⚖️Yüksekkaya Law Office⚖️ 🏛️İçtihat Arama Motoru️🏛️️
Sadece Hukuk Büromuzca Kullanılan ve Önemli Görülen Kararlar Eklenmektedir!
Yönetici Girişi
Yeni Karar Ekle
Mevcut Kararları Yönet
Aşağıdaki arama sonuçlarında **Düzenle** ve **Sil** butonları ile yönetim yapabilirsiniz.
... arı, maktül .. bu ülkede işçi olarak çalıştığı, sanık ..'ın yılın bir döneminde Türkiye'de kaldığı, Avusturya vatandaşı olan maktül ..'ın ise .. arkadaşı olduğu, maktüllerin Türkiye'de besi çiftliği kurmaya karar verdikleri, bu karar doğrultusunda 02.10.2012 tarihinde Türkiye'ye geldikleri, 26.02.2012 tarihinde Türkiye'ye gelen sanık ..'ın bir daha Avusturya'ya dönmediği, ..'ın Türkiye'de bulunduğu süre içerisinde maktül .. ile ortak açtıkları banka hesabından eşinin haberi olmaksızın 80.000 Euro çektiği, suç tarihine kadar bu parayı yerine koyamayan .. ile .. arasında anlaşmazlık çıktığı, Akşehir'de bulunan evlerinin inşaatında duvar ustası olarak çalışan sanık ... ile ..'ın tanıştıkları, bir süre sonra telefonda görüşmeye başladıkları, aralarındaki yakınlığın cinsel birlikteliğe varan ilişkiye dönüştüğü, 2012 yılı Agustos ayından itibaren ...'ın ..'dan eşi maktül .. öldürmesini istediği, karşılığında 30.000 Euro ödemeyi teklif ettiği, sanık ..'ın maktül .. kendisinin öldüremeyeceğini, ancak eniştesi olan sanık ..'ın çok borcu bulunması nedeniyle para karşılığında maktül .. öldürebileceğini bildirdiği, ..'ın ... ile maktül Ramazan'ın öldürülmesini görüştüğü, ...'ın cep telefon numarasını ..'a verdiği, sanık ..'ın, kendisini arayan ..'ı evlerinin duvarında çatlak oluştuğu bahanesi ile evine çağırdığı ve eşi ..'ı öldürtmek istediğini, kendisinin de çok borcu olduğunu bildiğini, eşini öldürmesi halinde para vereceğini söylediği, ..'ın bu teklifini ilk başta kabul etmeyen ..'ın sanık ..'in ısrarı karşısında razı olduğu, dosya içerisinde mevcut sanık ... tarafından kaydedilen konuşma içeriğine göre maktül ..'ın öldürülmesini planladıkları, bu doğrultuda besi çiftliği kurmak için hayvan satın almak isteyen maktül ..'ı sanık ..'ın arayıp, ucuz hayvan bulduğunu belirtip ıssız bir yere götürmeyi, maktül .. ile Türkiye'ye gelen yanından ayrılmayan maktül ...'ın birlikte hayvan satın almaya gelmesi halinde onu da öldürmeye karar verdikleri, bu kararın icrası kapsamında 18.10.2012 tarihinde sanık ..'ın maktül .. cep telefonundan aradığı ve ucuz hayvan bulduğunu, söylediği, akşam saatlerinde Akşehir'de .. lokantasının önünde .., .., .. ve ...'ın buluştukları, ..'ın .. kullandığı aracı takip etmesini söylediği, sanık ..'ın aracı ile önde, maktül .. ise, yanında .. ve .. olduğu halde otomobiliyle peşinden ilerlemeye başladığı, ilçenin yol durumunu iyi bilen sanık ..'ın, ıssız bir yola girdiği, tren yolunu geçtikten sonra aracını durdurduğu, maktül .. aracına yaklaşıp ileride yolun bozuk olduğunu söyleyerek kendi aracına binmelerini istediği, araçtan iner inmez maktül .. kafasını hedef alıp tabanca ile ..'nin ateş ettiği, maktül .. kafasına isabet eden ateşli silah mermi çekirdiği giriş ve çıkış yarasına bağlı beyin doku hasarı ve beyin kanaması sonucu olay yerinde öldüğü, ..'ın araçtan inerek kaçmak isteyince .. öldürülmesi suçunu gizlemek için ..'ın bu kişiye de ateş ettiği, yere düşen maktülün yanına giden sanık ..'ın, yerde iken tekrar ateş ettiği, ..'ın kafasına isabet eden ateşli silah mermi çekirdiği giriş ve çıkış yarasına bağlı beyin doku hasarı ve beyin kanaması sonucu olay yerinde öldüğü, maktüllerin cesetlerini çalılıkların arasına sürükleyen sanık ..'ın maktül .. aracını temizleyip olay yerinde bulunan ..'a verdiği, sanık ..'ın da eşine ait aracı suç mahallinden alıp evine getirdiği anlaşılan olayda;
765 sayılı TCK'nun 66. maddesi 5237 sayılı TCK'ya alınmamıştır. Bu nedenle bu gibi durumlarda 5237 sayılı TCK'nun 40. maddesinin gözönüne alınması gerekir. Sanık ..'ın TCK'nun 38. maddesinde tanımlanan -azmettiren- olarak kabulü gerekirse, öldürme olayını bizzat gerçekleştiren -fail- ... olduğundan faile göre şeriklerinin hukuki durumlarının belirlenmesi icabettiğinden ..'ın TCK'nun 38, 82/1-a maddesi ile cezalandırılacağı ve bu maddenin d bendinin tatbik edilemeyeceği,
Yine sanık .., sanık .. ile gayri meşru ilişki yaşayan kişidir. Kastı (amacı) sanık ..'a yardımcı olmaktır.
Ancak dosya içeriğine göre, sanık ..'ın asli fail olan ..'ı azmettirmekle kalmayıp, ona kocası maktül .. olay yerine gitmeye ikna ettiği, sanık .. ile maktül .. buluşturup, kendisi de maktül eşine otosuna binip olay yerine gelerek fiil üzerinde ortak hakimiyet kurduğu eyleminin TCK'nun 37. maddesinde tanımlanan müşterek faillik durumuna uyduğu, müşterek faillikte TCK'nun 40.maddesinde yazılı bağlılık kuralı uygulanamayacağı,
Yine maktül ...'ın arkadaşı Avusturya vatandaşı ..'ın öldürülmesinde tasarlayarak insan öldürme suçunun unsurla ...
... an tahsili için kendilerine verilen müşteki ...’e ait senetleri tehdit kullanarak tahsil etmek istedikleri bu amaçla müştekinin bürosuna gidip tahsilat amaçlı olarak silahla tehdit yoluyla yağmaya teşebbüs suçunu işlemişlerdir. Sanık ... dışındaki sanıkların eylemi yağmaya teşebbüs olarak görülmüştür. Sanık ... ile müşteki arasında alacak borç ilişkisi bulunduğundan ve alacağın tahsili amacıyla hareket ettiğinden sanık ...'in eylemi 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 150. maddesi yollaması ile silahla ve birlikte tehdit suçuna azmettirmek olarak kabul edilmiştir.
Dairemize göre sübuta erdiği kabul edilen ve nitelikli yağmaya teşebbüs oluşturan fiilin katılanın iş yerinde ve birden fazla kişi tarafından birlikte işlenmeye teşebbbüs edilmesi sebebiyle, 5237 sayılı Kanun'un 149/1-c-d ve 35/2. maddeleri kapsamında nitelikli yağmaya teşebbüsün varlığını kabul etmek gerekecektir.
5237 sayılı Kanun'un kabul ettiği iştirak teorisine göre ve özetle ifade etmek gerekirse;
-Azmettiren, işlenen suçun cezası ile cezalandırılır. (m.38/1)
-Az ...
