⚖️Yüksekkaya Law Office⚖️ 🏛️İçtihat Arama Motoru️🏛️️
Sadece Hukuk Büromuzca Kullanılan ve Önemli Görülen Kararlar Eklenmektedir!
Yönetici Girişi
Yeni Karar Ekle
Mevcut Kararları Yönet
Aşağıdaki arama sonuçlarında **Düzenle** ve **Sil** butonları ile yönetim yapabilirsiniz.
... ırılması öngörülmüş, bu bağlamda hırsızlık suçunda 144, yağma suçunda 150/1, dolandırıcılık suçunda 159, belgede sahtecilik suçunda 211. maddeler düzenlenmiştir. Buna göre, 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 308. maddesinde adliye aleyhine işlenen bir suç olarak koruma altına alınan eylemlerin bir kısmı, 5237 sayılı Kanun'un 150/1. maddesiyle malvarlığına ilişkin bir suç haline dönüştürülmüştür. Bu düzenlemeye göre, hukuki ilişkiye dayanan bir alacağın tahsili amacıyla cebir veya tehdit kullanılması halinde eylem yağma suçunu oluşturmakla birlikte, bu özel düzenleme nedeniyle fail kasten yaralama ve/veya tehdit suçundan cezalandırılacaktır. Böylece, hukuki ilişkiye dayanan bir alacağın tahsili amacıyla hareket edilmiş olması daha az ceza verilmesini gerektiren bir hal olarak kabul edilmiş, başka bir anlatımla failin saikine önem verilmiştir.
Bu madde hükmünün uygulanabilmesi için fail ile mağdur arasında alacak hakkı doğuran herhangi bir hukuksal ilişkinin bulunması gereklidir. Bu hukuki ilişkinin, ilgili kanunda belirtilen şekil şartına uygun olarak kurulmuş olması zorunlu olmayıp, hukuk düzenince kabul edilebilir meşru bir ilişki olması yeterlidir. Başka bir anlatımla, şekil şartına uyulmadan kurulan bu ilişkinin ilgili kanun hükümleri uyarınca Özel Hukuk alanında hukuki sonuç doğurmayacak olması, ceza hukuku alanında dikkate alınmasına engel olmayacaktır. Burada önemli olan şekil şartına uyulsun veya uyulmasın meşru bir hukuki ilişkinin bulunup bulunmadığı ve bu hukuki ilişkiye dayanan alacağın tahsili amacıyla hareket edilip edilmediğidir.
Alacak iddiasının varlığını kabul için mutlaka alacak davası açılıp ispatının beklenilmemesi gerekir. Çünkü Cezanın delil anlayışı ile Hukukun delil anlayışı ve kabulü farklıdır. Hukukta şeklî gerçeklik hakimdir. Daha ziyade iddia ve ispata dayanan delil sistemi geçerli olup taraflarca ileri sürülmeyen iddia ve delillerin davanın kabulunde esas alınamayacağı bir gerçekliktir. Oysa Cezada maddi hukuka dayanan bir kabul söz konusudur. Taraflar iddia etmese, savunmasa bile maddi gerçeklik her türlü delil incelenip kabulde esas alınmaktadır. Bu nedenle mutlaka hukuka göre ispat şartı aranmamaktadır.
Dosyaya yansıyan ifadeler ve delillere göre taraflar arasında hukuki bir ilişki ...
... un (5237 sayılı Kanun) 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 308. maddesindeki "kendiliğinden hak alma" suçuna benzer bağımsız bir suç tipine yer verilmemiş, onun yerine kanunda belirtilen bazı suçların bir hukuki ilişkiye dayanan alacağın tahsili amacıyla işlenmesi halinde failin daha az ceza ile cezalandırılması öngörülmüş, bu bağlamda hırsızlık suçunda 144, yağma suçunda 150/1, dolandırıcılık suçunda 159, belgede sahtecilik suçunda 211. maddeler düzenlenmiştir. Buna göre, 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 308. maddesinde adliye aleyhine işlenen bir suç olarak koruma altına alınan eylemlerin bir kısmı, 5237 sayılı Kanun'un 150/1. maddesiyle malvarlığına ilişkin bir suç haline dönüştürülmüştür. Bu düzenlemeye göre, hukuki ilişkiye dayanan bir alacağın tahsili amacıyla cebir veya tehdit kullanılması halinde eylem yağma suçunu oluşturmakla birlikte, bu özel düzenleme nedeniyle fail kasten yaralama ve/veya tehdit suçundan cezalandırılacaktır. Böylece, hukuki ilişkiye dayanan bir alacağın tahsili amacıyla hareket edilmiş olması daha az ceza verilmesini gerektiren bir hal olarak kabul edilmiş, başka bir anlatımla failin saikine önem verilmiştir.
