⚖️Yüksekkaya Law Office⚖️
🏛️İçtihat Arama Motoru️🏛️️

Sadece Hukuk Büromuzca Kullanılan ve Önemli Görülen Kararlar Eklenmektedir!


... masumiyet karinesi" olarak adlandırılan kuralın bir uzantısı olan ve Lat incede "in dubio pro reo" olarak ifade edilen "şüpheden sanık yararlanır” ilkesidir. Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın mahkumiyetine karar verilebilmesi bakımından göz önünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin şüphenin, mutlaka sanık yararına değerlendirilmesidir. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural dava konusu suçun işlenip işlenmediği, işlenmişse sanık tarafından işlenip işlenmediği veya gerçekleştirilme biçimi konusunda bir şüphe belirmesi halinde de geçerlidir. Sanığın bir suçtan cezalandırılmasına karar verilebilmesinin temel şartı, suçun hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak kesinlikle ispat edilebilmesidir. Gerçekleşme şekli şüpheli veya tam olarak aydınlatılamamış olaylar ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak mahkumiyet hükmü kurulamaz. Ceza mahkumiyeti; herhangi bir ihtimale değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalıdır. Bu ispat, toplanan delillerin bir kısmına dayanılıp diğer kısmı göz ardı edilerek ulaşılan kanaate değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalı ve hiçbir şüphe veya başka türlü oluşa imkân vermeyecek açıklıkta olmalıdır. Yüksek de olsa bir ihtimale dayanılarak sanığı cezalandırmak, ceza muhakemesinin en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm vermek anlamına gelecektir." Ceza yargılaması sonucunda mahkumiyet kararının verilebilmesi için suç oluşturan fiilin sanık tarafından işlendiğinin hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak, herkesi inandıracak şekilde kanıtlanması ve şüphenin masumiyet karinesinin gereği olarak sanık lehine değerlendirilmesi gerektiği (Türkiye Cumhuriyeti Anayasası 38/4. maddesi, İnsan Haklan Avrupa Sözleşmesi 6/2. maddesi, İnsan Haklan Evrensel Beyannamesi 11. maddesi) anlaşılmıştır. Bu açıklamalar ışığında, somut olayda, katılanla sanığın olay esnasında karı koca oldukları, katılan tarafından imzalı tutanak içeriğinden sanığın, katılanın abisine verdiği hatır çeklerinin katılanın abisi tarafından kullanılması ve borçlarını ödenmemesi nedeniyle sanığın piyasaya borçlandığı ve adına kayıtlı tüm taşınır ve taşınmazları katılan eşine devrettiği, sanıkla katılan arasında boşanma davası sürerken sanığın hakkında icra takibi başlatması neticesinde katılanın sanık hakkında olayın üzerinden yıllar geçtikten sonra sanığın evine gelip bıçak göstermek suretiyle kendisine zorla senetler imzalattığı iddiasında bulunduğu, yağma suçuna konu keşide tarihi 15.12.2018 olan bir senedin 30.06.2021 tarihinde icraya konulmasından sonra katılanın 10.08.2021 tarihinde eşi sanık hakkında yağma iddiasıyla şikayetçi olduğu, her ne kadar olaya müşterek çocuk Tanık ...'ın şahit olduğu ve katılanı destekler beyanları bulunduğu görülse de annesiyle yaşayan müşterek çocuğun tarafsız olamayacağı ihtimali ile, ayrıca dosyaya ibraz edilen ve taraflar arasında gerçekleşen boşanma davasında tanıklık eden diğer müşterek çocuk ...'ın beyanlarının iddialarını destekler yönde olduğu da değerlendirildiğinde, şüpheden sanık yararlanır ilkesi gereğince sanığın mahkumiyetine yeter her türlü şüpheden uzak ve yeterli delil bulunmadığından atılı suçtan beraat yerine yazılı şekilde hüküm verilmesi, Kabule göre de, Dosyaya ibraz edilen 10.09.2017 tarihli ve sanığın adına kayıtlı tüm taşınır ve taşınmazları katılana devrettiğine dair tutanak ile aralarında alacak verecek hesabına dayalı bir hukuki ihtilaf bulunup bulunmadığının araştırılarak, gerekirse müşterek çocuk ...'ın da dinlenmesi suretiyle sonucuna göre karar vermek yerine, yazılı şekilde eksik incelemeyle sanık hakkında yağma suçundan hüküm kurulması, Bozmayı gerektirmiş, sanık müdafiinin temyiz itirazı bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 14. Ceza Dairesinin 09.02.2023 tarih ve 2022/2329 E. 2023/366 K. sayılı kararı nın Tebliğname'ye aykırı olarak oybirliği ile BOZULMASINA, Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca Eskişehir 4. Ağır ...

... Taraflar arasında İlk Derece Mahkemesinde görülen ve istinaf incelemesinden geçen boşanma davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi kararının zina nedeniyle boşanmaya karar verilmesi gerektiği gerekçesi ile esastan ret kararının ortadan kaldırılarak İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına, temyize konu sair yönlerin incelenmesine yer olmadığına karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesince bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın kabulüne, tarafların zina nedeniyle boşanmalarına ve fer'îlerine karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararı davacı erkek ...

... rasındaki boşanma davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulü ile tarafların boşanmalarına ve fer'îlere karar verilmiştir. Kararın taraf vekillerince istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun kısmen kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmünün ilgili bölümleri kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı taraf vekiller ...

... runan hukuki değer, kişilerin onur, şeref ve saygınlığı olup, bu suçun oluşabilmesi için, davranışın kişiyi küçük düşürmeye matuf olarak gerçekleşmesi gerekmektedir. Bir hareketin tahkir edici olup olmadığı bazı durumlarda nispi olup, zamana, yere ve duruma göre değişebilmektedir. Sözlerin açıkça, onur, şeref ve saygınlığı rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnadını veya sövmek fiilini oluşturması gerekmektedir. Avukat olan sanığın, aile mahkemesinde görülen boşanma davasında yaptığı talebin katılan hakim tarafından reddedilmesi üzerine gülümsediği, hakimin neden gülüyorsunuz sorusuna cevap olarak “ bu ara karara sadece gülünür, çok komik” demesi şeklindeki sözlerin, katılanın onur, şeref ve saygınlığını rencide edici boyutta olmayıp, rahatsız edici ve nezaket dışı davranış niteliğinde olduğu ve hakaret suçunun unsurlarının oluşmadığı gözetilmeden, kanuni olmayan ve yerinde görülmeyen gerekçe ile mahkumiyet kararı verilmesi, Kanuna aykırı ve sanık O.. Ö..’ın temyiz nedenleri yerinde görüldüğünden tebliğnamedeki onama düşüncesinin reddiyle HÜKMÜN BOZULMASINA, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın esas/hüküm mahkemesine gönderilmesine, 10/06/2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

... ındaki karşılıklı boşanma davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince her iki davanın kabulü ile tarafların boşanmalarına ve fer'îlere karar verilmiştir. Kararın taraf vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun kısmen kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmünün ilgili bölümlerini kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı-karşı davacı er ...

... 2013 tarihli ve 2011/1035 Esas, 2013/375 Karar sayılı kararı ile boşandıkları ve boşanma kararının 25.06.2014 tarihinde kesinleştiği, katılanın resmî nikahlı eşi ... tarafından ayrıca zina hukuksal sebebine dayalı ve manevi tazminat istemli boşanma davası açıldığı ve bu davanın yargılamasının ise Karşıyaka 4. Aile Mahkemesinin 2013/820 Esas sayılı dosyasında devam ettiği, katılan ...'ın henüz resmî olarak boşanmadığı ve komşusu olan sanık ... ile cinsel ilişki düzeyine varacak şekilde arkadaşlık kurduğu dönemde, sanık ...'un, katılan ...'la olan cinsel birlikteliklerini kayda aldığı ve bir süre sonra bu kaydı içeren CD'yi ev sahibi olan ...'e, onun da katılanın kocası olan ...'e verdiği iddiaları sübut bulmakla sanık ...'un, katılan ...'a karşı özel hayatın gizliliğini ihlal suçunu işlediği, ayrıca sanık ...'un, Karşıyaka 4. Aile Mahkemesinin 2013/820 Esas sayılı dosyasının 29.01.2015 tarihli duruşmasında tanık olarak alınan yeminli anlatımında; "İlkay ile olan ilişkimizi çektiğimiz görüntüleri ... isimli kişiye vermedim. Ayrıca ...'e de görüntüleri vermedim" şeklinde beyanda bulunarak, yalan tanıklık suçunu da işlediği kabul edilerek, sanık hakkında 5237 sayılı TCK'nın 134/1. maddesindeki özel hayatın gizliliğini ihlal ve aynı Kanun'un 272/2. maddesindeki yalan tanıklık suçlarından mahkûmiyet kararı verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi tarafından sanık müdafiinin ve katılan vekilinin istinaf başvurularının kabulüne karar verilerek duruşmalı yapılan inceleme neticesinde, sanık ...'un, katılan ...'la cinsel birlikteliklerini gösteren CD'yi, katılanın kocasına ulaştırmak suretiyle ifşa etmesi biçiminde sübut bulan eyleminin, 5237 sayılı TCK'nın 134/2. maddesindeki görüntü veya seslerin ifşa edilmesi suretiyle özel hayatın gizliliğini ihlal suçunu oluşturduğu gözetilmeden, aynı Kanun maddesinin birinci fıkrası uyarınca cezalandırılmasına karar verilerek, suç vasfında yanılgıya düşüldüğü, ayrıca 6100 sayılı HMK'nın 247/1. maddesinde, "Kanunda açıkça belirtilmiş olan hâllerde, tanık olarak çağrılmış bulunan kimse, tanıklık yapmaktan çekinebilir" hükümünün yer aldığı, aynı Kanun'un 250/1-b maddesinde, "Tanığın beyanı kendisinin veya 248 inci maddede yazılı kimselerden birinin şeref veya itibarını ihlal edecek ya da ceza soruşturmasına veya kovuşturmasına sebep olacaksa" tanıklıktan çekinebileceğinin belirtildiği göz önünde bulundurulduğunda, sanık ...'un, Karşıyaka 4. Aile Mahkemesinin 2013/820 Esas sayılı dosyasının 29.01.2015 tarihli duruşmasında tanık olarak verdiği yeminli beyanının çekinme hakkı hatırlatılmadan alınması nedeniyle sanığın üzerine atılı yalan tanıklık suçunun yasal unsurlarının oluşmadığı gözetilmeden, sanık hakkında yalan tanıklık suçundan mahkûmiyet kararı verilmesinin hukuka aykırı olduğu gerekçesiyle İlk Derece Mahkemesi hükümleri kaldırılarak, sanık hakkında 5237 sayılı TCK'nın 134/2. maddesindeki görüntü veya seslerin ifşa edilmesi suretiyle özel hayatın gizliliğini ihlal suçundan mahkûmiyet, aynı Kanun'un 272/2. maddesindeki yalan tanıklık suçundan 5271 sayılı CMK'nın 223/2-a maddesi uyarınca beraat kararı verilmiştir. IV. GEREKÇE VE KARAR A. Sanık Hakkında Yalan Tanıklık Suçundan Kurulan Hüküm Yönünden; Hükmün başında; beraat kararı verilmesi nedeniyle zorunlu olmamasına rağmen 29.01.2015 olan suç tarihinin "09/01/2015" şeklinde yanlış yazılması hukuka aykırı bulunmuş ise de hükme etki edecek nitelikte olmadığı tespit edilen hukuka aykırılığa işaret edilmekle yetinilmiş, eleştiri konusu yapılan bu hususun mahallinde düzeltilmesinin olanaklı olduğu kabul edilmiştir. Yargılama sürecindeki işlemlerin usûl ve kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan tüm ...