... apıldığında; her ne kadar bu sanıkların tümü savunmalarında üzerlerine atılı bulanan suçları işlemediklerini, suçsuz olduklarını, savunmuş iseler de, sanıkların savunmalarının doğru olmadığı, sanıkların savunmalarının aksinin tüm dosya kapsamı, dosya içerisnide bulunan deliller ile birlikte Bağkur Genel Müdürlüğü teftiş Kurulu Başkanlığınca düzenlenen rapor ve Mahkememizce alınan bilirkişi raporları ve tanık beyanları ile sanıkların çelişkili beyanları ve hayatın olağan akışına uymayan savunmalarından anlaşıldığı ve kanıtlandığı, tüm dosya kapsamı göz önünde bulundurulduğunda; sanıklar ..., .... Erel (Toğa), ..., ... ve Hiza Nur Bucak'ın suç tarihinde Siverek ilçesinde doktor olarak görev yaptıkları, sanık Hiza Nur Bucak dışındaki sanık doktorların suç tarihinde Siverek devlet Hastanesinde görevli oldukları, sanık ...'un dahiliye uzmanı olduğu ve suç tarihinde aynı zamanda Siverek devlet Hastanesinin Başhekimlik görevini yaptığı, doktor ..., .... Erel Toğa ve ...'ın da Siverek Devlet Hastanesinde çalıştıkları, acil polikliniğine baktıkları yine .... Erel Toğa'nın polikliniklerde de nöbetçi olarak görev yaptıkları, sanık Hiza Nur Bucak'ın ise suç tarihinde Siverek 1 Nolu Sağlık Ocağında doktor olarak görev yaptığı, sanık olan doktorların tümünün suç tarihinde aynı zamanda özel muayenehanelerde çalıştıkları, sanık ... ile Hiza Nur Bucak'ın suç tarihinde gayri resmi nikahla evli oldukları ve birlikte yaşadıkları bu kişilerin suç tarihinde MED-LİNE isimli özel bir sağlık polikliniklerinin bulunduğu, doktor .... Erel Toğa ile doktor ...'un özel muayenehanelerinin olduğu yine sanık ...'ın da özel kliniklerde ücret karşılığı çalıştığı, bir dönem MED-LİNE isimli poliklinikte çalıştığı, bu şekilde doktor olan sanıkların tümünün aynı zamanda özel iş yerlerinde çalışma yaptıkları, diğer sanıklar ... ve ...'ın Zaman Eczanesinin, ...'ün Abbasoğlu Eczanesinin, ...'nın Büşra Eczanesinin, Ferit ve ...'in Kaleboğazı Eczanesinin, Yılmaz ve ...'in Sıhhat Eczanesinin, ...'nın Sevgi Eczanesinin, ...'nun Gül Eczanesi, ...'nın ise Halk Eczanesinin işleteni konumunda oldukları, ...'nun bizzat eczacı olduğu ve suç tarihinde belirli bir dönem bu eczaneyi bizzat işlettiği, yine sanık ...'nın da bizzat eczacı olduğu ve suç tarihinde belirli bir dönem bu eczanenin başında durduğu ve bizzat bu eczaneyi işlettiği, diğer sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., Zeki Alişer, ..., ... isimli sanıkların ise eczane diplomalarının bulunmadığı, bu kişilerin eczacılık fakultesini bitirmedikleri, bu kişilerin yukarıda isimleri belirtilen ve beraatlerine karar verilen eczacı olan sanıklarla irtibata geçtikleri ve bunun neticesinde bu kişilerin diplomalarını kiraladıkları ve bu kişilerin ruhsatlarını kullanarak suça konu olan eczaneleri bizzat kendi adlarına işlettikleri, bu sanıkların eczanelerde kalfa olarak gözükerek denetimleri atlattıkları, kalfa olarak gözükmelerine rağmen bu sanıkların eczanelerin asıl sahipleri oldukları, bizzat eczanelerini kendilerinin işlettiği, bunun karşılığında diplomasını kullandıkları eczacılara aylık bir bedel ödedikleri, bunu bu şekilde suça konu olan eczaneleri işlettikleri, gerçek eczacılardan yani diploma sahiplerinden vekaletnameler aldıkları, bu kişilerin adlarına tüm işlemleri kendilerinin yaptıkları, bazılarının ise işlem gereken durumlarda eczacıları bulundukları yerden çaığırarak işlemleri yaptırdıkları daha sonra eczacıların tekrardan ikamet ettikleri yere gittikleri, yani bu muvazaalı eczane işleten şahısların iki şekilde işlem yaptıkları, birincisinde doğrudan doğruya vekaletname alarak bazı eczaneleri işlettikleri, bazılarının ise vekaletname almadan eczacıların zaman zaman haftada bir veya ayda bir eczaneyi uğradıkları dönemlerde veyahutta gerekli dönemlerde gerçek diploma sahipi eczacıların çağırılarak gerekli işlemleri yaptıkları, daha sonra diğer tüm işlemleri kendilerinin yürüttükleri bu şekilde bu sanıkların bu muvazaalı eczaneleri yürüttükleri bu hususun tüm dosya kapsamında açık bir şekilde anlaşıldığı, Bu şekilde doktor olan sanıklar ..., ..., Hiza Nur Bucak, .... Erel (Toğa) ve ... ile muvazaalı olarak eczaneleri devralan sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ile bizzat eczaneyi işleten eczacılar ... ve ...'nun kendi aralarında anlaştıkları, eczacılar ile sanık doktorların kendi aralarında anlaşma yaptıkları, bu anlaşma karşılığında eczacıların haksız surette ele geçirdikleri, sağlık karnelerinin sanık olan doktorlara gönderdikleri ve sanık olan doktorlarında maddi menfaat karşılığında veya eczacıların kendilerine yani özel muayenehanelerine müşteri göndermesi karşılığında usulsuz olarak elde edilen sağlık karnelerine hastaları görmeden usulsüz bir şekilde ilaç yazımı yaptıkları, eczanelerin bazı hastalardan ücret karşılığı bu sağlık karnelerini kiraladıkları, bu sağlık karnesi sahibi kişilere belli bir ücret ödedikleri bunun karşılığında bu sağlık karnelerinin uzun bir süre bu kişilerin yanında kaldığı, yani eczanelerde kaldığı, eczanelerin bu sağlık karnelerini yanlarında çalışan küçük çocuklar ve işçiler aracılığıyla toplu olarak sık sık Siverek 1 nolu sağlık ocağı ve Devlet Hastanesine göndererek sanık olan doktorlara ilaç yazdırdıkları, bu şekilde eczacıların haksız menfaat temini yoluna gittikleri, bu konuda diğer sanıkları yani doktor olan sanıkları suç işlemeye azmettirdikleri, temin etmiş oldukları sağlık karnelerini doktorlara göndererek sahte reçete yazmalarını sağladıkları, eczanelerin haksız olarak yani ücret karşılığı veyahutta ilaç alımı sonucu kesmeleri gereken belli miktardaki payı kesmeme karşılığı, hastalardan temin ettiği sağlık karneleri ile yine zaman zaman bizzat ilaç almaya gelen hastalara o an ilaç olmadığını söyleyerek sağlık karnesini bırakmasını, daha sonra gelmesini söyleyerek hastaya ait sağlık karnelerini temin ettikleri, veyahutta sağlık karnelerinin işlem göreceğini bazı bahanelerini ileri sürerek bu sağlık karnelerini ellerinde tuttuklarını daha sonra bu sağlık karnelerini doktor olan sanıklara göndererek haksız bir şekilde yani sahte bir şekilde reçete düzenlettikleri ve sağlık karnelerine ilaç yazdırdıkları, bu sağlık karnelerini ve yazılan reçetelerin resmi evrak niteliğinde olduğu, bu sanıkların bizzat doktor olan sanıkları sahte reçete düzenleme hususunda azmettirdikleri, bu şekilde sanık olan eczacıların sağlık karnesine ilaç yazım karşılığında belli bir oranda doktorlara pay verdikleri veyahutta doktorların özel muyanehanelerine müşteri gönderdikleri, Siverek ilçesinde veyahutta genel olarak Güney Doğu Anadolu Bölgesinde hasta olan kişilerin hastaneye gitmeden veyahutta özel muayenehaneye gitmeden önce doktor araştırmaları yaptıkları, genellikle de sık sık ilaç alınan yerler olan eczacılara kime gidebileceklerini danıştıklarını, eczacıların da bu şekilde yönlendirme yaparak hastaları doktora gönderdikleri suça konu olayda da maddi menfaatin yanı sıra bizzat sanık olan eczacıların sanık olan doktorların özel muyanehanelerine müşteri gönderdikleri, bunun neticesinde de sanık olan doktorların da sahte olan reçeteleri düzenledikleri bu şekilde sanık olan eczacıların toplu bir şekilde zaman zaman sağlık karnelerini gönderdikleri, bu karnelerin aynı anda sanık olan doktorlar tarafından hangisinin nöbetine denk gelmiş ise bu doktorca düzenlendiği ve daha sonra bunlharın işleme konulduğu hastane ve sağlık ocağının kayıtlarına geçtiği daha sonradan sanki bu ilaçlar hastalara verilmiş gibi eczaneler tarafından Bağkur'a fatura edildiği ve bu şekilde kamudan çok büyük oranda para vurgunu yapıldığı suç tarihi itibariyle 204.441.857.434 TL bu şekilde kamunun zarara uğratıldığı, bu belirtilen zararın yalnızca tespit edilen zarar olduğu, tespit dışında da kamunun büyük zararının mevcut olduğu dosyamıza konu olan reçetelerinin yalnızca 250 TL ve üstü reçeteler olduğu, diğer sanık olan doktorlar tarafından düzenlenen reçetelerin incelenemediği, mevcut yapı dikkate alındığında sanık olan doktorların görev yaptıkları dönemlerin tüm reçetelerin fiziki olarak incelenmesi ve yine tüm hastaların tanık olarak dinlenmesinin mümkün olmadığı bunun neticesinde Bağkur Genel Müdürlüğü Teftiş Kurulunca sondajlama yapılarak ve yine meblağı yüksek olan yani 250 TL ve üzeri olan bir kısım reçetelerin incelendiği ve bu incelenen reçetelerin sonucunda kamunun 204.441.857.434 TL zarara uğradığı hususunun tespit edildiği diğer kısımların inceleme dışı bırakıldığı, bu şekilde eczacılar ve eczacıların azmerttirmesi neticesinde sahte resmi evrak niteliğinde olan reçetelerin yanı sıra sanık olan doktorların ayrıca bizzat birçok