⚖️Yüksekkaya Law Office⚖️ 🏛️İçtihat Arama Motoru️🏛️️
Sadece Hukuk Büromuzca Kullanılan ve Önemli Görülen Kararlar Eklenmektedir!
Yönetici Girişi
Yeni Karar Ekle
Mevcut Kararları Yönet
Aşağıdaki arama sonuçlarında **Düzenle** ve **Sil** butonları ile yönetim yapabilirsiniz.
...
1- Sanık .. hakkında mağdur ..'a yönelik kasten yaralama, sanık ...'ın mağdur .. yönelik kasten yaralama, sanık ...’ün mağdur ..’a yönelik hakaret, sanık ..’ın mağdur ..’e yönelik kasten yaralama suçları yönünden CMK.nun 23l/5 maddesi uyarınca verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin kararlar, CMK.nun 231/12. maddesi uyarınca itiraz yasa yoluna tabi olup temyizi kabil bulunmadığı ve gereği itiraz merciince yerine getirildiğinden, bu hükümlerin inceleme dışı tutulmasına karar verilmiştir.
2- Toplanan deliller karar yerinde incelenip, sanık .. ve suça sürüklenen çocuk .’ın mağdur ..’ı kasten öldürmeye teşebbüs suçlarının sübutu kabul, oluşa ve soruşturma sonuçlarına uygun şekilde suç niteliğini tayin, suça sürüklenen çocuk .. yönünden cezayı azaltıcı nedenlerden tahrike yaş küçüklüğü ile takdire ilişen cezayı azaltıcı sebebin niteliği takdir kılınmış, sanık .. yönünden takdire ilişen cezayı azaltıcı sebebin bulunmadığı takdir kılınmış, savunmaları inandırıcı gerekçelerle değerlendirilmiş, incelenen dosyaya göre verilen hükümlerde bozma nedenleri dışında isabetsizlik görülmemiş olduğundan, katılan .. müdafiinin suçun tasarlanarak işlendiğine, cezanın az olduğuna, suça sürüklenen çocuk .. müdafiinin suç vasfına yönelen, sanık .. ve müdafiinin bir nedene dayanmayan ve yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddine,
Ancak;
a- Mağdur ..’ın olay günü aynı iş yerinde birlikte çalıştıkları suça sürüklenen çocuk ..'ın teyzesinin kızı ve sanık ..'ın ise eşinin yeğeni olan . ...
... SI : 2021/1661 E., 2021/1680 K.
SUÇ : Cumhurbaşkanına hakaret
HÜKÜM : İstinaf başvurusunun esastan reddi
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama
Yapılan ön incele ...
... SI : 2019/1880 E. 2021/1063 K.
SUÇ : Cumhurbaşkanına hakaret
HÜKÜM : İstinaf başvurusunun esastan reddi
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama
Yapılan ön incele ...