... KEMESİ : Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi DAVA TÜRÜ : Boşanma Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda bölge adliye mahkemesi hukuk dairesince verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davacı erkek tarafından, kusur belirlemesi, nafakalar ve tazminatlar yönünden temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü: 1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuna uygun sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir yanlışlık görülmemesine göre, davacının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yersizdir. 2- Dava, erkek tarafından açılan Türk Medeni Kanunu'nu ...

... enimini veren bir hâli öğrenir öğrenmez kamu davasını açmaya yer olup olmadığına karar vermek üzere hemen işin gerçeğini araştırmaya başlaması gerektiği, aynı Kanun’un 170/2. maddesi gereğince yapacağı değerlendirme sonucunda, toplanan delillerin suçun işlendiği hususunda yeterli şüphe oluşturduğu kanısına ulaştığında iddianame düzenleyerek kamu davası açacağı, aksi halde ise anılan Kanun’un 172. maddesi gereği kovuşturma yapılmasına yer olmadığına dair karar vereceği, buna karşın Cumhuriyet savcısının 5271 sayılı Kanun’un kendisine yüklediği soruşturma görevini yerine getirmediği, ortada yasaya uygun bir soruşturmanın bulunmadığı durumda, anılan Kanun’un 173/3. maddesindeki koşullar oluşmadığından, itirazı inceleyen merciin Cumhuriyet savcısının soruşturma yapmasını sağlamak maksadıyla itirazın kabulüne karar verebileceği yönündeki açıklamalar karşısında, Somut olayda, şüphelilerin müşteki ... ...'in bilgisi ve rızası dışında telefon görüşmeleri ve sosyal medya mesaj içeriklerini kaydedip bu kayıtların şüpheli ... tarafından müşteki ile arasındaki boşanma davasına ilişkin Van 1. Aile Mahkemesinin 2020/530 esas sayılı dosyasına delil olarak sunulduğu, ayrıca şüpheli ...'in mesaj yolu ile hakaret ve tehdit ettiğinden bahisle Van Cumhuriyet Başsavcılığının 2021/5921 soruşturma numaralı dosyasında yapılan soruşturmada şüphelilerin savunmasının alınmasını müteakip şüphelilerin suçlamayı kabul etmemesine dayanılarak soyut beyan dışında delil bulunmadığı gerekçesi ile kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildiği, karara karşı yapılan itirazın Van 1. Sulh Ceza Hâkimliğince kararın dayandığı gerekçelerin usul ve yasaya uygun olduğu gerekçesi ile itirazın reddine karar verilmiş ise de; şüphelinin savunmasının alınması haricinde herhangi bir araştırmanın yapılmadığının görüldüğü, bu suretle müştekinin şikayet dilekçesinde belirttiği tanık beyanının alınması, şüpheli ... ile müşteki arasındaki boşanma davasına ilişkin Van 1. Aile Mahkemesinin 2020/530 esasına kayıtlı dava dosyasının da getirtilmesi ve toplanacak diğer deliller ile yapılacak inceleme sonucuna göre şüphelilerin hukukî durumunun tayin ve takdir edilmesi gerektiği gözetilmeden, eksik soruşturmaya dayalı olarak kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildiği cihetle, soruşturmanın genişletilmesi yerine, yazılı şekilde itirazın reddine karar verilmesinde isabet görülmemiştir.” Şeklindeki gerekçeye dayandığı anlaşılmıştır. II. GEREKÇE Şikayetçinin şikayet dilekçesinde belirttiği tanık ...'in beyanının alınması, şüpheli ... ile şikayetçi arasındaki boşanma davasına ilişkin Van 1. Aile Mahkemesinin 2020/530 esasına kayıtlı dava dosyasının getirtilip suça konu ses kaydın çözümünün yapılarak toplanacak diğer deliller ile yapılacak inceleme sonucuna göre şüpheli ...

... arın dayandığı delillerle kanuna uygun sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir yanlışlık görülmemesine göre davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yersizdir. 2-Boşanma sebebiyle manevi tazminata hükmedilebilmesi için, tazminat talep eden tarafın kusursuz veya diğerine göre az kusurlu olmasının yanında, boşanmaya sebep olan olayların kişilik haklarına saldırı niteliğinde olması da zorunludur. Davalının çalışmaması ve bu sebeple evlilik birliğine ilişkin yükümlülüklerini yerine getirmemiş olması, davacı eşin kişilik haklarına saldırı niteliğinde değildir. Davacının aşağılanarak evden kovulduğuna ilişkin de delil yoktur. Mahkemece de, boşanma sebebi olarak davalının evlilik birliğine ilişkin sorumluluklarını yerine getirmemiş olması kabul edilmiş, manevi tazminatı gerektiren kadının kişilik haklarına saldırı sayılabilecek maddi bir hadise ortaya konulamamıştır. Öyleyse davacının manevi tazminat isteğinin reddi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi doğru bulunmamıştır. SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda 2. bentte gösterilen sebeple manevi tazminat yönünden BOZULMASINA, bozma kapsamı dışında ...

... e yapılan yargılama sonunda; ilk derece mahkemesince “İstanbul Anadolu 14. Aile Mahkemesinde görülüp feragatle sonuçlanan davada ileri sürülen maddi vakıaların iş bu davada sunulan dava dilekçesinde belirtilen maddi vakıalarla aynı olduğu, davacının feragatinin haktan vazgeçmeyi içerdiği, tarafların feragat edilen dava sonrasında bir araya geldiği, bu duruma göre davalının eşini affettiği, en azından önceki olayları hoşgörü ile karşıladığı, feragatten sonra bir araya gelinen süreç içerisinde boşanmayı gerektiren yeni bir maddi hadise gerçekleşmediği yada ispat edilemediği ” gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiş, ilk derece mahkemesince verilen bu karara karşı taraflarca istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. İstinaf incelemesini yapan bölge adliye mahkemesince dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda; “ Feragat ile sonuçlanan ilk dava kadın tarafından açılmış olup ilk derece mahkemesince ilk açılan davanın, erkek tarafından açıldığı, erkeğin o davadan feragat ettiği kabul edilerek hüküm kurmasının doğru olmadığı, yapılan yargılama ve toplanan delillerden kadının anlaşmalı boşanma teklifinde bulunan erkeğe hakaret ve tehdit ettiği telefon yazışmalarıyla kanıtlandığı , kadının ise daha önce açtığı boşanma davasından feragat etmesi ve sonrasında taraflar arasında erkeğe kusur olarak yüklenebilecek yeni bir hadise olmaması nedeniyle boşanmaya neden olan olaylarda kadının tam kusurlu kabul edilerek erkeğin davasının kabulü gerekirken sübut bulmadığından bahisle reddine karar verilmesinin doğru olmadığı ” gerekçesi ile hükmün kaldırılmasına erkeğin davasının kabulü ile ferilerine hükmedilmiş, bu karar davalı kadın tarafından temyiz edilmiştir. Her ne kadar davacı erkek tarafından usulüne uygun dilekçeler aşamasında dayanılan telefon yazışmalarıyla kadının erkeğe hakaret ve tehdit ettiği anlaşılmakta ise de bu yazışmaları ...

... ın boşanma davası, davalı erkekten kaynaklanan kusurlu davranışların, davacı kadın tarafından affedildiği gerekçesiyle reddedilmiştir. Evlilik birliğinin devamı için barışma teklifi veya görüşmesi af niteliğinde kabul edilemez. Öte yandan 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununa göre, taraflar dava veya cevap dilekçelerinde (HMK m. 119/1-e-f, HMK m. 129/1-e-f) iddiasının ve savunmasının dayanağı olan bütün vakıaların sıra numarası altında açık özetlerini ve iddia edilen her bir vakıanın hangi delillerle ispat edileceğini açıkça göstermek zorunda olduğu hükmü bulunmaktadır. Davalı erkek cevap dilekçesinde bir sayfadan ibaret abisine ait facebook çıktısı ile ödeme belgelerinden başkaca bir delil bildirmemiştir. Davalı erkek WhatsApp deliline dayanmadığından, dayanılmayan delilin bildirilmesi için ön inceleme aşamasında verilen süre sonuç doğurmaz. Tüm dosya kapsamından davalı erkeğin kadının ailesine ağza alınmayacak hakaret ettiği anlaşılmaktadır ...