reçetelerin de kendilerinin sahte olarak düzenledikleri, hiç hastayı görmeden reçete düzenledikleri, özel muayanehanelerinde muayene etmiş oldukları kişilerin daha sonra hastaneye göndererek sanki hastanede muayene etmiş gibi hastanenin kaydına girdikleri, hastanenin protokolüne geçirdiklerini ve klinik defterine kaydettikleri bu şekilde sahte işlem yaptıkları, yine muyaene etmiş oldukları hastaları hastalıklarla uyumlu olmayan ilaçları bilinçli olarak yazdıkları, teşhisle hiç ilgisi olmayan ilaçlar yazdıkları, daha sonra bu hastaları yine dosyada ismi geçen eczanelere yönlendirdikleri bu şekilde yine hem sahte resmi evrak tanzim ettikleri hem de eczaneler yoluyla haksız menfaat temin edildiği, yine ayrıca sanıkların görevli olmadıkları dönemlerde zaman zaman hastaneye veyahutta sağlık ocağına giderek özel muayennahenelerinde yapmış oldukları hastaları bizzat hastanede veya sağlık ocağında muayene etmiş gibi doğrudan doğruya kayıt altına aldıkları bunun dışında sanık olan doktorların birbirleri yerine reçete yazdıkları, sanık doktor ...'nın eşi olan Hiza Nur Bucak yerine reçete yazdığı, bu şekilde sanıkların sahte resmi evrak tanzim ettikleri, sanıklarnı tümünün bu şekilde üzerlerine atılı bulunan müsnet suçları işledikleri, sanıkların bu suçları zincirleme bir şekilde işledikleri, yani birçok kez müteselsilen sahte resmi evrak tanzim ettikleri, tüm dosya kapsamı dosya içerisinde bulunan tüm delillerden anlaşıldığı bu itibarla sanıkların savunmalarının doğru olmadığı, tüm dosya kapsamı göz önünde bulundurulduğunda sanıkların üzerlerine atılı bulunan müsnet suçu işledikleri hususunun bizzat sanıkların çelişkili savunmaları mahkememizce alınan bilirkişi raporları, müfettiş raporu ve tanık beyanlarından anlaşıldığı, Mahkememizce Adli Tıp Kurumu 5. ihtisas kurulundan alınan raporda; açık bir şekilde sanık olan doktorlar tarafından düzenlenen ve yine sanık olan eczacılar olan işlem gördürülen reçetelerin büyük bir çoğunluğunun usulüne uygun olarak düzenlenmediği, usulsüz bir şekilde bu reçetelerin düzenlendiği, teşhis ve tanılar ile yazılan ilaçların uyumsuz olduğu, bazen yapılan teşhis ile hiç ilgisi olmayan veyahutta teşhise konu dal olan hiç ilgisi olmayan ilaçların yazıldığı, sık sık benzer şekilde uygulama yapıldığı, tüm doktorların aynı şekilde tanı ile uyumsuz ilaçlar yazdıkları, bu hususun Adli Tıp Kurumunun raporunda ayrıntılı olarak belirtildiği, adli tıp kurumunun raporunda tek tek reçetelerin ele alındığı ve bizzat bu reçetelerde tanı ile uyumsuz olan ilaçların siyahlatılarak gösterildiği, Adli Tıp Kurumunun bu raporunun dosyamız bakımından delil niteliğinde olduğu, Adlı Tıp Kurumunun vermiş olduğu bu raporun hazırlanmasına ve adli tıp uzmanlarının yanı sıra farmakoloji uzmanının da katıldığı, bunun neticesinde bu raporun hazırlandığı, yine Mahkememizce Ankara Ağır Ceza Mahkemesi aracılığıyla aldırılan raporda da bu raporun bizzat eczacı olan bilirkişiler tarafından düzenlendiği, bu raporda da sürekli olarak sanık olan doktorlar tarafından aynı tertip ilaçların tekrar edilerek sık sık yazıldığı, bir kısım reçetelerde aynı aileden kişilerin aynı ilaçların sıklıkla yazıldığı, reçetelerin gerçeği yansıtmadığı, reçetelerin tedaviye yönelik olmadığı kanaatine varıldığı hususunun tespit edildiği ve bunun neticesinde toplamda kamunun bu sahte reçetelerden dolayı 372.252.789.837 TL zararının bulunduğunun bizzat eczacı bilirkişi tarafından düzenlenen rapordan anlaşıldığı, bu rapor hazırlanırken de eczacı bilirkişilerin tüm reçeteleri tek tek inceledikleri ve ayrıntılı olarak dökümünü delil olarak eklendikleri, bu raporun da dosyamız bakımından delil niteliği taşıdığı, yine Bağkur genel Müdürlüğü Teftiş Kurulu başkanlığı tarafından düzenlenen rapor da dikkate alındığında, Teftiş Kurulu tarafından ayrıntılı bir şekilde soruşturmanın yürütüldüğü, bunun neticesinde tüm reçetelerin (250 TL ve üstü olan reçeteler) incelendiği, bu reçete sahiplerinden bir çoğunun dinlendiği, yine sanıkların beyanlarının alındığı ve bunun neticesinde, çok ayrıntılı bir şekilde 97 sayfalık raporun hazırlandığı ve ekinde de birçok belgenin delil olarak sunulduğu, bu rapor dikkate alındığında, açık bir şekilde raporu hazırlayan müfettişin tecrübesi dahilinde elde edilen verilere göre sanıkların açık bir şekilde birbirleri ile iş birliği yaptıkları, usulsüz olarak sağlık karnelerinin temin edildiği ve usulsüz olarak reçetelerin tanzim edildiği, özel muayahanede yapılan işlemlerin sanki Devlet Hastanesi veya Sağlık ocağında yapılmış gibi reçete düzenlendiği, düzenlenen reçetelerin sahte olduğu ve bu eylemler neticesinde kamunun toplamda 204.441.857.434 TL zararının incelenen reçetelerden anlaşıldığı hususunun belirtildiği, bu raporun dosyamız bakımından önemli bir delil olduğu, raporu hazırlayan müfettiş her ne kadar katılan kurum bünyesinde çalışan bir kişi dahi olsa sanıkların hiçbirisi ile husu..... bulunmadığı, bu nedenle bu raporu hazırlarken mevcut delillere göre raporu hazırladığı, bu itibarla bu raporun usulüne uygun olarak elde edilmiş bir delil niteliğinde olduğu, bir kurumda çalışan müfettişin taraflı rapor yazması için hiçbir sebebinin olmadığı, kaldı ki ihbar yazısında Siverek'te birçok eczane ile ilgili ihbarın yapıldığını, müfettişin bu sanıklarla ilgili olarak usulsüzler tespit ettiği, bunun sonucunda bu raporu hazırladığı, bu itibarla teftiş kurulunca hazırlanan bu raporun dava dosyamız bakımından önemli bir delil niteliğinde olduğu ve hükme esas olarak alınan belgelerden olduğu, yine sanıkların bizzat beyanları dikkate alındığında, sanık ... ve ... bizzat beyanlarında, ...'nın nöbetçi olmadığı günlerde Hizan Nur Bucak ile birlikte çalıştığı, kendisine yardım amacı ile hastalara baktığı ve reçete düzenlediğini beyan ettiği, bu hususun sanık ... tarafından da kabul edildiği, sanık ... Erel ve sanık ...'ın beyanları da dikkate alındığında, bizzat kendilerinin müfettiş huzurundaki beyanlarında teşhisle ilgisi olmayan ilaçlar yazdıklarını, bunun amacının diğer yazdıkları ilaçların yan etkilerini azaltmak amacı ile olduğunu belirterek bu şekilde tanı ile uygun olmayan ilaçlar yazdıklarını ikrar ettikleri, sanık ... her ne kadar sanık ... ve Hizan Nur Bucak'ın yanında çalışmadığını belirtmiş ise de, bizzat Hizan Nur Bucak ve ...'nın beyanlarına göre sanık ...'ın bu sanıklara ait MED-LİNE isimli özel polikliniğinde çalıştığını beyan ettikleri, bu şekilde bu sanık ile diğer sanıkların özel muayahanede yapmış oldukları işlevleri daha sonra hastane kayıtlarına geçirdikleri, yine sanık ...'un kendi beyanları dikkate alındığında, ekonomik olarak çok zor durumda olduğu, yüklü bir şekilde borçlu olduğunu beyan ettiği, bu beyan dikkate alındığında, bu beyanının tanık beyanları ile örtüştüğü, bu sanığın bu yüklü borçtan kurtulmak amacı ile eczacılarla iş birliği yaptığı ve suça konu olan işlemleri gerçekleştirdiği, sanık ...'nın beyanı dikkate alındığında, eczaneyi açtığında ...'un ve Hizan Nur Bucak'ın eczacıya hayırlı olsuna geldiklerini beyan ettiği, eczacı ile doktor arasında bir ilişki olmaması gerektiği, Siverek'te bir çok eczanenin bulunduğu, Başhekim olan sanık ...'un yeni açılmış bir eczaneye sırf hayırlı olsun amacı ile gitmesinin doğru olmadığı, tamamen yeni açılan eczane ile iş birliği sağlama amacı ile gittiği, yine özel poliklinik sahibi olan Hizan Nur Bucak'ın da aynı şekilde belirtilen amaçlarla gittiği ve bunun neticesinde de iş birliğini gerçekleştirdiği, yine bizzat suça konu olay nedeni ile bu eczanelerin ve doktorların usulsüzlük yaptıklarına dair Sağlık Bakanlığına bu çevreyi iyi bilen bir kişinin durumu mektup yazarak bildirdiği, bu kişinin mevcut hususları görmeden bu kişileri şikayet etmesinin mümkün olmadığı, mevcut hususlar tespit edildikten sonra durumu Genel Müdürlüğe bildirdiği ve bunun sonucunda işlemlerin yapıldığı ve bu kişinin belirtmiş olduğu hususların doğruluğunun anlaşıldığı, bu itibarla ihbara yönelik dilekçenin de delil niteliğinde olduğu, yine sanık olan ve beraatine karar verilen eczacılardan bazılarının bizzat kendi beyanları dikkate alındığında, eczanelerin muvazaalı şekilde devirlerinin yapıldığı ve bu belirtilen sanıklar tarafından da eczanelerin kullanıldığı hususunun belirlendiği, bu eczaneleri muvazaalı olarak alan kişilerin bizzat bu eczaneleri işlettikleri, ancak kimisinin orada kalfa olarak çalıştığını belirterek kendisini işçi olarak göstermeye çalıştığı, tümünün gerçek eczane diploması sahibi kişiler ile irtibatlı oldukları ve bizzat bu kişilerin eczaneleri kendilerinin çalıştırdığı, yine yanlarında tutmuş oldukları işçiler vasıtasıyla çalıştırdıkları, örneğin; Zaman Eczanesinin sanıkları olan Celal ve ...'