... paylaşımlarda bulunduğunu, eşi hakkında tehdit ve hakaretlerle asılsız isnatlar ve küçük düşürücü ifadelere yer verdiğini, ortak çocuğu da bunlara alet ettiğini, bu surette özel hayatın gizliliğini ihlal ederek suç işlediğini, kişisel verileri yayıp ve paylaştığını, evlilik birliği içinde müvekkilinin ailesine karşı mesafeli duruş sergileyip hiç bir zaman benimsemediğini, ailesinin de olumlu tutum ve davranışlar sergilemediğini, müvekkilinin ailesi ile görüşmelerini sürekli sorun haline getirdiğini, annesine karşı olumsuz ve saygısız söylemlerde bulunduğunu, küsmeleri, eleştirel ve küçük düşürücü yaklaşımları olduğunu, bu konuları sürekli gündeme getirip tartışma zemini yarattığını, her gün kendi ailesi ile konuşup evdeki her şeyi ve maddîyata dayalı konuları konuştuğunu, bir defasında yanlarına giden erkek için "bankamatiğin geldi" dediğini, eşini para kaynağı olarak gördüğünü, tüm maddî imkanlarını kullandığını, işi gereği kişisel görünümü ve dikkat etmesi için yaptığı faaliyetleri tartışma konusu yaptığını, ancak bu aktivitelere katılmayı da istemediğini, kişisel görümününe ve bakımına dikkat etmediğini, birlikte olma isteğine karşı moral bozucu ve onur kırıcı ifadeler kullandığını, erkeklik gururunu kırdığını, çocuklara babaları hakkında olumsuz sözler ve telkinlerde bulunduğunu, yaşanan olaylarda kusurlu bulunduğunu belirterek davanın reddine, çocukların geçici velâyetinin müvekkiline verilmesini talep etmiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıdaki başlıkta tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; kadının eşinin ailesi ile bir araya gelmekten ve iletişim kurmaktan kaçındığını, kayınvalidesine (sarf ettiği söz nedeniyle) saygısız tutum sergilediği, erkeğin ise başka bir kadınla mesajlaşmalarının çocuk tarafından görüldüğü, bu kadına çiçek gönderdiği, yemek sipariş ettiği, uzun süreli ve sık telefon görüşmeleri yaptığı, sadakat yükümlülüğüne aykırı bu eylemi ile kadının güvenini sarstığı, başka bir kadın ile görüşmesinin zina boyutunda değerlendirilemeyeceği, yaşanan olaylar nedeniyle evlilik birliğinin temelinden sarsıldığı, boşanmaya neden olan olaylarda kadının hafif, erkeğin ise ağır kusurlu olduğunun tespiti ile davacının terditli taleplerinden TMK 161. maddesi uyarınca zina nedenine dayalı boşanma davasının reddine, genel sebebe dayalı boşanma talebinin kabulü ile tarafların TMK 166/1. maddesi gereğince boşanmalarına, çocukların velâyetinin anneye verilmesini, baba ile aralarında kişisel ilişki tesisine, çocuklar yararına hükmedilen 750,00'şer TL tedbir nafakasının karar tarihi itibarıyla 1.250,00'şer TL yükseltilmesine, kesinleşme sonrasında aynı miktarda iştirak nafakası olarak devamına, kadın yararına hükmedilen aylık 1.000,00 TL tedbir nafakasının karar tarihi itibarıyla aylık 1.500,00 TL'ye yükseltilmesine, kesinleşme sonrasında aynı miktarda yoksulluk nafakası olarak devamına, kadın yararına boşanmanın fer'î niteliğinde 40.000,00 TL maddî ve 30.000,00 TL manevî tazminata karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
1. Davacı kadın vekili istinaf dilekçesinde; TMK 161 maddesi gereğince zina sebebi ile açtıkları davanın reddi, kadına kusur yüklenmesi nedeniyle yapılan kusur tespiti, kadın lehine hükmedilen maddî ve manevî tazminat, iştirak ve yoksulluk nafakası miktarları yönünden istinaf kanun yoluna başvurmuş, taleplerinin kabulüne karar verilmesini istemiştir.
2. Davalı erkek vekili istinaf dilekçesinde; kusur tespiti ...
... ri, aralarında önceye dayalı anlaşmazlıklar bulunduğu, olay günü çıkan tartışma sonrasında sanığın katılana hitaben, "kahpe, oruspu, senin gibi köpeği mi doyuracağım, seni öldüreceğim" diyerek tehdit ve hakaret edip boğazını sıktığı olayda; tehdit içeren sözlerin yaralama eyleminin irade açıklaması niteliğinde olup eylemin bir bütün halinde kasten yaralama suçunu oluşturduğu ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 61. maddesi uyarınca temel ceza belirlenirken bu hususların dikkate alınması gerektiği gözetilmeden, sanık hakkında ayrıca tehdit suçundan mahkûmiyet hükmü kurulması,
2. Sanık hakkında tekerrür hükümlerinin uygulanmasına esas alınan Ürgüp Asliye Ceza Mahkemesinin 2009/113 Esas ve 2009/286 Karar sayılı ilamına konu taksirle öldürme suçunun kasıtlı bir suç olmaması sebebiyle kasıtlı suçlarla taksirli suçlar arasında tekerrür hükümlerinin uygulanamayacağı gözetildiğinde, 5237 sayılı Kanun'un 58/4. maddesi gereğince anılan ilamın tekerrüre esas alınamayacağı, sanığın adli sicil kaydında yazılı mahkûmiyetleri arasında tekerrür uygulamasına konu edilebilecek en ağır mahkumiyeti olan Nevşehir 1. Sulh Ceza Mahkemesinin 2010/1825 Esas ve 2011/531 Karar sayılı ilamı ile kasten yaralama suçundan hükmedilen 5 ay hapis cezasına ilişkin hükümlülüğünün tekerrüre esas alınması gerektiğinin gözetilmemesi,
Bozmayı gerektirmiş, sanık ...'ın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükümlerin açıklanan nedenle Tebliğname'ye aykırı olarak BOZULMASINA,
Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilme ...