... çocuk Emine A...'nın tarafların evlilik birliği içinde 04.05.2013 tarihinde doğduğu, tarafların 02.05.2014 tarihinde kesinleşen kararla boşandıkları, boşanma kararı ile birlikte ortak çocuğun velayetinin davacı anneye bırakıldığı anlaşılmaktadır. Çocuk ile ana arasında soybağı doğumla kurulur. Çocuk ile baba arasında soybağı, ana ile evlilik, tanıma veya hâkim hükmüyle kurulur. Soybağı ayrıca evlât edinme yoluyla da kurulur (TMK m. 282). Evlilik dışında doğan çocuk, ana ve babasının birbiriyle evlenmesi hâlinde kendiliğinden evlilik içinde doğan çocuklara ilişkin hükümlere tâbi olur (TMK m. 292). Çocuk, ana ve baba evli ise ailenin soyadını taşır (TMK m. 321). Adın değiştirilmesi, ancak haklı sebeplere dayanılarak hâkimden istenebilir. Adın değiştirildiği nüfus siciline kayıt ve ilân olunur. Ad değişmekle kişisel durum değişmez. Adın değiştirilmesinden zarar gören kimse, bunu ...

... ayandığı delillerle kanuna uygun sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir yanlışlık görülmemesine göre, davalı erkeğin tüm, davacı kadının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yersizdir. 2-Türk Medeni Kanunu'nun 174/2. maddesi, boşanmaya sebebiyet vermiş olan olaylar yüzünden kişilik hakları saldırıya uğrayan tarafın, kusurlu olandan manevi tazminat isteyebileceğini öngörmüştür. Toplanan delillerden evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına sebep olan olaylarda tazminat isteyen davacı kadının ağır ya da eşit kusurlu olmadığı, bu olayların kişilik haklarına saldırı teşkil ettiği anlaşılmaktadır. O halde mahkemece, tarafların sosyal ve ekonomik durumları, tazminata esas olan fiilin ağırlığı ile hakkaniyet kuralları (TMK m. 4, TBK m. 50, 51) dikkate alınarak davacı kadın yararına uygun miktarda manevi tazminata hükmedilmesi gerekir. Bu yönün dikkate alınmaması doğru görülmemiştir. SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda 2. bentte gösterilen sebeple BOZULMASINA, hükmün bozma kapsamı dışında kalan temyi ...

... Taraflar arasındaki "boşanma"ve davalı tarafından açılan "karşı boşanma" davasının yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm, davalı-karşı davacı (koca) tarafından, kusur belirlemesi ve kendisinin tazminat taleplerinin reddi yönünden temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü: Mahkemece, “davacı-karşı davalı (kadın)’ın güven sarsıcı tutum ve davranışları sabit görülmüş, kadın bu sebeple kusurlu bulunmuş; kocanın ise, eşinin güven sarsıcı tutum ve davranışlarından, sadakatsizlik sonucuna vardığı, bunu alenen dillendirdiği, oysa sadakatsizlik olgusunun ispatlanamadığı gerekçesiyle koca da kusurlu kabul edilmiş, her iki tarafın "eşit kusurlarıyla evlilik birliğinin temelinden sarsıldığı" belirtilerek kocanın tazminat talepleri "eşit kusurlu olması” gerekçe gösterilerek reddedilmiştir. Davacı-karşı davalı (kadın)’ın başka erkeklerle çok sayıda telefon görüşmelerinin ve mesajlaşmalarının olduğu toplanan delillerle gerçekleşmiştir. Davalı-karşı davacı (koca)’ya ise atfı kabil bir kusur ispatlanamamıştır. Kadının, evlilik birliğinde başka erkeklerle iletişim kurması ve (sms) yoluyla mesajlaşması, Türk Medeni Kanununun 185/3. maddesinde yer alan sadakat yükümlülüğü ile bağdaşmaz. Kadının açıklanan bu tutumundan diğer tarafın “kendisinin aldatıldığı” sonucuna ulaşması ve bunu kardeşlerine ifade etmesi kusur teşkil etmez. Bu bakımdan, evlilik birliğinin temelinden sarsılmasında kadın tamamen kusurludur. Hal böyleyken, kocaya da kusur atfedilmesi ve “eşit kusurlu” kabul edilmesi isabetli değildir. Mahkemece yapılacak iş, sadakat yükümlülüğüne aykırı tutum ve davranışlarıyla evlilik birliğinin yıkılmasına sebep olan kadının, maddi ve manevi tazminatla sorumlu tutulması gerekir. Bu husus nazara alınmadan, davalı-karşı davacı (koca)’nın tazminat taleplerinin reddi doğru bulunmamıştır. SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda gösterilen sebeple BOZULMASINA, temyiz peşin harcının istek halinde yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu a ...

... inin temelinden sarsılmasına yol açan olaylarda kusurun davalı-karşı davacı erkekte olduğu, davacı-karşı davalı kadının kusurunun ispatlanmadığı kabul edilerek, davalı-karşı davacı erkeğin davasının reddine, kadının davasının kabulüyle tarafların boşanmalarına karar verilmiş ise de; davalı-karşı davacı erkek tanığı... 03.12.2015 tarihli duruşmada, davacı-karşı davalı kadını, evinde kullanmadığı bir odada ablasına ait şalvarı karıştırırken bulduğunu, kendisine orada ne yaptığını sorduğunda böcek öldürmeye çalıştığını söylediğini ifade etmiştir. Aynı tarihli duruşmada davalı-karşı davacı tanığı ... da gelini olan...'ın evinden sürekli para ve altın kaybolduğunu, davacı karşı davalı kadını üst katta oturan oğlunun evine girerken gördüğünü, o gün oğlunun evinden 100 Tl. para kaybolduğunu, davacı-karşı davalı ve eşi ...'ın konuşmak için geldiklerinde, davacı-karşı davalı kadına 100 TL parayı kendisinin çaldığını söylediğini, bunun üzerine davacı-karşı davalı kadının da kendisine "çaldıysam kocam ödesin" dediğini beyan etmiştir. Gerçekleşen bu duruma göre, davalı-karşı davacı erkek de dava açmakla haklıdır. Öyleyse erkeğin davasının da kabulü ile boşanmaya karar verilecek yerde, davasının reddi doğru olmayıp, bozmayı gerektirmiştir. SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda gösterilen sebeple BOZULMASINA, bozma sebebine göre yeniden karar verilmesi gerekli hale gelen davacı-karşı davalı kadının boşanma davası ve fer'ilerine yönelik temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, temyiz peşin harcının istek halinde yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oybirliğiyle karar verildi.

... toplanan delillerden, erkeğin birlik görevlerini yerine getirmediği, kadının ailesi ile görüşmesine engel olduğu, kadına ve ailesine cahiller diyerek hakaret ettiği, kişisel bakım ve temizliğine dikkat etmediği, bu nedenle kusurlu olduğu mahkemece dinlenen davacı tanıklarının beyanından anlaşılmaktadır. Bu halde taraflar arasında ortak hayatı temelinden sarsacak derecede ve birliğin devamına imkan vermeyecek nitelikte bir geçimsizlik mevcut ve sabittir. Olayların akışı karşısında davacı dava açmakta haklıdır. Bu şartlar altında eşleri birlikte yaşamaya zorlamanın artık kanunen mümkün görülmemesine göre, boşanmaya karar verilecek yerde, yetersiz gerekçe ile davacı kadının boşanma davasının reddi doğru bulunmamıştır. SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda gösterilen sebeple BOZULMASINA, temyiz peşin harcının istek halinde yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oybirliğiyle karar verildi.

... n açılan Türk Medeni Kanunu'nun 166/1. maddesinde düzenlenen evlilik birliğinin temelinden sarsılması hukuki nedenine dayalı boşanma davası olup, ilk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davalı erkeğe "Eşini aldattığı, fiziksel şiddet uyguladığı ve fiili ayrılık döneminde telefonla arayarak küfür ve hakaret ettiği" vakıaları kusur olarak yüklenerek erkeğin tam kusurlu olduğu gerekçesiyle davanın kabulü ile tarafların boşanmalarına, ortak çocuğun velayetinin anneye verilmesine, ortak çocuk yararına tedbir ve iştirak nafakasına, kadının tedbir ve yoksulluk nafakası taleplerinin reddine, kadın yararına 12.000,00 TL maddi ve 12.000,00 TL manevi tazminata karar verilmiş, ilk derece mahkemesince verilen 28/03/2017 tarihli bu karar davalı erkek tarafından boşanma davasının kabulü ve fer'ileri yönünden tümüyle istinaf edilmiştir. İstinaf incelemesini yapan bölge adliye mahkemesince, erkeğin kusur belirlemesi ve maddi-manevi tazminata yönelik istinaf başvurusu kabul edilerek ilk derece mahkemesi kararının gerekçesindeki erkeğin fiziki şiddet uyguladığı ve aldatmaya ilişkin kusur tespiti gerekçeden çıkarılarak gerekçenin düzeltilmesine, kadın yararına 10.000,00 maddi ve 10.000,00 TL manevi tazminata hükmedilerek erkeğin sair istinaf taleplerinin esastan reddine karar verilmiştir. Yapılan incelemede, davalı erkeğe yüklenen hakaret ve tehdit vakıalarının, taraflar arasında geçen telefon konuşmasının kaydedilmesi suretiyle oluşturulan ses kaydının bulunduğuna ilişkin tanık beyanlarına dayandığı görülmüştür. HMK m. 189/2’ye göre, hukuka aykırı olarak elde edilmiş olan deliller mahkeme tarafından bir vakıanın ispatında dikkate alınamaz. Taraflar arasında geçen bir konuşmanın, davacı kadınca erkeğin bilgisi olmaksızın kayda alınması hukuka aykırı olduğundan, bu ses kaydının bulunduğuna ilişkin tanık beyanlarına da itibar edilemez. Bir ispat aracının Anayasa m. 36 anlamında "Meşru vasıta” olarak kabul edilebilmesi ve buna ispat gücü tanınabilmesi için, hukukun izin verdiği şekilde elde edilmesi gerekir. Hukuka aykırı yollardan elde edilen delillere veya bunların varlığına ilişkin tanık beyanlarına ispat gücü tanınması, hukuk usulünde geçerli olan silahların eşitliği ilkesine aykırıdır. Bu sebeplerle, davalı erkeğe yüklenen hakaret ve tehdit vakıaları, hukuka uygun delillerle inandırıcı şekilde ispat edilememiştir. Bir başka ifadeyle, gerçekleşen bu duruma göre boşanmaya sebep olan olaylarda davalı erkeğin kusurlu bir davranışı ispatlanamamıştır. Açıklanan sebeplerle davacı kadının davasının reddi gerekirken, kabulü usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirmiştir. SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda gösterilen sebeple BOZULMASINA, bozma sebebine göre davalı erkeğin sair temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına, temyiz peşin harcının istek halinde yatırana geri verilmesine, dosyanın ilgili ...

