptırmış ve 4 Nisan 2010 tarihinde etkinliğe katılacağını amiri olan M.Y.ye bildirmiştir. M.Y. ailesini ziyaret etme bahanesiyle Samsun’a gitmiş ve 4 Nisan sabahı başvuranı arayarak hastalandığını söylemiş ve kendisini Ankara’ya geri götürmesini istemiştir. Başvuran reddetmeye çalışsa da, M.Y. talebinde ısrar etmiş ve başvurana önceliğinin konferansa katılmak değil, amirine yardım etmek olması gerektiğini söylemiştir. Başvuran da bu nedenle buna uymak zorunda kalmıştır. Ankara’ya vardıklarında, M.Y. arabada biraz konuşmak istemiş ve başvurana evliliğindeki sorunlardan bahsederek ve hatta başvuranın cinsel ihtiyaçlarını karşılamak için hayatında bir erkeğe ihtiyacı olduğunu ima ederek, başvuranın rahatsız hissetmesine neden olmuştur. Başvuran hemen arabadan inmiş ve M.Y.ye bu tür konuşmalardan rahatsız olduğunu açıkça belirtmiştir. M.Y. o gün başvuranı cep telefonundan birkaç kez aramış, ancak başvuran bu aramalara cevap vermemiştir. Başvuran ertesi gün işe döndüğünde, M.Y. özür dilemeye çalışmış ve birkaç gün sonra hiçbir şey olmamış gibi davranmaya başlamıştır.
Başvuran ayrıca ifadesinde M.Y.nin eşini tanıdığını ve onunla birkaç defa vakit geçirdiğini belirtmiştir. Temmuz ayında yaşanan olaydan sonra M.Y.nin eşiyle irtibata geçmemiştir. Bu olaydan önce, çocuklara matematik dersleri veren bir kuruluş yararına düzenlenecek bir etkinlikle ilgili olarak mesajlaşmışlardır; bu konuyu yukarıda bahsedilen olaydan önce de konuşmuşlardır. Başvuran M.Y.nin eşini düzenli olarak gerçekleştirilen bir kahvaltı organizasyonu kapsamında da görmüştür, ancak hastane tarafından düzenlenen ve yaklaşık 200-300 kişinin katıldığı bir organizasyon olduğu için bu tür bir toplantıya özellikle onunla birlikte gitmemiştir. Her halükarda, başvuranın, M.Y.nin eşine karşı olumsuz bir tutumu yoktur ve M.Y.nin davranışları nedeniyle eşini ya da çocuklarını suçlamamıştır.
14. Cumhuriyet savcısı ayrıca, isimleri sırasıyla başvuran ve M.Y. tarafından kendisine verilen tanıkların ifadelerini almıştır. Tanıklar, M.Y. tarafından başvurana yönelik herhangi bir görevi kötüye kullanma veya cinsel saldırı (fiziksel veya sözlü) olayına şahit olmadıklarını ifade etmişlerdir.
15. Cumhuriyet Savcısı 17 Temmuz 2012 tarihinde M.Y. hakkında kovuşturmaya yer olmadığına karar vermiştir. Cumhuriyet savcısı, bu kararını, başvuranın iddiaları dışında M.Y.ye karşı işlem başlatılmasını gerektirecek herhangi bir delil bulunmadığı tespitine dayandırmıştır. Savcıya göre, kendi sosyal çevresi olan eğitimli bir yetişkin olan başvuran, kendisine yönelik haksız saldırıları bertaraf edebilecek bir konumdadır. Dolayısıyla, şikâyetini iddia konusu olaydan ancak iki yıl sonra dile getirmiş olması makul olmayıp “hayatın olağan akışına aykırıdır”.
16. Başvuran, Cumhuriyet savcısının kararına karşı Sincan Ağır Ceza Mahkemesine itirazda bulunarak, diğer hususların yanı sıra, Cumhuriyet savcısının vardığı sonuçların, şüphelinin verdiği ifadeye ve başvuranın durumundaki bir kadının saldırılara karşı koyabilecek bir konumda olacağı ve iddia konusu olaydan iki yıldan daha kısa bir süre sonra şikâyette bulunacağı yönündeki öznel varsayıma dayandırıldığı göz önünde bulundurulduğunda, savcı tarafından yürütülen soruşturmanın eksik ve yüzeysel olduğunu ileri sürmüştür. Başvuran ayrıca, Cumhuriyet savcısının, kendisi ile şüpheli arasındaki telefon görüşmelerinin kayıtları gibi, davaya ilişkin olguları ortaya koymaya yönelik deliller sunmadığı konusunda şikâyetçi olmuştur. Savcı ayrıca, Ankara Üniversitesi Adli Tıp Ana Bilim Dalı tarafından düzenlenen 14 Mayıs 2012 tarihli adli tıp raporunu da (başvuranın kendisi tarafından hazırlatılmıştır) dikkate almamıştır; bu raporda, DNA analizi sonucunda başvuranın kıyafetindeki lekenin meni izleri taşıdığı teyit edilmiştir. Cumhuriyet savcısı, M.Y.den DNA örneği almamış ve DNA’sını başvuranın eşofmanında bulunan lekenin DNA’sıyla karşılaştırmak üzere bir DNA analizi yaptırmamıştır.
17. Sincan Ağır Ceza Mahkemesi, 28 Aralık 2012 tarihli kararıyla, diğer hususların yanı sıra, başvuranın ve M.Y.nin telefonlarına ait HTS kayıtlarının incelenmemiş olması ve dava dosyasında yer alan ve şüpheli hakkında kovuşturma yürütülmesini gerektirecek yeterli şüphe bulunduğunu belirten adli tıp uzmanı raporu göz önünde bulundurulduğunda, savcı tarafından yürütülen soruşturmanın eksik olduğunu kaydederek, M.Y. hakkında ceza davası açılmamasına ilişkin 17 Temmuz 2012 tarihli kararın bozulmasına karar vermiştir.
18. Ağır Ceza Mahkemesi kararının bir sonucu olarak, Cumhuriyet savcısı 3 Nisan 2013 tarihinde, M.Y.nin Ceza Kanunu’nun 102. maddesi uyarınca penetrasyon yoluyla cinsel saldırıda bulunma ve görevini kötüye kullanma suçlarından cezalandırılması istemiyle bir iddianame düzenleyerek Ankara Ağır Ceza Mahkemesine sunmuştur. Başvuran, davaya şikâyetçi sıfatıyla katılmıştır.
19. Yargılamayı yürüten mahkeme 8 Mayıs ile 23 Ekim 2013 tarihleri arasında duruşmalar gerçekleştirmiştir. Başvuran duruşmada sözlü ifade vermek istemediğinden, yargılamayı yürüten mahkeme, başvuranın asıl şikayetinin ve savcı huzurunda verdiği önceki ifadenin mahkemede okunması talebini -M.Y.nin itirazlarına rağmen- kabul etmiştir.
20. M.Y. ise mahkeme önünde verdiği ifadesinde, ailesini ziyaret etmek amacıyla Samsun’a gittiğinde başvuranın da Samsun’a geldiğini ve birlikte Ankara’ya döndüklerini belirtmiştir. Ankara’ya vardıklarında, başvuran kendisini evine davet etmiş ve bir şeyler yiyip içmek üzere hazırlık yapmıştır. Başvuran ve M.Y. konuşmaya başlamış ve başvuran M.Y.ye ondan hoşlandığını ve Samsun’a gelme sebebinin bu olduğunu söyleyerek cinsel yakınlaşmada bulunmuştur. Başvuran, M.Y.nin pantolonunun fermuarını açmış ve eliyle mastürbasyon yaparak boşalmasını sağlamıştır. Başvuran daha sonra M.Y.ye eski eşine ait eşofman altı getirmiştir. Bir süre konuşmaya devam etmişler ve daha sonra başvuran tam cinsel birleşme istemiş, bu noktada M.Y. bir ailesi ve eşi olduğu için daha ileri gitmesinin yanlış olacağını söyleyerek reddetmiştir. M.Y. penisini zorla başvuranın ağzına soktuğu ve saniyeler sonra boşaldığı iddiasının mantıksız olduğunu eklemiştir. Hiçbir erkek, silah gibi bir “tehdit unsuru” desteği olmadan penisini zorla başka birinin ağzına sokma riskine girmeyecektir.
21. Yargılamayı yürüten mahkeme yargılama sürecinde bir dizi karakter tanığını dinlemiş ve başvuran tarafından ibraz edilen tıbbi raporları incelemiştir.
22. Tanıklardan hiçbiri iddia konusu cinsel saldırıya ilişkin herhangi bir gözlemde bulunmamıştır. Tanıklardan on altısı savunma makamı tarafından çağrılmıştır: bunlardan biri sanığın eşi, geri kalan on beşi ise hastanede çalışan kişiler veya M.Y.nin üniversiteden arkadaşlarıdır. Bilgi işlem biriminde çalışan tanıklardan biri, başvuranın kendisinden yazılı olarak tanıklık etmesini ve sanığa yönelik cinsel saldırı iddialarını desteklemesini istediğini belirtmiş ve bunu yapmadığı takdirde adını lekelemekle tehdit ettiğini eklemiştir. Söz konusu tanık mahkemeye, olay hakkında hiçbir bilgisi olmadığını ve bu nedenle ne başvuranın ne de sanığın lehine ya da aleyhine tanıklık yapacağını söylemiştir. İki yıl boyunca sanığın sekreteri olarak çalışmış olan bir başka tanık mahkemeye, başvuranın ve avukatının bir gün kendisini yemeğe götürdüklerini ve kendisinden yardım istediklerini söylemiştir. O gün bir kâğıda öfkeyle bazı şeyler yazmış ve başvurandan bu bilgileri kullanmamasını istemesine rağmen, başvuran bu bilgileri sanığa karşı kullanmıştır. Hastanede çalışan bir doktor olan (iş yeri personelinin sağlık ihtiyaçlarını karşılayan doktor) bir başka tanık, başvuranın söz konusu dönemde antidepresan kullandığını ve boşanması nedeniyle kişisel sorunlar yaşadığını belirtmiştir. Söz konusu tanığa göre, başvuranın, sanığın eşiyle yakın bir ilişkisi olduğu görülmektedir. Tanık, başvuranın bir defasında kendisini, başka bir kadın meslektaşını ve sanığı bir meslektaşının düğününe götürdüğünü hatırlamıştır. O gece, sanık, üşüyen kadın meslektaşına ceketini ödünç vermeyi teklif ettiğinde, başvuran oldukça garip bir tepki göstermiştir. Başvuran bu durumdan memnun olmamış ve bu memnuniyetsizliği davranışlarına da yansımıştır. Tanık, o sırada normalde bir kişinin ancak eşine karşı böyle davranabileceğini düşündüğünü de eklemiştir.
23. Hastanede diş hekimi olarak çalışan bir başka tanık ifadesinde, Şubat 2010’da bir tarihte kendisinin, başvuranın ve M.Y.nin, başvuranın arabasıyla birlikte bir sosyal etkinliğe gittiklerini belirtmiştir. Başvuran, Mayıs 2010’da, kendisini, sanığın eşini ve çocuklarını “Türkçe Olimpiyatlarına” götürmüştür. Tanık, aralarında yaşanan bir anlaşmazlık nedeniyle başvuranla artık konuşmadığını belirtmiştir. Tanık, 2011 yılında bir tarihte, başvuranı sanığın eşiyle birlikte kahvaltı etkinliğinde görmüştür. Sanık bu etkinliğe katılmamıştır.
24. Sanığın eşi mahkeme önündeki ifadesinde, başvuranla yakın bir ilişkilerinin olduğunu söylemiştir. Başvuranın, kendisine ve çocuklarına karşı sıcakkanlı olduğunu belirtmiştir. Birlikte seyahate bile çıkmışlardır. Ayrıca 2010 yılında düzenlenen “Türkçe Olimpiyatlarına” da beraber katılmışlardır. Başvuranın eşi Haziran 2011’de kalp krizi geçirmiş ve başvuran kendisini sık sık hastanede ziyaret etmiştir.
25. Diğer tanıklar, başvuran ile M.Y. arasındaki ilişkiye dair herhangi bir gözlemde bulunmamıştır.
26. Başvuran tarafından altı tanık çağrılmıştır. Bu tanıklardan biri 2008 ile 2011 yılları arasında hastanede güvenlik görevlisi olarak çalışmıştır. İlgili tanık, sanığın başka bir erkek güvenlik görevlisini elleri cebinde durduğu için cezalandırdığını, ancak görev başındayken uyuyakalan bir kadın güvenlik görevlisi gördüğünde herhangi bir müdahalede bulunmadığını belirtmiştir. Tanık ayrıca sanığı otoparkta sekreterine akşam geç bir saatte araba kullanmayı öğretirken gördüğünü belirtmiştir. Hastanenin muhasebe bölümünde çalışan bir başka tanık mahkeme önündeki ifadesinde, Nisan 2010’da bir tarihte işle ilgili bir konuda başvuranın ofisine uğradığını ve orada bulunduğu esnada sanığın başvuranın ofisine geldiğini ifade etmiştir. Başvuran her ikisine de birer parça meyve ikram etmiştir. Sanık ise başvurana, meyve ikram etmesinin özellikle mini etek giydiği dikkate alındığında “tahrik edici” olduğu yanıtını vermiştir. Sanık ardından onu bir daha mini etek giyerken görürse bacaklarını kıracağını da eklemiştir.
27. Hastanede hizmetli olarak çalışan bir başka tanık mahkemeye, 2009 yılından sonra başvuranın ruh halinde ciddi bir değişiklik olduğunu söylemiştir. Başvuran öncesinde dışa dönük ve mutlu bir kişiyken, tanık 2010 yılında başvuranı sık sık ağlarken ya da ağlamak üzereyken gördüğünü ve başvuranın çoğu zaman depresif göründüğünü ifade etmiştir. Tanık başvuranın burnunun sık sık kanadığını ve genel olarak üzgün ve endişeli olduğunu belirtmiştir. Tanık ayrıca, başvuranın, kendisine yukarıda bahsedilen başvuranın evindeki olaydan bahsettiğini söylemiştir.
28. Başvuranın çağırdığı bir başka tanık (üniversiteden bir arkadaşı), başvuranın yukarıda bahsedilen iddia konusu olayı telefonda kendisine anlattığını, özellikle de sanığın zorla dairesine girdiğini, kendisine tecavüz ettiğini ve ardından üzerine boşaldığını ifade etmiştir. Tanık, başvuranın kendisinden destek istediğini ve başvuranın olayı yetkililere ihbar etmeyi planladığını söylediğini belirtmiştir. Başvuran tarafından çağrılan bir başka tanık (yine üniversiteden bir arkadaşı), iddia konusu olayı ilk olarak medyadan duyduğunu ifade etmiştir. Tanık başvurana bu konuyu sorduğunda, başvuran M.Y.nin bir gece zorla evine girdiğini ve kendisine dokunduğunu, elle taciz ettiğini ve sarılmaya çalıştığını söylemiştir. Başvuran başka hiçbir cinsel faaliyetin gerçekleşmediğini söylemiştir. Tanık, başvuranın kendisine; yaşanan olaydan sonra M.Y.nin başvurana konuyu kapatması ve bu konuda konuşmaması halinde Sağlık Bakanlığında istediği göreve gelebileceğini söylediğini belirtmiştir.
29. Başvuran, yukarıda belirtilen ve kendisinin hazırlattığı 6 Şubat 2012 tarihli raporu ve başvuran tarafından incelenmek üzere verilen “siyah kumaş parçası” üzerindeki lekenin meni olduğu sonucuna varılan Ankara Üniversitesi Adli Tıp Ana Bilim Dalı tarafından hazırlanan 14 Mayıs 2012 tarihli adli tıp raporunu incelenmek üzere mahkemeye sunmuştur. Ancak raporda ayrıca, şüphelinin DNA örneği mevcut olmadığı için, şüphelinin DNA profili ile kumaşta bulunan materyali karşılaştıran DNA analizi yapmanın mümkün olmadığı belirtilmiştir. Başvuran, 27 Mayıs 2013 tarihinde yargılamayı yürüten mahkemeye yaptığı bir başvuruyla, mahkemeden (a) sanığın DNA’sının yukarıda bahsi geçen kumaştaki meniyle eşleşip eşleşmediğinin belirlenmesi için DNA testi yapılmasına karar vermesini, (b) kendisi ile sanık arasındaki telefon görüşmelerinin HTS kayıtlarının temin edilmesini, (c) suç duyurusunun yapıldığı tarihe kadar ilgili dönemde hastane çevresindeki kameraların çektiği güvenlik kamerası görüntülerinin temin edilmesini ve (d) tedavi gördüğü psikiyatri kliniğinden başvurana ilişkin tıbbi raporların ve bilgilerin temin edilmesini talep etmiştir.
30. Yargılamayı yürüten mahkeme 30 Mayıs 2013 tarihli duruşmada, başvuranın M.Y.nin DNA’sı ile lekeli kumaştaki DNA’yı karşılaştıran bir analiz yapılması talebini ve hastanenin kamera kayıtlarının mahkemece temin edilmesi talebini reddetmiştir. Öte yandan mahkeme, başvurana ve M.Y.ye ait cep telefonlarına ilişkin HTS kayıtlarının ilgili telekomünikasyon kurumundan temin edilmesine karar vermiştir.
31. Yargılamayı yürüten mahkeme, başvuranın tedavi gördüğü psikiyatri kliniğinden raporları ve bilgileri temin etmiştir. İlgili klinik tarafından düzenlenen bir rapora göre, başvuran ilk olarak Aralık 2012’de depresyon, karamsar bakış açısı ve tahammülsüzlük eğilimi şikâyetleriyle danışmanlık almak için gelmiştir. Başvuran, kendisine göre, 2009 yılından beri iş yerinde psikolojik şiddete maruz kalmış ve 2010 yılında cinsel saldırıya uğramıştır. Klinik, başvurana travmaya bağlı stres bozukluğu teşhisi koymuş ve ilaç reçete etmiştir. Başvuran her ay ya da iki ayda bir doktor randevularına katılmıştır.
32. Yargılamayı yürüten mahkeme, başvuranın fiziksel ve ruhsal sağlık durumunun tespiti amacıyla Hacettepe Üniversitesi Psikiyatri Ana Bilim Dalı tarafından muayene edilmesini talep etmiştir. Bu kapsamda, başvuranı muayene eden doktor heyeti 27 Ağustos 2013 tarihli raporda başvuranın fiziksel sağlığının iddia konusu olaydan etkilenmediğini belirtmiştir. Raporda başvuranın hafif depresyondan muzdarip olduğu belirtilmiştir. Başvuranın dikkat süresi ya da hafızasıyla ilgili herhangi bir sorunu olmadığı gibi, sanrı ya da halüsinasyon da görmemiştir. Raporda, başvuranın iddia konusu olaydan sonra travma sonrası stres bozukluğu ve depresyon yaşadığı ve bu durumların söz konusu cinsel saldırı dışında başka bir unsurla bağlantılı olmadığı sonucuna varılmıştır. Başvuranın ruh sağlığı kalıcı olarak bozulmuştur.
33. 23 Ekim 2013 tarihli duruşmada, hem başvuran hem de M.Y. Temmuz 2009 ile Ağustos 2010 arasındaki döneme ilişkin veriler temin edilemediği için HTS kayıtlarının eksik olduğunu iddia ederek itirazda bulunmuşlar ve bu kapsamda bu döneme ilişkin kayıtların telekomünikasyon birimlerinden yeniden istenerek temin edilmesini yargılamayı yürüten mahkemeden talep etmişlerdir. Yargılamayı yürüten mahkeme bu talebi reddetmiştir.
34. Yargılamayı yürüten mahkeme, 13 Kasım 2013 tarihli kararıyla, M.Y. hakkında yeterli delil bulunmadığı gerekçesiyle beraatine karar vermiştir. Yerel mahkeme gerekçesinde, sanığın, başvuranın yukarıda belirtilen eylemleri gerçekleştirmeye zorlandığını ileri sürmesine karşın, söz konusu olayın başvuranın kendi evinde rızasıyla gerçekleştiğini belirterek başvuranın iddialarını reddettiğini kaydetmiştir. Yargılamayı yürüten mahkemeye göre, başvuran ve sanığın bir çalışan-yönetici ilişkisi çerçevesinde etkileşimde bulundukları ve iş yeri dışında düzenlenen aynı sosyal etkinliklere de katıldıkları tanık ifadelerinden anlaşılmaktadır. Bu nedenle bir tür ilişki geliştirmiş olmaları muhtemeldir; ancak tanık ifadelerinden bu ilişkinin boyutunu tespit etmek mümkün olmamıştır. Yerel mahkeme ayrıca 6 Şubat 2012 tarihli adli tıp raporunda (bk. yukarıda paragraf 8) ve 27 Ağustos 2013 tarihli sağlık raporunda (bk. yukarıda paragraf 32) yer alan bulguları da dikkate almıştır. Bu nedenle yargılamayı yürüten mahkeme, başvuranın olayın Temmuz 2010’da bir tarihte gerçekleştiğini iddia ettiği sonucuna varmıştır. Buna karşın, başvuran kendisinin hazırlatmış olduğu adli tıp raporunu ancak 6 Şubat 2012 tarihinde temin etmiş ve savcılığa ancak 8 Mart 2013 (metinde belirtildiği haliyle) tarihinde -söz konusu olayın gerçekleştiği iddia edilen tarihten oldukça uzun bir süre sonra- şikâyette bulunmuştur; M.Y.nin söz konusu eylemi zorla gerçekleştirdiğine dair kesin ve ikna edici bir delil bulunmamaktadır.
35. Başvuranın 7 Temmuz 2014 tarihinde yaptığı temyiz başvurusu üzerine Yargıtay, yargılamayı yürüten mahkemenin vardığı sonuçları uygun bularak beraat kararını onamıştır.
36. Başvuran 18 Ağustos 2014 tarihinde Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunarak, diğer hususların yanı sıra (i) dosyadaki adli tıp incelemesinin ve uzman görüşlerinin yeterince dikkate alınmaması, (ii) mahkemelerin davayı, cinsel saldırı mağduru kadınların söz konusu suçu gecikmeksizin bildirecekleri varsayımıyla incelemiş olması ve (iii) mahkemelerin bu konudaki toplumsal gerçekliği, özellikle de saldırganın iş yerinde bir yönetici olduğu hususunu tamamen göz ardı etmiş olması nedenleriyle, diğer hususların yanı sıra maruz kaldığı cinsel saldırıya ilişkin soruşturmanın yetersiz olduğu konusunda şikâyette bulunmuştur.
37. 30 Eylül 2014 tarihinde kararını açıklayan Anayasa Mahkemesi, başvuranın şikâyetini Sözleşme’nin 8. maddesi kapsamında incelemiş ve açıkça dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle reddetmiştir. Anayasa Mahkemesi, başvuranın argümanlarının delillerin değerlendirilmesi ve iç hukukun uygulanmasıyla ilgili olduğunu; bu nedenle, yerel mahkeme kararlarının keyfi olmadığı veya değerlendirmede herhangi bir bariz hata içermediği göz önünde bulundurulduğunda, dördüncü derece niteliğinde olduğunu ve bu bağlamda kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerektiğini değerlendirmiştir.
İLGİLİ İÇ HUKUK VE UYGULAMA
Ceza kanunu
38. Söz konusu olayların meydana geldiği tarihte yürürlükte olan ve ilgili ceza yargılamasında atıf yapılan Ceza Kanunu’nun 102. maddesinde, cinsel saldırı suçunda iki yıldan yedi yıla kadar hapis cezasına hükmedileceği öngörülmüştür. Bu tür bir fiilin, mağdurun vücuduna bir organ veya sair bir cisim sokulması suretiyle gerçekleştirilmesi durumunda ise, yedi ila on iki yıl arasında hapis cezasına hükmolunacağı öngörülmüştür. Failin suçu iş ilişkisinin sağladığı nüfuzu kötüye kullanması suretiyle gerçekleştirmesi halinde, bu durum ağırlaştırıcı bir unsur teşkil edecek ve hapis cezasının yarı oranında artırılmasına yol açacaktır. Son olarak, mağdurun fiziksel veya ruhsal sağlığının saldırı sonucunda bozulmuş olması halinde, hükmedilecek hapis cezası on yıldan az olamaz.
Yargıtay İçtihadı
39. Hükümet, cinsel suça ilişkin davalarda, maddi delillerin olmadığı durumlarda tanığa dayalı delillerin büyük önem taşıdığını ve dikkatli bir şekilde değerlendirilmesi gerektiğini belirtmiştir. Hükümet, Yargıtayın kararlarında mağdurların ifadelerine büyük önem verdiğini, nitekim bazen sadece mağdurun ifadesine dayanılarak mahkûmiyet kararı verildiğini kaydetmiştir. Hükümet bu bağlamda, 18 Haziran 2014 tarihli bir karara (E. 2012/11711; K. 2014/8291) atıfta bulunmuştur; bu kararda Yargıtay (i) mağdurun kovuşturma aşamasında verdiği tutarlı ve samimi ifadeye dayanarak ve (ii) mağdur ile sanık arasında önceden herhangi bir husumet bulunmadığına dikkat çekerek beraat kararının bozulmasına hükmetmiştir. Hükümet, Yargıtayın da bir mağdurun ifadesinin doğruluğunu değerlendirmek için kriterler geliştirdiğini açıklamıştır. Bu kriterler arasında şunlar yer almaktadır: mağdurun şikâyette bulunmakta gecikmesi; ilgili suçun işlendiği tarihe kadar şüpheli ile mağdur arasındaki ilişkinin niteliği ve kapsamı; mağdurun ifadesinin tutarlılığı (veya tutarsızlığı) ve mağdurun olaylara ilişkin anlatımının “hayatın olağan akışına” uygun olup olmadığı; mağdur ile şüpheli arasında herhangi bir husumet veya düşmanlık olup olmadığı; mağdurun söz konusu saldırıya karşı koyma veya yardım çağırma imkânına sahip olup olmadığı. Hükümet bu bağlamda, Yargıtayın 20 Mart 2017 tarihli bir kararına (E. 2016/12325; K. 2017/1430) atıfta bulunmuştur; Yargıtay bu kararında, okul müdür yardımcısı hakkında reşit olmayan çocuklara yönelik cinsel istismar suçundan ilk derece mahkemesince verilen mahkûmiyet kararını bozmuştur. Yargıtay, şüphelinin, mağdur olduğu iddia edilen kişilere sınıf arkadaşlarının önünde disiplin cezası verdiğini kaydetmiştir. Tanık ifadesine göre, söz konusu öğrenciler, kendilerine disiplin cezası veren şüpheliye bunu ödeteceklerini birden fazla defa ifade etmişlerdir. Yargıtay, ilgili öğrencilerin yargılama boyunca verdikleri ifadelerin tutarsız olması, iddia edilen olaydan ancak uzun bir süre sonra şikâyette bulunmuş olmaları ve öğrencilerin kendisinden intikam almak istediklerini ifade etmeleri göz önünde bulundurulduğunda, öğrencilerin şüpheliyi asılsız bir şekilde cinsel saldırıyla suçlamak için bir nedenleri olduğu yönündeki tanık beyanının şüphelinin beyanlarını desteklemesi nedeniyle, şüphelinin söz konusu suçu işlemediğine dair makul şüphe bulunduğundan mahkûm edilemeyeceğini kaydetmiştir.
Hükümet ayrıca, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun şüpheden sanık yararlanır (in dubio pro reo) ilkesine dayanarak mahkûmiyet kararının bozulmasına hükmettiği 10 Şubat 2022 tarihli kararına (E.2019/14-270; K. 2022/82) atıfta bulunmuştur. Söz konusu dava, on yaşındayken bir komşusu tarafından tecavüze uğradığını on dört yaşındayken ailesine anlatan reşit olmayan bir çocuğa ilişkindir. İlgili çocuk iddia konusu olayı ailesine, bir geceliğine kaybolduğu için kendisini jinekoloji muayenesine götürmeyi planlamalarından hemen önce anlatmıştır. Mağdur ailesine, şüphelinin dört yıl önce kendisini ve kardeşlerini yakındaki bir bahçede incir toplamaya davet ettiğini söylemiştir. Hepsi şüpheliyi ağaca kadar takip etmiş ve onunla birlikte incir toplamaya başlamışlardır. Bir süre sonra kardeşleri gitmiş ve söz konusu reşit olmayan çocuk şüpheliyle yalnız kalmıştır. Çocuk ağaçtan inemeyince, şüpheli onun inmesine yardım etmiş ve daha sonra onu ağaca yaslayarak iç çamaşırını çıkarmış ve penisini vajinasına sokmuştur. Çocuk direnmeye ve adamdan kaçmaya çalışmış ancak adam çok güçlüymüş. Çocuk saldırı sonrasında ağlayarak evine koşmuştur. Şüpheli, çocuğu evine kadar takip etmiş ve ailesine çocuğun daldan düştüğünü söylemiştir. Çocuk çok korktuğu için o dönemde gerçekte neler olduğunu kimseye anlatamamıştır. Ailesinin çocuğu götürdüğü jinekoloji muayenesinde çocuğun kızlık zarının yırtıldığı ve yırtığın yeni olmadığı tespit edilmiştir. Ceza yargılaması sürecinde, mağdur çeşitli psikiyatri kurumları tarafından muayene edilmiş ve cinsel saldırı mağdurlarında görülen semptomlarla uyumlu olarak, travma sonrası stres bozukluğu ve depresyondan muzdarip olduğu tespit edilmiştir. Şüpheli suçlamaları reddetmiştir. Şüphelinin kızı ifadesinde, mağdurun kız kardeşiyle birlikte şüphelinin evine sık sık geldiğini, mağdurun bir erkek arkadaşı olduğunu ve neşeli bir mizaca sahip olduğu için depresyondan muzdarip görünmediğini ifade etmiştir. Bilirkişi tarafından düzenlenen keşif raporunda, iddia konusu saldırının gerçekleştiği incir ağacının etrafının evlerle çevrili olduğu ve yola çok yakın olduğu, bu nedenle saldırı sırasında bir kişinin çığlık atması halinde bunun çevredeki biri tarafından kolaylıkla duyulabileceği belirtilmiştir. Yargıtay, yukarıda belirtilen unsurlara dayanarak, şüphelinin mağdura tecavüz ettiğine dair herhangi bir delil bulunmadığına ve dolayısıyla şüpheden sanık yararlanır (in dubio pro) ilkesini göz önünde bulundurarak, şüphelinin beraatine karar verilmesi gerektiğini değerlendirmiştir.
HUKUK
SÖZLEŞME’NİN 8. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
40. Başvuran, Sözleşme’nin 6. ve 8. maddeleri uyarınca, özellikle yerel mahkemelerin başvuranın şikâyetinin zamanlamasına dayanmaları ve yukarıda belirtilen tıp uzmanlarının vardıkları sonuçları dikkate almamaları olmak üzere, yerel mahkemelerin gerekçelerinden şikâyetçi olmuştur.
41. Dava konusu olaylara hukuken kazandırılacak nitelendirmeye hâkim olan Mahkeme (bk. Radomilja ve Diğerleri / Hırvatistan [BD], no. 7685/10 ve 22768/12, §§ 114 ve 126, 20 Mart 2018 ve Grosam / Çek Cumhuriyeti [BD], no. 19750/13, § 90, 1 Haziran 2023), şikâyeti Sözleşme’nin 8. maddesi kapsamında inceleyecektir (benzer bir yaklaşım için bk. 47358/20, § 49, 30 Ağustos 2022). Söz konusu madde aşağıdaki gibidir:
“1. Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.
2. Bu hakkın kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi, ancak müdahalenin yasayla öngörülmüş ve demokratik bir toplumda ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, düzenin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli bir tedbir olması durumunda söz konusu olabilir.”
Kabul Edilebilirlik Hakkında
42. Hükümet, başvuranın şikâyetinin açıkça dayanaktan yoksun olduğunu belirtmiştir. Buna karşın Mahkeme, şikâyetin maddi ve hukuki karmaşık hususlar içerdiği ve bu nedenle Sözleşme’nin 35 § 3 (a) maddesi anlamında açıkça dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle reddedilemeyeceği kanaatindedir. Mahkeme, ayrıca, başvurunun kabul edilemez olduğuna ilişkin başka bir gerekçe bulunmadığı kanısındadır. Dolayısıyla, söz konusu şikâyetin kabul edilebilir olduğu beyan edilmelidir.
Esas Hakkında
Tarafların beyanları
43. Hükümet, bir bireye yönelik cinsel şiddet eylemlerinin Türk Ceza Kanunu uyarınca en az beş yıl hapis cezası ile cezalandırıldığını kaydetmiştir. Söz konusu şiddetin penetrasyon içermesi veya nüfuzun kötüye kullanılması yoluyla işlenmesi gibi ağırlaştırıcı koşulların varlığı halinde daha ağır cezalar uygulanmaktadır. Dolayısıyla Hükümet, Türk Devletinin, özel şahıslar tarafından gerçekleştirilen cinsel şiddet eylemlerine karşı koruma sağlayan yeterli yasal çerçeveyi sürdürmeye yönelik pozitif yükümlülüğünü yerine getirdiğini değerlendirmiştir. Hükümet, söz konusu cinsel şiddet iddiasının etkili bir şekilde soruşturulmasına ilişkin usuli yükümlülükle ilgili olarak, yetkililerin, başvuranın kendisine yönelik cinsel saldırıda bulunulduğuna dair iddialarına ceza davası açarak karşılık verdiklerini ifade etmiştir. Bu yargılamalar süresince, mahkemeler çok sayıda tanık dinlemiş, başvuran ve M.Y. arasındaki telefon görüşmelerinin kayıtlarını temin etmiş, başvuranın psikolojik adli muayeneye tabi tutulmasını istemiş ve taraflarca sunulan diğer tüm delilleri (başvuran tarafından kendi inisiyatifiyle temin edilen yukarıda belirtilen adli raporlar da dâhil olmak üzere) dikkate almıştır. Yargılamayı yürüten mahkeme, dava dosyasındaki tüm delillere dayanarak, M.Y.nin mahkumiyetini sağlayacak kesin nitelikte delil bulunmadığı gerekçesiyle beraatine karar vermiştir. Hükümet, cinsel suçlara ilişkin davaların incelenmesindeki belirli zorluklara ve (bir yandan) bir müşteki tarafından anlatılan olayları doğrulayacak adli delil bulunmadığında gözetilmesi gereken dikkatli dengeye ve (diğer yandan) ifadeye dayalı delillerin savunma haklarıyla (ve özellikle şüpheden sanık yararlanır ilkesiyle (in dubio pro reo)) dengelenmesi ihtiyacına dikkat çekmiştir. Türk mahkemeleri bu nedenle, savunma makamının ifadelerine karşı müşteki ifadelerinin güvenilirliğini ölçmek amacıyla bir dizi kriter geliştirmiştir. Bu kriterler şunlardır: müştekinin ilgili olayı bildirmekte gecikip gecikmediği; müştekinin saldırıya karşı koyma ya da yardım çağırma imkânının olup olmadığı; suçun işlendiği ana kadar sanık ile müşteki arasındaki ilişki; sanık ile müşteki arasında daha önce bir husumet olup olmadığı; mağdurun, failin ve tanıkların ifadelerinin tutarlılığı. Bu tür kriterlerin içerdiği kendine has özellikler göz önüne alındığında, yerel bir mahkeme, delillerin ve iç hukukun değerlendirilmesi konusunda Mahkemeden daha iyi bir konumdadır.