... 2010/308 (E) ve 2011/107 (K)
SUÇ : Hakaret
Yerel Mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle, başvurunun süresi ve kararın niteliği ile suç tarihine göre dosya görüşüldü:
Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.
Vicdani kanının oluştuğu duruşm ...
... SI : 2015/772 E., 2016/26 K.
SUÇ : Hakaret
HÜKÜM : Ceza verilmesine yer olmadığı
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama
Sanık hakkında k ...
... I : 2019/3690 E., 2019/3730 K.
SUÇ : Hakaret
HÜKÜM : İstinaf başvurusunun esastan reddi
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama
İlk Derece Mahkemesince verilen hükme yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararın; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun (5271 sayılı Kanun) 286 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca temyiz edilebilir olduğu, 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 291 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz isteminin süresinde olduğu, 294 üncü maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz dilekçesinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz isteminin reddini gerektirir sebeplerin bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:
I. HUKUKÎ SÜREÇ
İlk Derece Mahkemesince sanık hakkında hakaret su ...
... KEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇLAR : Görevi yaptırmamak için direnme, hakaret
Sanık hakkında kurulan hükümlerin; karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun’un 33 üncü maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8 inci maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun (1412 sayılı Kanun) 305 inci maddesi gereği temyiz edilebilir oldukları, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükümleri temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 1412 sayılı Kanun’un 310 uncu maddesi gereği temyiz isteğinin süresinde olduğu, aynı Kanun’un 317 nci maddesi gereği temyiz isteğinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:
I. HUKUKÎ SÜREÇ
... 1.Asliye Ceza Mahkemesi'nin 27.03.2014 Tarihli ve 2014/56 Esas, 2014/143 Karar ...
... rma Hastenesinde doktor olarak görev yapan mağdurlara “haysiyetsiz, terbiyesiz ” diyerek hakaret ettiğinin iddia edildiği olayda, eylemin TCK'nın 125/3-a maddesindeki kamu görevlisine karşı görevinden dolayı hakaret suçunu oluşturduğu, bu suçun kovuşturulmasının şikayet koşuluna bağlı olmadığı gözetilmeden, şikayetten vazgeçme nedeniyle kamu davasının düşmesine karar verilmesi,
Kanuna aykırı ve O Yer Cumhuriyet Savcısının temyiz nedenleri ile tebliğnamedeki düşünce yerinde görüldüğünden HÜKMÜN BOZULMASINA, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın esas/hüküm mahkemesine gönderilmesine, 23/06/2015 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
... in reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.
Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede başkaca nedenler yerinde görülmemiştir.