ın soyadından esinlenerek isminin dahi Zaman Eczanesi olduğu, yine ...'ün kendi beyanında oğlunun eczanede işçi olarak kalfa olarak çalıştığını beyan ettiği, yine suça konu olaya ilişkin olarak tanık sıfatıyla dinlenen ve bunlardan bazısının hastanede çalışan, bazısının ise bizzat reçetede ismi geçen tanıklar olduğu, bizzat hastanede çalışan tanık Ayfer Yapıca (Kamer), Mehmet Dede, Vahit Bardakçı, Gülden Dağlı, Remzi Sağanda ve Mehmet Nuri Konca'nın beyanları dikkate alındığında, sanık olan doktorların tümünün özel muayahanede çalıştıkları, özel muayahanede muayene ettikleri kişileri sanki hastanede muayene etmiş gibi hastane kayıtlarına işlettikleri ve yine zaman zaman toplu bir şekilde eczanede çalışan kalfaların sağlık karnesini getirdikleri ve bu sağlık karnelerinin de hastane kayıtlarına işlendiği ve resmi işleme tabi tutulduğu ve doktorlar tarafından bu sağlık karnelerine ilaç yazımı yapıldığı bu sırada hastaların olmadığı hususundaki beyanları ile yine gerek müfettiş huzurunda, gerekse C. Savcılığı ve Mahkememizde dinlenen tanıklar.... Özbaşaran, Şeyhmus Akdağ, Muzaffer Kızılelma, Kemal Yuvanç, ..., Fethi Eloğlu, Hadi Azgınkılıç, Rabiha Altınsulu, Eyyüp Oktay Fırat, Mehmet Sun, Mehmet Heşe, Fahri Yakar, Harun Gelgör, Şeyhmus Özağaç, Fatma Özağaç, Mehmet Açal, Nihat kuzucu, Ali Özavcı, Murat Tamses, Mevlüt Kaç, Sefer Yenigün, Şeyhmus Balsatan, Abdulkadir Düşünekli, Bayram Laçin, Şükrü Altundal, Cemil Budacı, Mustafa Hivi Abikoğlu, Mehmet Kurt, İhsan Yaşit, Neziha Özağaç,.... Özbaşaran .... Altundal, Nazim Alişer, Mulla Tüysüz, Zerrin Hamidanoğlu, Emine İlhan, Rojbin Özbülbül Akçiçek, ..... Türk isimli tanıkların beyanları dikkate alındığında, bu tanıkların bir kısmının kendilerinin sağlık karnelerinin zaman zaman eczanede kaldığını beyan ettikleri, bir kısmının adlarına tanzim edilen reçetelerdeki ilaçları kullanmadıklarını, bu ilaçlarla bir ilgilerinin olmadığını belirtilen ilaçlarla ilgili hastalıklarının olmadığını, yine belirtilen eczanelerin bir kısmının ismi geçen sanıklar tarafından kullanıldığını, muvazaalı bir şekilde devir olduğunu beyan ettikleri, özellikle de bu tanıkların müfettiş huzurunda beyanda bulunurken ki beyanlarının Mahkememizce delil olarak kabul edildiği, bu kişilerin olayın sıcağı sıcağına ve daha sanıkların haberi olmadan yani kendilerinin dinlendiğini bilmeden rahat bir şekilde müfettiş huzurunda beyanda bulundukları, bu itibarla bu ilk ifadelerinin doğru olduğu, daha sonra yargılama aşamasında ve Savcılıkta ise sanıklardan çekinmeleri nedeni ile ifadelerinden döndükleri, Siverek ilçesinin genel yapısı dikkate alındığında, tarafsız tanık bulmanın zor olduğu, tanıkların olaydan sonra alınan ilk ifadelerinde genellikle olayı doğru bir şekilde anlattıkları, daha sonra gerek Siverek'te bulunan aşiret yapısı, gerekse baskı nedeni ile tanıkların korktukları ve daha sonra ifadelerinden döndükleri, suça konu olayda bazı tanıkların Mahkeme huzurunda ilk ifadelerinden döndükleri, Mahkememizce müfettiş huzurunda hiçbir baskı altında kalmadan beyanda bulunan bu tanıkların beyanlarının doğru olduğu ve Mahkememizce hükme esas alınan delil niteliğinde kabul edildiği, tüm bu belirtilen deliller hep birlikte göz önünde bulundurulduğunda, sanıkların savunmalarının doğru olmadığı, sanıkların savunmalarının aksinin belirtilen bu deliller ile açık bir şekilde anlaşıldığı, bu şekilde sanık olan eczacılar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ...'nun suç tarihlerinde azmettirmeleri ve yönlendirmeleri sonucunda sanık olan doktorlar ..., ..., Hiza Nur Bucak, .... Erel (Toğa) ve ...'ın üzerlerine atılı bulunan müteselsilen Sahte Resmi Evrak tanzim Etme suçunu işledikleri, bu itibarla sanıkların bu suçtan cezalandırılmaları yoluna gidilmesinin gerektiği, sanıkların bu suçtan dolayı ceza tayin edilirken suç tarihinde yürürlükte bulunan 765 sayılı TCK'nun 339 ve 80. Maddeleri ile suç tarihinden sonra yürürlüğe giren 5237 sayılı TCK'nun 204/2 ve 43/1. Maddelerinin bir bütün olarak karşılaştırıldığında, ön Görülen cezayi müeyyideler bakımından açık bir şekilde suç tarihinden sonra yürürlüğe giren 5237 sayılı TCK'nun 204/2 ve 43/1. Maddelerinin sanıklar lehine olduğu anlaşıldığından, sanıkların eylemlerine uyan 5237 sayılı TCK'nun 204/2. maddesi uyarınca ayrı ayrı cezalandırılmaları yoluna gidilmesinin gerektiği, sanıklara bu madde uyarınca ceza tayin edilirken sanıkların amaçları, suçun işleniş biçim ve şekli, suç konusunun önem ve değeri, sanıkların kasıtlarının ağırlığı (sanıkların tümünün suç tarihlerinde doğrudan doğruya bu suçu işleme amaç ve kastı ile hareket ettikleri, bu amaç ve kasıtları doğrultusunda bu suçu işledikleri, sanık olan eczacılar ile eczaneyi muvazaalı olarak alan sanıkların doğrudan bu suçu işleme amacı ile hareket ettikleri, sanık ... ve sanık ...'nın Siverek'te oturmadıkları, sırf Siverek'e aşırı oranda kar yapmak ve yüklü bir kazanç elde etmek amacı ile gelerek eczane açtıkları, bu kişilerin normal de Siverek'li olmadıkları ve Siverek'te oturmadıkları, Siverek ilçesinde bu tür işlemlerin rahat ve kolay bir şekilde yapabildiğini belirledikleri için gelerek burada eczane açtıkları, örneği, ...'nun eşinin Adana'da eczacı olduğu, rahatlıkla kendisinin de Adana gibi büyük bir şehirde eczane açabileceği, buna rağmen Siverek'in bu şekilde büyük kazanç sağladığını bildiği için gelerek Siverek ilçesinde eczane açtığı, aynı şekilde ...'nın da Siverek ilçesine doğrudan doğruya bu amaçla eczane açtığı, yine eczaneyi muvazaalı olarak alan sanıkların da doğrudan doğruya bu suçu işlemek amacı ile hareket ettikleri, bu kişilerin eczacılardan diplomalarını kiraladıkları, bu şekilde bu iş yerlerine açtıkları, bu kişilerin hem eczanenin masraflarını hem diploma sahibi eczacıların masraflarını hem de bunun dışında kar etmek amacı ile doğrudan bu suçu işlemek amacı ile hareket ettikleri bu kişilerin diploma sahibi eczacılara yüksek miktarda para vererek diplomaları kiraladıkları, bunun sonucunda tüm bu masraflarını çıkarmalarının gerektiği, bu şekilde bu amaçla doğrudan doğruya hareket ettikleri, yine sanık olan doktorların da aşırı oranda yüksek menfaat temin etmek amacı ile bu suçu işledikleri, Siverek ilçesi ve genel olarak Güney Doğu Anadolu'da bulunan eczanelerde birçok işçinin çalıştırıldığı, bu işçilerin tamamen çoğunun sağlık karnesini temin etme ve bunları sürekli olarak hastaneye götürülüp ilaç yazmak amacı ile çalıştırıldığı, bu çocuklar aracılığıyla sağlık karnelerinin doktorlara götürüldüğü ve doktorlar tarafından yazıldığı, bu hususun bilinen bir durum olduğu, rahatlıkla bu yörelerdeki eczanelere bakıldığında, bu durumun hemen anlaşıldığı, sanıklarında bu amaçla bir çok işçi çalıştırdığı ve bu suçu işledikleri, sanıkların kasıtlarının ağır olduğu, sanıkların bu suçu işlemek amacı ile hastalar ile irtibata geçtikleri, hastaların sağlık karnelerini maddi menfaat karşılığında kiraladıkları veyahutta hastaların normalde aldıkları ilaçtan almaları gereken katkı payı karşılığında bu payı almama karşılığında sağlık karnelerini aldığı veya hastalara o an ilaç olmadığını söyleyerek, karnesini bırakmasını ve sonra gelip almasını söyleyerek hastaları kandırdıkları bu şekilde temin edilen karneleri sanık olan doktorlara gönderdikleri ve sanık olan doktorların da bu karnelere yüksek meblağlı ve luzümsuz ilaçları yazdıkları, bu itibarla sanıkların suç işleme yönündeki kasıtlarının ağırlığı, sanıkların bu suçu bir plan dahilinde ve organize bir şekilde gerçekleştirdikleri, eczacı olan sanıkların veyahutta muvazaalı olarak eczaneyi devir alan sanıkların bu şeklide organize oldukları, ilçeye gelen doktorlar ile irtibata geçtikleri ve bu şekilde birçok kez sahte reçete tanzim ettirdikleri ve bunun neticesinde kamunun ağır bir şekilde zarara uğratıldığı, bu itibarla sanıkların kasıtlarının ağır olduğu, yine sanık olan doktorların özel muayahanelerinde muayene ettiği kişilerin sanki hastanede yada sağlık ocağında muayene etmiş gibi işleme koydukları, bu şekilde hem özel muayahenede para kazandıkları, hemde bu kişilerin hastane kayıtlarında gözükmeleri neticesinde bakılan hasta sayısına göre belirlenen döner sermayeden de ayrıca pay aldıkları, bu şekilde aşırı bir şekilde kazanım sağladıkları, hem de özel muayahanelerinde müşteri çektikleri ve bunu ısrarla ve birçok kez yaptıkları, suç konusunun önem ve değeri bakımından değerlendirme yapıldığında; suça konu olayın çok önemli olduğu, ülkemizde özellikle de Güney Doğu Anadolu Bölgesinde bu suçların çok sık bir şekilde işlendiği, Mahkememizde benzer bir çok davanın