44. Başvuran, adli makamların davasında usule ilişkin yükümlülüklerini yerine getirdikleri konusunda hemfikir değildir. Başvuran, yargılamayı yürüten mahkeme tarafından M.Y.nin beraatine karar verilirken dikkate alınan belirleyici unsurun, kendisinin şikâyette bulunmakta gecikmesi olduğunu ve bu durumun söz konusu mahkeme kararının gerekçesinde de öne çıktığını ileri sürmüştür. Başvuran ayrıca, yargılamayı yürüten mahkemenin, kendisinin savcılığa yaptığı şikâyetin özüne ilişkin tarihlerde hata yaptığını ileri sürmüştür; başvurana göre, bu durum söz konusu mahkemenin özenli ve tarafsız olmadığını göstermektedir: özellikle, başvuran 8 Mart 2012 tarihinde (yani, İstanbul Üniversitesinin başvuranın psikolojik durumuna ilişkin adli tıp raporunu vermesinden yaklaşık otuz iki gün sonra) savcılığa suç duyurusunda bulunmuştur; ancak mahkeme bu tarihi 8 Mart 2013 olarak kaydetmiş ve -bu hatadan yola çıkarak- başvuranın eylemde bulunmakta “geciktiğini” değerlendirmiştir. Başvurana göre, kanunda şikâyette bulunmak için yasal bir süre sınırı öngörüldüğü ve başvuranın davasında bu sürenin dolmamış olduğu göz önüne alındığında, mahkemelerin cinsel eylemin niteliğini -söz konusu eylem ile başvuranın şikâyette bulunduğu tarih arasında geçen sürenin uzunluğu nedeniyle- rızaya dayalı olarak değerlendirmesi hukuka aykırıdır. Dolayısıyla, başvuranın aslında bu süre sınırı içerisinde haklarından yararlanmış olması, aleyhine kullanılmamalıydı. Başvuran ayrıca, gecikmiş şikâyet kavramının kadınlara karşı işlenen cinsel suçların gerçeklerine uymadığını ileri sürmüştür: başvurana göre, cinsel saldırı mağdurlarının birçoğu için böyle bir olayı adli makamlara bildirmek zordur. Başvuran son olarak, maruz kaldığı ruhsal sıkıntıların cinsel saldırı mağdurlarının yaşadığı travma türüyle uyumlu olduğunu tespit eden söz konusu bilirkişi raporlarının mahkemelerce gerektiği gibi dikkate alınmadığı yönündeki şikâyetini ileri sürmüştür. Mahkemeler gerekçelerinde bu raporlara atıfta bulunmuş olsalar da, bu raporlardan uygun sonuçları çıkaramamışlardır.
Mahkemenin değerlendirmesi
45. Mahkeme, özel hayat kavramının Sözleşme’nin 8. maddesi anlamında bir kişinin fiziksel ve psikolojik bütünlüğünü kapsadığına hâlihazırda çeşitli bağlamlarda karar vermiştir (bk. örneğin, A ve B/Hırvatistan, no. 7144/15, § 106, 20 Haziran 2019). 8. maddenin temel amacı bireyleri kamu makamlarının keyfi eylemlerine karşı korumak olsa da, özel hayata etkili biçimde “saygı” gösterilmesi kapsamında pozitif yükümlülükler de söz konusu olabilir ve bu yükümlülükler bireylerin kendi aralarındaki ilişkiler kapsamında tedbirler alınmasını gerektirebilir (bk. örneğin, Isaković Vidović/Sırbistan, no. 41694/07, § 58, 1 Temmuz 2014).
46. Kişilerin eylemlerine karşı koruma sağlama gerekliliği bağlamında 8. maddeye uygunluğun sağlanmasına yönelik kullanılacak araçların seçimi, kural olarak Devletin takdir yetkisi kapsamında olmakla birlikte, özel hayatın temel değerlerinin ve esas yönlerinin söz konusu olduğu tecavüz gibi ciddi eylemlere karşı etkin caydırıcılık, etkin ceza hukuku hükümlerini gerektirir (bk. M.C./Bulgaristan, no. 39272/98, §§ 149‑152, AİHM 2003-XII). Bu pozitif yükümlülük ayrıca, rızaya dayalı olmayan tüm cinsel eylemlerin suç olarak kabul edilmesini ve etkili bir şekilde kovuşturulmasını gerektirmektedir (bk. E.G./Moldova Cumhuriyeti, no. 37882/13, § 39, 13 Nisan 2021 ve bu kararda yer alan diğer atıflar).
47. Soruşturmanın etkili olabilmesi için yeterince kapsamlı ve objektif olması gerekmektedir (bir soruşturmanın yeterli ve kapsamlı olmasına ilişkin uygulanabilir ilkelerin bir özeti için bk. Y./Bulgaristan, no. 41990/18, §§ 81-83, 20 Şubat 2020). Yetkililer, tanık ifadelerinin alınması, bilirkişi raporlarının temin edilmesi ve adli delillerin toplanması gibi ilgili suça ilişkin delilleri temin etmek amacıyla mevcut olan makul tedbirleri almalılardır (bk. diğer kararlar arasında, M.N./Bulgaristan, no. 3832/06, § 39, 27 Kasım 2012 ve W./Slovenya, no. 24125/06, § 64, 23 Ocak 2014). Her soruşturma, kural olarak, ilgili davaya konu olayların belirlenmesini ve suçun sorumlularının tespit edilip -gerekirse- cezalandırılmasını sağlayacak nitelikte olmalıdır. Bu yükümlülük bir amaç yükümlülüğü değil, araç yükümlülüğüdür. Bu gereklilik, tüm kovuşturmaların mahkûmiyetle veya belirli bir cezayla sonuçlanması yönünde bir zorunluluk getirmemekle birlikte, ulusal mahkemeler, hiçbir şekilde, fiziksel veya psikolojik sıkıntıların cezasız kalmasına izin vermeye razı olmamalıdır (bk. X/Yunanistan, no. 38588/21, § 69, 13 Şubat 2024).
Dolayısıyla, Mahkemenin incelemesi gereken önemli nokta, mahkemelerin vardıkları sonuca ulaşırken, davaya ilişkin tüm hususları dikkatlice incelediklerinin kabul edilip edilemeyeceği ve ne derecede kabul edilebileceğidir (bk. Vučković/Hırvatistan, no. 15798/20, § 52, 12 Aralık 2023). Mahkeme, bununla birlikte, şüphelinin suçlu olup olmadığı bir yana, mevcut delillere ilişkin yeni bir değerlendirme yapılmasının dahi kendi görevi olmadığını yineler.
48. Somut davada, ulusal yasal çerçevenin rızaya dayalı olmayan cinsel eylemleri yasakladığı ve bu tür eylemlerden sorumlu olan kişilerin ceza kovuşturmasına tabi tutulmasını öngördüğü hususunda ihtilaf bulunmamaktadır. Bu nedenle Mahkemenin ele alması gereken temel soru, yetkililerin etkili bir soruşturma yürütme yönündeki usuli yükümlülüklerini yerine getirip getirmedikleri, özellikle de mahkemelerin davaya ilişkin tüm unsurları dikkatli bir şekilde inceleyip incelemedikleridir.
49. Mahkeme, yerel makamların -geçmişte meydana gelen- olaylara ilişkin birbiriyle çelişen iki farklı anlatımla ve şiddet izleri ya da olaya doğrudan tanıklık edenler gibi çok az “doğrudan” delille karşı karşıya kalmaları nedeniyle zor bir görev üstlendiklerini belirterek başlayacaktır. Mahkemenin benzer davalarda daha önce de ifade ettiği üzere, olaylara ilişkin birbiriyle bağdaşmayan iki farklı anlatımın varlığı, verilen ifadelerin güvenilirliğinin bağlama duyarlı bir şekilde değerlendirilmesini ve olayı çevreleyen tüm koşulların doğrulanmasını gerektirmektedir (bk. yukarıda anılan M.C/Bulgaristan, § 181 ve X/Yunanistan, § 79). Mahkeme bu çerçevede, rıza yokluğu hususunun soruşturma için kilit bir mesele olduğu durumlarda, yetkililerin, diğer hususların yanı sıra, dikkatlerini tarafların inanılırlığına ve ifadelerinin güvenilirliğine yöneltmeleri gerektiğini (bk. M.C./Bulgaristan, yukarıda anılan, § 181) ve soruşturma makamlarının tarafların inanılırlığı ve ifadelerinin güvenilirliği hakkında bir kanaat oluşturmaları gerektiğini (bk. I.G./Moldova, no. 53519/07, § 43, 15 Mayıs 2012) ifade etmektedir.
50. Mahkeme, yargılamayı yürüten mahkemenin somut davada, sanık ve başvuran tarafından mahkemeye çağrılan çok sayıda karakter tanığını dinlediğini kaydeder. Ancak, mahkemenin bu tanıkların ifadelerini dikkatli bir incelemeye tabi tutmadığı (örneğin, her birinin ifadelerinin güvenilirliğini ve bunlara verilecek önemi değerlendirmediği) ve hiçbir şekilde bu ifadelerden anlamlı bir sonuç çıkarmadığı görülmektedir. Mahkeme bu bağlamda, yargılamayı yürüten mahkemenin gerekçesinde sadece tanık ifadelerinin başvuran ve M.Y. arasında iş dışında bir ilişki olduğunu ortaya koyduğunu ancak bu ilişkinin boyutunun tespit edilemediğini belirttiğini gözlemlemektedir.
51. Mahkeme ayrıca, hem başvuran tarafından mahkemeye sunulan sağlık raporlarında (bk. yukarıda §§ 8 ve 31) hem de başvuranın psikolojik açıdan değerlendirilmesine ilişkin olarak yargılamayı yürüten mahkeme tarafından hazırlatılan ayrı bilirkişi raporunda (bk. yukarıda § 32) yer alan bulguların, ilk derece mahkemesinin gerekçesinde aynı şekilde özetlendiğini kaydetmektedir. Ancak mahkeme, tıbbi uzmanların bulgularını tartışmamış ve bu bulguların başvuranın olaylara ilişkin anlatımını desteklemek üzere esas alınıp alınamayacağı ve ne ölçüde esas alınabileceği konusunda bir sonuca varmamıştır.
52. Yargılamayı yürüten mahkeme ayrıca, ilgili tarihte yürürlükte olan Ceza Kanunu’nda cinsel saldırı mağdurunun gecikmeksizin şikâyette bulunması gerektiğine dair bir hüküm bulunmamasına karşın, başvuranın olayı bildirmeden önce oldukça uzun bir süre beklemiş olmasına vurgu yapmıştır (bk. gerekli değişikliklerin uygulanması koşuluyla, G.U./Türkiye, no. 16143/10, § 76, 18 Ekim 2016). Yargılamayı yürüten mahkeme, başvuranın şikâyette bulunmak için gecikmesini, ifadesinin güvenilirliğini etkileyen bir unsur olarak gördüğünü açıkça belirtmemiş olsa da, mahkemenin -belirli bir sonuca bağlamadan- gecikme hususuna yaptığı vurgu, Yargıtayın benzer davalarda geliştirdiği yaklaşım ışığında ele alındığında, yine de başvuranın olaylara ilişkin anlatımının güvenilir olmayabileceği imasını taşımaktadır (bk. yukarıda §§ 39 ve 43). Mahkeme bu bağlamda, cinsel şiddet mağdurunun nasıl davranması gerektiği konusunda varsayımların veya basmakalıp düşüncelerin uygun olmadığını ve cinsel şiddet eylemlerine ilişkin soruşturmanın, dava konusu olaylara özgü ve bağlama duyarlı bir değerlendirme gerektirebileceğini belirtmektedir. Mahkeme somut davada, iddia konusu cinsel saldırı eyleminin iş yeriyle ilgili olduğunu ve sanığın başvuranın amiri olduğunu kaydetmektedir. Aile içi şiddet olaylarında olduğu gibi, cinsel şiddet veya taciz olayları da büyük ölçüde eksik bildirilmeye devam ettiği için her zaman açığa çıkmamaktadır: bu tür olaylar genellikle kişisel ilişkiler bağlamında ve kapalı kapılar ardında gerçekleşmekte, bu durum da mağdurların olayları kanıtlamalarını daha da zorlaştırmaktadır (bk. C./Romanya, yukarıda anılan, § 79). Kişinin işini kaybetme korkusu, misilleme ve travmayla ilgili diğer psikolojik etkenler, bir mağdurun şikâyetini dile getirmeye yönelmesinde rol oynayabilir. Dolayısıyla, bağlama duyarlı bir değerlendirme, yerel mahkemelerin şikâyetin zamanlamasının uygunluğunu dava dosyasındaki diğer deliller bağlamında değerlendirmesini gerektirecekti. Böylece, bu ayrıntılı analizin yapılmaması, yargılamayı yürüten mahkemenin yetersiz bir gerekçelendirme sağladığını ve 8. madde kapsamında öngörülen korumayla bağdaşmayan bir yaklaşım benimsediğini göstermektedir.
53. Mahkeme ayrıca, başvuranın ifadesinde, iddia konusu olayın Temmuz 2010’da bir tarihte evinde gerçekleştiğini ve M.Y.nin “başvuranın üst eşofmanına” boşaldığını belirttiğini kaydetmelidir (bk. yukarıda paragraf 6). M.Y. ise olayların tarihine itiraz etmiş, 4 Nisan 2010 tarihinde Samsun’dan Ankara’ya beraber seyahat ettikten sonra cinsel temasta bulunduklarını ve boşaldıktan sonra başvuranın kendisine “eşofman altı” getirdiğini ısrarla belirtmiştir (bk. yukarıda paragraf 20). Mahkeme, adli laboratuvarın üzerinde meni izleri tespit ettiği ve yargılamayı yürüten mahkemeye sunulan “giysi parçasının” eşofmanın üst kısmı mı yoksa alt kısmı mı olduğu ve meninin M.Y.ye ait olup olmadığı (ve M.Y.ye ait ise, boşalma tarihinin tespit edilip edilemeyeceği - bk. yukarıda paragraf 30) konusundaki çelişkilerin soruşturmada çözülmeye çalışıldığına dair herhangi bir belirti bulunmadığını ifade etmektedir. Aynı şekilde, hem başvuranın hem de sanığın, yargılama sürecinde mahkemeden Temmuz 2009 ile Ağustos 2010 arasındaki döneme ilişkin telefon kayıtlarının incelenmesini talep etmelerine -ve bu kayıtların, başvuranın, M.Y.nin kendisini akşam geç saatlerde sık sık ve ısrarla aradığı iddiası veya M.Y.nin, başvuranın kendisini 3 Nisan 2010 tarihinde aradığı iddiası gibi davada tarafların bazı temel iddialarının değerlendirilmesini sağlayabilecek olmasına- rağmen (bk. yukarıda paragraf 33), mahkeme bu talepleri herhangi bir gerekçe göstermeden reddetmiştir.
54. Mahkeme bu nedenle, adli makamların somut davayı çevreleyen tüm koşulları belirlemek için kullanabilecekleri araçları araştırmadıkları ve olaylara ilişkin farklı anlatımların güvenilirliğini yeterince değerlendirmedikleri kanaatindedir.
55. Mahkeme, sanığın suçlu ya da masum olduğuna dair herhangi bir görüş belirtmeksizin, yukarıda belirtilen hususlar ışığında, yetkililerin cinsel saldırı iddialarına yeterli bir şekilde karşılık vermemesinin, davayı Sözleşme kapsamındaki pozitif yükümlülüklerini düzgün bir şekilde yerine getirmeleri için gerekli olduğu üzere dikkatli incelemeye tabi tutmadıklarını gösterdiğini tespit etmektedir.
56. Dolayısıyla, Sözleşme’nin 8. maddesi ihlâl edilmiştir.
SÖZLEŞME’NİN 8. MADDESİ İLE BAĞLANTILI OLARAK 14. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
57. Başvuran, Sözleşme’nin 14. maddesine aykırı olarak ayrımcılığa maruz kaldığı konusunda şikâyetçi olmuştur. Söz konusu madde şu şekildedir:
“Bu Sözleşme’de tanınan hak ve özgürlüklerden yararlanma, cinsiyet, ırk, renk, dil, din, siyasal veya diğer kanaatler, ulusal veya toplumsal köken, ulusal bir azınlığa aidiyet, servet, doğum başta olmak üzere herhangi başka bir duruma dayalı hiçbir ayrımcılık gözetilmeksizin sağlanmalıdır.”
58. Sözleşme’nin 8. maddesinin ihlal edildiği yönündeki tespiti dikkate alındığında (bk. yukarıda paragraf 56), Mahkeme, bu şikâyetin kabul edilebilirliğinin ve esasının ayrıca incelenmesine gerek olmadığına karar vermiştir.
SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
59. Sözleşme’nin 41. maddesi aşağıdaki gibidir:
“Eğer Mahkeme bu Sözleşme veya Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Taraf’ın iç hukuku bu ihlalin sonuçlarını ancak kısmen ortadan kaldırabiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, zarar gören taraf lehine adil bir tazmin verilmesine hükmeder.”
Tazminat
60. Başvuran, maddi 1.315 avro maddi tazminat talebinde bulunmuştur. Bu meblağ, başvuranın yaşadığı travmayla ilgili tıbbi nedenlerden dolayı izne ayrıldığı 24 Temmuz 2012 tarihinden 23 Ağustos 2012 tarihine kadar olan dönem için maaşından yapılan kesintiyi yansıtmaktadır.
61. Başvuran ayrıca Mahkemeden maruz kaldığı manevi zarar için 50.000 avro tazminat talebinde bulunmuştur.
62. Hükümet, iddia edilen ihlal ile talep edilen maddi tazminat arasında herhangi bir illiyet bağı bulunmadığı görüşündedir. Hükümet, başvuranın manevi tazminat talebinin ise aşırı olduğunu ve bu nedenle reddedilmesi gerektiğini belirtmiştir.
63. Mahkeme, tespit edilen ihlaller ile ileri sürülen maddi zarar arasında herhangi bir illiyet bağı bulunmadığı kanısına varmış ve bu nedenle söz konusu talebi reddetmiştir. Ancak Mahkeme, başvurana, manevi tazminat olarak, miktara yansıtılabilecek vergiler hariç olmak üzere 2.600 avro ödenmesine hükmetmiştir.
Masraf ve giderler
64. Başvuran, ayrıca, yerel mahkemeler önündeki masraf ve giderleri için 6.696 avro ve Mahkeme önündeki masraf ve giderleri için 1.295 avro talep etmiştir.
65. Hükümet ise talep edilen tutarın aşırı olduğunu değerlendirmiştir.
66. Mahkemenin içtihadına göre bir başvuran, ancak masraf ve giderlerin fiilen ve zorunlu olarak yapıldığını ve miktar olarak makul olduğunu belgelendirebildiği takdirde bunların geri ödenmesi hakkına sahiptir (örneğin bk. H.F. ve Diğerleri/Fransa [BD], no. 24384/19 ve 44234/20, § 291, 14 Eylül 2022).
67. Mahkeme somut davada, elinde bulunan belgeleri ve yukarıda belirtilen kriterleri dikkate alarak, tüm başlıklar altında gerçekleşen masraflar için başvurana, yansıtılabilecek her türlü vergi hariç olmak üzere toplam 2.000 avro ödenmesinin uygun olduğu kanaatindedir.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OY BİRLİĞİYLE,
Sözleşme’nin 8. maddesi kapsamındaki şikâyetin kabul edilebilir olduğuna,
Sözleşme’nin 8. maddesinin ihlal edildiğine;
Sözleşme’nin 14. maddesiyle birlikte ele alındığında 8. maddesi kapsamındaki şikâyetin kabul edilebilirliği veya esası hakkında inceleme yapılmasına gerek bulunmadığına;
(a) Davalı Devlet tarafından başvurana, Sözleşme’nin 44 § 2 maddesi uyarınca kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içerisinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden davalı Devlet’in para birimine çevrilmek üzere aşağıdaki meblağların ödenmesine:
(i) Manevi tazminat olarak, yansıtılabilecek her türlü vergi hariç olmak üzere 2.600 avro (iki bin altı yüz avro) ödenmesine;
(ii) Masraf ve giderler bakımından, miktara yansıtılabilecek vergiler hariç olmak üzere, 2.000 avro (iki bin avro) ödenmesine;
(b) Yukarıda bahsi geçen üç aylık sürenin bittiği tarihten itibaren ödeme gününe kadar geçen sürede, yukarıda bahsedilen miktarlara, Avrupa Merkez Bankasının marjinal faiz oranına üç puan eklenmek suretiyle elde edilecek oran üzerinden basit faiz uygulanmasına;
Başvuranın adil tazmine ilişkin diğer taleplerinin reddedilmesine karar vermiştir.
İşbu karar, İngilizce olarak tanzim edilmiş olup, Mahkeme İç Tüzüğü’nün 77 §§ 2 ve 3. maddesi uyarınca 14 Ocak 2025 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Dorothee von Arnim Arnfinn Bårdsen
Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Başkan
Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2022/37 E. , 2025/48 K.
"İçtihat Metni"
İtirazname No : 2020/53516
KARARI VEREN
YARGITAY DAİRESİ : 9. Ceza Dairesi
MAHKEMESİ :Ceza Dairesi
SAYISI : 586-663
I. HUKUKÎ SÜREÇ
Sanık ...'nın nitelikli cinsel saldırı suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 102/2, 102/3-b, 53 ve 63. maddeleri uyarınca 18 yıl hapis; sanıklar ... ve ...'nın kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan aynı Kanun'un 37/1 delaletiyle 109/2, 109/3-b, 109/5, 53 ve 63. maddeleri uyarınca ayrı ayrı 6 yıl hapis; cezalarıyla cezalandırılmalarına, hak yoksunluğuna ve mahsuba ilişkin Denizli 6. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 09.01.2020 tarihli ve 142-9 sayılı nitelikli cinsel saldırı suçu yönünden resen istinafa tabi hükümlere yönelik sanıklar müdafileri ile katılan ... vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 6. Ceza Dairesince 31.03.2020 tarih ve 586-663 sayı ile dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiş, anılan kararın da sanıklar müdafileri ile katılan ... vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay (Kapatılan) 14. Ceza Dairesince 22.06.2021 tarih ve 4822-4437 sayı ile; "Olayın intikal şekli ve zamanı, mağdurenin aşamalarda başka delille desteklenmeyen çelişkili ve soyut beyanları, savunma, tanık beyanları ile tüm dosya kapsamı nazara alındığında, ilk derece mahkemesinin kabulünde yer alan sübuta ilişkin delillerin dosya içeriğiyle çelişmesi nedeniyle mahkumiyet kararlarının yerinde olmadığı anlaşıldığından, söz konusu hükümlere yönelik istinaf başvurusunun kabulü yerine esastan reddedilmesi," isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.
II. İTİRAZ SEBEPLERİ
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 13.07.2021 tarih ve 53516 sayı ile; "...Dosya kapsamına göre mağdurenin anlatımlarının tutarlı olduğu, sanığa suç atfı için bir nedeninin bulunmadığı, anlatımının somut olgulara dayandığı, sanık ...'ın sızmasını müteakip evden çıkması üzerine ilk gördüğü kişiden yardım istemesi ve derhal durumu kolluğa bildirerek şikayetçi olması karşısında atılı suçların sabit olduğu..." görüşüyle itiraz yoluna başvurmuştur.
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 9. Ceza Dairesince 30.11.2021 tarih ve 22467-9465 sayı ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve anılan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
III. UYUŞMAZLIK KAPSAMI VE KONUSU
Sanık ... hakkında sarkıntılık suretiyle cinsel saldırı suçundan kurulan mahkûmiyet hükmünün istinaf edilmesi üzerine verilen istinaf başvurularının esastan reddi kararı, Özel Dairece sanık müdafii ve katılan Bakanlık vekilinin temyiz istemlerinin reddine karar verilmek suretiyle kesinleşmiş olup itirazın kapsamına göre inceleme sanık ... hakkında kişiyi hürriyetinden yoksun kılma, sanık ... hakkında nitelikli cinsel saldırı ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçlarından kurulan mahkûmiyet hükümlerine yönelik istinaf başvurularının esastan reddi kararı ile sınırlı olarak yapılmıştır.
Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlıklar;
1- Sanık ...'a yüklenen nitelikli cinsel saldırı suçunun unsurları itibarıyla oluşup oluşmadığının,
2- Sanıklara yüklenen kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun sabit olup olmadığının,
Belirlenmesine ilişkindir.
IV. OLAY VE OLGULAR
İncelenen dosya kapsamından;
Denizli İl Emniyet Müdürlüğünün 06.05.2019 tarihli fezlekesine göre; suçun tarihi ve zamanının 05.05.2019 ve saat 06.25 olduğu, katılan mağdurun 05.05.2019 tarihinde ... Polis Merkezine giderek sanık ...'ın kendisine tecavüz ettiğini beyan etmesi üzerine soruşturmaya başlandığı,
Tutanağa göre; 05.05.2019 tarihinde katılan mağdurun ... Polis Merkezine giderek sanık ...'ın kendisine tecavüz ettiğini beyan etmesi üzerine şüpheli şahısların aranmaya başlandığı, katılan mağdurun sanık ...'ın fotoğrafını teşhis ettiği, sanık ...'ın ikametine katılan mağdurla birlikte gidildiği, sanık ...'ın ikametinde yakalandığı, diğer şahsın da sanık ... olduğu tespit edilerek yakalandığı, katılan mağdurun tecavüze uğradığı evin sanığın ikameti olduğunu ve sanık ...'ın üzerine kayıtlı 20 ** 0** plakalı ... marka aracın ise olay yerine gelirken bindiği araç olduğunu kesin ve net olarak beyan ettiği,
Denizli Devlet Hastanesinin 05.05.2019 tarihli raporlarına göre; sanık ...'ın vücudunda darp ve cebir izi bulunmadığı, saat 13.42 itibarıyla 0,45 promil alkollü olduğu, katılan mağdurda darp ve cebir izine rastlanmadığı, vajende saat 6 hizasında yeni oluştuğu değerlendirilen yüzeyel lezyon izlendiği, bu durumun basit tıbbi müdahale ile giderilebileceği,
Denizli Devlet Hastanesi laboratuvar sonuç raporlarına göre; idrarda yapılan testte kannabinoidler için 0-50 referans aralığı/karar sınırı bulunduğu, sanık ... bakımından sonucun 43,8 ng/ml çıktığı, sanık ...'ın idrarında yapılan testte kannabinoidin 90,1 ng/ml pozitif olarak tespit edildiği, sanık ...'ın ise idrarında yapılan testte uyuşturucu madde ve metabolitlerine rastlanmadığı,
05.05.2019 tarihli arama tutanağına göre; sanık ...'ın ... Mahallesi, ... Sokak, No: ..., ... Apartmanı, Kat: ..., Daire:... sayılı adresteki ikametinde yapılan aramada; oturma odasında girişin karşısında bulunan ayaklı raf üzerinde kurusıkı tabanca ve altı adet kuru sıkı mermi, yine aynı odada ortada masa üzerinde 3 adet yarı dolu teneke bira, küllük içerisinde iki adet içilmiş "cigara" tabir edilen madde, içilmiş votka şişesi, katılan mağdurun sanığın kullandığını ifade ettiği 200 ml'lik doğal zeytinyağlı el ve vücut losyonu, yine aynı oda içerisinde yerde atılı vaziyette siyah poşet içerisinde 7 adet boş bira şişe ve kutuları, katılan mağdurun ve sanığın cinsel ilişkinin gerçekleştiğini beyan ettikleri yatak hâline getirilmiş çekyatın üzerindeki iz ve lekeler bulunan yeşil renkli çarşafın ele geçtiği, katılan mağdurun beyanında geçen tekerlekli dönen koltuğun da masanın yanında olduğunun görüldüğü,
İzmir Kriminal Polis Laboratuvarı Müdürlüğünün 27.05.2019 tarihli uzmanlık raporuna ve 06.05.2019 tarihli ön ekspertiz tutanağına göre; sanık ...'ın ikametinde yapılan aramada ele geçirilen iki adet çoğunluğu içilmiş ucu yanık vaziyetteki sarma kâğıdı ile sarılı tütünle karışık yeşil renkli bitki parçalarının, uyuşturucu maddelerden THC ihtiva eden ve esrar elde edilmesine elverişli hint keneviri bitkisine ait olduğu,
Anlaşılmaktadır.