Ancak;
Hakaret fiillerinin cezalandırılmasıyla korunan hukuki değer, kişilerin onur, şeref ve saygınlığı olup, bu suçun oluşabilmesi için, davranışın kişiyi küçük düşürmeye matuf olarak gerçekleşmesi gerekmektedir. Bir hareketin tahkir edici olup olmadığı bazı durumlarda nispi olup, zamana, yere ve duruma göre değişebilmektedir. Kamu görevlileri veya sivil vatandaşa yönelik her türlü ağır eleştiri veya rahatsız edici sözlerin hakaret suçu bağlamında değerlendirilmemesi, sözlerin açıkça, onur, şeref, ve saygınlığı rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnadını veya sövmek fiilini oluşturması gerekmektedir. Sanığın, katılanların verdiği temyiz dilekçesine cevap niteliğindeki dilekçesinde yer alan ve mahkemece hakaret kabul edilen "bu iddiayı ben müşteki vekillerinin kötüniyet demeyeyim ama cehaletlerine bağlıyorum" şeklindeki ifadelerin, TCK'nın 128. maddesinde düzenlenen iddia ve savunma dokunulmazlığı kapsamında kaldığı gözetilmeden, kanuni olmayan ve yerinde görülmeyen gerekçeyle mahkumiyet kararı verilmesi,
Kanuna aykırı ve sanık İ.. Ç.. müdafiinin temyiz nedenleri yerinde görüldüğünden, tebliğnameye aykırı olarak HÜKMÜN BOZULMASINA, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın esas/hüküm mahkemesine gönderilmesine, 04/11/2015 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
... SI : 2015/147 E., 2016/99 K.
SUÇ : Hakaret
HÜKÜM : Beraat
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Bozma
Sanık hakkınd ...
... 2007/620 (E) ve 2011/1840 (K)
SUÇ : Hakaret
Yerel Mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle, başvurunun süresi ve kararın niteliği ile suç tarihine göre dosya görüşüldü:
Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.
Vicdani kanının oluştuğu duruşm ...
... ilk günlerinden bu yana psikolojik şiddet uyguladığını, agrasif inatçı bir kişiliğinin olduğunu, müvekkiline sürekli neredeydin diye ithamda bulunduğunu, aşırı kıskanç olduğunu, mesajlarını kontrol ettiğini, evlenmeden önce bir çok söz verdiğini, ileride namus dışında senden ayrılmam dediğini ancak evlendikleri ilk günden beri boşanalım dediğini, müvekkiline karşı ayrılalım seni de sevmiyorum öğretmensin diye evlendim, çocuğunu da sevmiyorum dediğini, yanıma yakışmıyorsun şeklinde aşağılayıcı ve onur kırıcı sözler sarf ettiğini, müvekkilinin vajinamus tedavisi olarak hamile kaldığını, erkeğin ikinci çocuğu zorla aldırdığını, ortak çocuk ...'in yanağını ısırarak morarttığını, fiziksel şiddet uyguladığını, cinsel konularda çevreye kadın ile ilgili olumsuz sözler söylediğini, Hepatit B bağışıklığını nereden kazandığı konusunda imalı sözler söylediğini, hakaret ve iftira attığını bu sebeple tarafların 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (4721 sayılı Kanun) 166 ncı maddesinin birinci fıkrası gereği boşanmalarına, velayetin anneye verilmesine, ortak çocuk içim ileride iştirak nafakasına çevrilmek üzere 2.000,00 TL tedbir nafakasına her yıl enflasyon oranında arttırılmasına, 100.000,00 TL maddi tazminat, 100.000,00 TL manevi tazminata karar verilmesini dava ve talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı-karşı davacı erkek cevap ve karşı dava dilekçesinde; davacının vajinamus rahatsızlığı sebebiyle tedaviden ve ailesine söylemekten evliliğin ilk zamanlarında kaçındığı, davacının ve babasının hakaret ve tehdit ettiğini, öldürmekle tehdit ettiğini, evlilik birliği içerisinde alınmış olan aracın kadının ve babasının zoruyla elinden alındığını, bu olay sebebiyle fiziksel şiddet gördüğünü beyan ederek tarafların 4721 sayılı Kanun'un 166 ncı maddesinin birinci fıkrası gereği boşanmalarına, karşı tarafın taleplerinin reddine, 20.000,00 TL maddi ve 20.000,00 TL manevi tazminata karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıdaki başlıkta tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; erkeğin kadını sevmediği, gerizekalı, özgüvensiz dediği, kadının ailesinin erkeğin üzerinde bulunan aracı zor kullanarak aldıkları; kadın erkeğin zoruyla kürtaj olduğun ...