açıldığı, bir kısmının karara bağlandığı, bir kısmının halen devam ettiği, bu bölgede bulunan tüm büyük Adliyelerde de benzer davaların bulunduğu, bu yörede bu suçu işlemenin normal bir vakaa olarak görüldüğü, eczacıların veya doktorların bunu suç olarak görmedikleri ve çok rahat bir şekilde ve pervasız bir şekilde bu suçu işledikleri, suça konu olayda da sanıkların hiçbir tereddüt geçirmeden ve acımasız bir şekilde kamuyu zarara uğratacak şekilde bu suçu işledikleri, bunun neticesinde ülkede yaşayan tüm kişilerin bu suçtan etkilendiği, ülkede yaşayan tüm kişilerin yani en küçüğünden en büyüğüne kadar ülkede yaşayan fertlerin haklarının bu şekilde haksız bir şekilde sanıklar tarafından yenildiği, sanıkların bu şekilde ülkede yaşayan tüm kişilere zarar verecek şekilde kamunun aleyhine bu suçu işledikleri, sanıkların maddi durumlarına bakıldığında, tümünün maddi yönden belli bir maddi refaha sahip olduğu, özellikle de doktor olan sanıkların maddi yönden belli bir refah seviyesine sahip oldukları, ülkenin koşulları dikkate alındığında, maddi olarak en rahat yaşayan kesimlerden bir kesimin doktorlar ile eczacıların oluşturduğu, buna rağmen bu maddi refaha sahip olan kişilerin daha fazla kazanmak amacı ile ve acımasız bir şekilde ülkede yaşayan tüm kişilerin haklarını yiyecek şekilde bu suçu işlemeleri, yine TCK'nun 1. maddesindeki amaçları dikkate alındığında, TCK'nun 1. maddesindeki amaçlarından birisinin kişi haklarını koruma, birisinin kamu düzenini koruma ve yine birisinin de suç işlenmesini önlenme amacı olduğu, bu suçun kamu düzenine karşı işlendiği ve ülkede yaşayan tüm kişilerin haklarına karşı işlendiği, bu amaçla Ceza Kanunun 1. maddesindeki bu amaçlar ile suç işlenmesinin önlenmesi amacı hep birlikte bir bütün olarak değerlendirildiğinde) dikkate alındığında, tüm sanıklar bakımından ve sanıkların dosyadaki eylemleri ve eylemlerinin boyutları, kamuyu uğrattıkları zarar, düzenledikleri evrak sayıları dikkate alınarak, tüm sanıklar yönünden ayrı ayrı alt sınırdan uzaklaşılarak, sanıkların cezalandırılmaları yoluna gidilmesinin gerektiği kanaatine varıldığı, sanıkların tümünün üzerlerine atılı bulunan müsnet suçu zincirleme bir şekilde işledikleri, bir çok sahte reçete düzenlendiği, bu itibarla sanıkların eylemlerini zincirleme suç şeklinde işledikleri anlaşıldığından, sanıklara verilen cezanın TCK'nun 43/1. maddesi uyarınca artırılması yoluna gidilmesinin gerektiği, bu madde uyarınca artırım yapılırken sanıkların olaydaki konumları, düzenlenen belge sayısı, bu belgelerin düzenlenmesindeki etkileri dikkate alınarak her bir sanık yönünden ayrı ayrı artırım yoluna gidilmesinin gerektiği, bazı sanıklar yönünden bu hususlar dikkate alınarak alt sınırdan uzaklaşılarak artırım yapılması, bazı sanıklar yönünden ise alt sınırdan uzaklaşılmadan TCK'nun 43/1. maddesi uyarınca artırım yapılması yoluna gidilmesinin gerektiği, sanıkların geçmişleri, sosyal ilişkileri, kişilik özellikleri ve suçtan sonraki davranışları (sanıkların tümünün kişilik olarak suç işlemeye meyilli bir kişiliğe sahip oldukları, sanıklardan bazılarının daha önceden de suç işledikleri, sanıkların tümünün suç tarihinde hiçbir tereddüt geçirmeden müsnet suçu zincirleme bir şekilde işledikleri, sanıkların sosyal ilişkiler bakımından zayıf bir kişiliğe sahip oldukları, toplum için konulan kurallara uyamadıkları, toplum, huzur ve düzenini bozacak şekilde tüm toplumu etkileyecek biçimde müsnet suçu işledikleri, bu itibarla sanıkların sosyal ilişkiler bakımından zayıf birer kişiliğe sahip oldukları, sanıkların suçtan sonraki davranışları dikkate alındığında, sanıkların alınan beyanları ve tüm dosya kapsamı dikkate alındığında, sanıkların suçtan pişmanlıklarını gözlemlenemediği ve dava dosyasına yansımadığı, sanıkların tümünün suçu inkara yönelik savunmalarda bulundukları) tüm bu hususlar dikkate alındığında, sanıklar hakkında TCK'nun 62. maddesi uyarınca takdiri indirim yapılmasına yer olmadığına, sanıklardan ... dışındaki diğer sanıklara verilen cezaların miktarı, yine sanıkların üzerlerine atılı bulunan suçun vasıf ve mahiyeti dikkate alındığında, sanıkların bu suçu karşılığında alınan cezaları öğrenmeleri halinde kaçma, saklanma ve bir daha yakalanmama imkanlarının bulunduğu, sanıkların maddi durumları dikkate alındığında, rahatlıkla yurt dışına kaçma ve bir daha hiç yakalanmama ihtimallerinin bulunduğu, bu durumda verilen cezanın infazının sağlanamama durumunun söz konusu olduğu anlaşıldığından, sanık ... dışındaki diğer sanıkların tümünün CMK'nun 100 ve devamı maddeleri uyarınca Hükmen Tutuklanmalarına ve hükmen tutuklanmalarına yönelik olarak bu sanıklar hakkında yakalama emri çıkartılmasına karar verilmesinin gerektiği kanaatine varılarak, aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.' denilmiştir.
Mahkememizin bu kararının sanık müdafilerinin temyizi neticesinde Yargıtay incelemesinden geçerek bozulmasına dair karar verildiği anlaşılmıştır.
...
Mahkememizce dosyanın zamanaşımına uğrama tehlikesinin bulunması nedeni ile Yargıtay bozma ilamı içeriğinde eksik araştırma nedeni ile haklarında kurulan hükümlerin bozulmasına karar verilen sanıklar açısından dosya tefrik edilerek, ayrı bir esastan yargılamanın devamına karar verilmiştir.
Bozma sonrası yapılan yargılamada tüm tarafların bozmaya karşı diyecekleri sorulmuş olup, mahkeme tarafından usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmayan Yargıtay bozma ilamına uyulmasına karar verilmiş ve Yargıtay bozma içeriğinde geçen eksiklikler incelenerek değerlendirilmiş ve sonuca gidilmiştir.
Yargıtay bozma ilamı incelendiğinde, bu dosyanın sanıkları açısından bozma konusu iki hususa temellendirilmektedir, bunlardan birincisi, TCK'nun 61. maddesinde belirtilen kıstaslar nazara alınarak, sanıklar hakkında suçun işleniş şekli, meydana getirdiği sonuçlar ve kastın yoğunluğu kriterleri birlikte değerlendirilerek hükmedilen ceza miktarının aşağıya çekilmesi noktasındadır. İkincisi ise Ceza Genel Kurulunun değişik kararlarında da belirttiği üzere lehe yasanın belirlenmesinde değerlendirme yapılırken her iki yasa hükümlerinin açık bir şekilde tatbik edilmesinin gerekeceği noktasındadır, mahkememizce bozma içeriği dikkate alınarak, sanıkların üzerlerine atılı eylem nedeni ile ortaya çıkan reçete sayısı, sanıkların kasıtlarının yoğunluğu, meydana gelen zarar boyutu, miktarı, doğan mağduriyetin derecesi ve TCK'nun 61. maddesinde belirtilen diğer kıstaslar gözönünde bulundurularak, sanıklar hakkında her bir sanığın hukuki durumu ayrı ayrı değerlendirmek suretiyle hakkaniyete uygun, oluş ile örtüşen orantılı bir miktar ile ceza tayin edilmiştir.
Sanıklar hakkında TCK'nun 62. maddesinin uygulanmaması noktasındaki bozma öncesindeki mahkeme gerekçesine ise iştirak edilmemiştir. Nitekim mahkeme kararında 62. maddesinin uygulanmamasına gerekçe olarak sanıkların olumsuz kişiliklerini geçmişteki sabıkalarına ve suçlarını inkara yönelik beyanlarına gerekçe göstermiştir, dosya kapsamın bakıldığında, birçok sanığın sabıkasız olduğu görülebilecektir, ayrıca sanıkların TCK'nun 147. maddesi kapsamında kanunun kendilerine bahşetmiş olduğu susma hakkı dikkate alındığında savunmalarında inkara yönelik beyanlarının 62. maddenin uygulanmamasına gerekçe gösterilebilmesi imkansızdır, gerçekten Susma hakkı 'insanlık onuruna saygı temeline dayalı hukuk devleti düşüncesinin' bir yansıması olarak karşımıza çıkar. Susma hakkı, CMK 147/1-e maddesinde şüpheliye yüklenen suç hakkında açıklamada bulunmamasının kanunî hakkı olduğu söylenir şeklinde Anayasa'nın 38/5 inci maddesinde ise hiç kimse kendisini ve kanunda gösterilen yakınlarını suçlayan bir beyanda bulunmaya veya bu yolda delil göstermeye zorlanamaz biçiminde ifade edilmiştir.
Bu ilke aynı zamanda sanığın üzerine atılı suç dolayısıyla ortaya çıkan olayları ispat yükümlülüğünün bulunmaması ilkesinin de bir sonucudur. Susma hakkının bir yansıması olarak şüpheli/sanığın olayları doğru anlatma ya da kendisini suçlamasını gerektirecek şekilde konuşma zorunluluğu bulunmamaktadır. Dolayısıyla susma hakkı nedeniyle sanığın yalan konuşmasının herhangi bir müeyyidesi kalmamaktadır.
Ceza muhakemesi siteminde şüpheli delillerin sanık yararına yorumlanması ilkesi söz konusudur. Aslında bu ilke susma hakkının klasik anlamda bir yansıması olma özelliğine sahiptir. Ceza yargılamasında sanığa medeni yargılamada olduğu üzere iddia ettiği hususları ispata davet biçiminde bir rol tayin edilmiş değildir. Muhakeme hukukunda sanığın doğru konuşması gerekmemekle birlikte bu sadece ahlaki bir yükümlülük olmadan öteye geçmeyen bir argüman olma özelliğini sergilemektedir.