... nden sarsılması hukuki sebebine dayalı olarak görülen karşılıklı boşanma davasında ilk derece mahkemesince davalı-karşı davacı kadının eşi ve evi ile ilgilenmediği, ihtiyaçlarını karşılamadığı, sık sık Ankara'daki evine giderek davacı-karşı davalı erkeği evde yalnız bıraktığı, buna karşılık davacı-karşı davalı erkeğin ise davalı-karşı davacı kadından ahlaka mugayir isteklerde bulunduğu, istekleri karşılanmayınca şiddet yoluna başvurduğu, davalı-karşı davacı kadının yakınlarını taciz ettiği, boşanmaya neden olan olaylarda tarafların eşit kusurlu oldukları gerekçesiyle her iki davanın kabulü ile tarafların boşanmalarına, erkeğin tazminat, kadının nafaka ve tazminat taleplerinin reddine karar verilmiştir. Bu karara karşı davalı-karşı davacı kadın tarafından kusur belirlemesi, tazminatlar ve nafakalar yönlerinden istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. İstinaf incelemesi yapan bölge adliye mahkemesince kusur belirlemesinin doğru olduğu ancak kadının sürekli ve düzenli gelir getiren bir işi olmadığı gerekçesiyle sair taleplerin reddi ile kadın lehine aylık 400 TL tedbir/yoksulluk nafakasına hükmedilmiştir. Mahkemece, taraflar eşit kusurlu kabul edilerek boşanma kararı verilmiş ise de mahkemece kabul edilen ve gerçekleşen kusurlu davranışlarına göre boşanmaya sebep olan olaylarda her iki taraf da kusurlu olmakla birlikte davacı-karşı davalı erkeğin daha ağır kusurlu olduğu anlaşılmaktadır. Bu husus gözetilmeden yanılgılı değerlendirme sonucu tarafların eşit kusurlu olarak kabulü doğru olmamıştır.

... ürk Medeni Kanunu'nun 166/1 maddesinde düzenlenen evlilik birliğinin temelinden sarsılması nedenine dayalı boşanma davasıdır. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda boşanmaya sebebiyet veren olaylarda "Cinsel yönden güven sarsıcı davranışlarda" bulunan davalı erkeğin tam kusurlu olduğu belirtilerek tarafların boşanmalarına, davacı kadın yararına maddi ve manevi tazminata hükmedilmiş, hüküm taraflarca "Boşanma hükmü dışındaki yönlerden" istinaf edilmiştir. Bölge adliye mahkemesince dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda, erkeğe yüklenen kusura ilişkin vakıanın hukuka uygun delillerle ispatlanamadığı, davacı kadın tarafından dosyaya delil olarak sunulan ve erkeğe ait olduğu iddia edilen ekran görüntülerinin, erkeğin telefonundan erkeğin rızası dışında hukuka aykırı olarak elde edildiği gerekçesiyle erkeğe kusur olarak yüklenen bu vakıanın gerçekleşmediği, kusursuz olan tarafın da Türk Medeni Kanunu'nun 174/1-2 maddesi uyarınca tazminatla sorumlu tutulamayacağı gerekçesiyle erkeğin istinaf talebi kabul edilerek kadının tazminat taleplerinin reddine karar verilmiş, kadının ise istinaf talebi esastan reddedilmiş, hüküm davacı kadın tarafından temyiz edilmiştir. Davacı kadın tarafından, davalı erkeğin telefonundaki SKYPE isimli sesli, görüntülü ve yazılı sohbet ve iletişim uygulaması üzerinden başka kadınlarla yapmış olduğu cinsel içerikli yazışmaların ekran görüntüleri alınmak suretiyle dosyaya sunulan çıktıların erkeğin haberi olmaksızın, onun bilgisi ve rızası dışında sırf delil oluşturmak maksatlı olarak hukuka aykırı bir şekilde elde edildiğinden bahsedilemez. Bu durumda, davacı tarafça usulüne uygun olarak elde edilen ve dosyaya sunulan bu delilin hükme esas alınmasında herhangi bir hukuka aykırılık bulunmamaktadır. O halde istinaf incelemesi yapan bölge adliye mahkemesince, davacı kadın tarafından sunulan bu delil de dikkate alınarak hüküm kurulmak ve istinaf incelemesi buna göre yapılarak bir karar verilmek üzere hükmün münhasıran bu sebeple bozulmasına karar vermek gerekmiştir. SONUÇ: Temyiz edilen bölge adliye mahkemesi hükmünün yukarıda gösterilen sebeple BOZULMASINA, bozma sebebine göre sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, temyiz peşin harcının istek halinde yatırana geri verilmesine, dosyanın ilgili bölge adliye mahkemesi hukuk dairesine gönderilmesine oybirliğiyle karar verildi.23.02.2021 (Salı)

... arın dayandığı delillerle kanuna uygun sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir yanlışlık görülmemesine göre, davalı erkeğin aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yersizdir. 2-İlk derece mahkemesi, boşanmaya sebep olan olaylarda; yatak odası sırlarını paylaşan, müşterek ev oluşturmayan, evin anahtarını vermeyen ve annesinin müdahalesine izin veren erkek ile eşine hakaret edip konuşması ile alay eden kadının, eşit derecede kusurlu olduklarını kabul ederek, boşanma davasının kabulüyle tarafların boşanmalarına, maddi ve manevi tazminat (TMK m. 174/1-2) isteğinin reddine, davacı kadın yararına tedbir ve yoksulluk nafakasına karar vermiş, taraflarca istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine, görevli Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesince 20.03.2018 tarih 2017/2436 esas-2018/532 karar sayılı kararla; tarafların istinaf isteğinin kısmen kabulü ile; toplanan delilerden, davalı erkeğin annesi tarafından davacı kadına evin anahtarının verilmediği, karı kocaya ait müşterek evin oluşturulmadığı, evlilik birliğine annesinin müdahalesine izin verdiği, birlik görevlerini yerine getirmediği, davacı kadının ise kocası hakkında üçüncü kişilerin yanında "Bundan koca olmaz, bu gerizekalı" yine "Alman ayısı, bundan koca olmaz" diyerek hakaret etttiği, eşinin konuşması ile alay ettiği, gerçekleşen bu kusur durumuna göre kocanın ağır, kadının hafif kusurlu olduğu kabul edilerek, kadın lehine takdir edilen yoksulluk nafakasının (TMK m. 175) miktarı artılarak, davacı kadın yararına maddi tazminata karar verilmiştir. Yapılan soruşturma ve toplanan delillerle, özellikle davalı erkeğin yurt dışında yaşadığı ve henüz müşterek konutun hiç oluşturulmadığı dikkate alına ...

... mesleğinin pilotluk olduğunu söyleyen, daha önce evlenmiş olmasına rağmen bu durumu eşine söylememe vakıaları, evliliğin başında meydana gelmiş ve bu vakıalardan sonra tarafların evlilik birliğini devam ettirdikleri, davacı karşı davalı tarafça affedilen en azından hoşgörü ile karşılanan bu eylemlerin af kapsamında kaldığı, bu itibarla da bu vakıalar erkeğe kusur olarak yüklenmez. Yine erkek tarafından dayanılan ve dosya arasında bulunan savcılık evrakının incelenmesinde de kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmesine konu ifade tutamağı ekinde bulunan ve karakol tarafından hazırlanan mesaj tespit tutamağına göre tarafların birbirine karşı yaptıkları hakaret fiilinin tarihinin 31/01/2016 ve 23/02/2016 olduğu, bu tarihler ise erkeğin dava tarihinden öncedir. Gerçekleşen bu durum karşısında, tarafların karşılıklı birbirine hakaret ederek evlilik birliğinin sarsılmasına sebebiyet veren olaylarda eşit kusurlu oldukları anlaşılmaktadır. Bu husus gözetilmeden davalı-karşı davacı erkeğin tam kusurlu kabul edilmesi doğru görülmemiş ve bozmayı gerektirmiştir. 3-Yukarıda 2. bentte açıklandığı üzere boşanmaya sebep olan olaylarda taraflar eşit kusurludur. Boşanmaya sebep olan olaylarda eşit kusurlu eş yararına maddi ve manevi tazminata karar verilemez. Kadın yararına Türk Medeni Kanunu'nun 174/1-2. madde koşulları oluşmamıştır. O halde davacı-karşı davalı kadının maddi ve manevi tazminat taleplerinin reddine karar vermek gerekirken, hatalı kusur belirlemesinin sonucu olarak yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmayıp, bozmayı gerektirmiştir. SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda 2. ve 3. bentlerde gösterilen sebeplerle BOZULMASINA, bozma kapsamı dışında kalan temyize konu bölümlerin yukarıda 1. bentte gösterilen sebeple ONANMASINA, aşağıda yazılı harcın Esra'ya yükletilmesine, peşin harcın mahsubuna 176.60 TL temyiz başvuru harcı peşin yatırıldığından başkaca harç alınmasına yer olmadığına, temyiz peşin harcının istek halinde yatıran Yasin'e geri verilmesine, dosyanın ilgili bölge adliye mahkemesi hukuk dairesine gönderilmesine oybirliğiyle karar verildi.