... ARAR
Hakaret suçundan meçhul şüpheli hakkında yapılan soruşturma evresi sonunda, ... Cumhuriyet Başsavcılığınca verilen 03/03/2021 tarihli ve 2021/18657 soruşturma, 2021/13781 sayılı kovuşturmaya yer olmadığına dair karara karşı yapılan itirazın reddine ilişkin mercii ... 1. Sulh Ceza Hâkimliğinin 06/05/2021 tarihli ve 2021/2793 değişik ... sayılı kararının Adalet Bakanlığı tarafından kanun yararına bozulmasının istenilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 08/04/2022 gün ve 2022/25820 sayılı tebliğnamesiyle dava dosyası Dairemize gönderilmekle incelendi:
İstem yazısında; " 5271 sayılı Kanun’un 160. maddesi uyarınca, Cumhuriyet savcısının, ihbar veya başka bir suretle bir suçun işlendiği izlenimini veren bir hâli öğrenir öğrenmez kamu davasını açmaya yer olup olmadığına karar vermek üzere hemen işin gerçeğini araştırmaya başlaması gerektiği, aynı Kanun’un 170/2. maddesi gereğince yapacağı değerlendirme sonucunda, toplanan delillerin suçun işlendiği hususunda yeterli şüphe oluşturduğu kanısına ulaştığında iddianame düzenleyerek kamu davası açacağı, aksi halde ise anılan Kanun’un 172. maddesi gereği kovuşturma yapılmasına yer olmadığına dair karar vereceği, buna karşın Cumhuriyet savcısının 5271 sayılı Kanun’un kendisine yüklediği soruşturma görevini yerine getirmediği, ortada yasaya uygun bir soruşturmanın bulunmadığı durumda, anılan Kanun’un 173/3. maddesindeki koşullar oluşmadığından, itirazı inceleyen merciin Cumhuriyet savcısının soruşturma yapmasını sağlamak maksadıyla itirazın kabulüne karar verebileceği yönündeki açıklamalar karşısında,
Somut olayda ... isimli paylaşım sitesinde, şüphelinin " ... " isimli ... hesabından müştekinin fotoğrafının bulunduğu 03/11/2020 tarihinde paylaşılan yorum içerir ... paylaşımının altına “ Şu aşağıdaki it herif, 90 saattir enkaz bölgesinde canla başla çalışıp ... bebeği kurtaran o elleri öpülesi ekibinin "Alahu ekber" demesinden rahatsız olmuş. Bir de tüm cahilliği ve şahsiyetsizliğiyle Allahu ekber değil Bismillah diyeceksiniz diyerek de akıl verip racon kesmiş, geri zekalı. Adama bakıyorsunuz Muhammed, cv sine bakıyorsunuz dadaş yazıyor. Lan bu ne ayak diyorsunuz ki IP li olduğunu görünce ne bok olduğunu da anlıyorsunuz. Godoşun teki! " şeklinde paylaşım yaparak müştekiye karşı hakaret suçunu işlediği iddiası üzerine yapılan şikayet üzerine, ... Cumhuriyet Başsavcılığınca ..., ..., youtube isimli sosyal paylaşım siteleri ile ilgili olarak yapılan hafif suçlara ilişkin istinabe taleplerinin, ABD adli makamlarınca cevaplanmadığı, soruşturma kapsamında şikayetçinin iddiasına konu olayın tespitine yönelik herhangi bir delile ulaşılamadığı gerekçesiyle kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmiş ise de,
Benzer bir olaya ilişkin Yargıtay 4. Ceza Dairesinin 15/03/2021 tarihli ve 2021/1361 esas, 2021/9218 karar sayılı ilâmında yer alan, "... müştekinin şikayeti üzerine başlatılan soruşturmada, söz konusu sosyal medya hesabı ile ilgili açık kaynak araştırması yaptırılması, şüp ...
... SI : 2019/121 E., 2019/291 K.
SUÇ : Hakaret
HÜKÜM : İstinaf başvurusunun esastan reddi
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama
İlk Derece Mahk ...