Şüpheli ya da sanığın susma hakkını kullanması aleyhine delil oluşturmaz. Mesela sanığın susma hakkını kullanması nedeniyle hakkında TCK m. 62 inci madde kapsamında takdiri indirim nedenlerinin uygulanmaması ya da cezanın ertelenmemesi ve ya da verilen kısa süreli hürriyeti bağlayıcı cezanın seçenek yaptırımlara çevrilmemesi dürüst yargılanma hakkı ile bağdaşmaz. Nitekim Yargıtay bu yöne açıkça değinen bir kararında 'CMUK nın 135 inci maddesine göre susma hakkı bulunan sanık hakkında inkâr ettiğinden bahisle yasal olmayan gerekçelerle takdiri indirim nedeninin uygulanması yasaya aykırı görülmüştür' demiştir. Kanaatimizce de susma hakkının cezaya etki eden bir unsur olarak nitelendirilmesi kanunun bir hükmü ile verilen bir hakkın sanık yararına getirilmiş bir başka hükmü ile bertaraf edilmesi anlamını açığa çıkarır tarzda görülmelidir.
Diğer yandan belirtelim ki, susma, şüpheli ya da sanığın suçunu ikrar ettiği anlamına gelmez. Susma hakkının iki yönü vardır. Birinci yönü sanığın yargı mercii önünde kendini suçlayacak beyanda bulunmaması ya da bu nitelikli bir delili vermemesidir. İkinci yönü ise sanığın sorulan sorulara susma ile karşılık vermesinin aleyhine sonuç doğurmamasıdır. Yani mahkeme sanığın susması dolayısıyla aleyhte bir çıkar ...
... en kavgaya fer'i fail şekilde katılmaktan sanıklar R..... ile B…
……, işbu taammüden öldürme suçuna sanıkları azmettirmekten sanık C......, izinsiz silah taşımaktan adları geçen sanıklar B…
….. ile C......'nin yapılan yargılanmaları sonunda:Hükümlülüklerine ve diğer sanı ...
... de Şanlıurfa'da kendilerine ait otelde bir araya gelen sanıkların ihale konusunu konuşup yanlarına suçta kullandıkları bıçakları aldıkları, ayrıca tanık Halil ve arkadaşlarını da güç gösterisinde bulunma amacıyla çağırdıkları, sanık Şibli'nin hazırlık aşamasında polis ve Cumhuriyet Savcısı huzurunda yapmış olduğu savunmasında belirttiği üzere sanık Letif'in suçta kullanılan tabancayı sanık Şibli'ye vererek "ihalede kavga çıkarsa A...'lardan kim dışarı çıkarsa ateş et, vur, göbekten vur" şeklinde talimat verdiği; adliye girişinde satışla ilgili güvenlik kaygısıyla yapılan arama nedeniyle sanıklar Hacı, Hasan ve Letif'in suçta kullandıkları bıçakları gizlice adliyeye soktukları, sanık Şibli'nin de verilen görev gereği adliye çıkış kapısında tabanca ile beklediği, adliye içerisinde icra müdürlüğü önünde A... soyadlı maktul ve mağdurların beklediğini gören sanıkların emniyetçe görevlendirilen polis memurlarının engellemesine rağmen bıçaklarla A... soyadlı maktul ve mağdurlara saldırdıkları; sanıklar Hacı ve Hasan'ın öncelikle maktul Mehmet'i ense ve batın bölgesinden bıçakla yaraladıkları, saldırıdan kurtulmak için dışarıya kaçan maktulü bu kez kapıda bekleyen sanık Şibli'nin tabanca ile kasık ve kolundan yaraladığı, hastaneye kaldırılan maktulün aldığı bu yaralar sonucu öldüğü, maktulün kaçmasını müteakip sanık Hasan'ın mağdur müdahil Mustafa'ya bıçakla iki kez vurarak batın bölgesindeki hayati tehlikeye maruz kılacak ve 25 gün mutad iştigaline engel olacak nitelikte; sanık Letif'in bıçakla mağdur-müdahil Şahin'i göğüs bölgesinden sol pnömö-toraksa neden olacak, hayati tehlikeye maruz kılıp 25 gün mutad iştigaline engel olacak şekilde ve mağdur-müdahil Alaaddin'i ise alt çene sağda 2 cm genişlikte 7-8 cm uzunlukta genel anestezi altında eksplarasyona neden olur ve 15 gün mutad iştigaline engel olacak nitelikte, sanık Hacı'nın mağdur Ahmet'i bıçakla 7 gün keza sanık Şibli'nin olaya müdahale eden polis memuru Erkan'ı tabanca ile 15 gün mutad iştigaline engel olacak nitelikte yaraladığı, görevli polis memurlarının müdahalesi ve engellemeleri sonucu sona eren olayda;
a)Sanıklar Hacı, Hasan ve Şibli'nin adam öldürme eylemini önceden verilen karar doğrultusunda irade birliği içerisinde dayanışmalı olarak işledikleri ve eylem üzerinde ortak hakimiyet kurdukları anlaşıldığından suçu birlikte işleyen olarak 765 sayılı TCK'nın 64/1. maddesi uyarınca cezalandırılmaları gerekirken yazılı şekilde asli maddi faili belli olmayacak nitelikte 765 sayılı TCK'nın 463. maddesi uyarınca hüküm kurulması,
b)Sanık Letif'in eylem öncesi öldürme olayında kullanılan silahı sanık Şibli'ye teslim edip "kavga çıkarsa adliyeden A...'lardan kim çıkarsa ateş et vur, göbekten vur" şeklindeki talimat vermesi dikkate alındığında adam öldürme eylemine azmettirme suçundan 765 sayılı TCK'nın 64/2, 448 ve 59. maddeleri uyarınca cezalandırılması gerekirken yazılı şekilde beraatine karar verilmesi,
c)Sanıklar Hasan ve Letif'in suçta kullandıkları aletlerin niteliği, hedef aldıkları vücut bölgesi, meydana gelen yaralanmaların niteliği ve engel halin bulunması hususları dikkate alındığında ortaya çıkan kastlarının öldürmeye yönelik olduğu ve bu nedenle sanık Hasan'ın mağdur Mustafa'yı, sanık Letif'in mağdurlar Şahin ve Alaaddin'i öldürmeye teşebbüs suçundan cezalandırılm ...
... se azmettirme, sanıklar Yılmaz ve Serkan hakkında öldürmeye teşebbüse yardım etme suçlarından 5237 sayılı TCK lehe kabul edilerek kurulan hükümlerin, 765 sayılı TCK'ya göre kurulacak hükümlere göre açıkça sanıklar lehine olduğu anlaşıldığından,
765 sayılı TCK ile 5237 sayılı TCK'nın tüm hükümleri uygulanarak sonuç cezaların karşılaştırılması ve lehe yasanın tespit edilerek ona göre uygulama yapılması gerektiği gerekçesiyle bozma isteyen tebliğnamedeki düşünceye iştirak edilmemiştir.
3-) Sanıklar Hasan ve Tamer hakkında 6136 sayılı Yasa'ya aykırılık suçlarından kurulan hükümlerde, sanıkların daha önce kasıtlı suçlardan mahkum olmaları nedeniyle haklarında 5728 sayılı Yasa i ...
Yargıtay 1. Ceza Dairesi 2009/5808 E., 2009/4145 K.
AZMETTİRME
KAN GÜTME SAİKİYLE ADAM ÖLDÜRME
5237 S. TÜRK CEZA KANUNU [ Madde 38 ]
5237 S. TÜRK CEZA KANUNU [ Madde 82 ]
"İçtihat Metni"
Yalçın'ı kan gütme saikiyle taammüden öldürmekten sanıklar Mehmet, Hasan, işbu suça katılmaktan ve izinsiz silah taşımaktan sanık İbrahim'in yapılan yargılanmaları sonunda: Hükümlülüklerine ilişkin (Gazi ...
... amadığı, dosya içeriğine ve oluşa göre, sanık hakkında elde edilen başka delillerin de maktulü öldürmesi için diğer sanık Mükerrem'i azmettirmediğini ya da feKan katıldığını kabule ve mahkumiyete yeter nitelik ve derecede bulunmadığı gözetilmeden, sanığın beraati yerine yazılı şekilde mahkumiyetine karar verilmesi,
Usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirmiş, sanık müdafii ile Cumhuriyet Savcısının temyiz itirazları bu sebeple yerinde görüldüğünden, re'sen de temyize tabi hükmün, tebliğnamedeki düşünceye uygun olarak (BOZULMASINA), sanık İlhan'ın tahliyesine, başka suçtan tutuklu ya da hükümlü değilse, salıverilmesi için Cumhuriyet Başsavcılığı'na yazı yazılmasına 13.10.2009 gününde oybirliği ile karar verildi.
... aşka bir öldürme olayından dolayı firarda iken ...’dan İstanbul’a giderek öldürmeye azmettirme suçundan beraat eden sanık ...’in bürosunda kalmaya başlayan sanık ...’ın, daha önce Vefik Kemal’in yanında çalışan, ancak onunla arası bozulunca başka bir şahsın yanında işe başlayan maktul ...’in kendisini öldürmek istediği kanaatine kapılması üzerine onu öldürmeye karar verdikten sonra, 31.03.2004 tarihinde ...’da bulunan sanık ...’ı telefonla arayıp İstanbul’a çağırarak durumu ona anlattığı ve ...’da bir alacağı olduğunu bahane ederek kendisi ile birlikte maktulü ...’ya gelmeye ikna etmesi üzerine 02.04.2004 günü sanık ...’a ait otomobil ile ...’ya giderlerken ihtiyaç giderme bahanesi ile saptıkları yol kenarındaki bir tır parkında sanık ...’ın ruhsatsız tabancası ile araç içerisinde maktule iki el ateş ederek onu öldürdüğü ve sanıkların cesedi yol kenarına attıktan sonra oradan uzaklaştıkları olayda;
Önceden maktülü öldürmeye karar veren ve bu kararını diğer sanık ...’a da açıklayan sanık ...’ın, bu kararda sebat ve ısrar ettiği, fikir birliği içerisinde olan sanıkların tasarlanan eylem ile icrası arasında geçen sürede kararlarından vazgeçmeyerek eylemlerini gerçekleştirdikleri anlaşılmakla; eylemin tasarlanarak işlendiğinin kabulü ile sanık ... hakkında tasarlayarak öldürme, sanık ... hakkında ise tasarlayarak öldürmeye yardım etme suçlarından cezalandırılmaları yerine, suçların vasıflarında yanılgıya düşülerek kasten insan öldürme ve bu suça yardım etme suçlarından yazılı şekilde karar verilmesi;
Yasaya aykırı olup, sanıklar müdafilerinin temyiz itirazları üzerine incelenen ve kısmen re’sen de temyize tabi bulunan hükümlerin tebliğnamedeki düşünce gibi (BOZULMASINA), CMUK.nun 326/son maddesi uyarınca ceza miktarı itibariyle sanıkların kazanılmış haklarının saklı tutulmasına, sanık ... hakkında hükmolunan ceza miktarına ve tutuklulukta geçirdiği süreye göre müdafiinin tahliye isteminin reddine, 20.01.2010 gününde oybirliği ile karar verildi.