Katılan mağdur 05.05.2019 tarihinde saat 11.27'de tercüman eşliğinde kollukta; ... vatandaşı olduğunu, Türkiye'de iki yıldır sığınmacı olarak bulunduğunu, Türkçe okur yazarlığının olmadığını, iki çocuğu ile birlikte ikamet ettiğini, yaklaşık dört yıl önce eşinden ayrıldığını, iki gün önce ... Mahallesi .. Sokak üzerinde bulunan ... isimli iş yerinde bulaşıkçı olarak işe başladığını, bu iş yerine saat 18.00 ila 04.00 arası çalışmak üzere girdiğini, 05.05.2019 tarihinde iş yerinde talep üzerine saat 06.00'ya kadar çalıştığını, saat 06.25 sıralarında iş yerinden çıktıktan sonra kapı önünde iş yeri sahibi olan sanık ...'ın kendisini eve bırakacağını söyleyip iş yeri önündeki araca geçmesini istediğini, bu teklifi kabul ederek aracın arka koltuğuna oturduğunu, aracın şoför koltuğunda daha önceden tanımadığı sanık ...'ın bulunduğunu, yaklaşık bir iki dakika sonra sanık ...'ın arabaya bindiğini, araç hareket ettikten sonra sanık ...'ın kendisine "İçki içer misin?" diye sorduğunu, içki içmediğini söylediği hâlde araçtan inen sanık ...'ın iki adet içki alarak arabaya geri döndüğünü, kendisini iş yerine yakın bir ikamete götürdüklerini, daha önce gitmediği bir evin önünde durup araçtan inmesini istediklerini, patronu olmasından dolayı araçtan indiğini, sanık ...'ın ikameti göstererek "Gel eve gidelim." dediğini, şahıslara "Burası neresi? Ben sizinle gelmek istemiyorum. Benim çocuklarım evde bekliyor." dediğini, bu esnada sanık ...'ın da yanlarında olduğunu, sanık ...'ın elinden tutarak ikamete doğru kendisini çektiğini ve "Gel hemen ikamete girip çıkacağız ve seni eve bırakacağız." dediğini, sanık ...'ın kendisini içeriye doğru çekerken sanık ...'ın da arkalarından ikamete geldiğini, korku ve panik içinde olduğunu, ikametin salonundaki döner sandalyeye oturduğunu, sanık ...'ın oturduğu sandalyeyi kendisine doğru çekerek yüzünü ve boynunu okşamaya başladığını, boynunun sol kısmını ısırdığını, adı geçen sanığın elinden kurtulmaya çalıştığını ve sessiz çığlıklar attığını, yapmaması için yalvarmasına rağmen sanık ...'ın eylemlerine devam ettiğini, kıyafetlerinin yaka kısmından elini içeriye sokarak göğüslerini sıkmaya başladığını, "Sen çok güzelsin. Sen çok seksisin. Daha önce hiç ...'la ilişkiye girmedim. Seninle ilişkiye girmek istiyorum." diyen sanık ...'a sesini yükselterek "Benim çocuklarım var. Ne olur bırak beni. Ben istemiyorum. Bırak gideyim. Yapma!" şeklinde yalvardığını, sonrasında sanık ...'ın içki içmeye başlayıp kendisine de içki uzattığını, içmemesi üzerine zorla iki yudum içki içirdiğini, bu esnada sanık ...'ın beyaz bir kâğıdın içine beyaz toz koyarak sarıp içmeye başladığını, içtiği maddeyi kendisine de uzattığını ancak içmek istemeyince zorlamadığını, sanık ...'ın içtiği maddeyi vermesi üzerine sanık ...'ın bu maddeyi içtiğini, sanık ...'ın bu maddeyi kendisine zorla içirmeye çalışıp "Bu çok iyidir, diğerlerine benzemez." diyerek ağzına soktuğunu, sanık ...'ı itekleyerek içmediğini, sanık ...'ın elini tutup yüzünü ve boynunu okşamaya başladığını, "Seks çok iyidir. Ben seninle seks yapmak istiyorum." dediğini, kabul etmeyip istemeyince sanık ...'ın kendisini okşamayı bırakarak sanık ...'a "Bu benimle ilişkiye girmek istemiyor. ... gibi değil. Ben gidiyorum." diyerek evden çıktığını, gitmek istediğini söylediği hâlde sanık ...'ın elinden ve saçından tutarak gitmesine izin vermediğini, sanık ...'ın gitmesi üzerine sanık ...'ın "Ohh gitti, şoförden kurtulduk." dediğini, sanık ...'ın birden kıyafetlerini çıkarmaya başladığını, "Ne yapıyorsun? Yapma!" diye yalvarmasına rağmen kıyafetlerini çıkarttığını, sonrasında ise kendisinin üst kıyafetlerini zorla yukarıya doğru kaldırıp çıkartarak göğüslerini ellemeye ve ağzı ile emmeye başladığını, tamamen soyunmuş hâlde olan sanık ...'ın koltukta oturduğu sırada kendisine saldırarak pantolonunu ve iç çamaşırını zorla çıkardığını, bu esnada kendisinin yere düştüğünü, sanık ...'ın kendisini yerden kaldırarak koltuğa oturttuğunu, bacaklarını kaldırıp cinsel organını vajinasına sokup defalarca tecavüz ettiğini, ilişki sırasında korunmadığını ve cinsel organına jel gibi bir madde sürdüğünü, yalvardığı hâlde kendisini dinlemediğini, sanık ...'a "Yapma ben hamile kalırım." dediğini, sanık ...'ın da "Kal bir şey olmaz. Benden bir çocuğun olur." şeklinde cevap verdiğini, ilişkiye girerken sürekli sanığın elinden kaçmaya çalıştığını ancak her defasında saçından tutarak zorla ilişkiye girdiğini, daha sonra ellerinden zorla tutarak ve sürükleyerek kendisini banyoya sokmak istediğini, elleriyle banyo duvarını tuttuğunu, bir yandan kendisini banyoya çekmek istediğini, diğer eli ile çeşmeyi açarak birlikte küvete girmek istediğini, banyoya girmediğini, sanık ...'ın ayakta tuvaletini yaptıktan sonra kendisini salona götürdüğünü, salondaki koltuğun üzerinde tekrar cinsel ilişkiye girdiklerini, sanığın cinsel organını ağzına sokmaya çalıştığını, ağzına almaması üzerine saçını çekmeye başladığını, kendisini koltuktan yere atınca ilişkiyi bırakan sanık ...'ın koltuğa oturup sigara içtiğini, sonrasında ise koltukta sızdığını, hemen üzerini giyip evden dışarı çıktığını, sonrasında polis ekiplerini aradığını, rızası ile iç beden muayenesi olmak istediğini, duş almadığını, kendisini zorla alıkoyan, vücudunu elleyen, zorla bir şeyler içirmeye çalışan sanık ... ile zorla alıkoyan, bir şeyler içirmeye çalışan, saçını çekerek darbeden ve tecavüz eden sanık ...'dan şikâyetçi olduğunu,
Tercüman eşliğinde mahkemede; sanığa ait iş yerinde iki gün çalıştığını, suç tarihinden bir gün önce sabah saatlerinde iş yerinden ayrıldıktan sonra iş yerinde çalışan bir elemanın motosikletle kendisini evine bıraktığını, cumartesi günü saat 18.00'de işe gittiğini, saat 02.00-03.00 sıralarında sanık ...'ın yanına inip saat 06.00'ya kadar dolapları temizlemelerini istediğini, işinin erken bittiğini, yukarı çıktığında sanık ...'ın yanına gelip "Orada bir araba var bin, ben seni bırakırım." dediğini, bu teklifi kabul edip arabanın arka koltuğuna bindiğini, arabada kimsenin olmadığını düşündüğünü ancak şoför koltuğunda sanık ...'ı gördüğünü, sanık ...'ın kendisine "Kolay gelsin. İsmin ne? Burada mı çalışıyorsun? Hangi bölümde çalışıyorsun?" şeklinde sorular sorduğunu, sanık ...'ın arabaya gelip "Ben seni ... değil, ... olarak çağıracağım." dediğini, yaptığı işi beğenip beğenmediklerini sorduğunda sanık ...'ın "Okey okey" dediğini, parasını günlük aldığı için "Madem benim işimi beğendiniz o zaman paramı verin." demesi üzerine sanıkların sorun olmadığını söylediklerini, sanık ...'ın sigara ve alkol kullanıp kullanmadığını sorması üzerine kullanmadığını söylediği, sanık ...'ın kendisi için alkol almasının sorun olup olmadığını sorduğunu, sorun olmadığını söylemesi üzerine arabadan inip bir marketten alkol aldıklarını, sonrasında çok uzun mesafe gitmeden durduklarını, kendi evine vardığını sanıp teşekkür ederek arabadan indiğinde kendi evine gelmediklerini fark ettiğini, "Burası neresi?" diye sorduğunda sanık ...'ın "Korkma, bu alkolü yukarı bıraktıktan sonra seni eve bırakırım." dediğini, bina önünde beklemeye başladığını, sanık ...'ın "Burada bekleme komşular görüyor, burada beklemen doğru değil, yukarıda daire kapasının önünde bekle, ben bu şişeleri eve bırakıyorum, benden korkma, ben aile sahibi bir insanım." dediğini, merdivenlerin çok karanlık olduğunu, hiç pencere ve ışık olmadığını, kaç kat çıktıklarını bilmediğini, sanık ...'ın merdivende birden elini tutup "Düşersin." dediğini, "Abi bırak, ben kendim gelirim." demesi üzerine sanık ...'ın "Gel gel." dediğini, sanık ...'ın da arkalarından geldiğini, daire kapısının önüne vardıklarında sanık ...'ın "Bunu içeri bırakıp çıkıyorum, korkma." dediğini, kapıyı açtığı anda beyaz bir köpeğin bacağına atladığını, "Ben aşağıya iniyorum, köpekten korkuyorum." demesi üzerine sanık ...'ın elini tutup çevirerek içeriye soktuğunu, kapıyı kapattıklarını, evin dağınık olduğunu, evine gitmek istediğini söylediğini, sanık ...'ın kolunu tutarak kendisini sandalyeye oturttuğunu, yan tarafta bir koltuk, karşısında da bir masa ve sandalyenin bulunduğunu, sanık ...'ın yanındaki koltuğa oturduğunu, sanık ...'ın ise sandalyeyi alıp yanına oturduğunu, gitmek istediğini söylemesi üzerine sanık ...'ın alkolü birlikte içip sonra gideceklerini söylediğini, alkol içmeyeceğini söylediğini, çok korktuğunu, evin normal olmadığını, sanıkların da çok korkunç göründüğünü, evin köşesinde bir silah gördüğünü, korkusundan ne yapacağını bilemediğini, kalkıp "Ben gideceğim yolu bulurum." dediğini, sanık ...'ın "Ben seni getirdim, ben seni bırakacağım." dediğini, "Abi benim iki küçük çocuğum var, ben onları dünden beri görmedim, onlara kahvaltı yaptıracağım, kaç saattir çalıştım, yoruldum, eve gidip dinleneceğim. Siz bana eve bırakacağınızı söylediniz. Neden buraya getirdiniz?" demesi üzerine sanık ...'ın kalkıp çenesini yukarı doğru çekip gidemeyeceğini söylediğini, yerinden kalkıp sinirli bir şekilde şu an gitmek istediğini söylediğini, sanık ...'ın telefona bir hoparlör bağlayıp yüksek seste müzik açtığını, bağırdığını ve sürekli gitmek istediğini söylediğini, sanık ...'ın çok güzel olduğunu söyleyip bacağına dokunduğunu, sanık ...'ın sanık ...'a "Bu başka ... benzemiyor, bu onlardan daha güzel." dediğini, anlattığı tüm eylemleri sanık ...'ın yaptığını, sanık ...'ın yüzüne dokunması üzerine elini ittiğini, kendisini bırakmasını söylese de sanık ...'ın izin vermediğini, odanın karanlık perdelerin kapalı olduğunu, sanıkların yüzlerini net olarak göremediğini, sanık ...'ın sigaraya benzer bir maddeyi sarıp içmesi için kendisine verdiğini, ancak içmediğini, iki adet sigara saran sanık ...'ın birini sanık ...'a verdiğini, sanıkların içtikleri maddenin dumanını yüzüne üflediklerini, sanık ...'ın yanına oturarak yüzünü kendisine dokundurduğunu, "Sen çok iyisin." dediğini, saçlarına dokunup elini yakasından içeriye soktuğunu, ittirdiği sanık ...'ın yerinden kalkıp sanık ...'a "Olmaz, bu istemiyor." dediğini, kendisine de "İstiyor musun?" diye sorduğunu, "Benden ne istiyorsun?" diye sorması üzerine sanık ...'ın elini çekerek sert bir şekilde oturduğu sandalyenin üzerine oturttuğunu, çok yüksek sesli müziği kapatmalarını istediğini, sanık ...'ın "Bu iş olmuyor, ben gidiyorum." diyerek gittiğini, kendisinin de gitmek istediğini söylediği sanık ...'ın omzunu ve elini tutup sessiz olmasını söylediğini, kendisini oturtup boğazına dokunup "Sen istemiyorsun, ben istiyorum. Ben bunları istiyorum, bunlar bana ait." dediğini, bu esnada sanık ...'ın tekrar gelip masanın üzerindeki daire anahtarını alıp sanık ...'la birlikte gittiğini, kilitli olan daire kapısını açtıklarını, sanık ...'ın kapıyı kapatıp geri geldiğini, sanık ...'a "Benim ailem, çocuklarım var. Ben böyle bir insan değilim, sokağa çık onlardan çok var, ben onlardan değilim. Ben eğer öyle bir insan olsam çalışmam, ben çocuklarım için çalışıyorum." dediğini, "Benim istediğimi yapacaksın." diyen sanık ...'ın kıyafetlerini çıkarıp yan tarafında bulunan yarayı göstererek "Sen benimle ilişkiye girmezsen bu yara daha kötü olur, sen bana bakmak zorunda kalırsın." dediğini, alkol aldığı için ağzı çok kötü kokan sanığı ittirip gitmek istediğini söylediğini ve ayağa kalktığını, sanığın o anda ayağa kalkıp pantolonunu aşağıya çektiğini, pantolonunu indirdiğinde ayakkabılarının ayağında olduğunu, kendi pantolonunu da çıkarıp saçından tutarak sert bir şekilde koltuğa attığını, koltuğun üzerindeyken iki omzuna sert bir şekilde bastırıp cinsel organını sokmak suretiyle ilişkiye girdiğini, direnip kendisini bırakmasını söylediği hâlde devam ettiğini cinsel organını ağzına sokmaya çalıştığını, öğürüp ağladığını, ayakkabının ipleri ayağına dolandığı için rahat yürüyemediğini, kendisini banyoya götürmeye çalıştığını, kapıda durduğunu, banyoya girip küveti doldurmaya çalıştığını, küvetin içinde ne yapacağını bilmediği için korkup kendini geri çektiğini, tekrar kendisini koltuğun üzerine attığını, saçını sert şekilde tutup cinsel organını ağzına sokmaya çalıştığını, ağlayıp öğürmeye devam ettiğini, sanık ...'ın odaya gidip aldığı kremi cinsel organına sürdüğünü, yere düşmesi üzerine kendisini koltuğa kaldırıp ilişkiye girmeye devam ettiğini, sanık ...'ın çok heyecanlı ve sinirli bir şekilde boşalamadığını söylediğini, yanında oturup elini beline doladığını, sigarasını yakınca sakinleştiğini, sigara dudağındayken uyuyakalması üzerine kendisinin ayağa kalkıp pantolonunu giydiğini, ayakkabılarının bağını bile bağlamadan dışarıya koştuğunu, sürekli ağlayıp polise gitmek istediğini, yolun ortasındayken bir arabadaki şahsın "Ne oldu kızım?" diye sorduğunu, şahsa ağlayarak "Patronum bana tecavüz etti." demesi üzerine şahsın "Merak etme sakin ol. Ben seni polis merkezine götüreceğim." diyerek seyircilerin ve maçın olduğu bir yere kendisini götürüp beklemesini polislerin buraya geleceğini söylediğini, daha sonra polis arabasını göstermesi üzerine polislerin yanına gittiğini, polisin neden ağladığını sorması üzerine patronunun tecavüz ettiğini söylediğini, polislerin kendisini karakola götürdüklerini, sanık ...'dan kendisine siğil isimli bir hastalık bulaştığını, sanık ...'ın kendisiyle dört kez ilişkiye girdiğini, evden çıktığı sırada evin kapısının kilitli olmadığını, sanık ...'ın boynunun sol kısmını ısırıp ısırmadığını hatırlamadığını, ilk içeriye girdiğinde kapının kilitlenip kilitlenmediğini fark etmediğini, evdeki silahın kullanılmadığını, kollukta da silahı gördüğünü söylediğini, olayın stresi ve heyecanı nedeniyle olayı tam olarak anlatamadığını, bu nedenle müzikten bahsedemediğini, sanık ...'ın evinden çıktığında güneşin doğmuş olduğunu ve saatin 07.00-07.30 civarı olduğunu, olay sırasında telefonunun kapalı olduğunu, telefonunu polis merkezinde şarja taktığını, birlikte kaldığı arkadaşı tanık ...'ya yaşadıklarını olayın akabinde anlattığını, sanıklarla bir husumeti bulunmadığını, şikâyetçi olup davaya katılmak istediğini,
Beyan etmiştir.
Sanık ... kollukta; ... bölgesinde bulunan... .. isimli iş yerinin işletme müdürlüğünü yaptığını, arkadaşı olan sanık ... ve daha önceden tanımadığı katılan mağdurla birlikte kendisine ait arabayla ... ...'dan ayrıldıklarını, büfeden alkol alarak sanık ...'ın evine gittiklerini, sanık ... ve katılan mağdurun evde alkol almaya başladıklarını, evde kesinlikle uyuşturucu madde kullanılmadığını, kendisinin ise alkol almadığını, yaklaşık 15 dakika evde oturduktan sonra evden ayrıldığını, içki içmeye devam eden sanık ... ile katılan mağdurun ne yaptıkları konusunda hiçbir bilgisi olmadığını, mahkemede farklı ve ek olarak; merdivenden çıkarken ameliyatlı olması sebebiyle sanık ...'ı arkasından desteklediğini, katılan mağdurun da yanlarında olduğunu, sanık ...'ın kapıyı açtıktan sonra köpeğini başka bir odaya koyduğunu, tekerlekli döner koltuk ve iki çekyat olan odada oturduklarını, sanık ... ve katılan mağdurun bira içtiklerini, katılan mağdura "Buralı değil misin?" gibi birkaç soru sorduğunu, kafesinde çalışan ... Türkçe bildiğini ancak kendisinin Türkçe öğrenemediğini katılan mağdura söylediğini, 10-15 dakika evde kalıp ayrıldığını, evdeyken katılan mağdura fiziksel bir temasının olmadığını, cinsel içerikli bir şey de söylemediğini, sanık ...'ın da bir eylemde bulunmadığını, katılan mağdurun eve bırak gibi bir talebi olmadığını, sadece "Allah'a ısmarladık." diyerek tokalaşıp evden ayrıldığını, evde kendisinin bir fişek esrar içtiğini ancak sanık ...'ın içmediğini, katılan mağduru zorla aracına bindirmediğini, sanık ...'ın parmağını kıpırdatacak hâli olmadığını, ameliyatlı olması sebebiyle sanık ...'ı evine bıraktığını, sanık ...'ın kız arkadaşı olması sebebiyle katılan mağdura yan gözle bakamayacağını, suçlamayı kabul etmediğini,
Sanık ... kollukta ve sorguda; ... mevkiinde bulunan ... ... isimli iş yerinde şef garson olarak çalıştığını, 2-3 gün önce katılan mağdurun aynı iş yerinde bulaşıkçı olarak çalışmaya başladığını, normalde katılan mağduru evine taksi veya motosikletle gönderdiklerini, 05.05.2019 tarihinde saat 05.00 sıralarında iş yerinden ayrılmakta olan katılan mağdura kendisini eve bırakacağını söylediğini, sanık ...'ın aracına bindikten sonra katılan mağdura "Alkol içer misin?" diye sorduğunu, alkol içeceğini söylemesi üzerine ne içmek istediğini sorunca katılan mağdurun "Fark etmez." dediğini, kendisinin araçtan inerek tekelden iki adet bira aldığını, gece saatlerinden itibaren alkol aldığı için sarhoş olduğunu, bu sebeple her şeyi net olarak hatırlamadığını, daha sonra saat 06.00 sıralarında birlikte ikametine geçtiklerini, eve geçince katılan mağdurla birlikte alkol alıp sohbet etmeye başladıklarını, sanık ...'ın ise alkol almadığını, eve geldikten yaklaşık 10-15 dakika sonra sanık ...'ın evden ayrıldığını, katılan mağdurla yakınlaşıp öpüşmeye başladıklarını, hatırladığı kadarıyla iki kez katılan mağdurla rızasıyla cinsel ilişkiye girdiklerini, yaklaşık yarım saat sonra katılan mağdurun evden ayrıldığını, kendisinin ise yatıp uyuduğunu, kesinlikle uyuşturucu madde kullanmadıklarını, ilişki sırasında cinsel organına el kremi sürdüğünü, karakola ilk geldiğinde katılan mağdurla ilişkiye girmediğini, girmişse de çok sarhoş olduğunu ve hiçbir şey hatırlamadığını beyan etmesine rağmen yavaş yavaş ayılmaya başladığı için yaşananları hatırlamaya başladığını, katılan mağdurla ilişkisinin rızasıyla olduğunu, suçlamayı kabul etmediğini, mahkemede farklı ve ek olarak; suç tarihinden önce apandisit ameliyatı olduğunu, olay günü de dikişlerini aldırdığını, merdivenlerden çıkarken katılan mağdurun kendisine yardım ettiğini, sanık ...'ın da arkadan geldiğini, ikinci kattaki kapının önüne geldiklerinde katılan mağdurun köpeğinden korkması sebebiyle katılan mağdura kapının önünde beklemesini söyleyip içeriye girerek köpeği yan odaya koyduğunu, biraları içmeye başladıktan 15-20 dakika sonra sanık ...'ın maçı olması sebebiyle evden çıktığını, alkolün etkisiyle katılan mağdurla yakınlaşıp ilişkiye girmeye başladıklarını, ameliyat yerinden acı hissetmesi sebebiyle katılan mağduru itip lavaboya gittiğini, katılan mağdurun da kendisine "Benden tiksindin mi?" diye bakış attığını, katılan mağdura onunla ilgisi olmadığını söyleyip geri döndüğünü, ikinci ilişki sırasında orgazm olamadığı için diğer odadan krem alıp orgazm olmaya çalıştığını, katılan mağdurdan ter kokusu geldiği için ilişkiye girmek istemeyip belinden aşağısını yıkadığını, ardından bir sigara yaktığını, saat 12.30 gibi iş yerine gideceği için katılan mağdurun gitmesini istediğini, katılan mağdurun saat 07.00-07.30 sıralarında evinden ayrılmasından sonra köpeğini çıkartıp yattığını, ilişkinin katılan mağdurun rızasıyla olduğunu, aşırı alkollü olduğu için zorla alıkoyup cinsel saldırıda bulunacak durumda bulunmadığını, 45 dakikada dört kez ilişkiye girdikleri yönündeki iddianın inandırıcı olmadığını,
Savunmuşlardır.
V. GEREKÇE
Anayasa’nın 138/1. ve CMK’nın 217/1. maddeleri ile Anayasa’nın 38. ve İHAS’nin 6/2. maddeleri sarahatine göre ispat hukuku bakımından vicdani kanaat esasını benimseyen Ceza muhakememizin amacı, maddi gerçeği insan onuruna yaraşır biçimde ortaya çıkarmaktır. Geçmişte yaşanan ya da yaşandığı iddia olunan bu vakıayı/maddi gerçekliği, olay mahkemesi yapacağı öğrenme yargılaması ile taraflar ve delillerle doğrudan muhatap olup muhakeme hukukuna ilişkin normlar doğrultusunda, gerektiğinde mantık ilminden ve tecrübe kurallarından da faydalanarak sonradan mahkeme önünde temsil etmeye çalışacak, böylece sezgileriyle değil akıl yoluyla vicdani kanaate ulaşarak (Metin Feyzioğlu, Ceza Muhakemesinde Vicdani Kanaat, Yetkin Yayınevi, s. 139) maddi sorunu çözecektir. Bu yetki münhasıran olay mahkemesine aittir.
Vicdani kanaate ulaşılması, isnat olunan fiilin ispatlandığı anlamına gelir. Bu nedenle, vicdani kanaat hukuki sorunla değil, maddi sorunla ilgili bir kavramdır ve vicdani kanaate ulaşacak makam da maddi uyuşmazlığı çözmeye yetkili derece mahkemeleridir. Hukuki sorunun çözümünde vicdani kanaat ölçütü kullanılamaz. Çünkü; hukuki sorunun doğru çözümü, maddi olaya uygulanması gereken hukuk kurallarının doğru bulunması ve doğru yorumlanması ile ilgilidir.
Vicdani ispat sisteminde hâkimler, hür vicdanlarına göre hüküm verirler. Her türlü delil aracı, kural olarak kullanılabilir ve bunlar serbestçe değerlendirilir. Ancak bu serbestliğin sınırını yine hukuk belirler. Nitekim, Anayasa’nın 138/1. maddesine göre hâkim, vicdani kanaatini oluştururken, Anayasa’nın, kanunların ve hukukun çizdiği çerçevede kalmak zorundadır. Delil araçlarının ne zaman ve kimler tarafından ikame edilebileceği, bunların muhakemede tabi tutulacakları işlemler, delil aracı ikame taleplerinin hangi şartlarda ret olunabileceği, çelişme yönteminin nasıl hayata geçirileceği, delil aracı yasaklarının neler olduğu gibi konular hukuk tarafından düzenlenir (Feyzioğlu, s. 357).
Kural olarak delillerle doğrudan temas kurmayan ve öğrenme yargılaması yapamayan Yargıtayın, hukuka uygun olarak elde edilen delilleri takdir etme ve bu suretle ilk derece mahkemelerinin vicdani kanaatini denetleme, aslında olayın nasıl cereyan ettiğini ortaya koyma imkanı bulunmamaktadır. Ancak hükmün gerekçesini esas alarak, bu delillerle varılan sonucun/kabul edilen maddi vakıanın, akıl yürütme/mantık kurallarına, genel hayat tecrübelerine ve bilimsel kaidelere uygun olup olmadığını denetleyebileceğinde de kuşku yoktur. 288. maddenin Hükûmet Tasarısı'ndaki gerekçesinde bu duruma: "Delillerin yanlış değerlendirilmesi, kuralların yorumunu ve eylemin gerçek niteliğinin saptanmasını etkilediğinde elbetteki hukuka aykırılık oluşturur." denilerek işaret edilmiştir. Uygulama da bu şekilde istikrar kazanmıştır. Doktrinde Yenisey aynı düşünceyi; "Bir hukuk normu olmayan fizik ve mantık kuralları ve tecrübe kaidesi, bir hukuk normu gibi ele alınarak bunlara aykırı olan vicdani kanaatin denetlenmesine imkan sağlamaktadır." (Feridun Yenisey, İstinafta Maddi Ve Hukuki Mesele Denetimi, Dr. Silvia Tellenbach'a Armağan, Seçkin Yayınları, s. 1282) diyerek benimsendiğini ifade etmiştir. Çünkü; sağlıklı bir hukuki denetimin ön şartı, maddi vakıanın usulüne uygun, tam ve doğru olarak belirlenmiş olmasıdır.
Ceza yargılamasında kanıt serbestliği ilkesi başlığı altında toplayabileceğimiz temel prensiplere göre; a) Herşeyin kanıt olabileceği (hukuka uygun yöntemlerle elde edilmiş), b) İlgililerin kanıt ileri sürebilecekleri, c) Hâkimin kendiliğinden kanıt araştırabileceği, (hatta zorunlu olarak araştırması gerektiği), d) Kanıt ileri sürmede zaman kısıtlaması olamayacağı, e) Kanıtlama külfetinin sanığa yüklenemeyeceği, f) Kanıt değerlendirmede hâkimi bağlayan üstün kanıtın söz konusu olmayıp hâkimin tüm kanıtları serbestçe değerlendirebileceği, (vicdani kanaat) ceza yargılamasının temel ilkeleridir. Bu ilkelerin birinden dahi vazgeçmek, ceza yargılamasının temel ilke ve yapısına aykırı davranmak anlamını taşır (YCGK, 08.04.1991 tarihli ve 81-111 sayılı).
Amacı, somut olayda maddi gerçeğe ulaşarak adeleti sağlamak, suçu işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmek olan ceza muhakemesinin en önemli ve evrensel nitelikteki ilkelerinden birisi de öğreti ve uygulamada; suçsuzluk ya da masumiyet karinesi olarak adlandırılan kuralın bir uzantısı olan ve Latincede; in dubio pro reo olarak ifade edilen şüpheden sanık yararlanır ilkesidir. Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın mahkûmiyetine karar verilebilmesi bakımından göz önünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin şüphenin, mutlaka sanık yararına değerlendirilmesidir. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural, dava konusu suçun işlenip işlenmediği, işlenmişse sanık tarafından işlenip işlenmediği veya gerçekleştirilme biçimi konusunda bir şüphe belirmesi halinde de geçerlidir. Sanığın bir suçtan cezalandırılabilmesinin temel şartı, suçun hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak kesinlikte ispat edilmesidir. Gerçekleşme şekli şüpheli veya tam olarak aydınlatılamamış olay ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak mahkûmiyet hükmü kurulamaz. Ceza mahkumiyeti; herhangi bir ihtimale değil, kesin ve açık ispata dayanmalı, bu ispat hiçbir şüphe ya da başka türlü oluşa imkan vermemelidir. Toplanan delillerin bir kısmına gözetilip diğer kısmı gözardı edilerek ulaşılan kanaat üzerinden yüksek de olsa bir ihtimale sanığı cezalandırmak, ceza muhakemesinin en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm vermek anlamına gelecektir (YCGK., 11.6.2013 tarihli ve 36-294 sayılı).
Şu hâlde, sanığa isnat edilen fiilin sanık tarafından icra edildiğinin kabulü için, gerekçeli ve muhtemel şüphenin tamamen yenilmesi gerekir. Zira kabili te'lif olmayan şüphe ile gerçeğin yan yana mevcudiyeti ile vicdani kanaate ulaşılmasının, mantık ve hukuk kuralları bakımından mümkün olduğu söylenemez.
Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde:
... uyruklu olan ve iki yıldır Türkiye'de yaşayan katılan mağdurun, sanık ...'ın sahibi olduğu ... ... isimli iş yerinde bulaşıkçı olarak çalıştığı, sanık ... ile katılan mağdurun suç tarihinden önce tanışmadıkları, sanıkların ise arkadaş oldukları, katılan mağdurun iş yerinde çalıştığı ikinci günün sabahında saat 06.00 sularında mesaisini bitirip ayrıldığı sırada sanık ...'ın katılan mağdurun yanına gelerek "Seni eve bırakacağım." deyip arabaya binmesini istediği, sanık ...'ın arabasıyla sanık ... ve katılan mağduru iş yerinden alarak hareket ettiği, kısa süre sonra sanık ...'ın arabadan inip içki alarak arabaya geri döndüğü, bir süre sonra sanık ...'ın "Eve gel, daha sonra seni evine bırakacağız." diyerek katılan mağdurun elinden tutup kendi yaşadığı eve götürdüğü, sanık ...'ın da aynı eve katılan mağdur ... sanık ...'la birlikte girdiği, sanık ...'ın katılan mağdurun boynunu okşamaya başlayıp göğüslerini sıktığı, "Sen çok güzelsin, çok seksisin. Daha önce hiç ...'la ilişkiye girmedim. Seninle ilişkiye girmek istiyorum." diyerek zorla içki içirdiği, sanık ...'ın esrar içtiği ve katılan mağdura da içmeyi teklif ettiği, ilişkiye girmek istemeyip evine gitmek istediğini söyleyen katılan mağdura sanıkların izin vermedikleri ve eylemlerini sürdükdükleri, sanık ...'ın, katılan mağdurun elini tutarak boynunu okşamaya başlayıp cinsel ilişki teklif ettiği, katılan mağdurun kabul etmeyip tepki göstermesi üzerine sanık ...'ın "Bu benimle ilişkiye girmek istemiyor, ... gibi değil." diyerek evden ayrıldığı, sanık ...'ın katılan mağdurun elinden ve saçından tutarak gitmesine izin vermediği, sanık ...'ın evde baş başa kaldığı katılan mağdura yönelik eylemlerine devam ederek organ sokmak suretiyle cinsel saldırıda bulunduğu, sanık ...'ın alkolün etkisiyle uyuyakalması üzerine saat 07.00-07.30 sıralarında katılan mağdurun evden kaçarak polise gidip şikâyetçi olduğu kabul edilen olayda;
Sanık ...'ın evinden saat 07.00-07.30 sıralarında çıkıp kolluk fezlekesi ve tutanaklara göre aynı gün ... Polis Merkezine giderek şikâyetçi olan ve saat 11.27'de ifadesi alınan, vücudunda darp ve cebir izine rastlanmayan, ancak cinsel bölgesinde yeni oluşmuş yüzeyel lezyon tespit edilen katılan mağdurun, polis merkezinde bekletilme ihtimali ve kolluk tarafından yapılan işlemlerin süresi de dikkate alındığında sanıktan kurtulduktan hemen sonra olayı adli makamlara intikal ettirdiğinin anlaşılması, tüm aşamalarda olay yerine ve sanıkların eylemlerine ilişkin ayrıntılı, tutarlı, genel hayat tecrübelerine uygun ve çelişki içermeyecek anlatımlarda bulunan katılan mağdurun, sanık ...'ı diğer sanığın eylemlerine dâhil etmeden adı geçen sanığın sarkıntılık suretiyle kendisine cinsel saldırıda bulunduğunu ancak ilişki istemediğini anlaması üzerine evden çıktığını söyleyerek sanıklara farklı nitelikte eylemler isnat etmesi, içki ve esrar içildiğini, sanık ...'ın cinsel organına krem sürdüğünü, evde silah ve köpek gördüğünü ifade eden katılan mağdurun beyanlarını doğrulayacak şekilde suç yerinde kuru sıkı tabanca, içki şişeleri, el ve vücut losyonu ve küllük içerisinde iki adet içilmiş esrar maddesinin bulunması ile tahlillere göre sanık ...'ın alkol, sanık ...'ın ise uyuşturucu madde kullandıklarının anlaşılması, katılan mağdurun kollukta bazı detayları vermeyip mahkemede daha ayrıntılı ifade vermesinin çelişki olarak değerlendirilememesi, ilişkinin rıza sonucu gerçekleştiğinin ve sanık ...'ın katılan mağdura cinsel amaçlı dokunmadığının savunulması dışında katılan mağdurun olaya dair verdiği tüm ayrıntıların sanıklar tarafından kabul edilmesi, suç tarihinden iki gün önce sanık ...'a ait iş yerinde çalışmaya başlayan, işçi işveren ilişkisi dışında sanık ...'la bir irtibatı bulunmayan, sanık ...'la ise tanışmayan katılan mağdurun sanıklara iftira atmasını gerektirecek bir husumetin bulunmaması hususları bir bütün olarak değerlendirildiğinde; savunmalarının suçtan kurtulmaya yönelik olduğu değerlendirilen sanıklardan ...'a isnat edilen nitelikli cinsel saldırı suçunun unsurları itibarıyla oluştuğu ve her iki sanığa müsnet kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun sabit olduğu kabul edilmelidir.
Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne karar verilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan bir Ceza Genel Kurulu Üyesi; itirazın reddine karar verilmesi gerektiği düşüncesiyle karşı oy kullanmıştır.
VI. KARAR
Açıklanan nedenlerle;
1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE,
2- Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 22.06.2021 tarihli ve 4822-4437 sayılı bozma kararının KALDIRILMASINA,
3- Dosyanın, uygulamanın denetlenmesi için Yargıtay 9. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 05.02.2025 tarihinde yapılan müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.
Yargıtay 9. Ceza Dairesi 2023/4025 E. , 2024/251 K.
"İçtihat Metni"
...
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SAYISI : 2014/208 E., 2015/1067 K.
KATILAN MAĞDURE : ...
SUÇ : Cinsel taciz
HÜKÜM : Beraat
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Bozma
Sanık hakkında kurulan hükmün; karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun’un 33 üncü maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8 inci maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun (1412 sayılı Kanun) 305 inci maddesi gereği temyiz edilebilir olduğu, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 1412 sayılı Kanun’un 310 uncu maddesi gereği temyiz isteğinin süresinde olduğu, aynı Kanun’un 317 nci maddesi gereği temyiz isteğinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:
I. HUKUKÎ SÜREÇ
İzmir 41. Asliye Ceza Mahkemesinin, 02.12.2015 tarihli ve 2014/208 Esas, 2015/1067 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında cinsel taciz suçundan 5271 sayılı Kanun’un 223 üncü maddesinin ikinci fıkrasının (e) bendi uyarınca beraat kararı verilmiştir.
II. TEMYİZ SEBEPLERİ
Katılan Mağdure ... vekilinin Temyiz İsteği
Sanığın eyleminin sabit olduğundan bahisle mahkumiyet kararı verilmesi gerektiğine yönelik olduğu görülmüştür.
III. OLAY VE OLGULAR
Olay tarihinde sanığın mağdure ...'nın saçlarını arkaya attığı, boynuna elleriyle dokunduğu, omuzlarını ve kollarını okşayıp arkasından kendisine sarıldığı, alnından öptüğü, "Çok güzel kalçaların var, çok seksisin" dediği şeklindeki anlatımla sanık hakkında kamu dava açıldığı görülmüştür.
Yargılama neticesinde Mahkeme tarafından mağdurelerin soyut iddiaları dışında sanığın savunmasının aksine atılı suçu işlediğine dair mahkumiyetine yeter, her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil elde edilemediği, dinlenen tanıkların beyanlarından çalışılan ortamın kapalı bir ortam olmadığı, üç tarafı açık bir ortamda çalışıldığı, 15-20 kişinin iş yerinde çalıştığı, bu konuşmaları şekiyatçiler dışında kimsenin duymadığı, mağdurelerin de kendi beyanlarında olayı gören ve duyan tanıklarının olmadığını belirttikleri, bu hali ile sanığın atılı suçu işlediğine dair mahkumiyetine yeter, kesin delil elde edilemediği ve şüphenin sanık lehine uygulanacağı ilkesi nazara alındığı belirtilerek sanık hakkında atılı suçtan beraat kararı verildiği anlaşılmıştır.
IV. GEREKÇE
Olayın intikal şekli ve zamanı, taraflar arasında iftira atmayı gerektirecek bir husumet bulunmaması, katılan mağdure ... ile temyiz dışı mağdure ...'in istikrarlı ve samimi beyanları, olayın önceden tanık ...'a iletildiğine ilişkin tanık ... tarafından doğrulanmış olması ve tüm dosya kapsamı nazara alındığında, olay tarihinde sanığın mağdure ...'nın saçlarını arkaya attığı, boynuna elleriyle dokunduğu, omuzlarını ve kollarını okşayıp arkasından kendisine sarıldığı, alnından öptüğü, "Çok güzel kalçaların var, çok seksisin" dediği şeklinde gerçekleşen olayda sanığın 5237 sayılı Kanun'un 103 üncü maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesinde düzenlenen çocuğun cinsel istismar suçunu işlediği anlaşıldığından, müsnet suçtan mahkumiyeti yerine dosya kapsamına uygun düşmeyen yazılı gerekçeyle suç vasfında da yanılgıya düşülerek beraatine karar verilmesi hukuka aykırı bulunmuştur.
V. KARAR
Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle, İzmir 41. Asliye Ceza Mahkemesinin, 02.12.2015 tarihli ve 2014/208 Esas, 2015/1067 Karar sayılı kararına yönelik katılan mağdure vekilinin temyiz isteği yerinde görüldüğünden hükmün, 1412 sayılı Kanun’un 321 inci maddesi gereği, Tebliğname’ye farklı gerekçeyle uygun olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA,
Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,
11.01.2024 tarihinde karar verildi.
Ceza Genel Kurulu 2022/229 E. , 2025/290 K.
"İçtihat Metni"
KARARI VEREN
YARGITAY DAİRESİ : 9. Ceza Dairesi
MAHKEMESİ :Ağır Ceza
SAYISI : 11-165
I. HUKUKÎ SÜREÇ
Sanığın çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 103/1-a maddesi delaletiyle 103/2-6, 43/1, 62/1 ve 53. maddeleri uyarınca 14 yıl 2 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna ilişkin Eskişehir 2. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 18.02.2014 tarihli ve 298-44 sayılı hükmün sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay (Kapatılan) 14. Ceza Dairesince 25.11.2020 tarih ve 7107-5253 sayı ile; "...Olayın intikal şekli ve zamanı, mağdurenin aşamalardaki çelişkili ifadeleri, savunma ile bunu destekler mahiyetteki tanık beyanı ve tüm dosya kapsamı nazara alındığında, sanığın üzerine atılı suçu işlediğine dair cezalandırılmasına yeter, her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil bulunmadığı gözetilerek beraati yerine yazılı şekilde mahkumiyetine karar verilmesi,'' isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.