... yandığı delillerle kanuna uygun sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir yanlışlık görülmemesine göre, davacının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yersizdir.
2- Dava, erkek tarafından açılan Türk Medeni Kanunu'nun 166/son maddesine dayalı boşanma davası olup ilk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda Türk Medeni Kanunu'nun 166/ son maddesindeki koşulların oluştuğu ancak davalı kadının, davacı erkeğin başka bir kadınla birlikte olduğu iddiasını ispatlayamadığı, bu haliyle davalı kadının maddi, manevi tazminat ve yoksulluk nafakası talepleri yönünden yasal şartların oluşmadığı gerekçesiyle davanın kabulü ile tarafların TMK 166/son maddesi gereğince boşanmalarına, davalı kadın yararına dava tarihinden boşanma kararının kesinleştiği tarihe kadar devam etmek üzere aylık 500 TL tedbir nafakasına, davalı kadının yoksulluk nafakası ve tazminat taleplerinin ise reddine karar verilmiş, hükme karşı taraflarca istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. Bölge adliye mahkemesince somut olayda TMK'nın 166/son maddesi koşullarının gerçekleştiği, davacı erkeğin, davalı eşine sürekli şiddet uyguladığı ve hakaret ettiği, davalı kadının ise TMK'nın 166/son maddesine dayanak alınan dosyada bir kusurunun olmadığının tespit edildiği, davacı erkeğin bunu temyiz etmeyerek dayanak dosya kararının kesinleştiği, davalı kadın yönünden bir kusur tespitinin yapılmadığı ve ilk davanın erkek tarafından açıldığı hususları hep birlikte değerlendirildiğinde davacı erkeğin tam kusurlu olduğu, kadın yararına yoksulluk nafakası ve tazminat koşullarının oluştuğu gerekçesiyle kadın yararına aylık 500 TL yoksulluk nafakası ile 25.000,00 TL maddi ve 25.000,00 TL manevi tazminata hükmedilmiş, hüküm davacı tarafça temyiz edilmiştir.
Yapılan yargılama ve toplanan delillerden, taraflar arasında daha önce görülen ve erkeğin davasına dayanak teşkil eden boşanma davasının, "Davalı kadına atfı kabil bir kusurun varlığının ispatlanamadığı" gerekçesiyle her iki tarafa da kusur yüklenilmeden reddedilip kesinleştiği, bu tarihten sonra tarafların bir araya gelmedikleri, fiili ayrılık döneminde gerek davalı kadına gerekse davacı erkeğe kusur olarak yüklenebilecek bir olayın varlığının ve erkeğin ilk boşanma davasında, tarafların boşanmayı gerektirir kusurlu bir davranışının kanıtlanamadığı, böylece bu tarihten önceki olayların artık taraflara kusur olarak yüklenemeyeceği, dolayısıyla davacı erkeğe yüklenen "Sürekli fiziksel şiddet uygulama ve hakaret etme" vakıalarının bu dosya kapsamından erkeğe kusur olarak yüklenemeyeceği, sonuç olarak Türk Medeni Kanunu'nun 166/son maddesine dayanak teşkil eden ve retle sonuçlanan ilk davayı açarak fiili ayrılığa sebep olan ve birlikte yaşamaktan kaçınan davacı erkeğin boşanmaya neden olan olaylarda yine de tamamen kusurlu olduğu anlaşılmaktadır. Erkeğin gerçekleşen bu kusurlu eylemi kadının kişilik haklarına saldırı teşkil etmediğinden somut olayda davalı kadının koşulları oluşmayan manevi tazminat (TMK md. 174/2.) talebinin reddine karar verilmesi gerekirken, kabulüne karar verilmesi doğru olmayıp, bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ : Temyiz edilen hükmün yukarıda (2.) bente gösterilen sebeple BOZULMASINA, bozma kapsamı dışında kalan temyize konu diğer bölümlerinin ise yukarıda (1.) bentte gösterilen sebeple ONANMASINA, temyiz peşin harcının istek halinde yatırana geri verilmesine, dosyanın ilgili bölge adliye mahkemesi hukuk dairesine gönderilmesine oybirliğiyle karar verildi.12.11.2020 (Prş.)