... ÇLAR : Kasten öldürme, kasten öldürmeye azmettirme ve yardım etme
HÜKÜMLER : İstinaf başvurusunun esastan reddi kararı
TEBLİĞNAME GÖRÜ ...
... . HUKUKÎ SÜREÇ
Sanık ...’ın maktul ...’ya yönelik tasarlayarak ve töre saiki ile kasten öldürme suçuna azmettirmeden 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 38, 82/1-a-k, 62, 53. maddeleri uyarınca müebbet hapis cezası ile cezalandırılmasına; sanık ...’ın mağdur ...’a yönelik teşebbüs aşamasında kalan tasarlayarak ve töre saiki ile kasten öldürme suçuna azmettirmeden aynı Kanun’un 38, 82/1-a-k, 35 ve 62. maddeleri uyarınca 10 yıl 10 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, sanıklar ... ve ...’ın mağdur ...’a yönelik teşebbüs aşamasında kalan tasarlayarak ve töre saiki ile kasten öldürme suçundan aynı Kanun’un 37, 82/1-a-k, 35 ve 62. maddeleri uyarınca 10 yıl 10 ay hapis cezası ile cezalandırılmalarına, tüm sanıklar yönünden aynı Kanun’un 53 ve 63. maddeleri uyarınca hak yoksunluklarına ve mahsuba ilişkin İzmir 6. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 15.01.2019 tarihli ve 516-21 sayılı, kısmen resen istinafa tabi olan hükümlerin, sanıklar müdafileri ve katılan vekilince istinaf edilmesi üzerine dosyayı inceleyen İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesince 04.04.2019 tarih ve 887-787 sayı ile hükümlerin düzeltilerek istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir.
Kararların sanıklar müdafileri ve katılan vekilince temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesince 06.04.2021 tarih ve 1717- 6085 sayı ile;
"(…) b) (…) Sanıklar ... ve sanık ... hakkında mağdur ...'a yönelik teşebbüs aşamasında kalan tasarlayarak ve töre saiki ile kasten öldürme suçuna teşebbüs, sanıklar ..., ... hakkında bu suça azmettirmeden kurulan hükümlerin;(…) Mağdur ...’a yönelik olarak öldürme eyleminin icra hareketlerine başlanmadığının kabulü ile ... haricindeki sanıkların mağdur ...’a yönelik eylemden beraatlerine karar verilmesi, sanık ...’in maktulü öldürmesi sırasında araya giren mağduru engellemek amacıyla bir bıçak darbesi vurması şeklindeki eylemi de kasten yaralama olarak vasıflandırılarak sanığın hukuki durumunun tayin edilmesi gerekirken yazılı şekilde bütün sanıklar hakkında nitelikli kasten öldürme suçuna teşebbüsten mahkûmiyet kararları verilmesi,
c) Sanık ... hakkında maktul ...'yı nitelikli kasten öldürme suçundan kurulan hüküm yönünden; her ne kadar maktul ...’a yönelik eylem diğer sanıklar yönünden töre saikiyle gerçekleştirilmiş ise de, sanık ...’in mağdur ile evli olup maktulle mağdur arasındaki ilişkiyi yeni öğrendiği, maktulün sanığın eşi ile ilişkiye girmek ve bu ilişkiyi uzun bir zaman sürdürmek suretiyle evlilik birliğinin gerektirdiği sadakat yükümlülüğünün ihlal edilmesine iştirak etmesi, sanığın eşi ile birlikte evi terk etmeleri, müşterek çocuğun da maktulden olduğu iddiaları karşısında sanık açısından somut olayda haksız tahrik hükümlerinin uygulanması gerektiği, bu nedenle sanık ...'in münhasıran töre saikiyle hareket etmediğinin kabulü ile sanık hakkında maktule yönelik eylem nedeniyle TCK’nin 29. maddesi uyarınca yasada öngörülen sınırlar dâhilinde makul düzeyde indirim uygulanmak suretiyle TCK'nin 82/1-a maddesi uyarınca hüküm kurulması gerekirken yanılgılı değerlendirme ile aynı Kanunun 82/1-k maddesinin de uygulanması," isabetsizliklerinden bozulmasına, dosyanın İzmir 6. Ağır Ceza Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir.
İzmir 6. Ağır Ceza Mahkemesi ise 24.12.2021 tarih ve 191-484 sayı ile;
"(…) Olay sırasında, sanık ...'in maktule vurmaya başladığı, mağdur ...'ın sanık ...'i engelleyemediği, ...'in salladığı bıçağın bu sırada mağdur ...'a da isabet ettiği, sanık ...'in mağdur ...'ın boğazına sarıldığı, mağduru boğmay ...
... i ancak ...’un peşinden geldiğini, sanık ...’un ruhsatsız Browning marka tabancasının olduğunu bildiğini, ancak el yapımı ikinci bir silahı olduğundan ve silah taşıdığından haberdar olmadığını, maktullerin yanına gidip müşterileri rahatsız ettiklerini söylediğinde...’in "Rahatsız oluyorsan kapat dükkânı git lan!" diyerek cevap verdiğini, bunun üzerine oğlu ...’un elini kaldırdığını, eline vurdukları ...'u iterek yere düşürdüklerini, bu anda kendisine de saldırdıklarını, yere düştüğünü, yerdeyken çok sayıda silah sesi işittiğini, bir kişinin eve doğru kaçtığını, o esnada kimsenin vurulup vurulmadığını fark edemediğini, şok geçirdiğini, oğlu ... ile birlikte iş yerine döndüklerini, hiçbir şey sormadığını, oğlunun da hiçbir şey söylemediğini, iş yerinde silahının mekanizmasını çeken ...’un silahını kurduğunu, boş olan silahı da kendisine verdiğini, kavga sırasında başını kollarıyla korumaya çalıştığı için kimin vurulduğunu görmediğini, oğlu ...’un silahı kendisine ne maksatla verdiğini bilmediğini, "Baba bunu al." demesi üzerine silahı alıp beline soktuğunu, dışarı çıktıklarında dalgınlıkla silahı tekrar eline aldığını, araca bindiklerinde oğlu ...’un kendisine verdiği silahı geri aldığını, karakola gittikleri düşüncesiyle araca bindiğini, ...’un tek kelime bile konuşmadığını, kavganın olduğu yerin iş yerlerine 25 metre mesafede bulunduğunu, olay yerinden geçerken ismini bilmediği maktullerden birinin bıçakla üzerlerine geldiğini ve kendilerine küfrettiğini, oğlu ...’un aracın camını açıp 2-3 el ateş ettiğini, engellemek istediğini ancak oğlunun kapıyı açıp araçtan indiğini, ...’un bu maktule doğru 2-3 el daha ateş etti, şok içerisinde olduğunu, oğlunun işlediği kasten öldürme suçuna yardım etmediğini, ...’u bu suçları işlemeye azmettirmediğini, ateş de etmediğini, suçsuz olduğunu,
Sanık ... mahkemede; diğer sanık ...’in oğlu olduğunu, babası ile birlikte olayın meydana geldiği yerin yakınında market işlettiklerini, maktulleri mahalleden tanıdığını, aralarında herhangi bir husumet bulunmadığını, olay tarihinden 10 gün öncesinden başlayarak maktullerin kendilerine ait araçla, işlettikleri marketin önünden hızla gelip geçmeye başladıklarını, araçla patinaj çektiklerini, gece marketin yakınına toplanıp kendi aralarında markete gelen müşterileri rahatsız edecek şekilde küfürlü konuştuklarını, her üç maktulün değişik zamanlarda bu şekilde davrandıklarını, babası veya kendisinin bu hususta maktullerle konuşmadığını, olay gecesi saat 23.00 sıralarında maktullerin yanında bulunan isimlerini bilmediği arkadaşlarının marketin önünde motosikletle gelip geçip kendilerini rahatsız ettiklerini, markete yaklaşık 25 metre mesafede toplanıp kendi aralarında küfürlü şekilde konuştuklarını, maktullerden yaşça en büyük olanın, Şahin marka bir araçla iş yerlerinin önünden hızlı şekilde geçip patinaj çektiğini, babası sanık ...’un bu durumu konuşmak için dışarıya çıktığını, kendisinin de babasının ardından marketten çıktığını, babasının "Sen gelme ben konuşurum." demesine karşın babası ile birlikte olay yerine gittiğini, üzerinde sürekli silah taşıdığını, biri 14'lü Browning marka, diğeri ise el yapımı, markasız olmak üzere iki tabancasının olduğunu, maktullerin yanına giderken bu silahların üzerinde olduğunu, maktullerin yanına vardıklarında, en büyük kardeş ile babası ...’un konuşmaya başladıklarını, babasının "Oğlum niye böyle yapıyorsunuz, müşterilerimiz rahatsız oluyor." demesi üzerine... olduğunu zannettiği maktulün "Yaparsak ne olur lan, rahatsız oluyorsan iş yerini kapat!" diye cevap verdiğini, bunun üzerine tartışma başladığını, söze girdiğini ve elini kaldırıp "Babamla doğru konuş!" dediğini, ...’in bu hareket üzerine eline vurduğunu, diğer maktullerin de olaya müdahale ettiklerini, kavga başladığı sırada tanımadığı bir kişinin de koşarak geldiğini, kendisine vurulduğu için yere düştüğünü, şahısların kavga esnasında babasına da vurduklarını, yere düştüğü sırada el yapımı silahını da yere düşürdüğünü, maktullerden birinin yerdeki silahı alıp kendisine doğrulttuğunu, ancak silahın ateş almadığını, şahısların üzerine çullandıkları babasına vurduklarını, babasının yüzünün kan içinde olduğunu, üzerinde taşıdığı on dörtlü tabir edilen silahı çıkarıp elinde silah olan kişiye silah düşene kadar ateş ettiğini, silah düşünce bu silahı da aldığını, ardından babasına vuran kişilere doğru ateş ettiğini, bir kişinin babasını bırakarak eve doğru kaçtığını, bu şahsa kaçarken ateş ettiğini, babası ile birlikte iş yerine döndüklerini, eve kaçan kişinin tüfekle gelmesi hâlinde caydırıcı olması için el yapımı silahın mekanizmasını çekip düzelttiğini, bu tabancayı babasına verdiğini, polise teslim olmak üzere arabaya bindiklerini, vurulanların bulunduğu yerden geçmelerinin gerektiğini, geçerken eve kaçan maktulün tekrar geldiğini, şahsın elinde bıçak olduğunu ve kendilerine küfrettiğini, bu esnada arabanın motorunun durduğunu, önce camdan bu şahsa ateş ettiğini, daha sonra araçtan indiğini, babasının kendisini durdurmak istediğini ancak babasının suratı kan içinde olduğu için babasını dinlemediğini, araçtan inip bu kişiye ateş ettiğini, kaç el ateş ettiğini hatırlamadığını, daha sonra araca binerek karakola teslim olmak üzere yola çıktıklarını, yolda polislerce yakalandıklarını, daha önce kasten öldürme suçundan yargılanıp mahkûm olduğunu, denetimli serbestlikten yararlandığını, aynı karakola giderken yakalandıklarını, arabaya bindiğinde babasındaki silahı geri aldığını, silahları babasının önündeki paspasın üstüne koyduğunu, babasının bu olaya herhangi bir dahlinin olmadığını,
Savunmuşlardır.