Eskişehir 2. Ağır Ceza Mahkemesi ise 18.03.2021 tarih ve 11-165 sayı ile "...Yargıtay 14. Ceza Dairesinin 2016/7107 E. Ve 2020/5253 K. Sayılı ilamı ile sanığın beraatine karar verilmesi gerektiğinden bahisle daha önce mahkememizce tesis edilen hüküm bozulmuş ise de; sanık ...'nun katılan ...'nın eşinin akrabası olduğu ve katılan ... ile aynı ortamda çalışmaları nedeniyle samimi oldukları, sanık ...'nun bu samimiyet ile sık sık katılan ...'nın evine gitmeye ve katılan ... ile birlikte alkol aldıkları, sanık ...'nun suçtan zarar gören ...'ya karşı samimi davranmaya ve el kol şakaları yapmaya başladığı, 2011 yılı Ocak ayında sanık ...'nun alkollü olarak katılan ...'nın evde olmadığı bir gün saat 01:30 sıralarında ... köyünde bulunan evine geldiği, evin kapılarının kilitli olmadığı, evde suçtan zarar görenin annesi ve kardeşlerinin uyuduğu, suçtan zarar gören ...'nın odasına girdiği, suçtan zarar gören ...'nın uyandığı, sanık ...'nun suçtan zarar gören ...'ya cinsel organını ellettiği ve cinsel organını suçtan zarar gören ...'nın ağzına soktuğu, daha sonra suçtan zarar gören ...'nın cinsel organına sürtünerek boşaldığı, daha sonraki günlerde sanık ...'nun katılan ... ile birlikte eve gelerek alkol aldığı, bu olaydan iki ay sonra sanık ...'nun yine suçtan zarar görenin yanına gelerek cinsel organını suçtan zarar gören ...'nın cinsel organına sokarak cinsel ilişkiye girdiği, katılan ...'nın Eskişehir iline taşındığı, sanığın yine aynı şekilde Eskişehir'e de gelerek suçtan zarar gören ... ile cinsel ilişkiye girerek, suç tarihinde 15 yaşından küçük suçtan zarar gören ...'ya karşı zincirleme olarak çocuğun cinsel istismarı suçunu işlediği, Adalet Bakanlığı Adli Tıp Kurumu Eskişehir Adli Tıp Şube Müdürlüğü'nün 07/09/2012 tarihli raporuna göre suçtan zarar gören ...'nın bakire olmadığı, Adalet Bakanlığı Adli Tıp Kurumu 6. Adli Tıp İhtisas Kurulu'nun 28 Ağustos 2013 tarihli raporuna göre suçtan zarar gören ...'nın Ocak-2011-2012 tarihinde mağduru bulunduğu olay nedeniyle ruh sağlığının bozulduğu,
Sanık ... suçlamayı kabul etmediğini katılan ...'ya ...'ın parasını almaması yönünde küfürlü mesaj çektiği için kendisini şikayet ettiğini ileri sürmüş ise de, tanık ... ...'in sanık ...'nun suçtan zarar gören ...'e yaptıklarını anlatırsan senin hayatını mahvederim diye tehdit ettiğini duyduğunu belirtmesi, oluşa ve dosya içeriğine göre suçtan zarar görenin aşamalardaki tutarlı ve samimi görülen anlatımları, görgü tanığı bulunmayan olayda suçtan zarar görenin namus ve iffetini ortaya koyarak sanığa iftira etmesi için bir nedenin bulunmaması, Yargıtay bozma ilamında bahsedilen savunma tanığının olayla ilgili hiçbir bilgisinin olmaması, mağdura karşı katılan ...' un patronunun yaptığı bir eylemden bahsetmesi, halbuki tanık ...' in sanığın suçtan zarar göreni bir konuyu anlatmaması yönünde tehdit ettiğine şahit olduğunu belirtmesi, suçtan zarar görenin aşamalarda beyanlarının sakatlanmasına veyahut mahkemece itibar edilmemesine yol açacak herhangi bir çelişkide bulunmaması, aksine suçtan zarar görenin aşamalardaki tüm beyanlarının birbirini doğrular ve tutarlı olması, hem suçtan zarar göreni dinleyen psikologun hem de adli tıp kurumunun suçtan zarar görenin ruh sağlığının olay nedeniyle bozulduğunu tespit etmesi, yine psikologun, suçtan zarar görenin beyanlarına itibar edilebileceğini belirtmesi, sanığın suçtan zarar gören ile samimi oldukları el kol şakası yaptıkları hatta bu nedenle birlikte olduklarına ilişkin dedikodu çıktığı, karısının kendisini bu nedenle terk ettiğine ilişkin tevili ikrarları, nazara alındığında sanığın cezadan kurtulmaya yönelik savunmasına itibar edilmesinin ve Yargıtay bozma ilamındaki sebeplere katılmanın mümkün olmadığı," şeklindeki gerekçeyle bozmaya direnerek önceki hüküm gibi sanığın mahkûmiyetine karar vermiştir.
Direnme kararına konu hükmün, sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 07.09.2021 tarihli ve 56230 sayılı onama istekli tebliğnamesi ile dosya kararına direnilen Daireye gönderilmiş, inceleme yapan Yargıtay 9. Ceza Dairesince 02.03.2022 tarih ve 24034-1843 sayı ile direnme kararının yerinde görülmemesi üzerine Yargıtay Birinci Başkanlığına gelen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
II.UYUŞMAZLIK KONUSU
Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığa isnat edilen çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçunun sabit olup olmadığının belirlenmesine ilişkindir.
III. OLAY VE OLGULAR
İncelenen dosya kapsamından;
Katılan mağdurenin 16.01.1997 doğumlu ve suç tarihinde 14-15 yaşlarında olduğu, davaya konu eylemler boyunca Eskişehir ili Alpu ilçesi ... köyü ile Eskişehir il merkezinde annesi, babası ve kardeşiyle birlikte yaşadığı, sanık ...’nun katılan mağdurenin dayısının kızının eşi olduğu ve katılan mağdurenin babası ... ile samimi arkadaşlıklarının bulunduğu, 04.09.2012 tarihinde katılan mağdure ve babasının, sanığın katılan mağdureye yönelik nitelikli cinsel istismarda bulundukları iddiasıyla polise başvurdukları,
Katılan mağdurenin Eskişehir Adli Tıp Şube Müdürlüğünce düzenlenen 07.09.2012 tarihli raporunda; ''Himen halkavii ince kenarlı tabii sülmeli fevhası duhule müsait açıklıkta olup saat kadranına göre (3) üç ve (8) hizasında kaideye kadar inmeyen yarım eski yırtık görüldüğü oluş zamanının tıbben 8-10 gün sonra tefrikinin mümkün bulunmadığı, anal muayenede fiili livataya delalet edecek maddi delile rastlanmadığı" tespitlerine yer verildiği,
Adalet Bakanlığı Adli Tıp Kurumu 6. Adli Tıp İhtisas Kurulunun 28.08.2013 tarihli raporunda; katılan mağdurenin olay nedeniyle ruh sağlığını bozacak mahiyet ve derecede "Depresif Bozukluk" denilen psikiyatrik bozukluğunun tespit edildiği ve Ocak 2011-2012 tarihinde mağduru bulunduğu olay nedeniyle ruh sağlığının bozulduğunun belirtildiği,
Anlaşılmıştır.
Katılan mağdure; sanığın sürekli evlerine geldiğini ve babasıyla birlikte alkol aldıklarını, kendisine ''Kardeşim, baldızım!" diyerek temas etmeye çalıştığını, bu davranışları cinsel haz duyarak yaptığını anladığını, bir gün saat 01.30 sıralarında evlerine geldiğini, evde babasının olmadığını, annesinin ve kardeşlerinin ise uyuduklarını, sanığın alkollü olduğunu, eve girerek kaldığı odaya geldiğini, elini kendi cinsel organına dokundurmaya başladığını, cinsel organını vücuduna sürttüğünü ve ağzına aldırdığını, yardım istemesini engellemek için de ağzını kapattığını ve daha sonra evden ayrıldığını, annesinin ve kardeşlerinin bundan haberlerinin olmadığını, bu eylemde sonra da babası ile birlikte alkol alan sanığın babası uyuduktan sonra kendisine sarkıntılıkta bulunduğunu, bu eylemden iki ay sonra ise köyde bulunan evlerinde kendisiyle cinsel ilişkiye girdiğini, olayları kimseye anlatmaması için sanığın "Babana bana yaklaştığını söylerim, kardeşlerin ile de cinsel birliktelik yaşarım!" diyerek kendisini tehdit ettiğini, karşı geldiğinde kendisini darbettiğini, 2011 yılının Eylül ayında okula başlayacağı için Eskişehir’e taşındıklarını, sanığın Eskişehir'deki evlerine de gelerek benzer eylemlerde bulunduğunu, bu eylemlerin anne ve babası ile kardeşleri uyurlarken gerçekleştiğini,
Katılan ...; kızının kendisine olanları anlatmasına kadar sanığın veya kızının hareketlerinden şüphelenmediğini, zira şüphelenmesini gerektirecek davranışlarını görmediğini,
Tanık ... ... yargılamada; sanığın katılan mağdureye neler yaptığını görmediğini ancak onu "Yaptıklarını anlatırsam senin hayatını mahvederim" diye tehdit ettiğini duyduğunu,
Beyan etmişlerdir.
Sanık; katılan mağdurenin evine sık sık gittiğini, zira babası olan ... ile yakın arkadaşlıkları olduğunu, gece geç saatlere kadar ... ile bazen onun evinde bazen de dışarıda oturup alkol aldıklarını, ... ve ailesi ile hep bir arada olduklarından katılan mağdureyle sık sık görüştüklerini, bir buçuk yıl kadar önce katılan mağdureyle olan samimiyetlerinden dolayı köyde dedikodularının çıktığını, hatta katılan mağdureyle cinsel ilişkiye girdiklerinin söylenmeye başlandığını, suçlamaların tamamen asılsız olduğunu savunmuştur.
IV. GEREKÇE
1- İlgili Mevzuat ve Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Değerlendirmeler
Anayasa’nın 138/1. ve CMK’nın 217/1. maddeleri ile Anayasa’nın 38. ve İHAS'ın 6/2. maddeleri sarahatine göre ispat hukuku bakımından vicdani kanaat esasını benimseyen Ceza muhakememizin amacı, maddi gerçeği insan onuruna yaraşır biçimde ortaya çıkarmaktır. Geçmişte yaşanan ya da yaşandığı iddia olunan bu vakıayı/maddi gerçekliği, olay mahkemesi yapacağı öğrenme yargılaması ile taraflar ve delillerle doğrudan muhatap olup muhakeme hukukuna ilişkin normlar doğrultusunda, gerektiğinde mantık ilminden ve tecrübe kurallarından da faydalanarak sonradan mahkeme önünde temsil etmeye çalışacak, böylece sezgileriyle değil akıl yoluyla vicdani kanaate ulaşarak (Metin Feyzioğlu, Ceza Muhakemesinde Vicdani Kanaat, Yetkin Yayınevi, s. 139) maddi sorunu çözecektir. Bu yetki münhasıran olay mahkemesine aittir.
Vicdani kanaate ulaşılması, isnat olunan fiilin ispatlandığı anlamına gelir. Bu nedenle, vicdani kanaat hukuki sorunla değil, maddi sorunla ilgili bir kavramdır ve vicdani kanaate ulaşacak makam da maddi uyuşmazlığı çözmeye yetkili derece mahkemeleridir. Hukuki sorunun çözümünde vicdani kanaat ölçütü kullanılamaz. Çünkü; hukuki sorunun doğru çözümü, maddi olaya uygulanması gereken hukuk kurallarının doğru bulunması ve doğru yorumlanması ile ilgilidir.
Vicdani ispat sisteminde hâkimler, hür vicdanlarına göre hüküm verirler. Her türlü delil aracı, kural olarak kullanılabilir ve bunlar serbestçe değerlendirilir. Ancak bu serbestliğin sınırını yine hukuk belirler. Nitekim, Anayasa’nın 138/1. maddesine göre hâkim, vicdani kanaatini oluştururken, Anayasa’nın, kanunların ve hukukun çizdiği çerçevede kalmak zorundadır. Delil araçlarının ne zaman ve kimler tarafından ikame edilebileceği, bunların muhakemede tabi tutulacakları işlemler, delil aracı ikame taleplerinin hangi şartlarda ret olunabileceği, çelişme yönteminin nasıl hayata geçirileceği, delil aracı yasaklarının neler olduğu gibi konular hukuk tarafından düzenlenir (Feyzioğlu, s. 357).
Kural olarak delillerle doğrudan temas kurmayan ve öğrenme yargılaması yapamayan Yargıtayın, hukuka uygun olarak elde edilen delilleri takdir etme ve bu suretle ilk derece mahkemelerinin vicdani kanaatini denetleme, aslında olayın nasıl cereyan ettiğini ortaya koyma imkânı bulunmamaktadır. Ancak hükmün gerekçesini esas alarak, bu delillerle varılan sonucun/kabul edilen maddi vakıanın, akıl yürütme/mantık kurallarına, genel hayat tecrübelerine ve bilimsel kaidelere uygun olup olmadığını denetleyebileceğinde de kuşku yoktur. 288. maddenin Hükûmet Tasarısı'ndaki gerekçesinde bu duruma: "Delillerin yanlış değerlendirilmesi, kuralların yorumunu ve eylemin gerçek niteliğinin saptanmasını etkilediğinde elbetteki hukuka aykırılık oluşturur." denilerek işaret edilmiştir. Uygulama da bu şekilde istikrar kazanmıştır. Doktrinde Yenisey aynı düşünceyi; "Bir hukuk normu olmayan fizik ve mantık kuralları ve tecrübe kaidesi, bir hukuk normu gibi ele alınarak bunlara aykırı olan vicdani kanaatin denetlenmesine imkan sağlamaktadır." (Feridun Yenisey, İstinafta Maddi Ve Hukuki Mesele Denetimi, Dr. Silvia Tellenbach'a Armağan, Seçkin Yayınları, s. 1282) diyerek benimsendiğini ifade etmiştir. Çünkü; sağlıklı bir hukuki denetimin ön şartı, maddi vakıanın usulüne uygun, tam ve doğru olarak belirlenmiş olmasıdır.
Ceza yargılamasında kanıt serbestliği ilkesi başlığı altında toplayabileceğimiz temel prensiplere göre; a) Her şeyin kanıt olabileceği (hukuka uygun yöntemlerle elde edilmiş), b) İlgililerin kanıt ileri sürebilecekleri, c) Hâkimin kendiliğinden kanıt araştırabileceği, (hatta zorunlu olarak araştırması gerektiği), d) Kanıt ileri sürmede zaman kısıtlaması olamayacağı, e) Kanıtlama külfetinin sanığa yüklenemeyeceği, f) Kanıt değerlendirmede hâkimi bağlayan üstün kanıtın söz konusu olmayıp hâkimin tüm kanıtları serbestçe değerlendirebileceği, (vicdani kanaat) ceza yargılamasının temel ilkeleridir. Bu ilkelerin birinden dahi vazgeçmek, ceza yargılamasının temel ilke ve yapısına aykırı davranmak anlamını taşır (YCGK, 08.04.1991 tarihli ve 81-111 sayılı).
Amacı, somut olayda maddi gerçeğe ulaşarak adeleti sağlamak, suçu işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmek olan ceza muhakemesinin en önemli ve evrensel nitelikteki ilkelerinden birisi de öğreti ve uygulamada; suçsuzluk ya da masumiyet karinesi olarak adlandırılan kuralın bir uzantısı olan ve Latincede; in dubio pro reo olarak ifade edilen şüpheden sanık yararlanır ilkesidir. Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın mahkûmiyetine karar verilebilmesi bakımından göz önünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin şüphenin, mutlaka sanık yararına değerlendirilmesidir. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural, dava konusu suçun işlenip işlenmediği, işlenmişse sanık tarafından işlenip işlenmediği veya gerçekleştirilme biçimi konusunda bir şüphe belirmesi halinde de geçerlidir. Sanığın bir suçtan cezalandırılabilmesinin temel şartı, suçun hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak kesinlikte ispat edilmesidir. Gerçekleşme şekli şüpheli veya tam olarak aydınlatılamamış olay ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak mahkûmiyet hükmü kurulamaz. Ceza mahkûmiyeti; herhangi bir ihtimale değil, kesin ve açık ispata dayanmalı, bu ispat hiçbir şüphe ya da başka türlü oluşa imkân vermemelidir. Toplanan delillerin bir kısmı gözetilip diğer kısmı göz ardı edilerek ulaşılan kanaat üzerinden yüksek de olsa bir ihtimale dayanarak sanığı cezalandırmak, ceza muhakemesinin en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm vermek anlamına gelecektir (YCGK, 11.6.2013 tarihli ve 36-294 sayılı).
Şu hâlde, sanığa isnat edilen fiilin sanık tarafından icra edildiğinin kabulü için, gerekçeli ve muhtemel şüphenin tamamen yenilmesi gerekir. Zira kabili te'lif olmayan şüphe ile gerçeğin yan yana mevcudiyeti ile vicdani kanaate ulaşılmasının, mantık ve hukuk kuralları bakımından mümkün olduğu söylenemez.
2- Somut Olayda Hukuki Nitelendirme
Sanığın, sık sık evlerine uğradığı on beş yaşını doldurmamış olan katılan mağdureye yönelik zincirleme şekilde çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçunu işlediği Yerel Mahkemece kabul edilen olayda;
Katılan mağdurenin, sanığın eylemlerinden babası dâhil kimsenin haberi olmadığına ilişkin soruşturma evresindeki anlatımlarının yargılama evresindeki beyanlarıyla çelişmesi, sanığın, eylemlerini, birçok kez gece vakti ailesi uyurken zor kullanarak gerçekleştirdiğine dönük ifadelerinin ise genel hayat tecrübeleriyle bağdaşmaması, sanığın mağdureyi tehdit ettiğine yönelik anlatımda bulunan tanık ...'in istismara konu olayı görmediğini belirtmesi ve tüm aşamalarda istikrarlı bir şekilde müsnet suçu işlemediğini ileri süren sanık savunmalarının aksini kanıtlayan katılan mağdurenin soyut ve inandırıcılıktan uzak beyanları dışında başkaca delil bulunmadığı dikkate alındığında; mahallinde ikame olunan ve tartışılan delillerin, gerekçeli/muhtemel şüphenin tamamen ortadan kaldırılması ve sanığın müsnet suçu işlediği yönünde vicdani kanaat oluşması için yeterli olmadığı anlaşılmakla in dubio pro reo/şüpheden sanık yararlanır ilkesi gereğince beraatine karar verilmesi gerektiği kabul edilmelidir.
Bu itibarla, Yerel Mahkemenin direnme kararına konu mahkûmiyet hükmünün bozulmasına karar verilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan Ceza Genel Kurulu Başkanı; "Maddi vâkıânın kabulüne ilişkin vicdani kanaatini, doğrudan muhatap olduğu takdirî deliller ve dosya kapsamına uygun, ilgili, özgün ve yeterli gerekçelere dayandıran Yerel Mahkemenin müsnet çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçunun unsurlarının oluştuğu yönündeki takdir ve değerlendirmelerinde bir isabetsizlik bulunmadığından Sayın Çoğunluğun görüşüne muhalifim",
Çoğunluk görüşüne katılmayan dokuz Ceza Genel Kurulu Üyesi; Yerel Mahkemenin direnme gerekçesinin isabetli bulunduğu,
Düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır.
V. KARAR
Açıklanan nedenlerle;
1- Eskişehir 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 18.03.2021 tarihli ve 11-165 sayılı direnme kararına konu mahkûmiyet hükmünün, sanığa isnat edilen eylemin sabit olmadığının gözetilmemesi isabetsizliğinden BOZULMASINA,
2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 11.06.2025 tarihinde yapılan birinci müzakerede yeterli çoğunluk sağlanamadığından 25.06.2025 tarihinde yapılan ikinci müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2024/12 E. , 2025/64 K.
I. HUKUKÎ SÜREÇ
Sanık ...'in tasarlayarak kasten öldürme suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 82/1-a, 62, 53, 54 ve 63. maddeleri uyarınca müebbet hapis cezasıyla cezalandırılmasına, müsadereye, hak yoksunluğuna ve mahsuba ilişkin Uşak 3. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 25.11.2021 tarihli ve 364-418 sayılı resen istinafa tabi olan hükme yönelik sanık, müdafi ve katılanlar vekilleri tarafından da istinaf yoluna başvurulması üzerine, İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesince 01.04.2022 tarih ve 1016-1295 sayı ile istinaf başvurularının esastan reddine, bu kararın da sanık müdafi ve katılan ... vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesince 12.12.2022 tarih ve 7892-9874 sayı ile; ''...Dosya kapsamına göre; sanık ile tanık ...'ın evli oldukları, aralarındaki geçimsizlik nedeniyle 2020 yılı Ocak ayında ayrı yaşamaya başladıkları, bu süreçten sonra ...'ın sanığın da akrabası olan maktul ile cinsel ilişki boyutuna varan bir gönül ilişkisi kurduğu, olaydan bir süre önce sanığın, maktul ile ...'ın birlikte yaşadığı Uşak iline maktulü öldürmek amacıyla geldiği, olay günü sosyal medya hesaplarından maktulün yerini tespit ettiği, sonrasında, maktul ve ... parkta gezerken karşılarına çıkıp hiçbir şey söylemeden maktulün vücudunun öldürücü bölgelerine tabanca ile ateş ettiği, tabancanın tutukluk yapması üzerine bu kez bıçağını çıkartıp maktulü bıçaklayarak öldürdüğü olayda, maktulden kaynaklanan ve haksız tahrik oluşturan davranışlar dikkate alınarak, 18 yıl ila 24 yıl arasında ceza verilmesi gerektiğini belirleyen 5237 sayılı TCK'nin 29. maddesinin uygulanması sırasında asgari düzeyde bir indirim yapılarak hüküm kurulması gerekirken, yanılgılı değerlendirme sonucu haksız tahrik hükümlerinin uygulanmaması suretiyle fazla ceza tayini...'' isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.
Uşak 3. Ağır Ceza Mahkemesince 31.01.2023 tarih ve 35-43 sayı ile; ''...Sanıktan gördüğü şiddet üzerine ...'ın evi terk etmesi, yine ...'ın ... ile yaşamaya başladığının sanık ve ailesi tarafından öğrenilmesinden sonra maktulün ailesi ile barışmaya yönelik birtakım görüşmelerin gerçekleşmesi, bu bağlamda ve barışma karşılığında bedel olarak sanık ile tanık ...'in kızının evlendirilmesine karar verilmesi, ancak evlilik gerçekleşmeyince tekrar yapılan görüşmelerde bu defa da bedel olarak altın karşılığında anlaşmaya varılması, hatta ilk talep edilen altın miktarı çok bulununca bunda azaltmaya gidilmiş olunması ve bu her bir görüşmenin sanığın bilgisi ve rızası dahilinde gerçekleşmesi, yine bedel konusunda da sanığın rıza göstermesi, bu görüşmeler boyunca geçen sürecin uzunluğu, aynı şekilde sanığın ...'dan olma çocuklarını yanına alıp memleketine dönmesi ve bu süreçte maktulün ailesinin göndereceği altınları beklemesi, yine son olarak maktulün aile fertlerinin öldürme olayı öncesinde, yukarıda açıklandığı üzere, kendisine birtakım laflar söylediği hususunun soyut nitelikte kalmış olmasına bağlı olarak artık haksız tahrik durumunun ortadan kalktığı ve sanık hakkında uygulanamayacağı değerlendirilmiştir.
Bu açıklamalara ek olarak; barışma karşılığı 80 altının ödenmemiş olması durumu da atılı suç açısından haksız tahrik hükümlerinin uygulanması sonucunu ortaya koymayacaktır. Öyle ki, artık aradaki uyuşmazlık ...'ın ... ile yaşamaya başlaması ve sanığı terk etmesi durumundan uzaklaşmış ve bu durum karşılığı taraflar arasındaki bedel konusuna ilişkin hale gelmiştir. Bu bağlamda, önce tanık ...'in kızı ile evlenme mevzuu, bu gerçekleşmeyince istenilen ve karşı tarafça çok bulunan ve miktarı düşürülen altın'ın talep edilen tarihte sanığa teslim edilmemiş olması öldürme ya da silahla tehdit suçu açısından haksız tahrik sebebi olarak değerlendirilemeyeceği kanaatine varılmıştır.
...Ayrıca mağdur ...'ın şiddete uğraması nedeni ile aile konutunu terk etmesi, bu olayların geçmişi anlamındaki ...'ın anlatımı, evden ayrılan ...'ın maktulle beraberlik yaşamaya başlaması, maktulün ve ...'ın bebek beklemeleri, sanık ile maktulün fiilen Ocak 2020'den beri ayrı yaşamaları, taraflar arasındaki boşanma davası birlikte değerlendirildiğinde, aile hukuku anlamındaki 'sadakat yükümlülüğü' kurumunun sanık lehine bir tahrik nedeni olamayacağının anlaşılması,
Aynı şekilde, dosya arasındaki mesaj dökümlerinde görüleceği üzere, maktul ile sanık arasındaki küfür tehdit vb. sözel haksız hareket anlamında da ilk haksız hareketin sanıktan kaynaklı olması, maktulün, eşi ile boşanma aşamasında olan ve eşi olan sanıkla Ocak 2020'den beri ayrı yaşayan maktulden bebek beklemesi, yani maktulün ...' ın doğuracağı çocuğun babası olması hususları da göz önüne alındığında, sanık bakımından haksız tahrik hükümlerinin lehe dikkate alınmasını gerektirecek bir durumun olmadığı...'' gerekçeleriyle bozmaya direnerek önceki hüküm gibi sanığın mahkûmiyetine karar verilmiştir.
Direnme kararına konu bu hükmün de sanık ve müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 16.05.2023 tarihli ve 36618 sayılı "Bozma" istemli tebliğname ile dosya 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 307. maddesi uyarınca kararına direnilen daireye gönderilmiş, aynı madde uyarınca inceleme yapan Yargıtay 1. Ceza Dairesince 06.12.2023 tarih ve 4352-7580 sayı ile direnme kararının yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
II. UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Sanık hakkında mağdur ... ...'e yönelik eylemi nedeniyle silahla tehdit ve 6136 sayılı Kanuna aykırılık suçlarından kurulan mahkûmiyet hükümleri istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmek suretiyle kesinleşmiş olup itirazın kapsamına göre inceleme; sanığın maktule yönelik eylemi nedeniyle nitelikli kasten öldürme suçundan kurulan mahkûmiyet hükmü ile sınırlı olarak yapılmıştır.
Özel Daire ile İlk Derece Mahkemesi arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanık hakkında TCK'nın 29. maddesinde düzenlenen haksız tahrik hükmünün uygulanma şartlarının bulunup bulunmadığının belirlenmesine ilişkindir.
III. OLAY VE OLGULAR
İncelenen dosya kapsamından;
Kolluk tarafından düzenlenen 01.08.2020 tarihli tutanakta; aynı gün haber merkezini arayan sanığın, on beş gün önce Uşak'a geldiğini, resmi nikahlı eşi olan inceleme dışı mağdur ... ile amcasının oğlu olan maktulün altı aydır birlikte olduklarını, maktulün cep telefonundan canlı yayın yapması üzerine bulundukları yeri tespit ettiğini, ... isimli mesire alanına giderek eşi mağdurun yanındaki maktule üç el ateş ettiğini, tabancanın tutukluk yapması nedeniyle taşıdığı bıçakla maktulün boğazını kestiğini beyan ettiğinin yazılı olduğu,
07.09.2020 tarihli bilirkişi raporu içeriğine göre; sanık ve maktulün HTS kayıtları ile cep telefonlarından elde edilen tüm verilerin incelendiği, 10 Ocak 2020 tarihinde yaptıkları WhatsApp görüşmelerinin; sanık''Sen gelme ben sizin evinize gelecem ..., sen ne şerefsiz bir insansın benim karımla konuşuyorsun? her bunu kan temizler, aşiret kuralları konuşacak artık'', ''... bu eve gelecek, her şey kapanacak, sen de bu Uşak'ı terk edeceksin yada gerisini sen düşün, babanı da arıyorum şimdi" "ben kanıtladım mı sen bir namus hazırla" babasının evinde olduğunu söyleyen maktul "Git evde 4 tane bekar, ben de 5 erkek var, ister misin? bak Esentepe'deyim evime gitcem, çık gel boşuna konuşmayalım" sanık "Sen ne diye benim eşimle konuşuyorsun, şerefsiz misin lan sen? bir de akraba olacaksın" maktul "Ben ...la konuşmadım git dokümanları çıkar, elinden geleni ardına koyma, aha savcı, aha devlet, aha kanun git çıkar" sanık "hala yalan söylemekten bıkmadın mı ben işi devlete bırakmam" 11 Ocak 2020 tarihinde; sanık "Ortalığı yaygara etme, babamları da ara kimseye birşey demesinler, ben babamları arıyom bana küfür ediyorlar, hakaret ediyorlar, bu konu kapansın, dokümanların çıktığı gün gel ara o zaman, kimsenin adı çıkmasın ben kimseyle görüşmedim, bak ben evime gidemiyom senin yüzünden, ara konuyu kapat sonra kanıtlarını da al gel, benim anlamadığım ... evde mi hastanede mi, benim kafamı allak bullak ettiniz, yaptığın iyi birşey değil" sanık "Ben babana dedim susun doküman ve kamera kayıtları çıkana kadar ben diyeceğimi dedim" maktul "Ne zaman dedin, bak benim ailem ortalığı yaygara etmesin, kimsenin adı çıkmasın" sanık "1 saat önce konuştum, anla dedim herkes sussun doküman çıkana kadar, onu ailene söyle bana değil, kimseye birşey demeyin bu dokümanlar ortaya çıkana kadar" maktul "babamlar söylemez kimseye inşallah, ama sen zırt pırt ararsan senin de adın çıkar benim de boş yere, ama sen bu hareketi yaptın diye babam beni eve almıyor ben eve gidemiyom" sanık "ara beni bi, şu an neredesin?" maktul "Yerimi kimseye söyleyemem, ailem beni arıyo zaten Uşak'ta değilim, bu mesele hallolsun sen dokümanları çıkar benim içim rahatlasın, ben öyle geçeceğim, yoksa babamlar beni vuracak anlamadan dinlemeden" 12 Ocak 2020 tarihinde; maktul "Sen babamlara ... ...'ı kaçırmış mı dedin? Adımı niye çıkarıyon ...?, senin yüzünden ben Uşağa çıkamıyom, elinde kanıt olmadan bana iftira atamazsın, bu ...'ın kaçıncı gidişi? Allah bilir ne zaman çıkacak gelecek yine, yemin ederim ki pislik çıkmasın diye gelmiyim, dokümanları çıkar sonra ailemi ara kime gidersen git, kimse de senin bokuna girmez, sen boş hayaller peşindesin, kendini rezil etmekten başka birşey yapmıyorsun" sanık "Ben kimseyi buna bulaştırmam zaten gereken neyse ben yaparım tamam mı?" 13 Ocak 2020 tarihinde; maktul "Sen daha önce aklın nerdeydi? anca ses kaydı doküman kamera gibi fasa fiso, işlerle uğraşırsın, yeni mi namus bekçisi oldun, senin baban abilerin amcaların kimi öldürmeye geliyor? Kürtçe öyle diyorsun, hadi bu mesajı da göster polise ka...t, ailece ka..sınız olum, sen kimsin lan benim amcaoğlum olacan g..t, git bul karını p..enk" yazdığı sanığın maktule saat 13.30'da "senin ka..lığın şu an bile belli konuştuğun kişiye sahip çık da adamlığını göreyim senin şe..siz, hala inkar ediyorsun, sen bana bir namus borçlusun, tamam mı fazla havlama senin namussuzluğun ortada tamam mı?", "At watsaptan ya..ım, madem öyle at bana watsaptan, ka..t!" yazdığı, sanık "Kim ka..t belli, ben senin gibi şe..siz değilim, havlama bana ordan, her şey ortaya çıktığı zaman konuş ne konuşacaksan, sus yerine otur, adam ol erkek ol biraz, karı gibi si..rim felan deme, benim yerim belli yurdum belli" maktul "sus ka..t oğlu ka..t, bana yeni namus bekçisi olmuş, ... Afyonda si..iyor, o da burda sahip çıkamadı, ancak burdan erkeklik yapıyorsun, ...'ın Allah bilir kaçıncı gidişi bu, yuvarlak gozelden çıkan kafana so..yım, fino kö..ği" sanık "Sen havla ve gör ne olacağını, sabret senden bir namus aldığımda konuş bunu unutma başı boş köpekler hep havlar senin gibi şer...ler de hep ortaya laf atar, şimdi sus konuşma" maktul "Git evde 4 bekar erkek var, seç beğen hangisinin ya..ğı iyiyse onu al kendine p..ç ne namusu, sen zaten ka...sın, o kadına kocalık yapmadın bari çocuklarına babalık yap! Neyin peşindesin?" sanık "Siz bana bir namus vereceksiniz o zaman da bunları sana hatırlatırım, sen adamlığını yap, o zaman böyle böyle yaptım dersin, inkar mı ediyorsun, her şey ortaya çıktığı zaman böyle böyle yaptım dersin, o zaman en büyük ka..t sen olursun", 14 Ocak 2020 tarihinde; maktul "Ne oldu lan, binanın kamera kayıtlarını buldun mu?" sanık "kamera görüntüleri var hastanede, sana gösterdiğim zaman konuş, otur oturduğun yerde mesaj atıp durma" maktul "Ben adım gibi eminim, ... hastanede olduğu gece İzmir'de değildin, g..t korkusuna hastaneye karının yanına gelemedin acaba kim var yanında diye" sanık "Kamera var, devlet var, herşey ortaya çıktığı zaman konuş" maktul "sen o gece gel namus diye tutturduğun kadını kontrol etme, g..t korkusundan kadın elinden gidince namus bekçisi ol, sen böyle devam et canım" 15 Ocak 2020 tarihinde; maktul "Olum madem kamera görüntülerini bulamadın ne diye beni reklam ettin Uşak'a dediği, git karın kimin altındaysa ondan al gel karın benim yanımda değil, şimdi savcılığa gidecem benim adımı çıkarıyorsun.", "Sen adam olsaydın gider karını hastaneden çıkarırdın", sanık "Hele senin bir konuşman kamera görüntün çıksın" maktul "Lan olum sen niye benim adımı çıkarıyon? karınla a..a koduğumun gabağı?", "Lan ben bugün Uşağa gelecektim, babam gelme adın çıkmış seni vuracam dedi bana, sen niye kanıtın yokken ailemi arayıp benden bahsediyorsun?" sanık "Ben babana öyle birşey demedim, sadece ... onu hastaneden çıkarmış dedim, ben kanıtları bekliyom", maktul "Sen adam olsaydın gider karını hastanede kontrol ederdin sendeki yürek de bu kadar" yazdığı, sanığın "senin yerinde olsam herşeyi erkek gibi anlatırdım, sen şimdi ne konuştum, ne de hastaneye gittim diyorsun öyle mi?", maktul "Ben gitmedim kardeşim, elinden geleni ardına koyma, adımı da çıkarma!", sanık "Tek bir görüntün ...la çıksa sana hatırlatırım bu mesajı", maktul "Karın yanımda değil, istediğin görüntüyü çıkar, senin karını kaçıran yok, senin karın senden kaçmış, bu hareketlerin sadece seni batıracak ben bekarım, en fazla adım çıkar kürtler bana kız vermez, ben de türkün birini alırım namusum yaparım" "Sen ve ailen hiçbir şeyin davasını yapamazsınız, savcıya herşeyi anlatıcam, benden şüpheleniyor, kadının yaşı reşit, şu an Allah bilir nerde, benim ailemden berel istiyor, namus istiyor, para istiyor diyecem, bak gör devlet kimin yanında o zaman", sanık "Benim kimseden para istediğim yok, sen böyle inkar et, herşey ortaya çıktığı zaman konuş, tamam mı bana mesaj atıp durma" 16 Ocak 2020 tarihinde maktul "Sen adam olmazsın olum, acaba seni arayan soranlara nasıl cevap veriyorsun karımı kaçırdı diye sende nasıl bir mide var lan reklam yapmışsın reklamm, beni s..ir et, kendi ailenin yüzüne nasıl bakıyorsun, ben senin yerinde olsam bu utançtan kafama sıkarım yemin ederim", sanık "Bu iş sizin çek senet işlerine hırsızlıklarınıza benzemez, herşey ortaya çıktığı zaman konuş ne konuşacaksan", maktul "Millete gidip demişsin onları bi kere yakaladım felan bu lan senin namusun tüküreyim senin şerefine yuh lan, açık açık diyorum al silahını gel vur beni madem ben senin namusunu kirlettiysem öyle her yere telefon açmakla reklam yapmakla namus temizlenmez", sanık "O zaman konuşuruz şimdi havlamana gerek yok, adam ol kendine, herşey ortaya çıktığı zaman konuş", maktul; "Başına belayım ...! git karını bul, allah bilir karın hangi sığınma evinde, yada nerde abooo...", "Sana ne namus veririm ne de başlık parası anca canımı alırsın sen hala doküman tuttur" sanık "Başlık parası da neymiş onu da yeni duyuyorum kendiniz ortaya birşeyler çıkarmayın", maktul "senin ailen reklam etmiş, elinden geleni ardına koyma bence git kafanı toprağa sok, sana namus veren adam doğmadı daha başkası olsa namusunu temizlemişti çoktan, sen anca karı gibi doküman de tuttur", "Benim adımı çıkarmışsınız, nam...sunuz oğlum, karısına sahip çıkamayan adam" 20 Ocak 2020 tarihinde; maktul "Selamın aleyküm ... buldunuz mu ...'ı gel bak bu işi çözelim insan içine çıkamıyorum" yazdığı, sanık "Artık inkar etme", maktul "Sen ...dan belli ki bıkmışsın benim üstüme yamamayı düşünüyorsun", "Sen benim artık düşmanımsın", sanık "Şimdi uzatmanın anlamı yok herşey ortaya çıkana kadar bekleyeceğim" yazdığı,
Şeklinde olduğu,
Suç tarihinden geriye dönük son iki ay içerisinde maktulle sanık arasında doğrudan bir telefon görüşmesi olmadığı,
28.07.2020'de (suç tarihinden üç gün önce) sanık ...'ın maktulün babası ...'i 4892 ile biten cep telefonundan saat 17.45'te aradığı ve aralarında 206 saniyelik bir görüşme gerçekleştiği,
İnceleme dışı mağdur ...'ın 01.12.2019-16.12.2019 tarihleri ile 19.01.2020-20.01.2020 tarihleri arasında ... Kadın Konukevinde kaldığı,
18.02.2021 tarihli Uşak İl Sağlık Müdürlüğü yazısında; inceleme dışı mağdurun 09.01.2020 tarihinde intihara teşebbüs etmesi nedeniyle Uşak Üniversitesi Hastanesine giriş yaptırdığının, hasta yakını olarak maktulün imzasının alındığının belirtildiği,
UYAP sistemi üzerinden yapılan sorgulamada; inceleme dışı mağdurun nüfus aile kayıt tablosunda, maktulden olduğunu beyan ettiği bebeğin doğum tarihinin 28.10.2020 olduğu,
Anlaşılmaktadır.