... durumları, boşanmaya yol açan olaylardaki kusur dereceleri, paranın alım gücü, kişilik haklarına yapılan saldırı ile ihlâl edilen mevcut ve beklenen menfaat dikkate alındığında kadın yararına takdir edilen maddi tazminat azdır. Türk Medeni Kanunu'nun 4. maddesindeki hakkaniyet ilkesi ile Türk Borçlar Kanunu'nun 50 ve 51. maddesi hükmü dikkate alınarak daha uygun miktarda maddi (TMK m. 174/1) tazminat takdiri gerekir. Bu yönler gözetilmeden hüküm tesisi doğru olmayıp bozmayı gerektirmiştir. 3-Boşanma veya ayrılık davası açılınca hakim, davanın devamı süresince, gerekli olan, özellikle eşlerin barınmasına (TMK m. 186/1), geçimine (TMK m. 185/3), malların yönetimine (TMK m. 223, 242, 244, 262, 263, 264, 267, 215) ve çocukların bakım ve korunmasına (TMK m. 185/2) ilişkin geçici önlemleri kendiliğinden (re'sen) almak zorundadır (TMK m. 169). Yine boşanma veya ayrılık vukunda çocuk kendisine tevdi edilmemiş taraf gücüne göre onun bakım ve eğitim giderlerine katılmakla yükümlüdür (TMK. M. 182). Bu hususu hakim görevi gereği kendiliğinden dikkate alması gerekmektedir. Tarafların müşterek çocuğu ..., 19.10.2017 tarihinde, dava açıldıktan sonra dünyaya gelmiştir. Çocuğun doğduğu tarihten itibaren tedbir nafakasına, boşanma kararının kesinleştiği tarihten itibaren çocuk yararına iştirak nafakasına hükmedilmesi gerekir. Bu yönler gözetilmeden hüküm tesisi doğru olmayıp bozmayı gerektirmiştir. SONUÇ: Yukarıda 2 ve 3 bentlerde gösterilen sebeple bölge adliye mahkemesi kararının KALDIRILMASINA, ilk derece mahkeme kararının BOZULMASINA, bozma kapsamı dış ...

... müştereken sundukları 24/09/2021 tarihli dilekçede anlaştıklarını bildirerek, dilekçe ekinde anlaşmalı boşanma protokolü ibraz etmişlerdir. Bu nedenle, bölge adliye mahkemesi kararının bozulmasına ve ibraz edilen anlaşmalı boşanma protokolü uyarınca işlem yapılmak üzere dosyanın ilk derece mahkemesine gönderilmesine karar vermek gerekmiştir. SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda gösterilen sebeple BOZULMASINA, temyiz peşin harcın istek halinde yatıranlara geri verilmesine, dosyanın ilk derece mahkemesine, karardan bir örneğinin ilgili bölge adliye mahkemesi hukuk dairesine gönderilmesine oybirliğiyle karar verildi.

... kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle tanık ...'in tarafların tanık listesinde yer almadığı, Hukuk Muhakemeleri Kanununun 240/2. maddesi gereği tanık listesinde yer almayan kimselerin tanık olarak dinlenemeyeceği gibi, ikinci tanık listesinin de verilemeyeceği, bu sebeple tanık ...'in beyanlarının hükme esas alınamayacağı ve bu tanığın beyanlarından dolayı davacıya kusur atfedilmesinin doğru olmadığı, fiili ayrılığın tek başına boşanma sebebi sayılamayacağı, bu durumda diğer tanık beyanları ve toplanan delillere göre ise davalının kusurlu olduğunun kanıtlanamadığı, boşanmaya karar verilebilmesi için davalının az da olsa kusurlu bulunduğunun kanıtlanması gerektiği, bu yüzden davanın reddine dair verilen kararın sonucu itibariyle doğru olduğunun anlaşılmasına göre, yerinde bulunmayan temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun olan hükmün ONANMASINA, aşağıda yazılı harcın temyiz edene yükletilmesine, peşin alınan harcın mahsubuna ve 136.00 TL. temyiz başvuru harcı peşin alındığından başkaca harç alınmasına yer olmadığına, işbu kararın tebliğinden itibaren onbeş gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oybirliğiyle karar verildi. 03.10.2016

... araflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen ve yukarıda tarih numarası gösterilen hükmün temyizen mürafaa icrası suretiyle tetkiki istenilmekle duruşma için tayin olunan 14.6.2011 günü duruşmalı temyiz eden davacı S. İ. ile vekili Av. A. A. geldi. Karşı taraf davalı H. İ. ile vekili gelmedi. Gelenin konuşması dinlendikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için duruşmadan sonraya bırakılması uygun görüldü. Bugün dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği görüşülüp düşünüldü. Yapılan soruşturma, toplanan delillerle davacı kadının eşine mesaj çekerek beddua ettiği, davalı kocanın da güven sarsıcı davranışlarda bulunduğu anlaşılmaktadır. Bu halde taraflar arasında ortak hayatı temelinden sarsacak derecede ve birliğin devamına imkân vermeyecek nitelikte bir geçimsizlik mevcut ve sabittir. Olayların akışı karşısında davacı dava açmakta haklıdır. Bu şartlar altında eşleri birlikte yaşamaya zorlamanın artık kanunen mümkün görülmemesine göre, boşanmaya (TMK.md. 166/1)karar verilecek yerde, yetersiz gerekçe ile davanın reddi doğru bulunmamıştır. SONUÇ: Davacının temyiz itirazının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, duruşma için takdir olunan 825.00Tl. vekalet ücretinin davalıdan alınıp davacıya verilmesine, istek halinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oybirliğiyle karar verildi. 14.06.2011

... Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm, davacı-davalı koca tarafından her iki dava yönünden temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü: Yapılan yargılama ve toplanan delillerden davacı-davalı kocanın, davalı-davacı eşine fiziksel şiddet uyguladığı, bağımsız konut temin etmediği ve haklı bir sebep göstermeksizin eşinin çocuk yapma isteğine karşı çıktığı; buna karşılık davalı-davacı kadının da, tartışma sırasında isabet etmesi durumunda kocasının beden bütünlüğüne zarar verebilecek şekilde kolonya şişesi attığı anlaşılmaktadır. Gerçekleşen bu durum karşısında; evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına neden olan olaylarda, davacı-davalı koca daha ağır kusurlu olmakla birlikte; davalı-davacı kadının az da olsa kusuru vardır. Her iki taraf da boşanma isteğiyle dava açmış olmasına göre; kadının kocasının açtığı davaya karşı çıkması hakkın kötüye kullanılması olup; kocanın davası yönünden de Türk Medeni Kanununun 166/2. maddesi koşulları oluşmuştur. Durum böyle iken boşanmaya davacı-davalı kocanın davasının da kabulü suretiyle karar verilmesi gerekirken; yetersiz gerekçe ile reddi doğru olmamıştır. SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda gösterilen sebeple BOZULMASINA, bozma sebebine göre davacı-davalı kocanın, davalı-davacı kadının kabul edilen boşanma davasına ve fer'ilerine yönelik temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, istek halinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oybirliğiyle karar verildi. 27.11.2012 (Salı)

... Taraflar arasındaki “Boşanma” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Gaziosmanpaşa 3.Aile Mahkemesince davanın reddine dair verilen 14.07.2006 gün ve 2005/444 E., 2006/447 K. sayılı kararın incelenmesi taraf vekilleri tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 2.Hukuk Dairesinin 06.06.2007 gün ve 2006/20572E., 2007/9513 K. sayılı ilamı ile; (...Davalı kadının sağlık kurulu raporuna göre vesayet altına alınmasına gerek olmadığı saptanmıştır. Yapılan soruşturma, toplanan delillerle davalı kadının birlik görevlerini yerine getirmediği, ev eşyalarına zarar verdiği anlaşılmaktadır. Bu halde taraflar arasında ortak hayatı temelinden sarsacak derecede ve birliğin devamına imkân vermeyecek nitelikte bir geçimsizlik mevcut ve sabittir. Olayların akışı karşısında davacı dava açmakta haklıdır. Bu şartlar altında eşleri birlikte yaşamaya zorlamanın artık kanunen mümkün görülmemesine göre, boşanmaya (TMK.md. 166/1)karar verilecek yerde, yetersiz gerekçe ile davanın reddi doğru bulunmamıştır...) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir. TEMYİZ EDEN: Taraf vekilleri HUKUK GENEL KURULU KARARI Hukuk Genel Kurulu’nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ...

... Karşılıklı Boşanma-Ziynet Alacağı Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davalı-karşı davacı kadın tarafından, reddedilen boşanma ve ziynet alacağı davaları ile erkeğin kabul edilen boşanma davası yönünden temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü: 1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuna uygun sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir yanlışlık görülmemesine göre, davalı-karşı davacı kadının ziynet alacağı davasının reddine yönelik temyiz itirazları yersizdir. 2-Davalı-karşı davacı kadının diğer temyiz itirazlarının incelenme ...

... ne gelince; Yapılan soruşturma, * toplanan delillerden, tarafların karşılıklı olarak birbirlerine şiddet kullanıp hakaret ettikleri, davacı kocanın eşini ve çocuklarını evden kovduğu, davalı kadının da, eşinin arabasına zarar verdiği, kayınvalidesinin saçlarından tutarak, valizini dışarı attığı, taraflardan birinin kusurunu diğerinden üstün tutmanın mümkün bulunmadığı anlaşılmaktadır. Bu halde taraflar arasında ortak hayatı temelinden sarsacak derecede ve birliğin devamına imkân vermeyecek nitelikte bir geçimsizlik mevcut ve sabittir. Olayların akışı karşısında davacı dava açmakta haklıdır. Bu şartlar altında eşleri birlikte yaşamaya zorlamanın artık kanunen mümkün görülmemesine göre, boşanmaya (TMK.md. 166/1)karar verilecek yerde, yetersiz gerekçe ile davanın reddi doğru bulunmamıştır. SONUÇ: Temyiz edilen hükmün 2. bentte gösterilen nedenlerle davacı koca yararına BOZULMASINA, temyize konu diğer hususların 1. bentte gösterilen nedenlerle ONANMASINA, aşağıda yazılı harcın davalıya yükletilmesine, peşin harcın mahsubuna, temyiz peşin harcının yatıran davacıya geri verilmesine, iş bu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oybirliğiyle karar verildi.17.12.2007 (Pzt.)