IV. GEREKÇE
Uyuşmazlık konularının ayrı ayrı ele alınmasında fayda bulunmaktadır.
1- Sanıklardan ...’in diğer sanık ...’in maktuller ... ve ...’ye yönelik kasten öldürme suçlarına yardım eden olarak iştirak edip etmediği;
A. İlgili Mevzuat Ve Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Açıklamalar
Suçun icrasına iştirak etmekle birlikte, işlenişine bulunduğu katkının niteliği gereği kanuni tanımdaki fiili gerçekleştirmeyen diğer suç ortaklarına şerik denilmekte olup, TCK’da şeriklik, azmettirme ve yardım etme olarak iki farklı şekilde düzenlenmiştir. Buna göre, kanuni tanımdaki fiili gerçekleştirmeyen veya özel faillik vasfını taşımadığı için fail olamayan bir suç ortağı, gerçekleşen fiilden TCK'nın 40. maddesinde düzenlenen bağlılık kuralı uyarınca sorumlu olmaktadır.
İştirak şekillerinden biri olan azmettirme; "Belli bir suçu işleme hususunda henüz bir fikri olmayan kişide, bir başkası tarafından suç işleme kararının oluşmasının sağlanması" (Yargıtay CGK,16.02.2010, 2009/1-251 E.,2010/25 K.) olarak tanımlanmıştır.
Ancak kasten işlenen bir suça azmettirme mümkündür. Azmettirenin de kasten hareket etmesi, bu kastın, failde belli bir suçu işleme hususunda karar oluşturmayı, suçu bu kişi tarafından işlenmesi hususunu kapsaması gereklidir. Kast müşahhas olmalı, işlenecek suçun ve mağdurun somut olarak belirlenmesi gereklidir. Fiilin esaslı unsurları veya ana hatlarla somutlaştırılmış olması zorunlu ve yeterlidir. Suçun icrai tarzına ilişkin ayrıntıları işlenecek yerin ve zamanın tayinine gerek yoktur.
"...Azmettiren asıl failde belli bir suçu işleme istek ve kararını yaratma kastı ile hareket etmeli, bir kimseyi suça yöneltmeyi bilmeli ve istemelidir. Bu sebeple azmettiren, belli bir suçu başkasına işletm ...
... mesinin 28.05.2019 tarihli ve 476-266 sayılı kararı ile; maktulün oğlu ...’in, suça sürüklenen çocuğun babası ...’yı kasten öldürme suçundan 25 yıl hapis cezasına mahkûm edildiği, hükmün Yargıtay 1. Ceza Dairesince 13.04.2021 tarihinde onanarak kesinleştiği,
Maktul ... hakkında suça sürüklenen çocuğun babası ...’ya yönelik tasarlayarak öldürme suçuna azmettirmeden kamu davası açıldığı, Mersin 3. Sulh Ceza Hâkimliğinin 12.07.2017 tarihli ve 511 sorgu numaralı kararı ile; müsnet suçun vasıf ve mahiyeti ile kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut delillerin bulunması gerekçe gösterilerek adı geçenin tutuklanmasına karar verildiği, Mersin 1. Ağır Ceza Mahkemesinde görülen davanın 22.02.2018 tarihli ilk celsesinde, suç vasfının lehine değişme ihtimalinin bulunması ve tutuklulukta geçen süre dikkate alınarak tahliyesine karar verildiği, yapılan yargılama sonunda ise 17.05.2017 tarihinde öldüğünden bahisle düşme kararı verildiği, bu kararın 11.06.2019 tarihinde istinaf edilmeksizin kesinleştiği,
Anlaşılmaktadır.
Katılanlar ..., ..., ... ve ... mahkemede; maktulün yakınları olduklarını, olayı görmediklerini, suça sürüklenen çocuktan şikâyetçi olduklarını ve davaya katılmak istediklerini,
Tanık ... mahkemede; suça sürüklenen çocuk ve maktul ile aynı mahallede ikamet ettiğini, her ikisini de tanıdığını, ...’ın babası ... öldürüldükten sonra tutuklanan maktul ...’in tahliye olunca kahvehanede laf arasında konuşulurken "Sıra ...'a da gelecek!" diye bir söz söylendiğini ama dedikodu şeklindeki bu sözü ...’ten duymadığı gibi ...'a da böyle bir şey söylemediğini, konuşmanın geçtiği sırada ... ve ...’in orta ...
... nevi, Ankara 2013, 2. Bası, s.362-364; Ersan Şen, Türk Hukuku'nda Telefon Dinleme-Gizli Soruşturmacı-X Muhbir, SeçkinYayınevi, Ankara, 2013, 6. Bası, s.236; Bahri Öztürk-Behiye Eker Kazancı-Sesim Soyer Güleç, Ceza Muhakemesi Hukukunda Koruma Tedbirleri, Seçkin Yayınevi, Ankara, 2013, 1. Bası, s.244, Veli Özer Özbek, Türk Hukuku’nda Gizli Soruşturmacının Ceza Sorumluluğu, Ceza Hukuku ve Kriminoloji Dergisi, Adalet Yayınevi, Ankara, 2014, Cilt.2, Sayı.1-2, s.147-148)
Ancak kolluk görevlilerinin, CMK'nun 160 ve devamı maddeleri uyarınca Cumhuriyet savcısının emri doğrultusunda ve genel yetkileri ile görevleri kapsamında, suç ve failini belirlemek ve suçla ilgili delilleri toplamak amacıyla, alıcı rolüne girerek, suça azmettirmeden veya teşvik etmeden şüpheliden uyuşturucu madde satın alması mümkündür.
Bu durumlarda adli kolluk görevlisinin 5271 sayılı CMK'nun 139. maddesi uyarınca değil, 160 ve devamı maddeleri uyarınca görevlendirilmesi yeterlidir. (Yener Ünver-Hakan Hakeri, Ceza Muhakemesi Hukuku Ders Kitabı, 9. Bası, Adalet Yayınevi, Ankara, 2014, s.474,)
Gizli görevlinin işlenen veya işlenmek üzere olan suçu ortaya çıkartmak için şüphelilerle temas kurarak suçüstü yakalanmalarını sağlaması Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından da Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine uygun bulunmuştur. (AİHM’nin Ludi/İsviçre, 15.06.1992 gün ve 12433/1986 sayılı kararı) Ancak görevlinin suç işlemeye niyeti olmayan kişileri suç işlemeye teşvik ve azmettirmesi AİHS’nin ihlali olarak kabul edilmiştir. (AİHM’nin Teixeira de Castro/Portekiz, 09.06.1998 gün ve 25829/94 sayılı kararı)
Somut olayda; sanık V.. A..'ya isnat olunan uyuşturucu madde ticareti suçunun “örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenmemiş olması” nedeniyle, mahkemece 5271 sayılı CMK'nun 139. maddesi uyarınca "gizli soruşturmacı" görevlendirilmesine karar verilmesi isabetli olmayıp, alıcı rolüne girerek sanıktan uyuşturucu madde satın alan görevlilerin gizli soruşturmacı değil gizli soruşturma yapan adli kolluk görevlileri olarak kabul edilmeleri gerekir. Bu görevlilerin ancak “suça azmettirmeden veya teşvik etmeden” elde ettikleri deliller hukuka uygun olacaktır.
2- Uyuşturucu madde ticareti suçundan sanık V.. A.. hakkında zincirleme suç hükümlerinin uygulanmasının mümkün olup olmadığı:
5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'na hakim olan ilke gerçek içtimadır. Bunun sonucu olarak, "kaç fiil varsa o kadar suç, kaç suç varsa o kadar ceza" söz konusu olacaktır. Nitekim bu husus Adalet Komisyonu raporunda da; "Ceza hukukunun temel kurallarından birisi, ‘kaç fiil varsa o kadar suç, kaç suç varsa o kadar ceza vardır’ şeklinde ifade edilmektedir. Bunun istisnaları, suçların içtimaı bölümünde belirlenmiştir. Bu istisnalar ...