Bu madde hükmünün uygulanabilmesi için fail ile mağdur arasında alacak hakkı doğuran herhangi bir hukuksal ilişkinin bulunması gereklidir. Bu hukuki ilişkinin, ilgili kanunda belirtilen şekil şartına uygun olarak kurulmuş olması zorunlu olmayıp, hukuk düzenince kabul edilebilir meşru bir ilişki olması yeterlidir. Başka bir anlatımla, şekil şartına uyulmadan kurulan bu ilişkinin ilgili kanun hükümleri uyarınca Özel Hukuk alanında hukuki sonuç doğurmayacak olması, ceza hukuku alanında dikkate alınmasına engel olmayacaktır. Burada önemli olan şekil şartına uyulsun veya uyulmasın meşru bir hukuki ilişkinin bulunup bulunmadığı ve bu hukuki ilişkiye dayanan alacağın tahsili amacıyla hareket edilip edilmediğidir.
Alacak iddiasının varlığını kabul için mutlaka alacak davası açılıp ispatının beklenilmemesi gerekir. Çünkü Cezanın delil anlayışı ile Hukukun delil anlayışı ve kabulü farklıdır. Hukukta şekli gerçeklik hakimdir. Daha ziyada iddia ve ıspata dayanan delil sistemi geçerli olup taraflarca ileri sürülmeyen iddia v ...
... : 2022/197 E., 2022/360 K.
SUÇ : Bilişim sistemlerinin, banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık
KARAR : Mahkûmiyet
KANUN YARARINA BOZMA YOLUNA BAŞVURAN : Adalet Bakanlığının istemi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : İlgili kararın kanun yararına bozulması
Konya 7. Ağır Ceza Mahkemesinin, 18.10 ...
... 2 esas 2012/84 karar sayılı ilamı aşağıda şekilde ortaya çıkmıştır;
'...
Ulaşılan Kanaat :
Tüm dosya kapsamı, dosya içerisinde bulunan deliller ile sanık savunmaları, tanık beyanları, Bağkur Genel Müdürlüğü Teftiş Kurulu Başkanlığı tarafından düzenlenen raporlar ile soruşturma aşamasında düzenlenen tutanaklar ve yargılama aşamasında İstanbul adli Tıp Kurumu ile Ankara Ağır Ceza Mahkemesi aracılığı ile alınan bilirkişi raporları hep birlikte göz önünde bulundurulduğunda; her ne kadar sanıklar ......, ......, ....., ......, ....., ....., Alattin Edip Yazgan isimli sanıklar hakkında resmi belgede sahtecilik ve dolandırıcılık suçlarından dolayı cezalandırılmaları istemi ile mahkememize kamu davası açılmış ise de; bu sanıkların savunmalarında üzerlerine atılı bulunan suçları işlemediklerini suçsuz olduklarını savundukları, bu sanıklardan bazılarının suça konu olan eczaneleri kendilerinin işletmediğini, bu eczaneleri muvazaalı olarak başka kişilere devrettiklerini, yalnızca görünüşte eczanenin sahibi olarak gözüktüklerini, savundukları, bir kısmının ise eczanelerin bizzat kendilerinin işlettiklerini ancak üzerlerine atılı bulunan suçları işlemediklerini savun ...