... bebine dayalı olarak görülen karşılıklı boşanma davasında ilk derece mahkemesince davalı-karşı davacı kadının sadakat yükümlülüğüne aykırı davrandığı ve kıskanç olduğu, davacı-karşı davalı erkeğin ise küçük meblağlar da olsa şans oyunları oynadığı ve aile bütçesini iyi yönetemediği, boşanmaya neden olan olaylarda davalı-karşı davacı kadının ağır, davacı-karşı davalı erkeğin hafif kusurlu olduğu gerekçesiyle asıl ve karşı davaların kabulü ile tarafların boşanmalarına, davacı-karşı davalı erkek yararına maddi ve manevi tazminata hükmedilmiştir. Bu karara karşı davacı-karşı davalı erkek tarafından karşı davanın kabulü ve tazminatların miktarı, davalı-karşı davacı kadın tarafından ise asıl davanın kabulü, kusur belirlemesi, erkek lehine hükmedilen tazminatlar ile tazminat taleplerinin reddi yönlerinden istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. İstinaf incelemesi yapan bölge adliye mahkemesince tarafların istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir. Yapılan yargılama ve toplanan delillerden; davalı-karşı davacı kadının eyleminin sadakatsizlik boyutuna varmayan güven sarsıcı davranış olduğu anlaşılmaktadır. Ayrıca davacı-karşı davalı erkeğin makul bir sebep olmaksızın çocuk istemeyerek kusurlu olduğu sabittir. O halde, güven sarsıcı davranışta bulunan ve kıskanç olan davalı-karşı davacı kadın ile şans oyunları oynayan, aile bütçesini iyi yönetemeyen ve çocuk istemeyen davacı-karşı davalı erkek boşanmaya sebep olan olaylarda eşit kusurludur. Bu husus gözetilmeden davalı-karşı davacı kadının ağır kusurlu kabul edilmesi doğru görülmemiş ve bozmayı gerektirmiştir. 3-Yukarıda 2. bentte açıklandığı üzere boşanmaya sebep olan olaylarda taraflar eşit kusurludur. Boşanmaya sebep olan olaylarda eşit kusurlu eş yararına maddi ve manevi tazminata karar verilemez. Erkek yararına Türk Medeni Kanunu'nun 174/1-2. madde koşulları oluşmamıştır. O halde davacı-karşı davalı erkeğin maddi ve manevi tazminat taleplerinin reddine karar vermek gerekirken, hatalı kusur belirlemesinin sonucu yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmayıp, bozmayı gerektirmiştir. SONUÇ: Yukarıda 2. ve 3. bentlerde açıklanan nedenlerle bölge adliye mahkemesi kararının KALDIRILMASINA, ilk derece mahkemesi kararının BOZULMASINA, bozma kapsamı dışında kalan temyize konu diğer bölümlerin ise yukarıda 1. bentte gösterilen sebeple ONANMASINA, temyiz peş ...

... Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen ve yukarıda tarih numarası gösterilen hükmün temyizen mürafaa icrası suretiyle tetkiki istenilmekle duruşma için tayin olunan bugün * tebligata rağmen taraflar adına gelen olmadı. Temyiz eden davalı vekili Av. H. O.B. mazeret telgrafı gönderdiği mazeret telgrafı gönderdiği ve yokluğunda karar verilmesini talep ettiği anlaşıldı. İşin incelenerek karara bağlanması için duruşmadan sonraya bırakılması uygun görüldü. Bugün dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği görüşülüp düşünüldü. Eşler arasındaki din, dil ve ırk ayrılığı tek başına boşanma nedeni yapılamaz. Toplanan delillere göre davacı tanık beyanlarında geçen olaylardan sonra evlilik birliği devam etmiştir. Türk Medeni Kanununun 166/1-2 maddesi uyarınca; boşanma kararı verilebilmesi için evlilik birliğinin, ortak hayatı sürdürmeleri eşlerden beklenmeyecek derecede temelinden sarsıldığının sabit olması gerekir. Oysa dinlenen davacı tanıklarının sözlerinin bir kısmı Türk Medeni Kanununun 166/1 maddesinde yer alan temelinden sarsılma durumunu kabule elverişli olmayan beyanlar olup, bir kısmı ise, sebep ve saiki açıklanmayan ve inandırıcı olmaktan uzak izahlardan ibarettir. Bu itibarla davanın reddi gerekirken delillerin takdirinde hataya düşülerek yetersiz gerekçe ile boşanmaya karar verilmesi usul ve kanuna aykırıdır. SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda gösterilen nedenlerle BOZULMASINA, temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesi ...

... kanuna uygun sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir yanlışlık görülmemesine göre davalı-davacı erkeğin aşağıdaki bentlerin kapsamı dışındaki temyiz itirazları yersizdir. 3- İlk derece mahkemesince, kadının boşanma davası ile erkeğin birleşen boşanma davasının kabulü ile karşılıklı tazminat taleplerinin reddine ve kadın yararına yoksulluk nafakasına hükmedilmiş; ortak çocukların velayetleri davalı-davacı erkeğe verilerek erkeğin iştirak nafakası talebi reddedilmiştir. Hükme karşı, erkek tarafından kadının kabul edilen davası, kusur belirlemesi, yoksulluk nafakası ve reddedilen iştirak nafakası yönünden istinaf kanun yoluna başvurulmuş ve bölge adliye mahkemesi başvurunun esastan reddine karar vermiştir. Bölge adliye mahkemesi kararında eşine şiddet uygulayan, eşini ortak çocuğa dövdüren ve "Senin Allah'ını kitabını sinkaf ederim." diyerek küfür eden erkek ile güven sarsıcı davranışları olan, erkek arkadaşı ortak haneye geldiğinde evden ayrılmayan ortak çocuklara şiddet uygulayan ve eşinin küfürüne karşılık "Senin Allah belanı versin."diyen kadının eşit kusurlu olduklarına hükmedilmiştir. Davacı-davalı kadının dava dilekçesinde "Eşinin ortak çocuğa kendisini dövdürdüğü" vakıasına dayanılmamıştır; kaldıki bu konudaki tanık ifadesi duyuma dayalıdır. ...

... ayalı olarak taraflarca karşılıklı açılan boşanma davalarının, ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonucunda, evlilik birliği içerisinde davacı-davalı erkeğin bağımsız konut temin etmediği, ailesinin evliliğe ve düğün sürecinde eşine yönelik olumsuz müdahalelerine sessiz kaldığı; davalı-davacı kadının ise eşine hakaret ve aşağılayıcı nitelikte "Sen erkek misin, şerefsizsin, seninle evlendiğime pişmanım" şeklinde sözler sarfettiği gerekçesiyle her iki davanın kabulü ile tarafların boşanmalarına, kadın yararına aylık 300 TL tedbir nafakasına, karar kesinleştiğinde nafakanın yoksulluk nafakası olarak devamına, tarafların eşit kusurlu olmaları sebebiyle, kadının maddi ve manevi tazminat taleplerinin reddine karar verilmiştir. Hüküm davacı-davalı erkek tarafından yoksulluk nafakası yönünden, davalı-davacı kadın tarafından erkeğin kabul edilen davası, kusur belirlemesi, reddedilen tazminat talepleri ve nafaka miktarı yönünden istinaf edilmiştir. Bölge adliye mahkemesince davacı-davalı erkeğin istinaf talebinin kabulü ile kadının yoksulluk nafakası talebinin reddine hükmedilmiş, kadının istinaf taleplerinin esastan reddine karar verilmiş, hüküm davalı-davacı kadın tarafından temyiz edilmiştir. Yapılan yargılama ve toplanan delillerden mahkemece tarafların kabul edilen ve gerçekleşen kusurlu davranışları yanında davacı-davalı erkeğin "Eşinin kız olmadığı yönünde söylenti çıkararak" eşini evden gönderdiği anlaşılmaktadır. Gerçekleşen bu durum karşısında boşanmaya sebep olan olaylarda; erkeğin ağır, kadının az kusurlu olduğunun kabulü gerekir. Bu husus gözetilmeden yanılgılı değerlendirme sonucu tarafların eşit kusurlu olduklarının kabulü doğru olmamış ve bozmayı gerektirmiştir. 3-Yukarıda 2. bentte açıklandığı üzere; evlilik birliğinin sarsılmasına sebep olan olaylarda tazminat isteyen davalı-davacı kadının ağır ya da eşit kusurlu olmadığı, bu olayların, kadının kişilik haklarına saldırı teşkil ettiği ve ...

... vacı kadının aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yersizdir. b-Mahkemece, boşanmaya sebebiyet veren olaylarda tarafların eşit kusurlu olduğu gerekçesiyle davalı-karşı davacı kadının tazminat talepleri reddedilmiştir. Oysa ki, ilk derece mahkemesince kadına yüklenen “Elindeki bıçak ile davalıya saldırma” vakıasından sonra evlilik birliği devam etmiştir. O halde davacı erkeğin, kadının bu kusurlu davranışını affettiği ve en azından hoşgörü ile karşıladığının kabulü gerekir. Affedilen ve hoş görülen olaylar karşı tarafa kusur olarak yüklenemez. Mahkemece tespit edilen ve gerçekleşen olaylara göre eşine “Sürtük, kaltak” şeklinde hakaret eden,' “S...tir ol git, yüzüğünü bırakıp eşyalarını da alıp git" diyerek evden kovan, eşini kastederek tanık...'ye "Nerede kaldığı, ne yaptığı be ...