İnceleme dışı mağdur ... ... kollukta; dokuz yıldır evli olduğu ve üç çocukları bulunan sanık tarafından evlilikleri süresince defalarca darp edildiğini, birçok kez şikâyetçi olduğunu, bu nedenle 2020 yılı Ocak ayında intihara teşebbüs ettiğini, dört sene önce tanıştıkları ve eşinin akrabası olan maktulün her olayda kendisini koruyup kolladığını, hastanede de yanında olduğunu, bu nedenle maktulün yanına gitmeye karar verdiğini, ancak daha sonra eve geri döndüğünü, sanığın kendisini bıçakla tehdit edip "Senin kulaklarını keseceğim" dediğini, polisi aradığını ancak şikâyetçi olmadığını, maktulün "Bu adamdan kurtulman lazım" demesi üzerine Kuşadası'na gittiklerini, ancak bu sefer maktulü düşünerek "Sen ailenle kötü olma" diyerek kadın sığınma evine gittiğini, bu olaylardan sonra aileler arasında tatsızlık çıktığını, maktulün kendisini yalnız bırakmayarak "Evlenmemiz lazım" dediğini, imam nikahı ile evlendiklerini, ilk önce maktulün ailesinin evine gittiğini, ancak ailesinin bunu kabul etmediğini, maktulün yanında olduğunu duyan sanığın ailesinin kendisi için 100 Cumhuriyet altını başlık parası istediğini, görüşmeler sonucu bunun 70'e indiğini, bu altınlar karşılığında sanığın kendisinden boşanmaya razı olacağını duyduğunu, imam nikâhından sonra maktulden hamile kaldığını ve 7 aylık hamile olduğunu, 01.08.2020 tarihinde bayram olması nedeniyle maktulün kendisini ... mesire alanına götürdüğünü, burada sosyal medyadan canlı yayın yaptıktan sonra eve gitmek için kalktıkları sırada yanlarına yaklaşan sanığın tabancasını çıkarttığını ve maktulün kendisine "... kaç!" diye bağırdığını, koşmaya başladığında sanığın maktule tabancayla birkaç kez ateş ettiğini gördüğünü, uzaktan sanığın gittiğini görünce maktulün yanına geldiğini, bir süre sonra gelen ambulansla maktulü hastaneye götürdüklerini,
Katılanlar ... ve ... kollukta; oğulları olan maktul ile mağdur ...'ın 2020 yılı Ocak ayında kaçtıklarını, bu olay nedeniyle aileler arasında yapılan görüşme sonrasında sanığın ailesinin önce kızlarından birini istediklerini, ancak kendi kızları çok küçük olduğu için bu işe razı olmadıklarını, sonra 150-200 Cumhuriyet altını istediklerini, bununda 70 altına düştüğünü, bayramdan sonra bu bedeli sanığın ailesine vereceklerini, ancak sonra bu olayın meydana geldiğini,
Tanık ... ...; 2020 yılı Nisan ayından beri sanık ile görüştüğünü ve erkek arkadaşı olduğunu, evlenmeyi düşündüklerini, sanığın eşini kaçıran maktulün sanığa mesaj gönderip "Sen erkek misin, kadının altımda, gel namusunu temizle" şeklinde mesajlar gönderdiğini,
Tanık ...; oğlu olan sanığın eşi inceleme dışı mağdurun maktul ile kaçması sonrasında maktulün ailesinden 80 Cumhuriyet altını istediklerini,
İfade etmişlerdir.
Sanık kollukta; 2012 yılından beri evli oldukları inceleme dışı mağdur ile üç kız çocuklarının olduğunu, psikolojik sorunları olan mağdurun beş-altı kez intihara teşebbüs ettiğini, gururuyla oynadığı için ona bir defa tokat attığını, maktulün ise babasının amcasının oğlu olduğunu, 2020 yılı Ocak ayında İzmir'de inşaatta çalıştığı sırada mağdurun kendisini arayarak hastaneye gideceğini söylediğini, eve gittiğinde daha önce de yaptığı gibi çocukları evde yalnız bırakıp gittiğini öğrendiğini, eve gelen mağdurun kollarında iğne ve serum izleri olduğunu gördüğünü, çocuklar ve kendisi ile ilgilenmediğini söyleyen mağdurun boşanmak istediğini, bunu kabul etmediğinde bağırıp çağırarak eline bir bıçak aldığını, tatsızlık çıkmaması için evden çıkıp İzmir'e gitmek amacıyla terminale gittiğini, terminalde mağduru ve şüphelendiği maktulü telefon ile aradığını, ikisinin de telefonunun meşgul olması nedeniyle konuştuklarını anlayarak eve geri döndüğünü, evin kapısını dinlediğinde mağdurun maktule "... benden boşanmıyor sen gel beni kaçır." dediğini duyduğunu, sinirlenerek kapıya yüklendiği, mağdurun polis çağırması üzerine eve gelen polisler tarafından mağdurun evden götürüldüğünü, öncesinde İzmir'e çalışmaya gittiğinde çocukların bakıcısından sarışın birinin çocuklar evdeyken eve geldiğini duyduğunu, yine İzmir'de çalışırken mağdurun çocukları evde bırakıp gittiğini duyması üzerine geri geldiğini ve sonra öğrendiği kadarıyla maktulün eve gelip mağduru Denizli'ye kadın sığınma evine bıraktığını duyduğunu, aile büyüklerinin araya girerek kendilerini barıştırmak istediklerini, aşiret büyüklerinin töreye göre kendilerinin de onlardan kız alması gerektiğini söylediklerini ancak maktulün kardeşinin küçük olması nedeniyle bu durumu kabul etmediğini, sonra aşiret büyüklerinin bedel olarak 150 altın istediklerini ancak maktulün ailesinin durumunun iyi olmaması nedeniyle 80 altına düşürüldüğünü, ancak onların bunu da ödeyemeyeceklerini söylediklerini, süreç içinde maktulün kardeşi katılan ...'ın kendisini arayıp "Senin istediğin tazminat çok, sen karını paraya satmışsın Uşak'a gel namusunu temizle!" maktulün babasının ise "Biz bu altınları size vermeyeceğiz, eşin oğlumdan 7 aylık hamile, bugüne kadar namusunu temizleyemedin. Elinden geleni ardına koyma, ne yapacaksan gel yap!" diyerek tahrik edici sözler söylediklerini, olaydan önce Uşak'a geldiğini, olay günü maktulün İnstagram hesabından canlı yayın yapması üzerine yerlerini tespit ettiğini, bulundukları parka giderek yanlarına yaklaşarak tabancayı çıkarttığını, "Ne yapıyorsun?" diye bağıran maktule birkaç el ateş ettiğini, tabancanın tutukluk yapması üzerine bıçağını çıkartarak maktule vurduğunu, sonrada boğazını kestiğini,
Sorguda; konuşmak için yanlarına gittiğini ancak, maktulün elini beline doğru atması nedeniyle silah ya da bıçak çıkaracağını düşünerek ateş ettiğini, maktulün yere düştüğünde küfür ettiğini, bunun üzerine de bıçakla vurduğunu,
Mahkemede; maktulün önce üzerine gelerek "Senin karını s...im, karın benim yanımda" dediğini, mağdurun oradan uzaklaşması için önce yere ateş ettiğini, maktulün "Senin ananı si...im" demesi üzerine de ateş etmeye başladığını, silah tutukluk yapınca maktulde küfür etmeye devam ettiğinden bıçakla vurmaya devam ettiğini,
Savunmuştur.
IV. GEREKÇE
A. İlgili Mevzuat ve Öğretide Uyuşmazlığa İlişkin Görüşler
Tahrik kelimesi, sözlüklerde hareket hâlinde olmayan bir şeyi harekete geçirme, kımıldatma, kışkırtma olarak tanımlanmıştır (Türk Dil Kurumu Güncel Sözlüğü, Kubbealtı Lugati).
İnsanın dış dünyaya yansıyan davranışlarını esas alan ceza hukuku, onun davranışlarında iç dünyasının, o anki ruh hâlinin ve genel psikolojik özelliklerinin önemi bulunduğunu kabul ederek bu psikolojik durumlara belli bir hukuki değer vermektedir. Bu itibarla modern ceza hukuku sadece işlenen suçu değil, suçun işlenmesinde etkili olan nedenleri göz önünde bulundurarak cezalandırma yoluna gitmektedir (Devrim Aydın, Yeni Türk Ceza Kanunu'nda Haksız Tahrik, AÜHFD, 2004, C. 54, s.225).
Haksız hareketin kişi üzerinde ve onun psikolojik aleminde bir tepki doğuracağını kabul eden modern ceza hukuku, failin bu durumunu değerlendirmekte, cezai sorumluluğunu azaltan bir sebep olarak görmektedir. Failin bu subjektif durumuna önem veren çeşitli ülkelerin ceza kanunlarında, failin cezasında belli oranlarda indirim yapılması esası kabul edilmiştir (M. Muhtar Çağlayan, Yargıtay İçtihatları Işığında Haksız Tahrik üzerine Bir İzah Denemesi, Adalet Dergisi, Ocak –Şubat, 1982, S.1, s.14).
Bu düşünceden hareketle TCK'nın 29. maddesinde de haksız tahrik; "Haksız bir fiilin meydana getirdiği hiddet veya şiddetli elemin etkisi altında suç işleyen kimseye, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası yerine onsekiz yıldan yirmidört yıla ve müebbet hapis cezası yerine oniki yıldan onsekiz yıla kadar hapis cezası verilir. Diğer hâllerde verilecek cezanın dörtte birinden dörtte üçüne kadarı indirilir." şeklinde, ceza sorumluluğunu azaltan bir neden olarak hüküm altına alınmıştır.
Ceza sorumluluğunu azaltan bir neden olarak düzenlenen haksız tahrik, kişinin haksız bir fiilin kendisinde meydana getirdiği hiddet ya da şiddetli elemin etkisi altında suç işlemesi durumunda kusur yeteneğindeki azalmayı ifade etmektedir. Bu hâlde fail, suç işleme yönünde önceden bir karar vermeden, dışarıdan gelen etkinin ruhsal yapısı üzerinde meydana getirdiği karışıklığın neticesi olarak bir suç işlemeye yönelmektedir. Bu yönüyle haksız tahrik, kusurun irade unsuru üzerinde etkili olan nedenlerden biridir. Başka bir anlatımla, haksız tahrik hâlinde failin iradesi üzerinde zayıflama meydana gelmekte, böylece haksız fiilin meydana getirdiği hiddet veya şiddetli elemin etkisi altındaki kişinin suç işlemekten kendisini alıkoyma yeteneği önemli ölçüde azalmaktadır.
Ceza Genel Kurulunun istikrar kazanmış kararları ile öğretide de kabul gören görüşler doğrultusunda haksız tahrik hükmünün uygulanabilmesi için;
a) Tahriki oluşturan haksız bir fiil bulunmalı,
b) Fail öfke veya şiddetli elemin etkisi altında kalmalı,
c) Failin işlediği suç bu ruhsal durumunun tepkisi olmalı,
d) Haksız tahrik teşkil eden eylem mağdurdan sâdır olmalıdır.
5237 sayılı TCK'da, 765 sayılı TCK'da yer alan ağır – hafif tahrik ayırımına son verilerek; tahriki oluşturan eylem, somut olayın özelliklerine göre hâkim tarafından değerlendirilip, sanığın iradesine etkisi göz önünde bulundurulmak suretiyle, maddede gösterilen iki sınır arasında belirlenen oranda cezasından indirim yapılacağı hüküm altına alınmıştır.
Haksız tahrik hükmünün uygulanabilmesi açısından, failin suçu ilk haksız fiilin doğurduğu öfke veya şiddetli elemin etkisiyle işleyip işlememesi önemlidir. Mağdur ya da ölenden gelen haksız hareketin psikolojik etkisinin devam ettiğinin kabulünde zorunluluk bulunan hâllerde, haksız tahrik hükmünün uygulanması gerekmektedir.
Ceza Genel Kurulunun çeşitli kararlarında tartışmasız olarak benimsendiği üzere tahrik nedeniyle yapılacak indirim oranı belirlenirken, haksız tahriki oluşturan hareketin işleniş şekli, yeri, niteliği, zamanı, yöresel şartlar ve tahrik eden ile edilenin durumları göz önüne alınıp değerlendirilmesi, eğer haksız hareket bu özellikleri itibarıyla yoğun ve önemli boyutlara ulaşmışsa ancak bu takdirde haksız tahrikin ağır ve şiddetli olduğu kabul edilmelidir.
B. Uyuşmazlığa Dair Hukuki Nitelendirme
Özel Daire ile İlk Derece Mahkemesi arasında eylemin oluşu ve kabulüyle suçun nitelendirilmesinde tartışma bulunmayan olayda; 2015 yılından beri Uşak ilinde ikamet eden sanık ile inceleme dışı mağdur ...'ın evli oldukları ve aralarında son yıllarda aile içi şiddete varan sorunların bulunduğu, bu nedenle mağdurun 01.12.2019-16.12.2019 tarihleri arasında kadın sığınma evinde kaldığı, 09.01.2020 tarihinde de çok sayıda ilaç alarak intihara teşebbüs ettiği, bu süreçte sanığın akrabası olan maktulün hasta yakını olarak mağdurun yanında kaldığı, mağdurun sanığa boşanmak istediğini söylemesi nedeniyle aralarında tartışma çıktığı, sanığın bıçakla mağdurun üzerine yürümesi üzerine mağdurun "Polise haber vereceğim" dediği ve polis gelmeden evden çıkan sanığın şehirden ayrılmak için terminale gittiği, burada önce mağduru sonra da mağdur ile aralarında bir ilişki olduğundan şüphelendiği maktulü cep telefonu ile aradığı, her ikisinin de telefonunun meşgul olduğunu görmesi üzerine eve geri döndüğü, maktul ile mağdurun telefondaki konuşmalarını kapıdan dinlediğinde, mağdurun maktule "Boşanmayı kabul etmiyor gel beni kaçır." dediğini duyduğu, keza mağdurun bu olaydan hemen sonra maktulün kendisine telefonda "Bu adamdan kurtulman lazım" dediğini ifade ettiği, sanığın eve kapıyı zorlayarak girmesi üzerine gelen polislerin mağduru evden alıp götürdükleri, sanığın aynı gün çocukları alıp Ağrı’ya anne ve babasının yanına götürdüğü, evi boşaltarak eşyaları sattığı ve Uşak’ı terk ettiği, sanığın bu olaydan sonra 14.01.2020 tarihinde şiddetli geçimsizlik sebebiyle Uşak 2. Aile Mahkemesinde boşanma davası açtığı, mağdurun ise maktul ... ile buluşarak önce Kuşadası’na gittikleri, sonra Uşak’a döndükleri, maktulün ailesinin bu işe onay vermemesi nedeniyle mağdurun kadın sığınma evine 19.01.2020 tarihinde giriş yaptığı, hemen ertesi gün sığınma evinden çıkarak tekrar maktul ile buluştuğu, akabinde imam nikahı kıydıkları, mağdurun bu sırada hamile kaldığının nüfus kayıtlarıyla doğrulandığı, sanıkla maktulün en son 23.01.2020 tarihine kadar cep telefonuyla ve Whatsapp üzerinden mesajla iletişim hâlinde oldukları, ancak sanığın henüz resmi nikahlı eşi mağdurun maktulle birlikte olduklarından haberi olmadığı, telefon mesajlarında maktulden şüphelendiğini ve ailesine de bu durumu söyleyeceğini yazdığı, maktulün ise mağdur ile olan birlikteliğini inkar ettiği ve sanığı aşağılayıcı sözler kullandığı, en son 23.01.2020 tarihli mesajlarda mağdur ile samimi fotoğraflarını göstermesi üzerine sanıkla maktul arasındaki iletişimin sonlandığı, olaydan her iki tarafın ailesinin haberdar olduğu, maktulün Uşak'taki babası ile sanığın Ağrı'daki akrabalarının aracılar vasıtasıyla görüşmeye başladıkları, sanığın ailesinin önce maktulün ailesinden namus karşılığı bir kız istedikleri, ancak maktulün kardeşi ve amcasının kızının da yaşı küçük olması nedeniyle bu işin olmaması üzerine sanığın ailesinin maktulün ailesinden önce 150 altın, sonra da 80 altın civarı bir bedel istedikleri, bu sefer maktulün ailesinin parayı ödeyemeyeceklerini söyledikleri, maktulün kardeşi ...'ın sanığa "Sen karını paraya satmışsın, Uşak'a gel, namusunu temizle!" dediği, bu süreçte sanığın boşanma davası bitmeden 2020 yılı Mayıs ayında mağdurun maktulden hamile kaldığını öğrendiği ve maktulü öldürmeyi kafasına koyup eşi ile maktulün oturdukları yeri araştırmaya başladığı, suç tarihinden üç gün önce maktulün babasının sanığa "Eşin oğlumdan 7 aylık hamile, bu güne kadar namusunu temizleyemedin, bir de altın mı istiyorsun? Elinden geleni ardına koyma, ne yapacaksan gel yap!" dediği, suç tarihinde ise maktulle mağdurun sosyal medyadan yaptıkları canlı yayını izleyen sanığın, maktul ile mağdurun yerlerini tespit ederek maktulü öldürdüğü anlaşılmaktadır.
Sanıkla mağdur arasındaki boşanma davası sürecinde devam eden eşler arasındaki fiili ayrılık sürecinin sadakat yükümlülüğünü ortadan kaldırmayacağı, sanığın öncesinde mağdura şiddet uygulamasının maktule yönelik bir haksız hareket olmadığı, vuku bulan bu fiili ayrılık öncesinde akrabası olmasına rağmen sanığın eşi mağdur ile duygusal bir yakınlığı olan ve sonra sanığın eşi mağduru kadın sığınma evinden alarak birlikte yaşamaya başlayan, hatta boşanmasını beklemeden cinsel ilişkiye girerek mağduru hamile bırakan maktulün bu davranışlarının sanığa karşı haksızlık içerdiği, hatta bu süreçte maktulün sanığa aşağılayıcı mesajlar gönderdiği, maktulün babası ve ailesinin bu görüşmeler sırasında sanığın psikolojisini bozacak ve tahrik edecek boyutta sarf ettiği cümlelerin sanığın öfkesini daha da artırdığı, en sonunda mağdurun maktulden hamile kaldığını öğrenen sanığın üzerindeki psikolojik baskının daha da artmasıyla maktulü öldürme kararı aldığı, kendisini sosyal medyadan takip ettiğini bilen maktulün, hamile bıraktığı sanığın resmi nikahlı eşi mağdur ile canlı yayın yaptığının anlaşılması karşısında; sanığın tasarlayarak kasten öldürme suçunu maktulden kaynaklı haksız davranışların üzerinde yarattığı ve giderek artan öfkeyle şiddetli elemin etkisi altında işlediği, sanık hakkında kurulan mahkûmiyet hükmünde asgari oranda haksız tahrik indirimi uygulanması gerektiği kabul edilmelidir.
Bu itibarla, İlk Derece Mahkemesinin direnme kararına konu mahkûmiyet hükmünün gerekçesinin isabetli olmadığına, sanık hakkında kurulan mahkûmiyet hükmünün asgari oranda haksız tahrik indirimi uygulanmaması isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan yedi Ceza Genel Kurulu Üyesi; haksız tahrik indiriminin şartlarının oluşmadığı ve direnme kararının isabetli olduğu düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır.
V. KARAR
Açıklanan nedenlerle;
1- Uşak 3. Ağır Ceza Mahkemesince kurulan 31.03.2023 tarihli ve 35-43 sayılı direnme kararına konu mahkûmiyet hükmünün, gerekçesinin İSABETLİ OLMADIĞINA ve sanık hakkında TCK'nın 29. maddesi uyarınca asgari oranda haksız tahrik indirimi uygulanmaması isabetsizliğinden BOZULMASINA,
2- Dosyanın, gereği için mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 22.01.2025 tarihli birinci müzakerede karar için yeterli çoğunluk sağlanamadığından, 12.02.2025 tarihli ikinci müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.
Yargıtay 20. Ceza Dairesi 2016/2863 E. , 2017/1081 K.
Dosya İncelendi.
GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Temyiz incelemesi, sanıklar müdafinin süresindeki isteği nedeniyle duruşmalı olarak yapılmıştır.
1-TCK'nın "Uyuşturucu veya Uyarıcı Madde İmâl ve Ticareti" başlıklı 188. maddesinin 3. fıkrasında "Uyuşturucu veya uyarıcı maddeleri ruhsatsız veya ruhsata aykırı olarak ülke içinde satan, satışa arz eden, başkalarına veren, sevk eden, nakleden, depolayan, satın alan, kabul eden, bulunduran..." kişilerin bu suçun hareket unsurunu oluşturan eylemlerinin, suçun konusu olan uyuşturucu veya uyarıcı maddeyi kullanma amacı dışında, kazanç elde etme, başkalarına verme-devretme ya da iftira amacıyla gerçekleştirmesi gerekli olup; incelenen dosya sanıkları ..., ... ve ...' in aşamalardaki savunmalarında Alanya ilçesine çalışmak için gittiklerini, ele geçen net 1175 gr. esrarı birlikte kullanmak için aldıklarını, ticari gaye ile hareket etmediklerini; sanık ...'in ise diğer sanıkları iş nedeniyle Alanya'ya bırakmak için gittiğini, uyuşturucudan haberi olmadığını beyan ettiği anlaşılması karşısında, ele geçen uyuşturucu madde ile her sanığın ilişkisi ve hareket unsurunu oluşturan bulundurma ve nakil eylemlerinin hangi amaca yönelik olduğu, somut olay ve olgulara göre değerlendirilip tartışılmadan; sanık ...'in sevk ve idaresindeki araçla yüklü miktarda çuval dolusu uyuşturucunun sevk edildiği, uyuşturucu madde içme de kullanılan özel olarak kesilerek hazırlanmış su bidonları bulunduğu, ... ... uyuşturucu maddeden haberinin olmamasının hayatın olağan akışına aykırı olması; diğer sanıkların ise başta hep beraber suçlamayı reddederek suçtan kurtulmaya çalışmaları ancak başaramayacaklarını anlayınca sanık ...'un yeğeni olan ...et ... kurtarmaya yönelik savunma geliştirdikleri kanaatiyle, hep birlikte uyuşturucu madde ticareti gerçekleştirdikleri ve aynı zamanda sevk ettikleri şeklinde atılı suçun hareket unsurunun amacına, sanıkların kastlarına yönelik bir tespite veya değerlendirmeye dayanmayan soyut gerekçelerle hüküm kurulması,
2-Merkez Jandarma Kriminal Amirliği'nce suça konu uyuşturucu maddelerden alınan tanık numunelerin de müsaderesine karar verilmesi gerektiğinin gözetilmemesi,
3-24.11.2015 tarih ve 29542 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Anayasa Mahkemesi'nin 08.10.2015 tarihli 2014/140 esas ve 2015/85 karar sayılı kararı ile, 5237 sayılı TCK'nın 53. maddesinin bazı hükümlerinin iptal edilmesi nedeniyle, bu maddenin uygulanması açısından, sanıkların durumu belirlenmesinde zorunluluk bulunması,
Kanuna aykırı, sanıklar ... ile sanıklar müdafinin temyiz itirazları ile sanıklar müdafinin duruşmadaki sözlü savunmaları bu nedenle yerinde olduğundan, CMUK'nın 321. maddesi gereğince hükümlerin BOZULMASINA, tutuklama koşullarında bir değişiklik bulunmamasına ve tutuklu kaldığı süreye göre sanık ... hakkında salıverilme isteğinin reddine, 14.02.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
TEFHİM TUTANAĞI: 14.02.2017 tarihinde verilen bu karar Yargıtay Cumhuriyet savcısı ...'in katılımıyla ve duruşmada savunmasını yapmış bulunan sanıklar ... ..., ... ve ... müdafiileri Av. ... ve Av. ...'in yokluklarında 23.02.2017 tarihinde, açık olarak okundu.
T.C.
YARGITAY
İKİNCİ HUKUK DAİRESİ
Esas : 2024/813
Karar : 2024/8863
Tarih : 20.11.2024
Taraflar arasındaki Boşanma davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince asıl davanın ve karşı davanın kabulüne karar verilmiştir.
Kararın davalı davacı erkek vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı davacı erkek vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı davalı kadın vekili dava ve cevaba cevap dilekçelerinde özetle; erkeğin kadın ve ortak çocuklara fiziksel şiddet uyguladığını, küfür ve hakaret ettiğini, aşağıladığını evden kovduğunu, erkeğin evlilik akdine sadık kalmadığını, namusuna dil uzattığını, iftira attığını, birlik görevlerini ihmal ettiğini, ekonomik şiddet uyguladığını, mesaj atarak tehdit ettiğini, cinsel şiddet uyguladığını iddia ederek 4721 sayılı Türk Medeni Kanun'un (4721 sayılı Kanun) 166 ncı maddesi uyarınca tarafların boşanmalarına, aylık 1.000,00 TL tedbir - yoksulluk nafakasın karar verilmesini, 50.000,00 TL maddî tazminat ile 100.000,00 TL manevî tazminatın erkekten alınarak kadına verilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı davacı erkek vekili cevap ve karşı dava dilekçelerinde özetle; iddiaların asılsız olduğunu, daha önce bir boşanma davası açtığını bu davanın dava dilekçesinin erkeğe tebliğ edildiğini bu, derdestlik itirazında bulunduklarını, Urla Asliye Hukuk Mahkemesinde açılan davadan önce evi terk ettiğini, kadının sudan sebeplerle tartışma çıkardığını, erkeği küçük gördüğünü ,son üç-dört aydır yataklarını ayırdığını ,yemeğini, odasını ayırdığın, konuşmadığını, evi terk ettiğini ,sadakat yükümlülüğüne aykırı davrandığını, evlilik yükümlülüklerini yerine getirmediğini, kadının iddia ettiği mesajları erkeğin atmadığını savunarak ve iddia ederek asıl davanın reddine, 4721 sayılı Türk Medeni Kanun'un (4721 sayılı Kanun) 166 ncı maddesi uyarınca tarafların boşanmalarına, 150.000,00 TL maddî tazminat ile 150.000,00 TL manevi tazminatın kadından alınarak erkeğe verilmesine karar verilmesini talep etmiştir .
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile erkeğin kadına fiziki, sözel ve ekonomik şiddet uyguladığı, evlilik birliğinin sorumluluklarını yerine getirmediği, kadını evden kovduğu, kadının ise güven sarsıcı nitelikte telefon görüşmeleri yaptığı, kadına yönelik sadakatsizlik ve aldatma iddialarının tanık beyanları arasında çelişki nedeniyle tanık beyanlarına itibar edilememesi nedeniyle kanıtlanamadığı, tarafların kadının evden kovulduğu tarihten sonra ayrı yaşamaya başladıkları, evlilik birliğinin devamının eşlerden beklenmeyecek derecede temelinden sarsıldığı, evlilik birliğini temelinden sarsan ve boşanmaya sebebiyet veren olaylarda erkeğin belirtilen eylemleri nedeniyle ağır kusurlu, kadının ise az kusurlu olduğu ,boşanma ile yoksulluğa düşecek olan kadın yararına yoksulluk nafakası ile mevcut ve beklenen menfaatleri boşanma yüzünden zedelenen ve boşanmaya sebep olan olaylar yüzünden kişilik hakları saldırıya uğrayan kadın yararına tarafların ekonomik ve sosyal durumları, paranın satın alma gücü, uğranılan zararın ağırlığı ve hakkaniyet gereği tazminata hükmedilmesi gerektiği gerekçesi İle asıl davanı ve karşı davanın kabulü ile tarafların boşanmalarına, aylık 400,00 TL tedbir nafakasının erkekten alınarak kadına verilmesine, kararın kesinleşmesi halinde nafakanın yoksulluk nafakası olarak devamına, 25.000,00 TL maddî tazminat ile 15.000,00 TL manevî tazminatın erkekten alınarak kadına verilmesine, erkeğin tazminat taleplerinin reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına süresinde davalı davacı erkek vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davalı davacı erkek vekili istinaf dilekçesinde özetle; hükmün kusur belirlemesi, reddedilen tazminat talepleri, kabul edilen asıl dava, kabul edilen kadının maddî tazminat ve manevî tazminat, tedbir nafakası, yoksulluk nafakası talepleri bakımından kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile İlk Derece Mahkemesince yapılan kusur tespiti asıl davanın kabulünün usul ve yasaya uygun olduğu, kadın lehine maddî tazminat, manevî tazminat, tedbir nafakası, yoksulluk nafakası şartlarının oluştuğu, miktarlarının uygun olduğu gerekçesi ile istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı davacı erkek vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davalı davacı erkek vekili temyiz dilekçesinde özetle; hükmün kusur belirlemesi, reddedilen tazminat talepleri, kabul edilen asıl dava, kabul edilen kadının maddî tazminat, manevî tazminat tedbir nafakası, yoksulluk nafakası talepleri bakımından bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir.
C. Gerekçe
Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, taraflarca açılan boşanma davasında taraflar arasında ortak hayatı temelinden sarsacak derecede ve birliğin devamında imkan vermeyecek nitelikte bulunan geçimsizlikte kusurun kimden kaynaklandığı, kadının davasının kabulü ile kadın lehine hükmedilen maddî tazminat, manevî tazminat, tedbir nafakası, yoksulluk nafakası şartlarının oluşup oluşmadığı ve miktarları noktasında toplanmaktadır.
İlgili Hukuk
4721 sayılı Kanun'un 4 üncü, 6 ncı,166 ncı maddesinin birinci ve ikinci fıkrası, 174 üncü maddesinin birinci ve ikinci fıkraları 169 uncu maddesi, 175 inci ve 176 ncı maddesi. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 50 nci ve 51 inci maddeleri.
Değerlendirme
Bölge Adliye Mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davalı-davacı erkek vekili tarafından temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
20.11.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
T.C.
YARGITAY
İKİNCİ HUKUK DAİRESİ
Esas : 2022/9965
Karar : 2023/744
Tarih : 23.02.2023
MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 42. Hukuk Dairesi
Taraflar arasındaki boşanma davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir.
Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun kısmen kabulü ile yeniden esas hakkında hüküm kurulmasına karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava ve cevaba cevap dilekçesinde; davalı eşin müvekkile karşı ''beygir'' diyerek aşağılayıcı sözler söylediğini, tarafların ilk evlendiklerinde Çekmeköy'de bir sitede oturduklarını, ancak davalı eş tarafından kira bedellerinin ödenmemesi nedeniyle davalının babasına ait ...'de bulunan aile apartmanına taşındıklarını ancak daire içerisinde 1 yıl restorasyon yapılması gerekeceğini söyleyerek müvekkil davacıyı ailesinin yanında kalmaya zorladığını, müvekkile karşı ''nasılsa sık sık ailende kalıyorsun, 1 sene kal ailenle'' dediğini, davalı eşin daha sonra kendilerine ait otobüs firmasında uzun yol şöforlüğü yaparak sürekli şehir dışına çıktığını, eve ayda 2-3 defa geldiğini, müşterek çocuk...'nın baba sevgisinden mahrum büyüdüğünü, davalı eşin daha sonra Şile'de büyükbaş hayvancılığına başladığını, bunun yanında arsa alım satım işi de yaptığını, davalı eşin kazancının çok iyi olduğunu ancak hiçbir hafta sonunu çocuklarıyla dahi geçirmediğini, müvekkilin davalı eşinin hatrını sorduğunda dahi müvekile karşı "sen işine bak, bunlar seni ilgilendirmez, herkes önünden yer'' diyerek cevap verdiğini, ortak çocuklardan Ömer'in 6 aylık iken çocuğa cinsel yolla bulaşan HPV teşhisi konulduğunu, bu virüsün kimden bulaştığını sorması üzerine tarafların test yaptırdıklarını, davalı eşin bu virüsü müvekkile de bulaştırdığını, bu durumdan rahatsız olan davalı eşin müvekkil ile müşterek çocukları evden kovduğunu iddia ederek evlilik birliğinin temelinden sarsılması sebebi ile tarafların boşanmalarına, ortak çocukların velâyetlerinin müvekkil annelerine verilmesine, aylık 1.000,00'er TL tedbir ve iştirak, 2.000,00 TL tedbir ve yoksulluk nafakasına, 250.000,00 TL maddî, 250.000,00 TL manevî tazminata karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacı eşin birlik görevlerini yerine getirmediğini, müvekkile yönelik iddiaların gerçekten uzak, yalan ve iftira olduğunu, davacı eşin bir siyasi partinin içerisinde yer aldığını, bu nedenle davacı eşin evini, çocuklarını ve müvekkil eşini çok fazla ihmal ettiğini, davacı eşin çocukları büyükanne, anneanne ile eltileri Şadiye ve ... İnce'ye bırakıp 10-15 gün süreliğine parti aktivitelerine katıldığını, müvekkilin HPV virüsü taşıdığı iddiasının asılsız bir iddia olduğunu beyanla davanın reddini talep etmiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalı erkeğin eşine hakaretlerde bulunduğu, fiziksel şiddet uyguladığı, evi ve çocuklarıyla ilgilenmediği, davacı kadının ise gün içerisinde ortak çocukları aile bireylerine bırakarak evden dışarı çıktığı, sonrasında siyasi parti faaliyetlerine katıldığı, davalı eşinin siyasi parti faaliyetlerine katılmasına rıza göstermediği, sonuç olarak tarafların eşit olarak kusurlu bulunan tutum ve davranışları nedeniyle evlilik birliğinin temelinden sarsıldığı, tarafların ortak küçük çocuğunun 2016 senesinde dünyaya geldiği o zamana kadar yaşanan olayların davacı tarafça affedilmiş sayıldığı, davalı erkeğin HPV virüsü taşıdığına dair dosyaya delil sunulmadığından bu vakıanın da kusur belirlemesi yapılırken hükme esas alınmadığı gerekçesi ile davanın kabulü ile tarafların evlilik birliğinin temelinden sarsılması sebebi ile boşanmalarına, ortak çocukların velâyetinin annelerine verilmesine, baba ile kişisel ilişki kurulmasına, ortak çocuklar lehine ayrı ayrı aylık 300,00 TL tedbir-500,00 TL iştirak nafakasına, davacı kadın yararına aylık 400,00 TL tedbir ve yoksulluk nafakasına, davacı kadının maddî ve manevî tazminat taleplerinin reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı kadın vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davacı vekili istinaf dilekçesinde, boşanma, velâyet, nafaka yönlerinden kararın kesinleştirilmesini, eşit kusur tespitini kabul etmediklerini, davalının tam kusurlu olduğunu, müvekkilinin kusurunun bulunmadığını, maddî ve manevî tazminat taleplerinin kabulü gerektiğini, maddî ve manevî tazminat taleplerinin reddi gerekçesinde davalının tam kusurlu olduğu belirtilerek, gerekçede çelişki yaratıldığını, mahkeme kararının kusur tespiti ile maddî ve manevî tazminat taleplerinin reddi yönünden kaldırılmasına, maddî ve manevî tazminat taleplerinin kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacı kadının gün içerisinde müşterek çocukları aile bireylerine bırakarak evden dışarı çıktığı, sonrasında siyasi parti faaliyetlerine katıldığı, davalı erkeğin evlilik birliğinin kendisine yüklediği sorumlulukları gereği gibi yerine getirmediği, işinin uzak olması nedeniyle ailesi ile ilgilenmediği, evine düzenli olarak gelmediği, davacıya telefonda "öküz, s.tir git, senin geçmişini sinkaf ederim" dediği, yine davacıya "beygir, pinokyo, gargamel" gibi sözler söyleyerek hakaret ettiği, evden kovduğu, böylece evlilik birliğinin sona ermesinde davacı kadının az, davalı erkeğin ağır kusurlu olduğu, davacının kusur tespitine ilişkin istinaf talebinin kabulü ile boşanmaya neden olan kusurlu davranışlar yönünden İlk Derece Mahkemesi karar gerekçesinin davacı kadının az, davalı erkeğin ağır kusurlu olduğu şeklinde düzeltilmesi gerektiği, davacı kadın yararına maddî ve manevî tazminat koşullarının oluştuğu gerekçesi ile davacının kusur tespiti ve tazminatlara ilişkin istinaf talebinin kabulüne, boşanmaya neden olan kusurlu davranışlar yönünden İlk Derece Mahkemesi karar gerekçesinin düzeltilmesine, İlk Derece Mahkemesi kararının tazminatlara ilişkin kısmının kaldırılmasına, yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle, davacı kadın yararına 60.000,00 TL maddî ve 50.000,00 TL manevî tazminata karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı erkek vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davalı erkek vekili, müvekkilinin evin geçimini sağlamak için çalıştığını, eve geç gelmesinin işinden kaynaklandığını, evlilik devam ederken bu durumun sorun olmadığını, boşanma arefesinde sorunmuş gibi aksettirilmeye çalışıldığını, müvekkilini eş ve çocuklarıyla ilgili olduğunu, aksinin ispatlanamadığını, davacı kadının evlilik birliğinden doğan yükümlülüklerini yerine getirmediğini, davacı kadına müvekkili tarafından hastalık bulaştırdığı hususunun ispat edilemediğini, evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına sebep olan olaylarda davacı kadının ağır kusurlu olduğunu, yararına tazminat koşullarının oluşmadığını, İlk Derece Mahkemesince verilen kararın onanması gerektiğini, Bölge Adliye Mahkemesi kararının usul ve kanuna aykırı bulunduğunu ileri sürerek; kusur belirlemesi, maddî ve manevî tazminat yönlerinden kararın bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir.
C. Gerekçe
Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Dava, evlilik birliğinin temelinden sarsılması hukuki sebebine dayalı boşanma istemine ilişkin olup, uyuşmazlık, evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına sebep olan olaylarda hangi tarafın kusurlu olduğu, kadın yararına maddî ve manevî tazminata hükmedilebilme koşullarının oluşup oluşmadığı, miktarının dosya kapsamına ve hakkaniyete uygun olup olmadığı noktalarında toplanmaktadır.
İlgili Hukuk
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 4 üncü maddesi, 166 ncı maddesi, 174 üncü maddesi; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu, 370 inci ve 371 inci maddeleri; 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 50 nci ve 51 inci maddeleri.
Değerlendirme
Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davalı vekili tarafından temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeple;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
23.02.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
T.C.
YARGITAY
İKİNCİ HUKUK DAİRESİ
Esas : 2023/4192
Karar : 2024/3248
Tarih : 08.05.2024
Taraflar arasındaki boşanma davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince her iki davanın kabulüne karar verilmiştir.
Kararın taraf vekillerince istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun kısmen kabulü ile ilk derece mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmasına karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı taraf vekillerince temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı-davalı kadın vekili dava dilekçesinde özetle; davalı-davacının müvekkiline sık sık şiddet uyguladığını, sürekli küfür ettiğini, aileye karşı olan sorumluluklarını yerine getirmediğini, tarafların evlendiklerinde müvekkilinin kayınbabası ile aynı apartmanda ikamet ettiğini ve evliliğin ilk iki yılı kendi evine sadece yatıya gidebildiğini, sabah kahvaltısı ve akşam yemeğinden sonraki vakte kadar kayınbabasının evinde ev işleriyle ilgilenmeye mecbur bırakıldığını, davalı-davacının evin giderleriyle ve çocuklarla ilgilenmediğini, müvekkiline küfürlü konuştuğunu, yalnızca 'köpek' diye seslendiğini, her yerde şiddet uyguladığını bu nedenle 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (4721 sayılı Kanun) 166 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca evlilik birliğinin temelinden sarsılması nedeniyle tarafların boşanmalarına,ortak çocukların velâyetlerinin müvekkiline verilmesine, çocuklar için aylık 500,00'er TL tedbir ve iştirak, müvekkili için aylık 750,00 TL tedbir ve yoksulluk nafakasına, nafakalar için gelecek yıllarda artış oranının belirlenmesine, 75.000,00 TL maddî, 75.000,00 TL manevî tazminata, ziynet, eşya ve mal paylaşımına ilişkin bedelin de ödenmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
II. CEVAP
Davalı-davacı erkek vekili cevap-karşı dava dilekçesinde özetle; iddiaların doğru olmadığını, ihtiyaçları karşıladığını, çektiği krediyle borçları kapattığını, ziynetlerin bir kısmıyla araba alındığını, davacı-davalının "piç, sokak çocuğu, deli" diye hakaret ettiğini, lüks bir hayat yaşamak istediğini, çocuklara ilgisiz ve özensiz bir şekilde baktığını bu nedenle asıl davanın reddine, karşı davanın kabulü ile evlilik birliğinin temelinden sarsılması nedeniyle tarafların boşanmalarına, ortak çocukların velâyetlerinin müvekkiline verilmesine, 100.000,00 TL maddî, 100.000,00 TL manevî tazminata, tazminatlara yasal faiz uygulanmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla erkeğin, davacı kadına sürekli fiziksel şiddet uyguladığı, tarafların son ayrılmalarının da fiziksel şiddet sebepli olduğu, davacı kadının davalı-davacı hakkında uzaklaştırma kararı aldırdığı, tarafların bir daha bir araya gelmediği, davalı erkeğin kadına ekonomik ve psikolojik şiddet uyguladığı, hakaret ve küfür ettiği, aşırı kıskanç davranışlar sergilediği, kadının başka erkeklerle olduğu şeklinde iftiralar attığı, başka erkeklerle yakıştırdığı, karşı dava kapsamında davacı- davalı kadının, davalı- davacı erkeğe başkalarının ve ailesinin yanında ''aç köpek, şizofren, piç, sokak çocuğu, nereden geldiğin belli değil, sen şizofren hastasısın, ben bir deliyle evlenmişim” şeklinde sözler söyleyerek, hakaret ederek aşağıladığı, evdeki eşyalara zarar verdiği, davalı- davacı erkeğin kadına göre daha ağır kusurlu olduğu gerekçesiyle, asıl ve karşı davanın ayrı ayrı kabulü evlilik birliğinin temelinden sarsılması nedeniyle tarafların boşanmalarına, ortak çocuklar ... ile ...'ın velâyetlerinin davacı-davalı anneye verilmesine, çocuklar ile davalı- davacı baba arasında yatısız kişisel ilişki kurulmasına, dava tarihinden itibaren davacı-davalı kadın için aylık 400,00 TL, ortak çocuklar için ayrı ayrı 300,00'er TL olmak üzere toplam aylık 1.000,00 TL tedbir nafakasının erkekten alınarak kadına verilmesine, karar kesinleştiğinde kadın için hükmolunan tedbir nafakasının 100,00 TL artırılarak aylık 500,00 TL yoksulluk nafakası, ortak çocuklar için hükmolunan tedbir nafakalarının aylık 100'er TL artırılarak aylık 400,00'er TL iştirak nafakası olarak devamına, yoksulluk ve iştirak nafakalarının her yıl ÜFE oranında artırılmasına, 15.000,00 TL maddî, 15.000,00 TL manevî tazminatın davalı-davacıdan alınarak davacı-davalı kadına verilmesine, davalı-davacının maddî-manevî tazminat taleplerinin ayrı ayrı reddine, davacı- davalının ziynet alacağı, eşya alacağı ve mal rejimine tasfiyesine ilişkin davalarının usulüne uygun açılmadığından davaların açılmamış sayılmasına karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davacı-davalı kadın vekili istinaf dilekçesinde; müvekkilinin kusurunun olmadığını, nafaka, maddî ve manevî tazminat miktarlarının az olduğu yönünden istinaf kanun yoluna başvurmuştur.
Davalı-davacı erkek vekili istinaf dilekçesinde; kusur belirlemesinin doğru olmadığını, kusur belirlemesi, asıl davanın kabul kararı, maddî ve manevî tazminat, nafakalar, velâyet ile vekâlet ücretine yönelik kararın kaldırılması,asıl dava ve taleplerin reddine, karşı davadaki taleplerinin kabulüne, müvekkili lehine maddî ve manevî tazminata, ziynet alacağı ve mal tasfiyesiyle ilgili müvekkili lehine vekâlet ücretine karar verilmesi yönünden istinaf etmiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile, İlk Derece Mahkemesince; asıl ve karşı davada verilen boşanma kararında ve kusura ilişkin yapılan değerlendirmede herhangi bir isabetsizlik bulunmadığı,ortak çocukların idrak çağında olmadıkları, anne yanında kaldıkları, sosyal inceleme raporunun alındığı, raporda "velâyetin anneye verilmesinin çocukların yararına olacağının" belirtildiği, çocuklar ... ve ...'nin anne yanında kalmalarının fikri, ahlaki gelişmelerine engel olacağı yönünde ciddi ve inandırıcı delillerin bulunmadığı, meydana gelebilecek tehlikelerin varlığı da ispat edilemediğinden, mahkemenin velâyete yönelik kararının doğru olduğu, kadın yararına maddî ve manevî tazminata hükmedilmesinin doğru olduğu, davacı kadın yararına takdir edilen maddî ve manevî tazminat miktarı az olduğundan, davacı kadının bu yöne ilişkin istinaf talebi kabul edilerek, yararına 40.000,00 TL maddî, 30.000,00 TL manevî tazminata karar verildiği, kadın yararına yoksulluk nafakası ile çocuklar için iştirak nafakası takdiri ve miktarının uygun olduğu, erkeğin vekâlet ücretine yönelik istinaf talebi incelendiğinde; Mahkemece, davacı-davalı tarafından açılan ziynet ve eşya alacağı ile mal rejiminin tasfiyesine ilişkin davalarının açılmamış sayılmasına karar verildiği, davacı tarafından açılan ziynet alacağı, eşya alacağı ve mal rejimin tasfiyesine ilişkin davası hakkında ön inceleme tutanağı imzalanmadan açılmamış sayılmasına karar verildiği, davalı-davacı lehine, karar tarihinde yürürlükte olan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince yarı oranında maktu vekâlet ücreti takdiri gerekirken, bu konuda hüküm kurulmamasının doğru olmadığı belirtilerek davalı- davacının bu yöne ilişkin istinaf talebi kabul edilerek lehine 4.600,00 TL vekâlet ücretine , tarafların sair istinaf istemlerinin esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı-davalı kadın vekili temyiz dilekçesinde; müvekkilinin kusurunun olmadığı nafaka, maddî ve manevî tazminat miktarlarının az olduğu yönünden temyiz kanun yoluna başvurmuştur.
Davalı-davacı erkek vekili temyiz dilekçesinde; kusur belirlemesinin doğru olmadığını, kusur belirlemesi, asıl davanın kabul kararı, maddî ve manevî tazminat, nafakalar, velâyete yönelik kararın kaldırılması, asıl dava ve taleplerin reddine, karşı davadaki taleplerinin kabulüne, müvekkili lehine maddî ve manevî tazminata karar verilmesi istemiyle temyiz etmiştir.
C. Gerekçe
Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık; kadının boşanma davasının kabulü şartlarının oluşup oluşmadığı, kusur belirlemesi, delillerin takdirinde hata edilip edilmediği, tazminatlar, nafakalar ve velâyet noktasında toplanmaktadır.
İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 190 ıncı, 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, 4721 sayılı Kanun’un 4 üncü, 6 ncı, 166 ncı maddesi, 169 uncu, 174üncü maddesi, 175inci, 182 nci, 327 nci, 328 inci, 330 uncu, 335 inci ve 336 ncı maddesi. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 50 nci ve 51 inci maddeleri.
Değerlendirme
Bölge Adliye Mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup taraf vekillerince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Adli yardımdan yararlanması sebebi ile başlangıçta alınmamış olan aşağıda yazılı karar ve ilam harcı ile temyiz başvuru harcının .'e yükletilmesine,
Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz eden ...'e yükletilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 08.05.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
T.C. YARGITAY
CEZA GENEL KURULU
Esas: 2010/147
Karar: 2010/200
Tarih: 19.10.2010
Sanık İ. A.'nın, mağdur M. U.'ın fiili livata yoluyla ırzına geçme suçundan delil yetersizliği nedeniyle beraatına ilişkin, Kırklareli Ağır Ceza Mahkemesince 17.05.2004 gün ve 81-154 sayı ile verilen hükmün, katılan vekilince temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay 5. Ceza Dairesince 01.07.2008 gün ve 17502-7214 sayı ile;
"... Katılanın yaklaşık 2 ay üroloji uzmanı olan sanığın özel muayenehanesine prostat tedavisi için gittiği, karın ve makattan üç kez muayene olduğu, rahatsızlığı geçmeyince olay günü randevu alarak tekrar geldiğinde sanığın kendisine prostat masajı yapacağını söylemesi üzerine pantolonunu ve iç çamaşırını çıkarıp muayene masasına ayakları yere gelecek şekilde yüzüstü yattığı, sanığın kayganlaştırıcı madde sürerek el ve parmaklarıyla prostat masajına başladığı, birkaç dakika sonra sanığın iki elinin de omzunda bulunduğunu ve anüsüne girip çıktığını anlaması üzerine hemen toparlanıp sanığa sen nasıl doktorsun diye bağırıp odadan çıktığı, beklemekte olan diğer hastalara 'buna güvenmeyin ırz düşmanı terbiyesiz adam' şeklinde sözler söylediği, olayın hemen akabinde sanığın engelleme girişimlerine rağmen şikayetçi olduğu ve bu suretle sanığın katılanın rızasına aykırı olarak livata suretiyle ırzına geçtiği, soruşturma ve kovuşturma evrelerindeki mağdurun ve tanıklar A. D. A., E. A., S. Ç., S. U., A. Ç. ve E. D.'ın birbirine uygun ve tutarlı anlatımı, mağdurun olay sonrası muayeneye gitmesi üzerine sanığın etkileme ve yardım için Edirne'deki doktoru telefonla araması, İstanbul Adli Tıp Kurumu 6. İhtisas Kurulunun 23.01.2004 tarihli 187 no'lu yeterli, gerekçeli ve kanaat verici mütalaası, namus ve iffetine yönelik bir eylemin kendisini küçük düşüreceğini bile bile katılanın iftira etmesi için bir neden olmadığı gibi aksinin hayatın olağan akışına ters olduğu, mahkemece de dolaylı olarak oluşun bu şekilde kabulü, sanığın kaçamaklı savunması ve tüm dosya kapsamı ile anlaşıldığı halde sanığın mahkumiyeti yerine delillerin takdirinde hataya düşülerek beraatına karar verilmesi..." isabetsizliğinden Daire Başkanı H. C. ve Daire Üyesi B. D.'in;
"37 yaşında ve prostat rahatsızlığı bulunan mağdur M.'in olay tarihinden önce 3 ayrı kez sanığın muayenehanesine gittiği, basit muayeneler sonunda ilaç tedavisinin uygulandığı, Olay günü sanık doktor tarafından kendisine tatbik edilen tuşe rektal ve prostat masajının yapılış tarzı konusunda önceden yeterli bilgisinin bulunmaması halinde ve bunun biraz da hoyratça gerçekleştirilmesi durumunda bu tedavi yöntemini farklı yorumlamış, onurunu kıran bir hal olarak algılamış ve tepki göstermiş olabileceği, Mağdurun polis beyanında sanığın iki elinin omuzunda olduğundan bahsetmediği, yargılama ifadesinde ise sanığın cinsel organını görmediğini söylediği, Muayenehanede olay anında başka hasta kişilerin de bulunduğu, muayene odasının kapısının kilitli olmadığı ve kapı açıldığında dışarıdan muayenenin yapıldığı yerin görülebildiği, böyle bir ortamda soyunan doktor sanığın, reşit ve erkek mağdura livatada bulunduğunu kabul edebilme, kabul etmemekten daha zor bir ihtimal olduğu, Tepki gösterip şikayet edeceğini söyleyerek muayenehaneyi terk eden mağdurun peşinden giderek onu bundan vazgeçirmeye çalışan, hatta para bile teklif eden doktor sanığın bu hal ve hareketinin suçu zımnen kabul ettiğinden ziyade böyle bir olayın dedikodu olarak duyulması halinde bile statüsünü etkileyebilecek bir durum olarak görüp bundan bir şekilde kurtulma gayreti olarak yorumlanmasının daha uygun olacağı, Mağdurun yaşı, gelişimi ve tedavisi sırasında anüs bölgesine kaydırıcı krem sürüldüğü de nazara alındığında, olay akabinde bu bölgede hiçbir bulgunun meydana gelmemesinin gerektiği, bu itibarla da eşinin, kocasının külotunda kan gördüğüne ilişkin beyanının inandırıcı bulunmadığı, Nitekim olayın sonrasında düzenlenen mağdurun raporunda olayı ve iddiayı doğrulayan bir olgunun saptanamadığı, sanığın bu raporu düzenleyen doktorla görüştüğüne ve raporun da bunun sonucunda gerçek dışı olarak düzenlendiğine dair kanıtların mevcut olmadığı, Bu rapordan ve olaydan üç gün sonra mağduru muayene eden Adli Tıp Kurumunun anüs bölgesinde saptadığı bulguların, ileri sürülen livata eylemi ile irtibatının da kurulamadığı, Mağdurun ilk raporunun gerçeği yansıtmadığının ve Adli Tıp Kurumundan alınan raporun da saptanan bulguların ise olayla bağlantılı olduğunun kabulü halinde dahi bu bulguların yapılan tuşe rektal ve prostat masajı sonucunda meydana gelmiş olabileceği ihtimalinin, ileri sürülen livata eylemi sonucunda meydana geldiği ihtimalinden ve hatta ondan da daha güçlü bir ihtimal olduğu, 37 yaşında ve evli mağdurun, anüsüne erkek cinsel organının sokulması ve üzerine abanılıp ileri geri hareket yapılması durumunda bunun ne anlama geldiğini derhal fark etmesi gerektiği halde fark edemediğine ilişkin anlatımlarının şüphe ile karşılandığı ve inandırıcı bulunamadığı, Dosyada toplanan tüm kanıtların alt sınırı 7 yıl hapis cezasını gerektiren böylesine ağır bir suçtan dolayı doktor olan sanığın cezalandırılması için yeterli görülemediği, kuşkunun bulunduğu, bunun yenilemediği, bu itibarla da mahkemenin beraat kararı yerinde olduğundan sanığın cezalandırılması gerektiğini benimseyen sayın çoğunluğun düşüncesine iştirak edilememiştir" yönündeki karşı oylarıyla oyçokluğuyla bozulmasına karar verilmiştir.
Kırklareli Ağır Ceza Mahkemesince 23.12.2008 gün ve 212-240 sayı ile; "... Mahkememizce önceki kararın doğru olduğu vicdani kanaatine varılarak oy çokluğu ile direnme kararı verilmiştir. Üroloji uzmanı olan doktor sanığın sürekli hastası olan ve sık sık muayenehanesine kontrol amacı ile gelen ve şikayetlerinin geçmediğini söyleyen katılana tedavi amacı ile anal yoldan prostat masajı önerdiği, katılanın da bunu kabul etmesi üzerine sanığın kaydırıcı bir madde kullanmak sureti ile katılan hastasını tedaviye başladığı konusunda herhangi bir ihtilaf bulunmamaktadır. Ancak katılan, sanık doktorun kendisine parmakla rektal tuşe yapmadığını, sanığın her iki elinin de omuzunda olduğunu hissetmesi üzerine, durumdan şüphelenerek arkasını döndüğünde sanık doktorun apar topar pantolonunu toparlamaya çalıştığını gördüğünü ve sanık tarafından olay günü ırzına geçildiğini iddia etmektedir. Katılanın bu iddiasını destekleyen hiçbir delil dosyada bulunmamaktadır. Olay sonrasında alınan doktor raporu ve Adli Tıp Kurumu raporlarında katılana fiili livata da bulunulduğunu düşündürecek herhangi bir tıbbi bulguya rastlanmadığı, muayenede katılanda tespit olunan fissürlerin olay tarihinden sonra da meydana gelebileceği ve konunun aydınlatılmasının yargılama süreci ile çözülmesi gerektiği belirtilmiştir.
Sanık doktorun üzerine yüklenen suçu işleyebilmesi için katılana tüm vücudu ile temas etmesi, abanması ve fiziksel baskı kullanması gerekmektedir. Sanık doktor katılana tedavi öncesi herhangi bir ilaç vermemiş ve uyuşturucu iğne de yapmamıştır. Hali ile fiziki gücü yerinde olan bir erkeğe böyle bir livata fiilin uygulanabileceğini kabul etmek mantıken mümkün değildir. Kaldı ki yargılama sırasında katılan ile sanık doktorun arasında fiziksel farklılık olduğu, bu cümleden olarak katılanın sanık doktordan daha uzun boylu daha iri yapıda olduğu gözlenmiştir. Şu durumda sanık doktorun kendisinden daha uzun ve daha iri yapıdaki katılana karşı livata sureti ile ırza geçme fiilini işlemesi mümkün görülmemiştir.
Olay günü sanık doktor tarafından kendisine tatbik edilen rektal tuşe ve prostat masajının yapılış tarzı konusunda katılanın önceden yeterli bilgisinin bulunmaması halinde ve masajın biraz da hoyratça gerçekleştirilmesi durumunda katılan bu tedavi yöntemini farklı yorumlamış, onurunu kıran bir hal olarak algılamış ve tepki göstermiş olabileceği değerlendirilmiştir.
Katılan kollukta verdiği ifadesinde, sanık doktorun 2 elinin omzunda olduğundan hiç bahsetmediği gibi, yargılama sırasında da sanığın cinsel organını görmediğini söylemiştir. Muayenehanede olay anında başka hasta kişiler de bulunmaktadır. Muayene odasının kapısı kilitli değildir. Ve kapıda kilit sistemi bulunmamaktadır. Kapı açıldığında dışarıdan muayenenin yapıldığı yerin görülebildiği, böyle bir ortamda soyunan doktor sanığın, reşit ve erkek olan ve kendisinden daha uzun boylu ve daha iri yapıda bulunan katılana fiili livatada bulunduğunu kabul etmek, hayatın olağan akışına göre çok zor bir ihtimaldir. Ayrıca katılan muayene sırasında kendi duruşu itibari ile sanık doktoru göremeyeceğini söylemesine rağmen, bilahare katılan, sanık doktorun aniden kendi pantolonunu indirdiğini ve arkasından anüs kısmına erkek organını soktuğunu ve bu durumu kendisinin baştan fark etmediğini iddia etmiştir. Katılanın bu iddiası da birbiri içerisinde çelişkili olduğundan, katılanın ifadesinin şüphe ile karşılanması gerekmektedir. Sanık doktorun olayın hemen sonrasında, kendisine tepki gösterip şikayet edeceğini söyleyerek muayenehaneyi terk eden katılanı şikayetinden vazgeçirmeye çalışması, hatta katılana para bile teklif etmesi, doktor sanığın bu davranışının üzerine yüklenen suçu zımnen kabul ettiği anlamına gelmesinden ziyade, böyle bir olayın dedikodu olarak duyulması halinde bile sosyal ve mesleki statüsünü etkileyebilecek bir durum olarak görüp, sanık doktorun bundan bir şekilde kurtulma gayreti olarak yorumlanmasının daha uygun olacağı değerlendirilmiştir.
Katılanın yaşı, gelişimi ve tedavisi sırasında anüs bölgesine sanık doktor tarafından kaydırıcı krem sürüldüğü de dikkate alındığında, olay sonrasında bu bölgede tıbbi hiçbir bulgunun meydana gelmemesinin gerektiği ve bu itibarla da eşinin, kocasının külotunda kan gördüğüne ilişkin beyanı inandırıcı bulunmamıştır. Nitekim olayın sonrasında düzenlenen katılana ait raporda da olayı ve iddiayı doğrulayan bir olgu tespit edilememiştir. Ayrıca sanık doktorun bu raporu düzenleyen doktor ile görüştüğüne ve raporunda bunun sonucunda gerçek dışı olarak düzenlendiğine dair dosyada hiçbir delil mevcut değildir. Bu rapordan ve olaydan üç gün sonra katılanı muayene eden Adli Tıp Kurumu, katılanın anüs bölgesinde tespit edilen bulguların ileri sürülen livata eylemi ile irtibatını da kuramamıştır. Kaldı ki katılanın ilk raporunun gerçeği yansıtmadığının ve Adli Tıp Kurumundan alınan raporunda saptanan bulguların ise olayla bağlantılı olduğunun kabul edilmesi halinde dahi, bu bulguların katılana yapılan rektal tuşe ve prostat masajı tedavisi sonucunda meydana gelmiş olacağı ihtimali, ileri sürülen fiili livata eylemi sonucunda meydana geldiği ihtimalinden daha güçlü bir ihtimaldir. 37 yaşında, evli, sanık doktordan daha uzun ve daha iri yapıda olan katılanın, anüsüne erkek cinsel organının sokulması ve üzerine abanılıp ileri geri hareket yapılması durumunda bunun ne anlama geldiğini derhal fark etmesi gerektiği halde, fark edemediğine ilişkin katılan anlatımları şüphe ile karşılanmış ve mahkememizce inandırıcı bulunmamıştır. Katılanın ve mahkememizde tanık olarak dinlenen büroda çalışan sanık doktorun sekreteri olan S. Ç.'ın beyanlarına göre, katılanın muayene odasına girip çıkması toplam 5 dakikaya tekabül etmektedir. Bu kadar kısa bir süre içerisinde sanık doktorun üzerine yüklenen fiili gerçekleştirmesi de mümkün görülmemiştir. Adı geçen tanığın yalan söylediğine dair dosyada herhangi bir delil bulunmamaktadır. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 01.05.1007 tarih ve 1-43/101 sayılı emsal teşkil eden kararında; '… Ceza yargılamasının amacı, somut gerçeğin Yargılama Yasasının öngördüğü usuller çerçevesinde hiçbir kuşkuya yer vermeyecek şekilde saptanmasına dayanır…' denilmiştir. Bu içtihatta dikkate alındığında ceza yargılamasında asıl olan, maddi dünyada gelmiş gerçeğin ortaya çıkarılmasıdır. Sanığın dava konusu eylemi işlediği, hiçbir şüpheye yer vermeyecek şekilde ve kesinlikle saptanmadan hakkında mahkumiyet hükmü kurulamaz. Yargıtay kuruluşundan beri bu esası benimseyerek uygulama yapmıştır. Ne var ki yukarıda detaylı şekilde açıklanmaya çalışıldığı gibi, doktor olan sanığın üzerine yüklenen fiili livata sureti ile ırza geçme eylemini işlediği hakkında kesin ve yeterli delillere ulaşılamamıştır. Sonuç olarak sanık doktorun üzerine yüklenen suçu işlediğini gösterir her türlü şüpheden uzak ve mahkumiyetine yeterli, kesin delil elde edilemediğinden üzerine yüklenen suçtan beraatine karar vermek gerektiği hususunda mahkememizde tam bir vicdani kanaat oluşmuştur" gerekçesiyle ve oyçokluğuyla önceki kararda direnilmiştir. Bu hükmün de katılan vekili ile yerel Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının "onama" istekli 21.06.2010 gün ve 143368 sayılı tebliğnamesi ile Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
TÜRK MİLLETİ ADINA CEZA GENEL KURULU KARARI
Özel Daire ile yerel mahkeme arasındaki uyuşmazlık sanığın atılı cinsel saldırı suçunu işleyip işlemediğinin belirlenmesine ilişkindir. İncelenen dosyada: 07.10.2003 tarihinde saat 17.00 sıralarında muayene olduğu sırada doktor olan sanık tarafından ırzına geçildiğini iddia eden 1966 doğumlu mağdur M. U.'ın doğruca Emniyet Müdürlüğüne giderek şikayette bulunması üzerine, sanık Dr. İ. A. aynı gün, saat 22.30 sıralarında muayenehanesinden çıkarken yakalanmış, Cumhuriyet savcısının talimatı üzerine de saat 23.45 de serbest bırakılmıştır. Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Acil Servisinde Dr. Ö. E. tarafından 07.10.2003 tarihinde saat 21.50 de düzenlenen raporda; "Saat 17.00 sıralarında prostat şikayeti ile gittiği bevliye doktoru tarafından fiili livataya maruz kaldığını iddia eden hastanın muayenesinde; anal mukozanın doğal görünüşte olup herhangi bir ekimoz saptanmadığı, mukoza pililerinin doğal yapıda olduğu, anal tonosunda herhangi bir lezyon olmadığı, herhangi bir kanamalı alan saptanmadığı, bu bulgularla şahısta akut fiili livata düşündürecek herhangi bir bulgu elde edilmediği" tespitlerine yer verilmiştir. Poliklinik defterinden olay günü sanığa ait muayenehanede muayene olduğu anlaşılan mağdura ilişkin hasta takip formu incelendiğinde; 02.09.2003 tarihli notta; "halsizlik, idrarda sızlama, lomber ağrı, cinsel isteksizlik, ereksiyonda zayıflık, suprapubik ağrı, perineye vuran zonklayıcı ağrı ve kabızlık tespit edildi, bol su ve sıcak suya oturma tavsiye edildi ve ilaç verildi", 11.09.2003 tarihli notta; "önceki şikayetleri azalmakla beraber devam ediyor. İdrarda yanma yok, konstifasyon yok, cinsel isteksizlik ve moral bozukluğu mevcut. Suprapubik ve makata vuran ağrı... Muayene normal, ED + Kr. Prostatit teşhisi konulduktan sonra, sıcak suya oturma tavsiye edilip ilaç yazıldı", 16.09.2003 tarihli notta; "önceki şikayetleri azalmış, mide yanması ve suprapubik ağrı var.. Kr. Prostatit ve gastrit teşhisi konulduktan sonra, acılı ve baharatlı gıdalardan uzak durma önerilip, ilaç yazıldı, 07.10.2003 tarihli notta; "hasta şikayetlerinin geçmediğini hiç iyileşmediğini ve kötüleştiğini ifade etti. Rektal tuşe ve prostat masajı önerdim. Hasta kabul etti. Rektal tuşe yaptım ve prostat masajına başladım. Masaj sırasında paniğe kapılarak istemediğini söyledi. Ben de elimi çekerek, bunun tedavinin bir parçası olduğunu ve iyileşmediğini söylediği için masajın yapıldığını ifade ettim. Karakola gideceğini ve şikayet edeceğini söyleyerek bağırmaya başladı. İçeride başka hastalar da vardı. Birlikte dışarı çıktık, kendisine lütfen, bu normal bir muayene ve tedavi yöntemidir, rezil olacağız dedim, çevrede insanlar müdahale edince ikna edemeyeceğimi düşünerek ne yaparsan yap diyerek muayenehaneye diğer hastalara bakmak üzere geri döndüm" Şeklinde yazıların bulunduğu görülmektedir.