... I : 2023/9101 Değişik iş
SUÇ : Dolandırıcılık, resmi belgede sahtecilik
KARAR : Kovuşturmaya yer olmadığına dair karara karşı yapılan itirazın reddi
KANUN YARARINA BOZMA YOLUNA BAŞVURAN : Adalet Bakanlığının istemi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : İlgili kararın kanun yararına bozulması
Adalet Bakanlığının, 5271 sayılı Ceza Muh ...
... ğı süre içinde 19 adet birlik encümen toplantısı yapıldığının anlaşıldığı, ancak şüphelilerin 2006 yılından 31 adet toplantı karşılığı, 2007 yılında ise 21 adet toplantı karşılığı oturum ücreti aldıkları, ayrıca şüpheli ...'ın raporlu olduğu günlerdeki encümen toplantı tutanaklarını da imzalayarak adına tahakkuk eden ücretleri aldığı, böylece şüphelilerin görevleri gereği tasarrufları altında bulunan Birlik paralarını zimmetlerine geçirdikleri,
Resmî evrakta sahtecilik ve kamu kurumu aleyhine dolandırıcılık suçu kapsamında; şüpheli ...'ın tayin olup atandığı yere gitmeden önce yanında annesi bulunmadığı hâlde annesi yanındaymış gibi sürekli görev yolluğu bildiriminde bulunduğu, bu bildirim karşısında sürekli görev yolluğu ödemesine esas olmak üzere ödeme emri belgesi düzenlendiği ve bu belgeye istinaden şüpheli ...'a, annesi için ... Mal Müdürlüğünce yolluk ödemesi yapıldığı, şüpheli ...'in de belgelerde imzasının bulunduğu, suçu birlikte işledikleri, durumun müfettiş raporuyla anlaşılması üzerine henüz soruşturma başlamadan şüpheli ...'ın haksız ödemeyi ... Mal Müdürlüğüne iade ettiği, böylece şüphelilerin birlikte evrakta sahtecilik ve kamu kurumu zararına dolandırıcılık suçlarını işledikleri" gerekçesiyle kamu davası açıldığı, sanıkların eylemlerine uyan sevk maddelerinin; "5237 sayılı TCK'nın 247/1, 204/2, 158/1-e, 168/1 ve 53'' olarak gösterildiği, suçların "Zimmet, kamu görevlisinin resmî belgede sahteciliği ve kamu kurum ve kuruluşları zararına dolandırıcılık'' olarak belirtildiği, sonuç kısmında ise açıkça sanıkların "yukarıda yazılı sevk maddeleri gereğince cezalandırılmalarına'' karar verilmesinin talep edildiği,
Yerel Mahkemece 20.05.2010 tarih ve 134-120 sayı ile sanık ... hakkında iddianamenin son paragrafında belirtilen sanık ...’ın annesi için haksız görev yolluğu aldığı iddiasıyla ilgili kamu görevlisinin resmî belgede sahteciliği ve nitelikli dolandırıcılık suçlarından sanık ... hakkında soruşturma izni alınmasının talep edilmesi için ayırma kararı verildiği, sanık ... için ise nitelikli dolandırıcılık suçundan verilen beraat kararının temyiz edilmeksizin kesinleştiği ve bu eylemle ilgili kamu görevlisinin resmî belgede sahteciliği suçundan sanık ... hakkında hüküm kurulmasının unutulduğu, yargılama neticesinde "İddianamede haksız alınan huzur hakları için sadece zimmet suçu istenmiş ise de bu suçun işlenmesi için yukarıda anlatıldığı şekilde sahte evrakta tanzim edilmesi nedeniyle TCK 212. maddesi gereği aynı zamanda evrakta sahtecilik suçundan da sanıklar cezalandırılmıştır." gerekçesiyle sanıkların TCK’nın 247/1 ve 62. maddeleri uyarınca 4 yıl 7 ay hapis; kamu görevlisinin resmî belgede sahteciliği suçundan ve TCK’nın 204/2 ve 62. maddeleri uyarınca 2 yıl 11 ay hapis cezasıyla cezalandırılmalarına ve her iki suç yönünden de aynı Kanun'un 53/1-5. maddesi uyarınca hak yoksunluklarına karar verildiği, hükümlerin, Mal Müdürlüğü, sanık ve sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 5. Ceza Dairesince TCK’nın 43/1 ve 53/1-5. maddelerinin uygulanmaması eleştirisi ile onandığı,