... den sarsılması hukuki nedenine dayalı karşılıklı boşanma davasının yapılan yargılaması sonunda, ilk derece mahkemesince her iki davanın kabulü ile tarafların boşanmalarına karar verilerek kadın yararına tedbir/yoksulluk nafakası ile tazminatlara hükmedilmiş ve erkeğin tazminat talepleri reddedilmiştir. İlk derece mahkemesi, erkeğin eşini darp ettiğini, kadının da eşinin gelirine uygun bir yaşam tarzı sürdürmeyerek müsrif davrandığını ve eşinin ailesinden hiç kimseyi evine istemediğini belirterek erkeğin ağır, kadının ise az kusurlu olduklarına hükmetmiş, ilk derece mahkemesi kararına karşı erkek tarafından kadının kabul edilen davası, kusur belirlemesi, aleyhine hükmedilen tazminatlar ve nafakalar yönünden istinaf kanun yoluna başvurulmuş ve bölge adliye mahkemesince erkeğin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. Tarafların bölge adliye mahkemesi tarafından kabul edilen ve gerçekleşen kusurlu davranışları yanında, davalı-karşı davacı kadının eşine toplum içinde "Salak, geri zekalı, aptal, manyak" diyerek hakaret ettiği anlaşılmaktadır. Erkek dava dilekçesinde kadının kendisine hakaret ettiğine vakıa olarak dayanmıştır. Bu durumda boşanmaya sebebiyet veren vakıalarda taraflar eşit kusurludur. Yanılgılı değerlendirme sonucu erkeğin ağır kusurlu olarak kabulü doğru olmayıp, bozmayı gerektirmiştir. 3-Yukarıda 2. bentte açıklandığı üzere, tarafların boşanmaya sebebiyet veren olaylarda eşit derecede kusurlu oldukları anlaşılmaktadır. Eşit kusurlu eş yararına tazminata hükmedilemez (TMK m.174/1-2). Bu husus gözetilmeden yanılgılı kusur belirlemesine bağlı olarak davalı-karşı davacı kadın yararına maddi ve manevi tazminata hükmedilmesi isabetsiz olmuş ve bozmayı gerektirmiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan sebeple İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesinin 07/03/2019 tarih, 2018/106 esas ve 2019/403 karar sayılı kararının KALDIRILMASINA, Bakırköy 2. Aile Mahkemesinin 11/05/2017 tarih, 2016/576 esas ve 2017/302 karar sayılı kararının BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, dosyanın ilk derece mahkemesine, karardan bir örneğinin ilgili bölge adliye mahkemesi hukuk dairesine gönderilmesine oybirliğiyle karar verildi. 03.12.2019 (Salı)

... 1. Taraflar arasındaki “boşanma” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İstanbul 12. Aile Mahkemesince verilen davanın kabulüne ilişkin karar, taraf vekillerinin temyizi üzerine Yargıtay 2. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. 2. Direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. 3. Hukuk Genel Kurulunca dos ...

... 2797 sayılı Yargıtay Kanunu’nun 40 ıncı ve Yargıtay İç Yönetmeliği’nin 18 inci maddeleri uyarınca yapılan ön incelemede; kararı davalı erkek adına temyiz eden vekilin özel boşanma davası takip etme yetkisi içeren vekâletnamesinin dava dosyası içerisinde ve UYAP ile oluşturulan elektronik ortamda yer almadığı belirlenmiştir. Bu itibarla; 1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun(6100 sayılı Kanun) 77 nci maddesinin birinci fıkrası uyarınca işlem yapılarak; a) Boşanma davası açmak ve açılan davayı t ...

... k vereceğini bildirmiştir. 10. M.Y. 29 Mart 2012 tarihinde Cumhuriyet savcısına sunduğu yazılı ifadesinde hakkındaki iddiaları reddetmiştir. M.Y.nin ifadesine göre, başvuran hastanede çalışmaya başladıktan kısa bir süre sonra kendisiyle arkadaşlık ilişkisi kurmuştur. Örneğin, bazen yalnız bazen de diğer iş arkadaşlarıyla birlikte öğle yemeğine gitmişlerdir. Kendisine boşanmasından ve bununla ilgili kişisel sorunlarından bahseden kişi başvuran olmuştur. Birbirlerine telefon numaralarını vermişler ve mesai saatleri içinde ve dışında birbirlerini aramışlardır. M.Y. 3 Nisan 2010 tarihinde Samsun’daki ailesini ziyaret ettiği esnada, başvuran kendisini telefonla aramıştır. M.Y. başvurana hasta olduğunu ve bu durumdayken Ankara’ya geri dönemeyeceğini söylemiştir. Başv ...

... : 2021/2243 E., 2024/568 K. DAVA TÜRÜ : Karşılıklı Boşanma İLK DERECE MAHKEMESİ : Uşak 3. Aile Mahkemesi SAYISI : 2020/139 E., 2021/483 K. Taraflar arasınd ...

... : 2022/1109 E., 2024/952 K. DAVA TÜRÜ : Boşanma, Velâyet, Kişisel İlişki Tesisi, Nafaka, Maddî- Manevi Tazminat İLK DERECE MAHKEMESİ : Lüleburgaz Aile Mahkemesi SAYISI : 2020/106 E., 2022/219 K. Taraflar arasında ...

... Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairesince verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davalı-karşı davacı kadın vekili tarafından kusur belirlemesi yönünden temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: Karşılıklı açılan boşanma davasının yapılan yargılaması sonucunda İlk Derece Mahkemesince davalı kadının bahaneler bulup .. .. köyündeki evlerinden ....'ya sık sık geldiği , hastaneye gideceğini söylediği halde hastaneye gitmeyip davacıyı yanılttığı, boşanmaya sebep olan olaylarda kadının tam kusurlu olduğu gerekçesiyle davacı- karşı davalı ... vefat etmekle asıl ve karşı dava hakkında boşanma yönüyle karar verilmesine yer olmadığına, tarafların evlilik birliğinin sarsılmasında davalı - karşı davacı kadın ...'ın tam kusurlu olduğunun tespitine hükmedilmiş, bu karara karşı kadın vekili tarafından kusur belirlemesi yönünden istinaf yoluna başvurulmuş, Bölge Adliye Mahkemesince kadının istinaf talebinin esastan reddine karar verilmiştir. Kadına yüklenen ''bahaneler bulup .. .. köyündeki evlerinden ...'ya sık sık geldiği , hastaneye gideceğini söyl ...

... ındaki karşılıklı boşanma davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince asıl davanın kabulü ile tarafların boşanmalarına, karşı davanın reddine karar verilmiştir. Kararın her iki taraf vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun kısmen esastan reddi ve kısmen kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmünün ilgili bölümlerinin kaldırılarak kaldırılan yönlerden yeniden esas hakkında hüküm kurulmasına karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı karşı davacı erkek veki ...

... n birlikte yaşadığı ...’e şiddet uyguladığı, olay tarihinden yaklaşık dört yıl önce tanık ...’in kendisine karşı şiddet uygulanmasından dolayı birlikte yaşadığı sanık ...’ı terkederek Adana’da ikamet eden babasının yanına taşındığı, bir süre sonra da İzmir’de ikamet eden kardeşlerinin yanına gittiği, İzmir ilindeyken ... ile akrabası olan maktul ... arasında bir gönül ilişkisinin kurulduğu ve olay tarihinden yaklaşık üç ay önce ... ile ...’in kaçarak birlikte yaşamaya başladıkları anlaşılmaktadır. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu 2017/5 Esas 2018/7 Karar sayılı kararında evlilik birliği devam ederken eşlerden biri ile evli olduğunu bilerek birlikte olan üçüncü kişiye karşı manevi tazminat isteminde bulunulamayacağına karar vermiştir. Yargıtay anılan karar ile resmi nikâh akdi yaparak evlenen kişilerin eşlerine karşı sadakat yükümlülüğü bulunduğu, sadakat yükümlülüğüne uymayan eşin maddi ve manevi tazminat yükümlülüğü altında olduğu, sadakat yükümlülüğüne aykırı hareket eden eş ile evli olmasına rağmen ilişki içinde bulunan üçüncü kişiye ise maddi veya manevi tazminat davası açılamayacağını kararlaştırmıştır. İçtihadı Birleştirme Kararları hukukumuzda kanun ile eşdeğerdir. Somut olayda; tanık ..., sanık ...’ın kendisine şiddet uygulaması üzerine babasının evine kaçmış sonrasında da duygusal ilişki kurduğu maktul ... ile müşterek bir yaşam kurmak için anlaşarak birlikte yaşamaya başlamıştır. Küçük yaşta sanık ... ile birliktelik kuran tanık ...’in aralarında resmî nikâh bulunmadığından kendisine karşı gerçekleşen şiddet eylemleri nedeniyle boşanma davası açması mümkün olmamakla birlikte, maktul ... ile tanık ...’in resmen evlenmesine engel bir durum da bulunmamaktadır. Sanık ..., samimi savunmalarında belirttiği üzere çocuklarının annesi olması nedeniyle ...’i öldürmeyeceğini söylemiş, namusunu temizlemek için sadece maktul ...’i öldürmeye karar vermiştir. Bu çerçevede maktul ...’den kaynaklanan ve sanık ...’a yönelen hukuk kuralları ile korunan hiçbir haksız davranış bulunmamaktadır. Resmî eş yönünden dahi aldatma fiiline katıldığı için üçüncü kişiye karşı tazminat davası açılması kabul edilmezken, gayriresmî bir birlikteliğin bozulduğu gerekçesiyle kurulan yeni birlikteliğin hukuken haksızlık olarak değerlendirilmesi mahkememizce mümkün görülmediğinden, tanık ...’in yaşı küçük çocuklarını bırakması ise maktul ...’den kaynaklanan bir haksızlık olmadığından sanık ... hakkında tasarlayarak öldürme suçundan kurulan hükümde haksız tahrik uygulanmaması gerektiği,” gerekçesiyle bozmaya direnerek önceki hüküm gibi sanığın mahkûmiyetine karar vermiştir. Hükmün sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 09.04.2023 tarihli ve 37664 sayılı temyiz talebinin esastan reddi ile hükmün onanması istekli tebliğnamesi ile dosya, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 307. maddesi uyarınca kararına direnilen daireye gönderilmiş, aynı madde uyarınca inceleme yapan Yargıtay 1. Ceza Dairesince 13.06.2023 tarih, 3520-4109 sayı ve oy çokluğu ile direnme kararının yerinde görülmemesi üzerine Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş, açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. II. UYUŞMAZLIĞIN KAPSAMI VE KONUSU Direnme kararının kapsamına göre inceleme sanık ... hakkında nitelikli kasten öldürme suçundan kurulan mahkûmiyet hükmüyle sınırlı olarak yapılmıştır. Suçun sübutuna ve suç niteliğine ilişkin bir uyuşmazlık ve bu kabulde dosya içeriği itibarıyla herhangi bir isabetsizlik bulunmayan somut olayda, Yargıtay 1. Ceza Dairesi çoğunluğu ile İlk Derece Mahkemesi arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanık ... hakkında haksız tahrik hükmünün uygulanma koşullarının bulunup bulunmadığının belirlenmesine ilişkindir. III. OLAY VE OLGULAR İncelenen dosya kapsamından; Tanık ... şikâyetçi sıfatıyla 03.02.2020 tarihinde kollukta; dayıs ...