Adli Tıp Kurumu 6. İhtisas Kurulunca, 10.10.2003 tarihinde yapılan muayenede; "M. U.'ın kesik kesik sık sık idrara çıkma şikayetleri ile doktora gittiğini, doktorun önce ilaç verdiği, daha sonra geçmeyince prostat masajı yapmak için çağırdığını, eldivenle yumuşatıcı ile masaj yaptığını, rahatlayıp rahatlamadığını sorduğunu, sonra iki elinin de omuzlarında olduğunu gördüğünde dönüp baktığında doktorun pantolonunu topladığını gördüğünü, penisini görmediğini söylediği, klinik seviyede belirgin psikopatolojik araz tespit edilmediği, anal muayenesinde saat kadranına göre 7, 8, 9 hizalarında yaklaşık 0,4 - 0,5 cm. Uzunluğunda 0,1-0,2 cm eninde fissürler ile saat kadranı 6 hizasında 0,2-0,3 cm uzunluğunda 0,1-0,2 cm eninde 2 adet fissür olduğu, anüs çevresinde beklemekle dolup boşalan çepeçevre venöz dolgunluk bulunduğu, anal sfinkter tonusunun doğal olduğu" belirlendikten sonra; 23.01.2004 gün ve 207 sayı ile düzenlenen raporda, mağdurun ve sanığın ifadeleri, hasta takip formu, Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesince verilen rapor ve Adli Tıp Kurumunda yapılan muayene birlikte değerlendirilmek suretiyle düzenlenen raporda; sonuç olarak, "...Mağdurun yaşı gereği vücut gelişimi dikkate alındığında ve kaydırıcı maddeler kullanılmak suretiyle meydana gelen fiili livata olgularında hiçbir tıbbi bulgu da meydana gelmeyebileceği tıbben bilindiği, muayene esnasında da kaydırıcı madde kullanılmış olduğu cihetle, şahıs livataya maruz kalmış olsa bile hiçbir bulgunun bulunmamış olması gerekirken Kurulumuzda yapılan muayenesinde tespit olunan fissürlerin ilk muayene tarihinden sonra meydana gelmiş olabileceği, olayın adli tahkikat suretiyle aydınlatılabileceği" kanaatine yer verilmiştir. Kayıtlara göre, sanık 02.04.1962, mağdur ise 22.05.1966 doğumlu olup sanıkta darp ve cebir izi bulunmamaktadır.
Mağdur M. U. kolluktaki 07.10.2003 tarihli ifadesinde; "...Yaklaşık 5 aydır prostat rahatsızlığım vardır ve yine yaklaşık 2 aydır Lüleburgaz SSK Hastanesinde bevliye doktoru olarak görev yapan İ. A.'nın özel muayenehanesine tedavi amacıyla gittim, bu kontrollerim devam etti, bana bu kontrollerde ilaç verdi ben de ilaçlarımı kullandıktan sonra 07.10.2003 günü saat 17.00'de randevu aldım ve saat 16.45 sıralarında Lüleburgaz Fatih Caddesi üzeri İş Bankası yanında bulunan muayenehaneye gittim. Saat 17.00 sıralarında sıra bana geldi ve içeriye girdim. İçeride baştan bana ilaçların iyi gelip gelmediğini sordu, ben de iyi gelmediğini rahatsızlığımın devam ettiğini söyledim ve akabinde pantolonumu çıkarmamı istedi, bana prostat masajı yapacağını söyledi, ben de pantolonumu ve iç çamaşırımı çıkardım ve kendisi benim arkama geçti ve baştan eli ile benim makatıma prostat tedavisi yapmaya başladı, ben de tedavi yapıyor diyerek sesimi çıkarmadım, fakat biraz zaman geçtikten sonra bana daha değişik sorular sormaya başladı, kadınlara gidip gitmediğimi, evli olup olmadığımı ve kaç çocuğum olduğunu sordu, ben de evli ve iki çocuk babası olduğumu söyledim ve aramızda söyleşi devam ederken aniden kendi pantolonunu indirdi ve benim makat kısmıma erkek organını soktu, ben baştan fark etmedim ve daha sonra bir ara beni ileriye ve geriye doğru itmeye başladığında dikkatimi arkaya verdiğimde ve kendisinin bana rahatlayıp rahatlamadığımı sorduğundan aniden arkaya doğru döndüğümde, Doktor İ. A.'nın pantolonunu topladığını görmem üzerine bana fiili livatada bulunduğunu anladım, kendisine sen doktorsun utanmıyor musun, ben sana tedavi amacıyla gelmişim senin doktorluğuna yakışıyor mu dedim ve oradan çıktım, muayenehanede bulunan hastalara buna güvenmeyin terbiyesiz adam şeklinde sözler söyledim, akabinde de karakola gideceğim dedim ve Doktor İ. A. benim arkamdan gelerek polise gitme sana para vereyim şeklinde tekliflerde bulundu, fakat ben kendisini dinlemedim ve karakola geldim, şikayetçiyim" derken, 09.10.2003 tarihinde Cumhuriyet savcısına verdiği dilekçede; "Dr. İ. A. tarafından muayene esnasında tecavüze uğradım. Makatıma yumuşatıcı merhem sürdü. Birden elleri ile omuzumu tuttuğu anda içime zekerinin girdiğini acıma ile anladım. Ne yapıyorsun deyince külotunu çekmeye başladı. Edirne'den gelen rapora itiraz ediyorum. Kabul etmem çünkü Edirne'ye telefon ettiğini duydum. Adli Tıp'ta muayenemi istiyorum" ifadelerine yer vermiş, Cumhuriyet savcısı önündeki 05.11.2003 tarihli ifadesinde de; "Önceki ifadesini tekrar ettikten sonra... Olaydan 2 ay kadar önce uzmanlık alanı ile ilgili problemim olduğu için muayenehanesine gittim, o zaman bana basit muayeneler sonucunda bir takım ilaçlar verdi ve bana prostat başlangıcı olduğumu söyledi. O gün muayenehaneden çıktım ilaçları kullandım. 15-20 gün sonra rahatsızlığım geçmedi tekrar tekrar gittim aynı şekilde karnımdan ve makatımdan muayene edip tekrar ilaç verdi, 10-15 gün bu ilaçları kullandım. Rahatsızlığım geçmeyince olay tarihinde hastaneye gittim. Durumu anlattım akşam saat 17.00'ye randevu aldım. Sana prostat masajı yapacağım dedi. Ben de randevu alıp muayenehaneye gittim. Doktor beni muayeneye aldı. Muayene ederken aynı zamanda evli olup olmadığımı hayat kadınları ile ilişkim olup olmadığı ve birçok sorular sordu. Bu sıra ben muayene masasında yüzükoyun ve belden aşağım çıplak olarak yatıyordum ve ayaklarım yerde idi. Doktor aynı zamanda eli ile makatımı muayene ediyordu. Benim yatış pozisyonumda doktoru görmem mümkün değildi. Bu sırada birkaç sefer kayganlaştırıcı krem sürdüğünü fark ettim. Daha sonra canımın acıdığını hissettim ve doktora durumu söyledim. O da bunun tedavisi böyle olur diye yine parmakları ile makatımı muayene etmeye devam etti. Birkaç dakika sonra doktorun iki elinin de omuzumda bulunduğunu ve makatıma girip çıktığını fark ettim. Hemen toparlanıp kalktım. Kendisine yaptığının çok ayıp olduğunu ve şikayet edeceğimi söyledim. Tartıştık, bana tedavinin böyle yapılması gerektiğini söyledi. Ayrıca özür dileyerek şikayet etmemi istemediğini söyledi. Ben şikayet etme konusunda ısrar ettim. Bu sefer para teklif etmeye ve tehdit etmeye başladı. Muayenehaneden ben çıktım. Benden önce doktor da çıkmıştı. Ben çıkınca oradaki hastalara doktorun terbiyesiz ırz düşmanı olduğunu ona güvenmemelerini söyledim. Binanın çıkışında doktor bey beni tekrar yakaladı ve şikayet etmeme konusunda ısrar etti, para teklif etti. Hatta bu şekilde mücadele ederek muayenehaneden karakolun önüne kadar geldik. Beni fiziken engellemeye çalıştı. Karakolun yakınlarında dolmuş şoförü olan A. Ç. isimli şahıs bizi gördü. Ben kendisinden karakola şikayete gittiğimi ancak doktorun engellediğini söyledim. Aydın doktoru tuttu. Ben karakola gidip şikayet ettim. Daha sonra adliye kanalı ile Edirne Tıp Fakültesi hastanesine muayeneye gittim. Orada muayene esnasında odaya telefon edildi, konuşmalardan arayan şahsın İ. A. olduğunu anladım. Doktor Selis Hanım ile görüştüler. Bu görüşmeyi beni götüren polis memuru Engin isimli polis de duydu. Ne konuştuklarını bilmiyorum. Beni muayene eden doktorlar kanamamın olduğunu ve ameliyat olmam gerektiğini bana söylediler. Ancak verdikleri raporda livata bulgusuna rastlanmadığını yazılı olduğu için ben de itiraz ettim. Bunun üzerine C. Başsavcılığı tarafından İstanbul Adli Tıp Kurumuna gönderildim. Orada da muayene oldum ancak sonucunu bilmiyorum. Araştırmalarıma göre aynı kişi böyle olaylara karışmıştır" demiş,
Duruşmadaki 06.05.2004 tarihli beyanında; önceki ifadelerini tekrar ettiğini söyledikten sonra "Olay günü 17.00 de muayenehaneye gittim, 17.15 de muayeneye başladı, öncelikle evli olup olmadığıma, kaç çocuğumun olduğuna, ne kadar maaş aldığıma, hayat kadınlarına gidip gitmediğime ilişkin tuhaf sorular sordu. Ben anlam veremedim. Daha sonra pantolon ve külotumu çıkartarak eğilmem suretiyle muayeneye başladı. Muayene bu şekilde başladıktan sonra kesinlikle eminim ki iki eli omuzumdaydı ve arkamdan bir şeyin girip çıktığını hissettim. Cinsel organı olup olmadığından emin değilim. Ancak sert bir şeydi. Cinsel organı olması gerekir. Zaten üzerime abanmış vaziyetteydi. Ben ne yapıyorsun deyip arkamı döndüğümde iç çamaşırını çekmiş bir vaziyette pantolonunu çekiştirmeye çalışırken gördüm. Panikle elbiselerini pantolonunun içine sıkıştırdı. Cinsel organını görmedim. Kendisine yaptığının yanlış olduğunu, bir hastaya böyle davranılamayacağını, tedavi için geldiğimi, oysa kendisinin beni düzdüğünü söyledim, süratle oradan ayrılırken oradakilere doktor sanığa güvenmemelerini, ırz düşmanı olduğunu söyledim. Şikayet etmemem için sanık beni karakola kadar takip etti. Orada bir şoförün müdahalesiyle ancak kendimi kurtarabildim. Ben sırf namusumu kurtarmak için şikayette bulundum. Yoksa teklif ettiği parayı kabul ederdim. Muayene gününe kadar ilaçlarımı düzenli olarak kullandım. Dört-beş çeşit ilaç kullanıyordum. Ağrı kesiciler, cinsel gücü artırıcı ilaçlar kullandım. Benim herhangi bir psikolojik rahatsızlığım yoktur. Sanık benim şikayetimden sonra üniversitedeki hocaları aradı. Kanımca etkilemeye çalıştı. Beni muayene eden doktor makatımda kanama olduğunu söyledi. Fakat bunu rapora yazmadı. Hatta götüren polis de bunları yazması gerektiğini söylemişse de yazmadı. Benim üzerimde de baskı kurup şikayetten vazgeçirmeye çalıştı. Buna E. Y. tanıktır" dedikten sonra, kendisinden sorulduğunda, "Dışarıda hastalar vardı, odaya girdiğimizde kapı kilitli değildi, paravan yoktu, kapı açıldığı takdirde direk hasta görülebiliyordu, devamlı hastaları bu doktora götürüyorduk" diye söylemiş, bunun üzerine, sekretere sorulduğunda ise, sekreter S. Ç. "muayene odasının kapısında herhangi bir kilit yoktur. Muayene odasında paravan da yoktur. Kapı açıldığı zaman muayene masası hemen kapının karşısındadır. Ben muayene odasının hemen kapısının çaprazında durmaktayım. Benim iznim olmadan herhangi bir hasta veya vatandaş muayene odasına giremez. Sadece benim giriş yetkim vardır" demiştir.
Sanık İ. A. kolluktaki 07.10.2003 günlü savunmasında; "Ben Lüleburgaz İlçesi SSK Hastanesinde üroloji uzmanı olarak çalışırım aynı zamanda muayenehanem vardır. Bana sormuş olduğunuz M. U. isimli şahsı hastam olması sebebi ile tanırım bu şahsı daha önce dört defa muayene ettim, aynı zamanda bu şahsın babası olan Necmettin Umay da benim hastamdı. En son olarak M. U. 07.10.2003 günü akşam saatlerinde muayene olmak için muayenehaneme kontrol amacı ile geldi prostat şikayeti vardı, ürolojik muayene içerisinde makattan parmak ile prostat muayenesi yaptım, kendisinde kronik prostatit teşhisi düşündüm aynı zamanda bir tedavi şekli olan parmak ile prostat muayenesi sonrasında hasta sen bana ne yapıyorsun terbiyesiz dedi, ben de kendisine bu muayenenin rutin prostat şüphesi olan hastalara yapıldığını izah ettim, şahıs bağıra çağıra muayenehaneyi terk etti, daha sonra saat 22.30 sıralarında muayenehanemi kapatıp eve gitmek için dışarı çıktığımda sivil giyimli iki şahıs yanıma gelerek polis olduklarını söyledikten sonra bir konu için ifademe başvurulmak üzere beni polis merkezine davet etmeleri üzerine kendileri ile birlikte polis merkezinize geldim. Olay yukarıda anlattığım gibi olmuştur başka bir söyleyeceğim yoktur" derken, 02.12.2003 tarihinde Cumhuriyet savcısına verdiği dilekçede; "7 Ekim 2003 tarihinde saat 17.30 sıralarında iyileşmediğini ve çok kötü olduğunu söyleyen M. U. 4. kez muayenehaneme başvurdu. Hastanın daha önceki muayenelerde koyduğum kronik prostatit teşhisi nedeniyle makattan muayene ve prostat masajı olması gerektiğini izah ettim, kabul etti. Eldiveni takarak rektal muayene ve masaja başladığım sırada, panik halinde 'terbiyesiz bana ne yapıyorsun' diye bağırmaya başladı. Ben de bu tıbbi muayeneyi bıraktım. Buna bir anlam verememiştim. Ürolojik rektal muayenelerde zaman zaman hastaların tepkileri olur ancak böyle bir tepkiyi ilk defa gördüm. Polis karakoluna gideceğini ve beni şikayet edeceğini söyleyerek bağırmaya devam etti. Birden ne yapacağımı şaşırdım. Bu sırada muayenede bekleme odasında başka hastalar ve sekreter de vardı, onlar da şaşırdılar. Merdivenlerden bağıra çağıra ve hakaret ederek inmeye başladı. Lüleburgaz küçük bir yer olduğu için ve rezillik çıkaracağını düşünerek, birden arkasından gidip onu ikna edebileceğimi ve bu muayenenin normal olduğunu izah edebileceğimi düşündüm. Arkasından giderek, birlikte yürümeye başladık. Ona rezil olacağız, bu tamamen normal bir muayenedir diye, defalarca söyledim. Fakat bağırmaya devam etti, bu sırada çevreden insanlar yanımıza gelip müdahale edince, ne yaparsan yap diyerek muayenehaneye diğer hastalara bakmak üzere geri döndüm, gece saat 21.30 da karakola çağrılınca şoke oldum. 8 Ekim tarihinde sabah hastaneye gittiğimde, başhekim C. G. beni odasına çağırarak 'senin hakkında böyle bir suçlama olmuş, ben Edirne Tıp Fakültesi Adli Tıp Bölümünü aradım, orada Prof. Dr. D. A. hocayla görüştüm, bana konudan haberdar olduğunu ve kıdemli doktor Özgür Bey'in baktığını, muayenesinin tertemiz olduğunu ve fiili livata bulgusu yok şeklinde rapor düzenlendiğini' söyledi dedi ve moralini bozma diye teselli etti. 8 Ekim günü öğleyin hastanın eşi beni cep telefonumdan arayarak beni mahkemeye verip rezil edeceklerini söyleyerek, kaç para vereceğimi düşünmemi istedi. Daha sonra hastanın kız kardeşi olduğunu söyleyen bir kadın eşimi telefonla arayarak çeşitli kırıcı laflar söyleyip tedirgin ve rahatsız etti. Ben 8 yıldır Lüleburgaz'da çalışıyorum. 16 yıllık evliyim, biri 16 yaşında diğeri 9 yaşında 2 erkek çocuk sahibiyim. Sicilimde en küçük bir leke yoktur. Aynı zamanda SSK Hastanesinde başhekim yardımcısıyım. Ben önceleri bu hastanın rektal tuşeyi hezeyana kapılarak yanlış anladığını ve gerçeğin adli tıp raporunda belli olacağını düşünerek adli süreci takip etmeye başladım. Daha sonra, Lüleburgaz'da çeşitli insanlara beni karalayıcı küçük düşürücü sözler sarf ettiğini ve bana halk nazarında prestij kaybettirmeye çalıştığını fark ettim. Şahsın ya menfaat temin etmek için ya da hastalığından kaynaklanan psikolojik rahatsızlık nedeniyle böyle bir işe kalkıştığını düşünüyorum" şeklinde beyanda bulunmuştur. Duruşmadaki 06.05.2004 tarihli savunmasında ise; aynı şeyleri tekrar ettikten sonra, "Ben bu suçu işlemedim. Müştekinin bir hezeyan sonucu ayrıca hastalığı sebebiyle kapıldığı psikolojik ve seksüel araz nedeniyle iftirada bulunduğunu düşünüyorum. Kendisini daha önce yatarak ultrason vasıtasıyla muayene ettim, hastalığının geçmemesi üzerine iznini alarak eldiven kullanmak suretiyle muayenesini anal yoldan yaptım. Başka bir tedavi şekli de yoktur. Antidepresan ilaçlar, erkeklik hormonu ve antibiyotik ilaçlar kullandı. Olayın olduğu gün dördüncü gelişiydi" demiştir.
Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi öğretim üyesi olan tanık Prof. Dr. A. D. A. mahkemeye talimatla verdiği 20.04.2004 tarihli ifadesinde; "Sanık ve mağduru olay öncesinde tanımam, yaklaşık 1 hafta veya 10 gün önce sanık bu dava ile ilgili olarak görüşmek üzere bölümümüze geldi, bizden öğretim üyeleri olarak fikrimizi sordu, bunun haricinde hiçbir temasımız olmadı, benim olaydan ertesi gün haberim oldu, çünkü asistanlarımız nöbetleri sırasında verdikleri raporları vs. daha sonra bize bildirirler, ayrıca olaydan sonra Lüleburgaz SSK Hastanesi Başhekimi beni telefonla aradı, başhekimi bizim üniversitede ihtisas yaptığı için tanırım, bana kaymakamın olayla ilgili bilgi almak istediğini, kendisinin de ilgili doktorun amiri olduğunu söyledi, ben de bir gün önce yazılmış olan raporu okudum, olay hakkında da o an fikir sahibi oldum, bunun dışında mağdurun muayenesi ve raporun düzenlenmesi sırasında ne kimse tarafından arandım, ne de kimseyi aradım, sanıkla da telefon görüşmesi yapmadım" demiştir. Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilimdalı'nda çalışmakta olan ve mağdur hakkındaki ilk raporu düzenleyen Dr. Ö. E. mahkemeye talimatla verdiği 20.04.2004 tarihli ifadesinde; "Nöbetçi olduğum gece acil servise çağrıldım. Fiili livata iddiası vardı, M. U. isimli kişi polis nezaretinde hastaneye getirilmişti, muayenesini ve anal muayenesini yaptım. Bu konudaki bulgulara ilişkin raporumu yazdım. Raporumda belirttiğim hususlar dışında söyleyecek bir şeyim yoktur. Akut livatayı düşündürecek herhangi bir bulguya rastlamadım. Raporumu kendisi de nöbetçi olan Doç. Dr. G. A.'a da bildirdim" demiştir. Polis memuru olan tanık E. A. mahkemeye talimatla verdiği 19.04.2004 tarihli ifadesinde; "Ben M. U.'ı savcılığın görevlendirmesi ile Edirne Tıp Fakültesi acil servisine götürdüm. Acilde bulunan diğer görevliler Edirne Adli Tıp Kurumundan konuyla ilgili uzman istediler. Biz acil serviste uzman beklerken, acil serviste ismini bilmediğim bayan bir doktora telefon geldi. Ben telefon konuşmalarını dikkatle dinledim ve İ. A.'nın aradığını öğrendim. Gidip doktora kimin aradığını sordum. Kendisi bana Lüleburgaz'dan İ. A.'nın aradığını ve Adli Tıptan gelecek uzman doktorla görüşmek istediğini ancak doktor henüz gelmediğinden görüştüremediğini söyledi. Bu bayan doktorun adını müşteki almıştı ben bilmiyorum. Ben İ. A.'nın Adli Tıp Uzmanıyla görüşüp görüşmediğini de bilmiyorum. Ayrıca ben muayeneye girmedim" demiştir. Sanığın sekreteri olan tanık S. Ç. 06.05.2004 tarihli duruşmadaki ifadesinde; "Sanıkla, o gün muayeneye gelen ve şu an huzurda bulunan şahsın içeride bulunmaları 5 dakikadır. İçeriden alışmadığımız sesler geliyordu. Hastalarımız da dışarıda bekliyordu. Hasta doktora ne yapıyorsun diye bağırdığında, o da daha önce açıkladığını, muayenenin ancak böyle yapılabileceğini söyleyince hasta ona terbiyesiz herif seni şikayet edeceğim diyerek odadan çıktı, doktor bu arada eldivenleri çıkarıp hastanın yanlış harekette bulunduğunu anlatmaya çalışsa da hasta aynı hareketlere devam ederek doktor sanığa güvenmemelerini, kesinlikle bir daha gelmemelerini, insanların parasını alarak onları sömürdüğünü söyledi. Hasta ile birlikte doktor dışarıya çıktı. Doktor, on dakika kadar sonra gelerek kalan hastalarına baktı" demiştir. Mağdurun eşi olan tanık S. U., 06.05.2004 tarihli duruşmadaki beyanında; "Olay günü eşim eve geldiğinde morali bozuk ve yüzü kapkaraydı. Ne olduğunu sorduğumda bir şey anlatmadı. İki saat kadar sonra olanları anlattı. Yatarken külotunu değiştirmesini söylediğimde, baktığımda kanlar içindeydi. Sinirlerim bozuldu. Bu olaydan yaklaşık 15-20 gün makatından sürekli rahatsızlık çekti. Sürekli akıntısı oldu. Utandığımızdan doktora dahi gidemedik. Çevreye çıkamadık. Bu olayı anlattıktan sonraki üç gün içerisinde herhangi bir tedavi veya müdahale yapmadık. Eşimin herhangi bir psikolojik rahatsızlığı yoktur" demiştir. Tanık E. D., mahkemedeki 27.05.2004 tarihli duruşmada; "Metin benim kayınbiraderim olur. Sanıkla da tanışırız. Olay tarihinden iki gün kadar sonra sanık yanıma gelerek hakkındaki iddiaları söyledikten sonra müdahille konuşmamı bu olayın kapanmasını istediğini maddi manevi zararları ne ise onu karşılayabileceğini, aksi takdirde kendisi için ölebilecek adamları olduğunu, tehditvari bir üslupla söyledi. Bu konuşma sırasında suçu işlediğine dair bir şey söylemedi. Ancak olayın aslının olmadığını bana söyledi. Ben de kendisine kendileri için de ölebilecek insanlar olduğunu bu şekilde konuşmasının yanlış olduğunu mahkemenin bu hususta karar vereceğini kendisine söyledim" demiştir. Sanık bunun üzerine, "Erturan ile konuştuğum doğrudur, böyle bir şeyin iki taraf için de rezalet olabileceğini, iddiaların asılsız olduğunu, bir çözüm yolu bulmamız gerektiğini, Erturan'ın üç çocuğunun sünnetini yaptığımı söyledim" şeklinde eklemede bulunmuştur. Tanık A. Ç., mahkemedeki 27.05.2004 tarihli duruşmada; "Metin arkadaşımdır. Olay tarihinde okul servisinin şoförlüğünü yaptığım için beklediğim sırada sanıkla müdahili birbirlerine sarılmış vaziyette ve hararetli bir şekilde konuşurlarken gördüm. Sanık müdahile mütemadiyen 'Bu işi unut, beni şikayet etme, benim tanınmışlığım ve doktorluğum vardır, böyle söylersen doktorluğum elden gidebilir' diyerek konuşuyordu ve bu sırada kendisine 'ne kadar para istersen vermeye hazırım' diyerek para teklif etti. Ben de aşağıya inip tarafları sakinleştirmeye çalıştıysam da müdahil doğruca karakola gitti. Ben tartışma sırasında olayın ne olduğunu anlayamadım. Daha sonra karakola gittim. Müdahil arkadaşım olduğu için olayın mahiyetini öğrenmek istemiştim karakola sokmadılar" demiştir. Sanık bu ifade üzerine sorulduğunda sanık para teklif ettiği hususunu kabul etmediğini, söylemiştir.
Tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; 37 yaşında ve prostat rahatsızlığı bulunan mağdur M.'in olay tarihinden önce 3 ayrı kez sanığın muayenehanesine gittiği, basit muayeneler sonunda ilaç tedavisinin uygulandığı, olay günü sanık doktor tarafından kendisine tatbik edilen tuşe rektal ve prostat masajının yapılış tarzı konusunda önceden yeterli bilgisinin bulunmaması halinde ve bunun biraz da hoyratça gerçekleştirilmesi durumunda bu tedavi yöntemini farklı yorumlamış, onurunu kıran bir hal olarak algılamış ve tepki göstermiş olabileceği, Mağdurun kollukta sanığın iki elinin omuzunda olduğundan bahsetmemesi, yargılama aşamasında ise sanığın cinsel organını görmediğini söylemesi, Muayenehanede olay anında başka hasta kişilerin de bulunduğu, muayene odasının kapısının kilitli olmadığı ve kapı açıldığında dışarıdan muayenenin yapıldığı yerin görülebildiği, böyle bir ortamda soyunan doktor sanığın, reşit ve erkek mağdura livatada bulunduğunu kabul edebilme, olanağının bulunmadığı, Sanığın, tepki gösterip şikayet edeceğini söyleyerek muayenehaneyi terk eden mağdurun peşinden giderek onu bundan vazgeçirmeye çalışması, hatta para bile teklif etmesinin böyle bir olayın dedikodu olarak duyulması halinde dahi statüsünü etkileyebilecek bir durum olması nedeniyle bundan bir şekilde kurtulma gayreti olarak yorumlanması gerektiği, Mağdurun yaşı, gelişimi ve tedavisi sırasında anüs bölgesine kaydırıcı krem sürüldüğü de nazara alındığında, olay akabinde bu bölgede hiçbir bulgunun meydana gelmemesinin gerektiği, bu itibarla da eşinin, kocasının külotunda kan gördüğüne ilişkin beyanının inandırıcı bulunmadığı, Nitekim olay sonrasında düzenlenen 07.10.2003 tarihli raporda da olayı ve iddiayı doğrulayan bir olgunun saptanamadığı, sanığın bu raporu düzenleyen doktorla görüştüğüne ve raporun da bunun sonucunda gerçek dışı olarak düzenlendiğine ilişkin iddianın da doğrulanmadığı, Bu rapordan ve olaydan üç gün sonra mağduru muayene eden Adli Tıp Kurumunun anüs bölgesinde saptadığı bulguların, ileri sürülen livata eylemi ile irtibatının kurulamadığı, Adli Tıp Kurumundan alınan raporda saptanan bulguların yapılan tuşe rektal ve prostat masajı sonucunda meydana gelmiş olabileceği, 37 yaşında ve evli mağdurun, anüsüne erkek cinsel organının sokulması ve üzerine abanılıp ileri geri hareket yapılması durumunda bunun ne anlama geldiğini derhal fark etmesi gerektiği halde fark edemediğine ilişkin anlatımlarının diğer kanıtlar karşısında inandırıcı bulunmadığı ve mahkemenin beraat kararının yerinde olduğu anlaşılmaktadır. Bu itibarla; temyiz itirazlarının reddiyle, yerel mahkeme hükmünün tebliğnamedeki düşünceye uygun olarak onanmasına karar verilmelidir.
SONUÇ: Açıklanan nedenlerle, 1-Katılan vekili ve yerel Cumhuriyet savcısının temyiz itirazlarının reddiyle, Kırklareli Ağır Ceza Mahkemesinin 23.12.2008 gün ve 212-240 sayılı direnme hükmünün ONANMASINA, 2-Dosyanın, Kırklareli Ağır Ceza Mahkemesine gönderilmek üzere, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 19.10.2010 günü yapılan müzakerede tebliğnamedeki düşünceye uygun olarak oybirliği ile karar verildi.
T.C.
YARGITAY
CEZA GENEL KURULU
Esas : 2022/359
Karar : 2025/420
Tarih : 22.10.2025
KARARI VEREN
YARGITAY DAİRESİ : 9. Ceza Dairesi
MAHKEMESİ :Ağır Ceza
SAYISI : 244-395
I. HUKUKÎ SÜREÇ
Nitelikli cinsel saldırı suçundan sanığın 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 102/2, 62, 53... . maddeleri uyarınca 10 yıl hapis cezasıyla cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve mahsuba ilişkin Antalya 5. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 18.03.2019 tarihli ve 335-111 sayılı hükmün, sanık müdafii ve katılan vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 6. Ceza Dairesince 14.06.2019 tarih ve 1516-1064 sayı ile istinaf başvurularının esastan reddine, bu kararın da sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay (Kapatılan) 14. Ceza Dairesince 29.04.2021 tarih ve 3258-3390 sayı ile; "…Mağdurenin kovuşturma evresinde sunduğu 18.09.2019 tarihli dilekçe içeriği ile aşamalardaki çelişkili beyanları, savunma ve tüm dosya kapsamı nazara alındığında, ilk derece mahkemesinin kabulünde yer alan sübuta ilişkin delillerin dosya içeriğiyle çelişmesi nedeniyle mahkûmiyet kararının yerinde olmadığı anlaşıldığından, söz konusu hükme yönelik istinaf başvurusunun kabulü yerine esastan reddedilmesi," isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.
Antalya 5. Ağır Ceza Mahkemesi, 04.10.2021 tarih ve 244-395 sayı ile bozmaya direnerek önceki hüküm gibi sanığın mahkûmiyetine karar vermiştir.
Bu hükmün de sanık müdafii ile katılan vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 23.12.2021 tarihli ve 140115 sayılı bozma istekli tebliğnamesiyle dosya, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 307. maddesi uyarınca Yargıtay 9. Ceza Dairesine gönderilmiş, aynı madde uyarınca inceleme yapan Özel Dairece 26.05.2022 tarih ve 495-4974 sayı ile direnme kararının yerinde görülmemesi üzerine Yargıtay Birinci Başkanlığına gelen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
II. UYUŞMAZLIK KONUSU
Özel Daire ile İlk Derece Mahkemesi arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığa isnat edilen nitelikli cinsel saldırı suçunun yasal unsurları itibarıyla oluşup oluşmadığının belirlenmesine ilişkindir.
III. OLAY VE OLGULAR
İncelenen dosya kapsamından;
06.2018 tarihinde Aksu Polis Merkezi Amirliğine müracaat eden mağdurun; ... (ok.ru) isimli web sitesi üzerinden ofis temizliği için anlaştığı sanık tarafından, 24.06.2018 tarihinde araçla temizlik yapılacak ofise götürüldüğü sırada aracı ıssız bir yerde durduran sanığın, cinsel ilişkiyi kabul etmemesi durumunda yanlarında bulunan kızını kaçıracağını söyleyip korkutmak suretiyle araç içerisinde kendisine tecavüz ettiğini beyan ederek şikâyetçi olduğu ve sanık hakkındaki soruşturmanın bu şekilde başladığı,
Mağdurun, şikâyeti sırasında kolluk görevlilerine rızasıyla teslim ettiği telefonundan erişilen ok.ru isimli web sitesi hesabında kayıtlı sanık ile mağdur arasındaki mesajlaşmaların;
"23 Haz
Başka çağıran olursa (18.18)
Da çikmadi (18.18)
Belki kocan gelirse onunla vakit gecirirsin (18.24)
24 Haz
Sabah erkin habar ed una gore gelm geç olmasın yok Velma dersan san bilyon (00.39)
Oy kullandıktan sonra (00.41)
Oyu kacda kollanyon (00.42)
Sonra gelir alirim (00.52)
Değişiklik olmazsa (00.52)
Zaten o tarafta fideciye ugrayacam (00.53)
Senide alirim (00.53)
Tamam yarın habarlaşrz (00.54)
Ev de olur (00.59)
Sadeca ofis ucn 200 TL (01.01)
2 si olursa fazla para olur (01.07)
Banca ban arkadaşla gelm acala yoperz ikkisiyada yetsrz (01.11)
2 kişi olursa cabuk olr (01.11)
Gerek yok bence (01.20)
2 kisiye (01.20)
Yok turk (01.21)
Yan komsu (01.21)
Haber edeyim (01.22)
2 temizlikçi olmaz (01.22)
Sen istemiyorsan o gelir (01.22)
Kim (01.24)
Bakarsa (01.25)
Yok banla gelyo u kalmaz (01.26)
Haber ederim (01.28)
Gunaydin (08.17)
Uyandinmi (08.40)
Gelirim birazdan (08.59)
Hadi goruşurz (09.01)
Tamam mi (09.01)
15 dk hazır ol (09.04)
Cik (09.15)" şeklinde olduğu,
Sanığın telefonundan elde edilmiş imaj dosyasının yer aldığı CD’nin incelenmesi sonucunda hazırlanan 14.12.2018 tarihli bilirkişi raporuna göre; imaj dosyasında yer alan sanığın telefonuna ait arama/aranma ve SMS geçmişinin incelenmesinde; mağdurun iletişim numarası olarak belirttiği 0554 … .. 36 GSM numaralı hat ile yapılmış herhangi bir arama/aranma kaydının ve SMS trafiğinin mevcut olmadığı, video dosyaları arasında dosya konusu ile bağdaştırılabilecek herhangi bir videonun bulunmadığı, video dosyalarının internet videoları ile günlük çekilmiş videolardan ibaret olduğu, fotoğraf dosyaları arasında, telefonun SD kartı içerisinde fotoğraf galerisi bölümünde kayıtlı olan ve dava konusu olayla ilgili olabileceği düşünülen fotoğraf dosyalarının tespit edildiği, - 29...39 684 isimli fotoğraf dosyasında araç içerisinde yüzünü kapatmış olan bayan şahsın altında pantolonunun bir bacağından tamamen çıkartılmış, diğer bacağından da dizine kadar çıkartılmış şekilde olduğunun göründüğü (6. fotoğraf), diğer fotoğraflarda da yüzünü kapattığının anlaşıldığı, araç içerisinde yalnızca kadın ve erkek şahsın bulunduğu, "Ok.Ru Görüşmeleri" isimli klasör içerisinde; ok.ru (...) isimli sosyal paylaşım web sitesine ait konuşma, mesaj ve ekran görüntülerinin yer aldığı fotoğraf dosyalarının mevcut olduğu, bu konuşmaları, karşı taraftaki kadınların ... olarak hitap ettiği kişinin yapmış olduğu, ... isimli kişinin karşı taraftaki kadın şahıslara "bakıcı arıyorum", "çocuk bakıcısı arıyorum", "yatılı bakıcı arıyorum", "merhaba tanışabilir miyiz", "sohbet etmek amacım" şeklinde mesajlar attığı, karşı taraftaki kadınların bazılarının kabul ettiği, bazılarının ise "sen beni ne sanıyorsun", "kendine bakıcı arıyorsun galiba sen" şeklinde cevaplar verdikleri, dosya arasında mevcut ok.ru sitesi üzerinden mağdur ile yapıldığı belirtilen mesajlaşmaların kayıtlar içerisinde mevcut olmadığının ve yine mağdur ile yapılmış herhangi bir konuşmanın da bulunmadığının görüldüğü, "Tahkikat Resimleri" olarak adlandırılmış klasör içerisinde ise mobil cihaz incelemesi sırasında fotoğraf dosyalarından çıkan fotoğrafların bulunduğunun tespit edildiği,
Sanığın cep telefonunun incelenmesi sonucunda hazırlanan 01.02.2019 tarihli bilirkişi raporuna göre; inceleme yapılmak üzere açıldığı sırada android dosyalarını ön yükleme izni talep ettiğinin ve telefonun hafızasının sıfırlanmış olduğunun görüldüğü, galeri bölümünde, mesaj bölümünde vs. herhangi bir verinin mevcut olmadığı, bu durumun fiziksel imaj alma sırasında gerçekleşmiş olabileceği, telefon üzerinde inceleme yapılabilmesi bakımından FoneLab for Android yazılımı ile recovery (silinmiş / kaybolmuş verilerin geri getirilmesi) işlemine tabi tutulduğu, recovery işlemi sonrasında telefon uygulamaları arasında ok.ru uygulamasının tespitinin yapıldığı, uygulamanın açılmasında "... ChA" kullanıcı profilli kişiye ait olduğunun görüldüğü, arkadaş listesi arasında mağdurun bulunmadığı, yine mağdur ile yapılmış herhangi bir mesajlaşma kaydının mevcut olmadığı, imaj dosyaları içerisinde yer alan ve 14.12.2018 tarihli raporda belirtilen konuşmaların mevcut olduğu, "... ChA" isimli kullanıcı tarafından çok sayıda yabancı uyruklu kadına "Bakıcı lazım" şeklinde mesajlar yollandığı, SMS kayıtlarının geri getirilmesi sonucunda "Kim Bu ?" ismi ile kaydedilmiş “0541 … 0721” GSM numaralı hat ile mesajlaşma kayıtlarının mevcut olduğu, 27.06.2018 tarihinde yapılmış olan mesajlaşmada "Kim Bu ?" olarak kayıtlı kişinin "Arkadaş bu ...yla ne alp geceyim var", "Bana doğruyu söyle", "... bey ismini adresini üşendim bi dahada söylemem fotorafı günder" şeklinde mesaj attığı, sanığın da; "Yok dedim ya" şeklinde cevap verdiği, ardından aynı kişinin "Var var" biçiminde yazdığı, sanığın da "İfade vermeye gidiyorum zaten" şeklinde cevap verdiği, yine ardından aynı kişinin "Bak kardeş bu fotorafı günder bize bırak" şeklinde mesaj attığı, aralarında başkaca mesajlaşma tespitinin yapılamadığı,
Aksu Polis Merkezi Amirliğince düzenlenen 18.10.2018 tarihli raporda; idari yaptırım defteri incelendiğinde sorumluluk bölgelerinde mağdur hakkında fuhuş eylemi nedeniyle uygulanmış herhangi bir idari yaptırım kararının bulunmadığının belirtildiği,
Anlaşılmaktadır.