İçişleri Bakanlığı Mülkiye Müfettişliğinin 11.04.2008 tarihli ve ... sayılı raporuna göre; ... ilçesi Köylere Hizmet Götürme Birliğinin 2006 ve 2007 yıllarına ait hesap, iş ve işlemleriyle ilgili 2006 yılında 24, 2007 yılında 19 toplantı yapıldığı, birlik başkanı olan sanık ...’a aylık ödeme olarak 5.186,15 TL, huzur hakkı olarak 10.249,05 TL; sanık ...’e aylık ücret olarak 4.246,55 TL, huzur hakkı olarak ise 85,30 TL ödendiği, sanık ...’ın ... Köylere Hizmet Götürme Birliği Tüzüğü’nün 19. maddesi uyarınca düzenli aylık aldığı, 2006 yılında birlik başkanlığı nedeniyle 31 adet, 2007 yılında 21 adet toplantı oturum ücreti aldığı, 31.03.2006-06.04.2006 tarihleri arasında raporlu olmasına rağmen 05.04.2006 tarihli toplantıya, 28.07.2006-05.08.2006 tarihleri arasında raporlu olduğu hâlde 02.08.2006 tarihli toplantıya, 30.03.2007-07.04.2007 tarihleri arasında raporlu olmasına rağmen 04.04.2007 tarihli toplantıya, 31.07.2007-09.08.2007 tarihleri arasında raporlu olduğu hâlde 01.08.2007 tarihli toplantıya katılmış gibi toplantı tutanaklarını imzaladığı ve huzur hakkı aldığı, kaymakamların 5355 sayılı Mahalli İdareler Birlikleri Kanunu’nun 18 ve 22. maddeleri uyarınca huzur hakkı yanında ayrıca maaş alamayacakları, birlik encümen üyesi olmayan yazı işleri müdürü sanık ...’in de huzur hakkı ücreti almasının mümkün olmadığı, sanık ...’ın raporlu olduğu günlerde aldığı ve fazladan almış olduğu huzur hakkının 3.654,20 TL olduğu, sanık ...'ın huzur hakkı ve aylık olmak üzere toplam 8.840,35 TL, sanık ...’in ise haksız olarak 85,30 TL huzur hakkı ücreti aldığı,
Sayıştay emekli uzman denetçileri tarafından düzenlenen 06.01.2010 tarihli bilirkişi raporuna göre; Köylere Hizmet Götürme Birliğinin doğal başkan ve üyelerinin huzur hakkı ücreti almalarının yasal olduğu, kaymakamın birliğin başkanı olması nedeniyle huzur hakkı ücreti almasına yasal olarak engel bulunmadığı, yasaların öngördüğü üzere yılda 24 toplantı karşılığında huzur hakkı ücreti alabileceği, birlik başkanı kaymakamın 2006-2007 yılları için toplam alacağı huzur hakkı ücretinin 48 toplantı karşılığı alınacak ücreti geçmemesi gerektiği hâlde 52 defa aldığının görüldüğü, fazladan alınan 4 günlük huzur hakkı ücretinin iade edildiği, sanık ...’in sehven bir defa huzur hakkı ücreti aldığı ve iade ettiği,
... Kaymakamlığı Mal Müdürlüğünün 25.03.2010 tarihli ve 32 sayılı yazısına göre; sanık ...'ın mal müdürlüğüne herhangi bir iadede bulunmadığı, sanık ...'in ise 1.200 TL geri ödemesinin olduğu,
... Kaymakamlığı Yazı İşleri Müdürlüğünün 25.06.2008 tarihli ve 829 sayılı yazısına göre; ... Kaymakamlığının 13.06.2008 tarihli yazısı ekinde gönderilen sanık ...’a ait kişi borcunun kurumun hesabına yatırıldığının bildirildiği, sanık ...’ın ... Kaymakamlığına hitaben verdiği dilekçenin, şahsına çıkarılan 8.840,35 TL’nin faizi ile birlikte 10.007,56 TL olarak 13.06.2008 tarihind ...