... Mahkemece talebin kabul edilerek koruma kararı verildiği, Kollukta susma hakkını kullanan sanığın 02.07.2019 tarihinde Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığında ifade verdiği, sanık müdafiinin, "…maktul ... kızı ile müvekkilimizin boşanmasını istemediği için sürekli aileyi rahatsız etmiş, tehditlerde bulunmuş, keza müvekkilimizin abisini bıçak ile yaralamıştır, müvekkilimiz ve kardeşleri söz konusu soyut tehditlerin somut tehditlere dönüşmesi üzere ... hakkında şikâyetçi olup can güvenliği talebinde bulunmuşlardır," şeklinde beyanda bulunduğu, Sanığın Diyarbakır 4. Sulh Ceza Hâkimliğindeki sorgusunda; "Evlendiğimiz zamandan beri eşim ile babasından dolayı kavga ederiz. 1 Mayıs 2019'da ... çocukları ile birlikte benim evime geliyorlar, bana zarar vermek için, tesadüf eseri benim ailem de beni ziyaret için geliyor, o sırada bir tartışma oluyor ve ağabeyim ile kayınpederim arasında bir kavga oluyor. Ağabeyim bıçakla yaralanıyor, tüm bu olaylar olduğu sırada ben evde değildim. (…) Olay günü rastladığım kayınpederim ... bana silahını doğrultup ateş etmemiş olsaydı ben kesinlikle ateş etmezdim.", Ağır Ceza Mahkemesindeki 25.02.2020 tarihli ilk celsede ise; "Ben yaklaşık 8 yıldır evliyim. Kayınpederim ile ailemize müdahale etmesi nedeniyle anlaşamadığımız için pek görüşmüyorduk. 2019 yılı 1 Mayıs tarihinde benim evimde maktul ile abim kavga ettiler. Orada maktul abimi bıçakladı. Bu olaydan sonra maktul bana yönelik aracılar vasıtasıyla tehditler gönderiyordu. ‘Boşanırsa onu öldüreceğim.’ diyordu, (…) Bana daha önce yapmış olduğu hakaret ve tehditler ile abime gerçekleştirdiği eylemin öfkesiyle ateş ettim" Şeklinde savunmalarda bulunduğu, Anlaşılmaktadır. IV. GEREKÇE A. İlgili Mevzuat ve Doktrinde Uyuşmazlığa İlişkin Görüşler TCK'nın 29. maddesinde haksız tahrik; "Haksız bir fiilin meydana getirdiği hiddet veya şiddetli elemin etkisi altında suç işleyen kimseye, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası yerine on sekiz yıldan yirmi dört yıla ve müebbet hapis cezası yerine on iki yıldan on sekiz yıla kadar hapis cezası verilir. Diğer hâllerde verilecek cezanın dörtte birinden dörtte üçüne kadarı indirilir." şeklinde, ceza sorumluluğunu azaltan bir neden olarak kabul edilmiştir. Ceza sorumluluğunu azaltan bir neden olarak düzenlenen haksız tahrik, kişinin haksız bir fiilin kendisinde meydana getirdiği hiddet ya da şiddetli elemin etkisi altında suç işlemesi durumunda kusur yeteneğindeki azalmayı ifade etmektedir. Bu hâlde fail, suç işleme yönünde önceden bir karar vermede ...

... nın sanık ve ailesi tarafından öğrenilmesinden sonra maktulün ailesi ile barışmaya yönelik birtakım görüşmelerin gerçekleşmesi, bu bağlamda ve barışma karşılığında bedel olarak sanık ile tanık ...'in kızının evlendirilmesine karar verilmesi, ancak evlilik gerçekleşmeyince tekrar yapılan görüşmelerde bu defa da bedel olarak altın karşılığında anlaşmaya varılması, hatta ilk talep edilen altın miktarı çok bulununca bunda azaltmaya gidilmiş olunması ve bu her bir görüşmenin sanığın bilgisi ve rızası dahilinde gerçekleşmesi, yine bedel konusunda da sanığın rıza göstermesi, bu görüşmeler boyunca geçen sürecin uzunluğu, aynı şekilde sanığın ...'dan olma çocuklarını yanına alıp memleketine dönmesi ve bu süreçte maktulün ailesinin göndereceği altınları beklemesi, yine son olarak maktulün aile fertlerinin öldürme olayı öncesinde, yukarıda açıklandığı üzere, kendisine birtakım laflar söylediği hususunun soyut nitelikte kalmış olmasına bağlı olarak artık haksız tahrik durumunun ortadan kalktığı ve sanık hakkında uygulanamayacağı değerlendirilmiştir. Bu açıklamalara ek olarak; barışma karşılığı 80 altının ödenmemiş olması durumu da atılı suç açısından haksız tahrik hükümlerinin uygulanması sonucunu ortaya koymayacaktır. Öyle ki, artık aradaki uyuşmazlık ...'ın ... ile yaşamaya başlaması ve sanığı terk etmesi durumundan uzaklaşmış ve bu durum karşılığı taraflar arasındaki bedel konusuna ilişkin hale gelmiştir. Bu bağlamda, önce tanık ...'in kızı ile evlenme mevzuu, bu gerçekleşmeyince istenilen ve karşı tarafça çok bulunan ve miktarı düşürülen altın'ın talep edilen tarihte sanığa teslim edilmemiş olması öldürme ya da silahla tehdit suçu açısından haksız tahrik sebebi olarak değerlendirilemeyeceği kanaatine varılmıştır. ...Ayrıca mağdur ...'ın şiddete uğraması nedeni ile aile konutunu terk etmesi, bu olayların geçmişi anlamındaki ...'ın anlatımı, evden ayrılan ...'ın maktulle beraberlik yaşamaya başlaması, maktulün ve ...'ın bebek beklemeleri, sanık ile maktulün fiilen Ocak 2020'den beri ayrı yaşamaları, taraflar arasındaki boşanma davası birlikte değerlendirildiğinde, aile hukuku anlamındaki 'sadakat yükümlülüğü' kurumunun sanık lehine bir tahrik nedeni olamayacağının anlaşılması, Aynı şekilde, dosya arasındaki mesaj dökümlerinde görüleceği üzere, maktul ile sanık arasındaki küfür tehdit vb. sözel haksız hareket anlamında da ilk haksız hareketin sanıktan kaynaklı olması, maktulün, eşi ile boşanma aşamasında olan ve eşi olan sanıkla Ocak 2020'den beri ayrı yaşayan maktulden bebek beklemesi, yani maktulün ...' ın doğuracağı çocuğun babası olması hususları da göz önüne alındığında, sanık bakımından haksız tahrik hükümlerinin lehe dikkate alınmasını gerektirecek bir durumun olmadığı...'' gerekçeleriyle bozmaya direnerek önceki hüküm gibi sanığın mahkûmiyetine karar verilmiştir. Direnme kararına konu bu hükmün de sanık ve müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 16.05.2023 tarihli ve 36618 sayılı "Bozma" istemli tebliğname ile dosya 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 307. maddesi uyarınca kararına direnilen daireye gönderilmiş, aynı madde uyarınca inceleme yapan Yargıtay 1. Ceza Dairesince 06.12.2023 tarih ve 4352-7580 sayı ile direnme kararının yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. II. UYUŞMAZLIĞIN KONUSU Sanık hakkında mağdur ... ...'e yönelik eylemi nedeniyle silahla tehdit ve 6136 sayılı Kanuna aykırılık suçlarından kurulan mahkûmiyet hükümleri istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmek suretiyle kesinleşmiş olup itirazın kapsamına göre inceleme; sanığın maktule yönelik eylemi nedeniyle nitelikli kasten öldürme suçundan kurulan mahkûmiyet hükmü ile sınırlı olarak yapılmıştır. Özel Daire ile İlk Derece Mahkemesi arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanık hakkında ...

... KEMESİ :Aile Mahkemesi DAVA TÜRÜ : Karşılıklı Boşanma Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davacı-karşı davalı erkek tarafından karşı davanın kabulü, kusur belirlemesi, aleyhine hükmolunan ve reddedilen tazminatlar yönünden; davalı-karşı davacı kadın tarafından ise karşı davanın kabulü yönünden temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü: 1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuna uygun sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir yanlışlık görülmemesine göre, davalı-karşı davacı kadının tüm, davacı-karşı davalı erkeğin ise aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yersizdir. 2- Mahkemece; boşanmaya sebep olan olaylarda davacı-karşı davalı erkeğin davacı kadına ...