Mağdur soruşturma evresinde; Özbekistan uyruklu olduğunu, yaklaşık 7 yıl kadar önce Türkiye'ye geldiğini, ... isimli şahıs ile tanışıp 2014 yılında resmî olarak evlendiklerini, iki çocuğunun bulunduğunu, eşinin yaklaşık 2 ay önce turizm işinde çalışmak için İzmir iline gittiğini, maddi durumları biraz kısıtlı olduğundan iş bulup çalışmaya karar verdiğini, ... (ok.ru) isimli web sitesinden iş aramaya başladığını, bu sitede ... ChA isimli kullanıcı adını kullanan sanık ile irtibata geçtiklerini, sanığın kendisine çocuklarının bakıcı ihtiyacı bulunduğunu söylediğini, bu işi kabul ettiğini, daha sonra eşine bilgi verdiğinde eşinin istememesi nedeniyle bu işi kabul etmediğini, sanığın tekrar kendisine aynı site üzerinden mesaj attığını ve ofis temizlik işi olduğunu, yapıp yapmayacağını sorduğunu, sanıkla 24.06.2018 tarihinden birkaç gün önce yazışmaya başladıklarını, sanığın bu siteden kendine ait olduğunu söylediği 0536… ... numaralı telefon ile irtibata geçmelerini belirttiğini, ancak bu numaradan sanığı aramadığını, temizlik işi günlük olduğu için kabul ettiğini, sanık ile 200 TL karşılığında ofis temizliği için anlaştıklarını, sanık ile yine aynı site üzerinden 24.06.2018 tarihinde saat 00.40 sıralarında yazıştıklarını ve sabah saat 09.00 sıralarında sanığın kendisini alarak temizlik yapacağı ofise götüreceğini kararlaştırdıklarını, sabah saat 09.00 sıralarında ... Mahallesi Atatürk Bulvarı üzerindeki eczane önüne 4,5 yaşında olan kızı ile birlikte çıktıklarını ve sanığın burada beklediğini gördüğünü, sanığın aracına bindiklerini ve temizlik yapacağı ofise gitmek üzere Çamköy istikametine doğru gitmeye başladıklarını, sanığın kendisini ofis temizlemek bahanesi ile adresini bilmediği ve gösteremeyeceği ormanlık bir alana getirdiğini, sanığa yolda nereye gittiklerini sorduğunda fidelikte kısa bir işinin olduğunu, onu halledip oradan da temizlik yapacağı ofise gideceklerini söylediğini, sanığa güvenerek bir şey demediğini, ormanlık alana geldiklerinde sanığın kendisiyle cinsel ilişkiye girmek istediğini, kabul etmemesi durumunda ise çocuğunu kaçıracağını söylediğini ve burada birisi ile telefon görüşmesi yaptığını, ancak gerçekten görüşüp görüşmediğini bilmediğini, kendisinin de çocuğunun kaçırılmasından korktuğu için rızası dışında sanık ile aracın ön tarafında anal yoldan cinsel ilişkiye girdiğini, bu ilişkiye rıza göstermediğini, çocuğunun kaçırılmasından korktuğu için de direnmediğini ve çığlık atmadığını, bu sırada sanığın telefonuyla çıplak fotoğraflarını çektiğini ve bu olaydan başkasına haber vermesi hâlinde fotoğrafları eşine ve çevresine göstereceğini söylediğini, sanıktan korktuğu için 24.06.2018 tarihinde şikâyete gelemediğini,
Kovuşturma evresinde ek ve farklı olarak; ormanlık alana geldiklerinde birisi ile telefonda konuştuğunu, telefondaki şahsa "Bayan burada, yanında da çocuk var eğer benimle birlikte olmaz ise çocuğu kaçıracağım." şeklinde sözler söylediğini,
09.2019 tarihinde sunduğu dilekçesinde ise şikâyetinin doğru olmadığını, olay tarihinde sanıkla anlaştıklarını, ancak sanığın parasını vermediğini ve fotoğraflarını çektiğini, bu nedenle sanıktan şikâyetçi olduğunu, olay büyüyüp ailesi öğrenince de yalanından dönemediğini, sanığa iftira attığını, ancak vicdanı rahatsız olduğu için gerçeği anlatmaya karar verdiğini, sanık hakkındaki şikâyetinden vazgeçtiğini,
Tanık ...; mağdurun, yeğeninin eşi olduğunu, bir gün yanına geldiğini ve kendisine "Ben bir işe gittim, adam bana yevmiyemi vermedi. Ben de gittim şikâyet ettim." dediğini, mağdurun gittiği işin temizlik işi olduğunu söylediğini, kendisinin de "Bir esnaf yevmiye için mahkemelik olmaz." diyerek mağdura tepki gösterdiğini, bunun üzerine mağdurun kendisine "Temizlik işi için götürdü. Ancak başka yere götürdü ve uygunsuz fotoğraflarımı çekti." dediğini, ayrıca fotoğraflarını çeken şahsın kendisine "Benden para talep edersen bu fotoğrafları kocana gönderirim." şeklinde sözler söylediğini anlattığını, bunun üzerine kendisinin mağdurdan bu şahsın telefon numarasını aldığını, yanında bulunan tanık ...’ın telefonla sanığı aradığını ve "Neden mağdurun fotoğraflarını çektin? Fotoğrafları bize ver, gönder." dediğini, sanığın ise "Bende fotoğraf yok." diye cevap verdiğini, bunun üzerine telefon görüşmesinin sona erdiğini, ayrıca Cafer’in fotoğrafları mesaj yolu ile istediğini,
Tanık ...; mağduru kayın biraderinin eşi olması nedeniyle tanıdığını, sanığı tanımadığını, tanık ...’in dayısı olduğunu ve o gün kendisini aradığını, mağdurun yanına gelerek çalıştığı hâlde parasının kendisine ödenmediğini ve uygunsuz fotoğraflarının çekildiğini, bu fotoğraflarla da kendisine şantaj yapıldığını tanık ...’e anlattığını, bunun üzerine kendisinin de tanık ...’in yanına gittiğini, mağdurun orada olmadığını, sanığın telefon numarasının tanık ...’te olduğunu, bu numarayı aradığını, sanığa "Bana fotoğrafları gönder, biz olayı kapatalım. Ben mağdurun eşine bir şey anlatmayım." dediğini, sanığın, numarasını engellediğini, bunun üzerine sanığa "Senin fotoğrafını biliyorum, yerini yurdunu biliyorum, fotoğrafları gönder." diyerek mesaj çektiğini, sanıkla hem telefon görüşmesi yaptığını hem de mesaj yoluyla görüştüğünü,
İfade etmişlerdir.
Sanık aşamalarda; ... Danışmanlık adı altında resmî kurumlarda kaydı ve izni bulunan bir şirketinin bulunduğunu, ... isimli arkadaşlık sitesi üzerinden kendisi tarafından kullanılan ... ChA isimli profilinden çocuk bakıcısı aradığı konusunda ilan verdiğini, böylelikle tanışıp görüşmeye başladıkları mağdurla 24.06.2018 tarihinde tekrar buluştuklarını ve kendisinin de mağdurla beraber olma yönünde arzusunun oluştuğunu, araçla Isparta yolu üzerinde ormanlık alanda yeni yol çalışmasının bulunduğu bölgeye gittiklerini, arabanın içerisinde mağdurla ters ilişkiye girdiklerini, mağdur ile bu konuda zaten 200 TL’ye iki saatliğine iki defa beraber olmak üzere anlaştıklarını, mağdurun cinsel ilişki anal yoldan olduğu için 100 TL daha istediğini, kendisinin de vermeyeceğini söylemesi üzerine mağdurun kendisinden şikâyetçi olacağını belirttiğini, mağdurun yalnızca normal fotoğraflarını çektiğini, dayısının kendisini arayarak şikâyetten vazgeçme karşılığında para talep ettiğini,
Savunmuştur.
IV. GEREKÇE
Anayasa’nın 138/1. ve CMK’nın 217/1. maddeleri ile Anayasa’nın 38. ve İHAS’ın 6/2. maddeleri sarahatine göre ispat hukuku bakımından vicdani kanaat esasını benimseyen Ceza muhakememizin amacı, maddi gerçeği insan onuruna yaraşır biçimde ortaya çıkarmaktır. Geçmişte yaşanan ya da yaşandığı iddia olunan bu vakıayı/maddi gerçekliği, olay mahkemesi yapacağı öğrenme yargılaması ile taraflar ve delillerle doğrudan muhatap olup muhakeme hukukuna ilişkin normlar doğrultusunda, gerektiğinde mantık ilminden ve tecrübe kurallarından da faydalanarak sonradan mahkeme önünde temsil etmeye çalışacak, böylece sezgileriyle değil akıl yoluyla vicdani kanaate ulaşarak (Metin Feyzioğlu, Ceza Muhakemesinde Vicdani Kanaat, Yetkin Yayınevi, s. 139) maddi sorunu çözecektir. Bu yetki münhasıran olay mahkemesine aittir.
Vicdani kanaate ulaşılması, isnat olunan fiilin ispatlandığı anlamına gelir. Bu nedenle, vicdani kanaat hukuki sorunla değil, maddi sorunla ilgili bir kavramdır ve vicdani kanaate ulaşacak makam da maddi uyuşmazlığı çözmeye yetkili derece mahkemeleridir. Hukuki sorunun çözümünde vicdani kanaat ölçütü kullanılamaz. Çünkü; hukuki sorunun doğru çözümü, maddi olaya uygulanması gereken hukuk kurallarının doğru bulunması ve doğru yorumlanması ile ilgilidir.
Vicdani ispat sisteminde hâkimler, hür vicdanlarına göre hüküm verirler. Her türlü delil aracı, kural olarak kullanılabilir ve bunlar serbestçe değerlendirilir. Ancak bu serbestliğin sınırını yine hukuk belirler. Nitekim, Anayasa’nın 138/1. maddesine göre hâkim, vicdani kanaatini oluştururken, Anayasa’nın, kanunların ve hukukun çizdiği çerçevede kalmak zorundadır. Delil araçlarının ne zaman ve kimler tarafından ikame edilebileceği, bunların muhakemede tabi tutulacakları işlemler, delil aracı ikame taleplerinin hangi şartlarda ret olunabileceği, çelişme yönteminin nasıl hayata geçirileceği, delil aracı yasaklarının neler olduğu gibi konular hukuk tarafından düzenlenir (Feyzioğlu, s. 357).
Kural olarak delillerle doğrudan temas kurmayan ve öğrenme yargılaması yapamayan Yargıtayın, hukuka uygun olarak elde edilen delilleri takdir etme ve bu suretle ilk derece mahkemelerinin vicdani kanaatini denetleme, aslında olayın nasıl cereyan ettiğini ortaya koyma imkanı bulunmamaktadır. Ancak hükmün gerekçesini esas alarak, bu delillerle varılan sonucun/kabul edilen maddi vakıanın, akıl yürütme/mantık kurallarına, genel hayat tecrübelerine ve bilimsel kaidelere uygun olup olmadığını denetleyebileceğinde de kuşku yoktur. 288. maddenin Hükûmet Tasarısı'ndaki gerekçesinde bu duruma; "Delillerin yanlış değerlendirilmesi, kuralların yorumunu ve eylemin gerçek niteliğinin saptanmasını etkilediğinde elbetteki hukuka aykırılık oluşturur." denilerek işaret edilmiştir. Uygulama da bu şekilde istikrar kazanmıştır. Doktrinde Yenisey aynı düşünceyi; "Bir hukuk normu olmayan fizik ve mantık kuralları ve tecrübe kaidesi, bir hukuk normu gibi ele alınarak bunlara aykırı olan vicdani kanaatin denetlenmesine imkan sağlamaktadır." (Feridun Yenisey, İstinafta Maddi ve Hukuki Mesele Denetimi, Dr. Silvia Tellenbach'a Armağan, Seçkin Yayınları, s. 1282) diyerek benimsendiğini ifade etmiştir. Çünkü; sağlıklı bir hukuki denetimin ön şartı, maddi vakıanın usulüne uygun, tam ve doğru olarak belirlenmiş olmasıdır.
Ceza yargılamasında kanıt serbestliği ilkesi başlığı altında toplayabileceğimiz temel prensiplere göre; a) Her şeyin kanıt olabileceği (hukuka uygun yöntemlerle elde edilmiş), b) İlgililerin kanıt ileri sürebilecekleri, c) Hâkimin kendiliğinden kanıt araştırabileceği, (hatta zorunlu olarak araştırması gerektiği), d) Kanıt ileri sürmede zaman kısıtlaması olamayacağı, e) Kanıtlama külfetinin sanığa yüklenemeyeceği, f) Kanıt değerlendirmede hâkimi bağlayan üstün kanıtın söz konusu olmayıp hâkimin tüm kanıtları serbestçe değerlendirebileceği, (vicdani kanaat) ceza yargılamasının temel ilkeleridir. Bu ilkelerin birinden dahi vazgeçmek, ceza yargılamasının temel ilke ve yapısına aykırı davranmak anlamını taşır (YCGK, 08.04.1991 tarihli ve 81-111 sayılı).
Amacı, somut olayda maddi gerçeğe ulaşarak adeleti sağlamak, suçu işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmek olan ceza muhakemesinin en önemli ve evrensel nitelikteki ilkelerinden birisi de doktrin ve uygulamada; suçsuzluk ya da masumiyet karinesi olarak adlandırılan kuralın bir uzantısı olan ve Latincede; in dubio pro reo olarak ifade edilen şüpheden sanık yararlanır ilkesidir. Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın mahkûmiyetine karar verilebilmesi bakımından göz önünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin şüphenin, mutlaka sanık yararına değerlendirilmesidir. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural, dava konusu suçun işlenip işlenmediği, işlenmişse sanık tarafından işlenip işlenmediği veya gerçekleştirilme biçimi konusunda bir şüphe belirmesi hâlinde de geçerlidir. Sanığın bir suçtan cezalandırılabilmesinin temel şartı, suçun hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak kesinlikte ispat edilmesidir. Gerçekleşme şekli şüpheli veya tam olarak aydınlatılamamış olay ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak mahkûmiyet hükmü kurulamaz. Ceza mahkûmiyeti; herhangi bir ihtimale değil, kesin ve açık ispata dayanmalı, bu ispat hiçbir şüphe ya da başka türlü oluşa imkân vermemelidir. Toplanan delillerin bir kısmının gözetilip diğer kısmı göz ardı edilerek ulaşılan kanaat üzerinden yüksek de olsa bir ihtimalle sanığı cezalandırmak, ceza muhakemesinin en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm vermek anlamına gelecektir (YCGK, 11.6.2013 tarihli ve 36-294 sayılı).
Şu hâlde, sanığa isnat edilen fiilin sanık tarafından icra edildiğinin kabulü için gerekçeli ve muhtemel şüphenin tamamen yenilmesi gerekir. Zira kabili te'lif olmayan şüphe ile gerçeğin yan yana mevcudiyeti ile vicdani kanaate ulaşılmasının, mantık ve hukuk kuralları bakımından mümkün olduğu söylenemez.
Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde;
... (ok.ru) isimli web sitesi üzerinden ofis temizliği için anlaştığı mağduru, temizlik yapılacak ofise götüreceği beyanıyla aracına alan sanığın, aracı ıssız bir yerde durdurup cinsel ilişkiyi kabul etmemesi durumunda yanlarında bulunan kızını kaçıracağını söyleyerek korkutmak suretiyle araç içerisinde mağdura cinsel saldırıda bulunduğu iddia olunan olayda;
Sanığın, mağdurla öncesinde anlaşarak cinsel birliktelik amacıyla buluştukları yönündeki aşamalarda değişmeyen istikrarlı savunmaları, mağdurun şikâyeti sırasında sunduğu ... (ok.ru) isimli web sitesi üzerinden sanıkla yaptıkları yazışma kayıtlarındaki ilk ifade olan ve sanık tarafından söylendiği anlaşılan "Sende gordun vakit dardi " şeklindeki mesajın, mağdur ile sanığın önceden de görüştükleri intibaını oluşturması, akrabaları olan tanıkların dahi ifadelerinde, fotoğraflarının geri alınmasından ziyade mağdurun parasını alamadığından bahisle sanığı aradıklarını beyan etmeleri, mağdurun olayın anlaşarak rızası dâhilinde gerçekleştiğine, vicdanen rahatsız olduğuna ve şikâyetten vazgeçtiğine dair 18.09.2019 tarihli dilekçesi ile aşamalardaki beyanlarının çelişki göstermesi hususları bir bütün olarak göz önünde bulundurulduğunda; mahallinde ikame olunan ve tartışılan delillerin, gerekçeli/muhtemel şüphenin tamamen ortadan kaldırılması ve sanığa isnat edilen nitelikli cinsel saldırı eyleminin, mağdurun rızası hilafına gerçekleştirildiği yönünde vicdani kanaat oluşması için yeterli olmadığı anlaşılmakla in dubio reo/şüpheden sanık yararlanır ilkesi gereğince ispat edilemeyen suçtan beraat kararı verilmesi gerektiği kabul edilmelidir.
Bu itibarla, İlk Derece Mahkemesinin direnme kararına konu mahkûmiyet hükmünün, sanığa isnat edilen nitelikli cinsel saldırı suçunun yasal unsurları itibarıyla oluşmadığının gözetilmemesi isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan üç Ceza Genel Kurulu üyesi de; "Sanığa isnat edilen nitelikli cinsel saldırı suçunun yasal unsurları itibarıyla oluştuğu" görüşüyle karşı oy kullanmışlardır.
V. KARAR
Açıklanan nedenlerle,
Antalya 5. Ağır Ceza Mahkemesinin 04.10.2021 tarihli ve 244-395 sayılı direnme kararına konu mahkûmiyet hükmündeki gerekçesinin İSABETLİ OLMADIĞINA, söz konusu hükmün, sanığa isnat olunan nitelikli cinsel saldırı suçunun unsurları itibarıyla oluşmadığının gözetilmemesi isabetsizliğinden BOZULMASINA,
Dosyanın, İlk Derece Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 22.10.2025 tarihli müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.
T.C.
YARGITAY
CEZA GENEL KURULU
Esas : 2010/67
Karar : 2010/133
Tarih : 01.06.2010
YAĞMAYI KORKUP SÖYLEMEMEK
5271 s. Ceza Muhakemesi K217
5237 s. TCK148
Yağma ve sarkıntılık suçlarından yargılanan sanık Yılmaz P.'in, yağma suçunu işlediğine dair cezalandırılmasına yeterli kanıt bulunmadığından beraatına, mağdura yönelik diğer eyleminin ise, ırza tasaddi suçuna uyduğu kabul edilerek, 765 sayılı TCY'nın 416/2. maddesi uyarınca 4 yıl hapis cezasıyla cezalandırılmasına ilişkin, Adana 3. Ağır Ceza Mahkemesince 17.10.2002 gün ve 275-389 sayı ile verilen hükmün, sanık müdafii ve katılanlar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, dosyayı inceleyen Yargıtay 6. Ceza Dairesince 17.10.2006 gün ve 8190-9910 sayı ile ırza tasaddi suçundan kurulan hükmün onanmasına, yağma suçundan kurulan hükmün ise;
"Sanığın altı aylık süre içinde, belirli tarihlerde, katılan Eyüp Önalır'dan, 'Ailene zarar veririm, seni yok ederim, kız kardeşini dağa kaldırırım' diyerek, para aldığının, aşamalarda değişmeyen iddia, dolaylı kabullenme ve dosya içeriği ile kanıtlandığı halde, hükümlülüğü yerine, yerinde olmayan gerekçeyle beraatına karar verilmesi" isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.
Yerel mahkeme ise, 23.07.2007 gün ve 60-284 sayı ile;
"Toplanan delillere göre, 1985 doğumlu mağdurun öğrenci olduğu, sanık ile tanıştıkları, birlikte arkadaşlık yapmaya başladıkları, mağdurun dersaneye giderken ailesinden habersiz olarak zaman zaman evden para aldığı, sanıkla gidip 6'lı ganyan oynadıkları, mağdurun bu durumu ailesinden sakladığını, olay günü sanığı kucağına oturtup dudaklarından öpmek suretiyle zorla tasaddide bulunduğu, bu suçtan mahkumiyetine karar verildiği ve cezasının kesinleştiği, bu olay nedeni ile mağdurun şikayetçi olurken evden aldığı paraların ne şekilde harcandığının ailesine ispat etmekte zorlanması sebebiyle, daha önce evden ailesinden habersiz olarak aldığı paraların sanığın zorlaması ile alındığına dair soruşturma ve kovuşturma sırasında beyanda bulunduğu, tasaddi olayından önceki tarihlerde bu paranın sanık tarafından zorla alındığının iddia edildiği, aradan uzun zaman geçmesine rağmen mağdurun sanığın kendisinden zorla para isteyip aldığı yönünde her hangi bir şikayetinin bulunmadığı, yukarıda izah edildiği üzere mağdurun evden, ailesinden habersiz aldığı paralarla ganyan oynaması, böyle beyanda bulunduğu takdirde ailesinin kendisine kızacağı düşüncesi ile son olay çıktıktan sonra bu yönde beyanda bulunduğu, bu yöndeki mücerret beyanının başkaca yan delillerle desteklenmediği, bu nedenle sanığın üzerine atılı yağma suçunu işlediğine dair cezalandırılmasına yeterli mağdurun soyut iddiası dışında delil bulunmadığının, sanığın atılı suçu işlediğine dair mahkememizde tam bir vicdani kanaat oluşmadığından sanığın üzerine atılı suç şüpheli kalmış, şüpheden da sanık yararlanır prensibi gereğince daha önce mahkememizce yağma suçundan verilen beraat kararında direnilerek sanığın beraatına karar vermek gerekmiştir" gerekçesiyle önceki hükümde direnmiştir.
Bu hükmün de katılanlar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay C. Başsavcılığının "bozma " istekli 15.03.2010 gün ve 251969 sayılı tebliğnamesi ile Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI
Özel Daire ile yerel mahkeme arasında oluşan ve Yargıtay Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık, sanığa yüklenen yağma suçunun sabit olup olmadığının belirlenmesine ilişkindir.
İncelenen dosya içeriğine göre;
Eyüp Önalır ile babası Recep ve annesi Ayşe Önalır vekili Av Cahide Karakaş, 24.05.2002 tarihinde Adana C. Başsavcılığına sunduğu dilekçede, lisede okuyan ve üniversiteye hazırlık için dershaneye giden Eyüp'ün, aynı mahallede oturan ve dolmuşta karşılaşarak tanıştığı Yılmaz P. adlı kişinin tehditleri ile onunla görüşmek zorunda kaldığını, 6 aylık süre zarfında tehditlerini sürdüren bu kişinin Eyüp'ten cep telefonunu ve çeşitli zamanlarda para aldığını, en son 15.05.2002 tarihinde de tenha bir yerde dudaklarından öpüp zorla kucağına oturtmaya çalıştığını belirterek şikayetçi olmuştur.
Mağdur Eyüp Önalır, 24.05.2002 tarihinde kolluk tarafından alınan ifadesinde; yaklaşık 6 ay kadar önce dershaneden eve giderken dolmuşta Yılmaz P. adlı kişi ile tanıştıklarını, bir iki gün sonra dershane yakınındaki bir ganyan bayiinde buluştuklarını, burada Yılmaz'ın devamlı olarak görüşmek istediğini dile getirdiğini, kendisinin ise derslerini aksatamayacağını belirterek teklifini kabul etmek istemediğini, bunun üzerine Yılmaz'ın, tehdit edip ailesine zarar vereceğini, onları yok edeceğini söylediğini, korktuğunu ve devamlı görüşmeye başladıklarını, kimseye bir şey söyleyemediğini, bir gün Yılmaz'ın şehir dışına çıkacağını ve para lazım olduğunu söylediğini, bulamayacağını belirtince kendisini yine tehdit ettiğini, korkup harçlıklarından biriktirmiş olduğu 50 milyon Lirayı verdiğini, bir hafta kadar sonra cep telefonundan arayıp çağırdığını, evlerinin yanına gittiğinde yine para istediğini ve tehdit ettiğini, dershaneden para istendiğini söyleyerek evden aldığı 30 milyon Lirayı ertesi gün buluştuklarında Yılmaz'a verdiğini, bu olaydan 2-3 hafta sonra telefonla arayıp, şehir dışına çıkacağını söyleyip buluşmak istediğini, buluştuklarında Panasonic GD.90 marka cep telefonunu tehditle aldığını, bir süre sonra telefonu geri istediğinde çalındığını söyleyerek geri vermediğini, yaklaşık bir ay sonra bu kez de 70 milyon Lira para istediğini, veremeyeceğini söyleyince tehdit ve hakaret ettiğini, bunun üzerine dershane taksidi için yanında bulunan 60 milyon Lirayı verdiğini, birkaç gün sonra da dershaneye gelip kendisini anons ettirip birlikte çıktıklarını ve yine para istediğini, en son 15.05.2002 tarihinde buluştuklarında tenha bir yerde dudaklarından öpüp zorla kucağına oturttuğunu, elinden kurtulup kaçtığını ve ailesine durumu bildirdiğini, şikayetçi olduğunu beyan etmiştir.
Aynı gün C. Savcısı tarafından alınan ifadesinde benzer şekilde anlatımda bulunmakla beraber bu kez, sanığa verdiği paranın toplam 105 milyon Lira olduğunu belirtmiştir.
Duruşmada ise olayları benzer şekilde anlatmakla birlikte, sanığa 10-15 seferde toplam 500 milyon Liraya yakın para verdiğini, sanığa vermek için evde yatağın arasında duran 300 milyon Lirayı aldığını, ayrıca dershane taksidi olarak ödemesi için kendisine verilen 60 milyon Lirayı düşürdüğünü söylediğini, diğer kısmını ise harçlıklarından verdiğini, paraları ve cep telefonunu sanığın ailesine ve kendisine zarar vereceğine ilişkin tehditleri üzerine vermek zorunda kaldığını, sanığın sürekli olarak ailesine zarar vereceğini, kızkardeşlerini dağa kaldıracağını söyleyerek kendisini tehdit ettiğini, yine sanığın tehditleri sonucunda 3-4 defa sanığın evine gittiğini söylemiştir.
Sanık Yılmaz P., aşamalardaki ifadelerinde tutarlı ve benzer şekilde, yüklenen suçlamayı kabul etmediğini, mağdur ile 7-8 aydır tanışmakta olduklarını, altılı ganyan oynarken beraber oynamak istediğini ve ortak olmak için 5 milyon Lira verdiğini, beraberce ganyan oynadıklarını, bir gün Kadirli'ye gideceği sırada parası olmadığı için 30 milyon Lira borç istediğini, mağdurun da rızası ile verdiğini, dönünce de parasını iade ettiğini, ayrıca mağdurun cep telefonunu ödünç olarak istediğini ve iki gün kullandıktan sonra geri verdiğini, kesinlikle tehditle para almadığını beyan etmiştir.
Savunma tanığı olarak dinlenen sanığın annesi Şerife Küçük Yetim ile kızkardeşi Ayşe Pişkin Uslular ise, mağdur Eyüp'ün sık sık sanıkla birlikte evlerine geldiğini, çok zaman sabahtan akşama kadar evlerinde kaldığını, zorla gelmiş bir halinin olmadığını, sanıkla birlikte altılı ganyan oynayıp at yarışlarını seyrettiklerini belirtmişlerdir.
Bu bilgiler ışığında somut olay değerlendirildiğinde;
Mağdur Eyüp'ün, aşamalarda değişmeyen ve tutarlı bir şekilde ortaya koyduğu iddialar, kısmen sanığın kaçamaklı savunması ile de doğrulanmıştır. Nitekim, yerel mahkemece, mağdurun iddiaları samimi görülerek, sanığın ırza tasaddi suçundan cezalandırılmasına karar verilmiş ve bu hüküm kesinleşmiştir. Dosya kapsamında, mağdurun, sanığa iftira edip, suç atması için saptanmış herhangi bir neden bulunmadığı da nazara alındığında, mağdurun iddialarının bir kısmının kabul edilmesi, bir kısmının ise iddianın bölünmesi suretiyle kabul edilmemesi çelişki yaratacağı gibi, kanıtların takdirinde yanılgı niteliğindedir. Zira, mağdurun, altı aylık bir süre içerisinde sanığın baskılarına ve zorlamalarına maruz kaldığı, bu aşamada yaşının küçük ve öğrenci olması nedeniyle korkup, durumu herhangi bir kimseye söyleyemediği ve sanığın eylemlerinin ulaştığı boyut artınca, her şeyi göze alarak durumu ailesine anlattığı anlaşılmaktadır. Sanığa iftira etmesi için herhangi bir neden bulunmayan mağdurun, aşamalardaki tutarlı anlatımları ve sanığın, mağdura ait telefonu bir süre kullanmak üzere aldığına ve yine mağdurdan bir miktar parayı borç olarak aldığına dair kaçamaklı kabul niteliğindeki savunmaları nazara alındığında, sanığa yüklenen yağma suçunun sabit olduğu anlaşılmaktadır.
Bu itibarla yerel mahkemece, mağdurun anlatımları bölünmek ve bir kısmına itibar edilip, bir kısmına itibar edilmemesi suretiyle kanıtların değerlendirilmesinde takdir yanılgısına düşülerek, dosya kapsamına uymayan ve varsayımlara dayalı gerekçelerle sanığın, yağma suçundan mahkumiyeti yerine beraatına karar verilmesi isabetsiz olup, direnme hükmünün bozulmasına karar verilmelidir.
SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
1- Adana 3. Ağır Ceza Mahkemesinin 23.07.2007 gün ve 60-284 sayılı direnme hükmünün BOZULMASINA,
2- Dosyanın mahalline iadesi için Yargıtay C. Başsavcılığına TEVDİİNE, 01.06.2010 günü yapılan müzakerede tebliğnamedeki isteme uygun olarak oybirliğiyle karar verildi.
T.C.
YARGITAY
DÖRDÜNCÜ CEZA DAİRESİ
Esas : 2023/12535
Karar : 2025/16221
Tarih : 15.10.2025
MAHKEMESİ :Ceza Dairesi
SAYISI : 2022/2229 E. 2023/546 K.
SUÇ : Hakaret
HÜKÜM : İstinaf başvurusunun esastan reddi
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Bozma
Yapılan ön inceleme neticesinde; sanık hakkında kurulan hükmün temyiz edilebilir olduğu, temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, temyiz isteminin süresinde sunulduğu ve temyiz dilekçesinde temyiz sebebine yer verildiği, temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı tespit edilmekle, gereği düşünüldü:
I. HUKUKÎ SÜREÇ
Sanık hakkında hakaret suçundan İlk Derece Mahkemesince verilen mahkumiyet hükmüne yönelik yapılan başvuru üzerine Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
II. TEMYİZ SEBEPLERİ
Sanığın temyiz istemi; atılı suçu işlememiş olması, tanık beyanlarında suçu işlediğine dair bir anlatımın bulunmaması, kendisine iftira atılmış olması, okulun içinde tartışma yaşanmamış ve tam araştırma yapılmamış olması, şüpheden sanık yararlanır ilkesinin uygulanmaması nedenleriyle hükmün bozularak beraatine karar verilmesi talebine ilişkindir.
III.GEREKÇE
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 141. maddesi ile 5271 sayılı Kanun'un 34/1 ve 230. maddeleri uyarınca mahkeme kararlarının, Yargıtay denetimine olanak verecek biçimde açık ve gerekçeli olması ve Yargıtayın bu işlevini yerine getirmesi için gerekçe bölümünde iddialarda ve savunmalarda ileri sürülen görüşlerin belirtilmesi, mevcut delillerin tartışılması ve değerlendirilmesi, hükümlere esas alınan ve reddedilen delillerin açıkça gösterilmesi ve ulaşılan kanaat, sanıkların suç oluşturduğu sabit görülen fiillerinin ve bunların nitelendirilmesinin belirtilmesi, delillerle sonuç arasında bağ kurulması gerektiği gözetilmeden gerekçesiz karar verilmesi,
Hukuka aykırı bulunmuştur.
IV. KARAR
Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle sanığın temyiz istemi yerinde görüldüğünden, sair yönleri incelenmeksizin Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairesi kararının, 5271 sayılı Kanun’un 302/2. maddesi gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA,
Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun'un 304. maddesi uyarınca Elazığ 3. Asliye Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi 6. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,
15.10.2025 tarihinde karar verildi.