... .2019 tarihli kararının istinaf edilmesi üzerine, Konya Bölge Adliye Mahkemesi 7. Ceza Dairesi tarafından verilen 29.03.2019 tarihli kararın katılan vekili tarafından temyizi sonrasında, Yargıtay 8. Ceza Dairesinin 07.02.2024 tarihli ve 2021/17708 Esas ve 2024/1019 Karar sayılı kararı ile; "...Sanık ile eşi mağdurenin tartıştığı, sanığın eşi mağdureye hakaret ettiği, bu nedenle mağdurenin şikayetçi olacağını belirtmesi üzerine sanığın demir sopayı ısıtarak mağdurenin sol koluna bastırdığı, ''dışarı çıkarsan öldüreceğim'' diyerek tehdit edip kapıları kilitleyip dışarı çıkmasına engel olduğu olayda, sanığın eylemlerinin kül halinde kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunu oluşturduğu, tehditin ve yaralamanın kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun unsuru olduğu gözetilmeden, sanığın 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 109 uncu maddesinin ikinci fıkrası ve üçüncü fıkrasının (a) ve (e) bentleri uyarınca cezalandırılması gerekirken, sanık hakkında tehdit suçundan da ayrıca karar verilmesi suretiyle 5271 sayılı Kanun'un 225 inci maddesinin birinci fıkrasına muhalefet edilmesi hukuka aykırı görülmüştür..." şeklindeki gerekçeyle bozulmasına karar verilmiştir.
B. Bozmadan Sonraki Yargılama Süreci
Bozma üzerine Konya Bölge Adliye Mahkemesi 7. Ceza Dairesinin, 08.05.2024 tarihli ve 2024/449 Esas, 2024/746 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan 5237 sayılı Kanun’un 109/2, 3-a-e, 62, 53, 63. maddeleri uyarınca 4 yıl 2 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına karar verilmiştir.
II. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
1. Katılan kurum vekilinin temyiz sebepleri;
Kararın hatalı olduğuna, lehe vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiğine, sanığın atılı suçtan cezalandırılması gerektiğine, sai ...
... I : 2021/4022 Değişik iş
SUÇLAR : Kişiler arasındaki konuşmaların dinlenmesi ve kayda alınması, verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme, hakaret, tehdit
KARAR : İtirazın reddi
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : İlgili kararın kanun yararına bozulması
Kişiler arasındaki konuşmaları ...
... SI : 2021/1497 E., 2021/1750 K.
SUÇLAR : Nitelikli yağma, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma, hakaret
HÜKÜMLER : İstinaf başvurusunun esastan reddi kararı
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Ret, Onama
1.İlk Derece Mahkeme ...
... ı kanun yararına bozma isteminin;
“5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 160. maddesi uyarınca, Cumhuriyet savcısının, ihbar veya başka bir suretle bir suçun işlendiği izlenimini veren bir hâli öğrenir öğrenmez kamu davasını açmaya yer olup olmadığına karar vermek üzere hemen işin gerçeğini araştırmaya başlaması gerektiği, aynı Kanun’un 170/2. maddesi gereğince yapacağı değerlendirme sonucunda, toplanan delillerin suçun işlendiği hususunda yeterli şüphe oluşturduğu kanısına ulaştığında iddianame düzenleyerek kamu davası açacağı, aksi halde ise anılan Kanun’un 172. maddesi gereği kovuşturma yapılmasına yer olmadığına dair karar vereceği, buna karşın ortada yasaya uygun bir soruşturmanın bulunmadığı durumda, anılan Kanun’un 173/3. maddesindeki koşullar oluşmadığından, itirazı inceleyen merciin Cumhuriyet savcısının soruşturma yapmasını sağlamak maksadıyla soruşturmanın genişletilmesine karar verebileceği yönündeki açıklamalar karşısında, Dosya kapsamına göre, müşteki vekilinin sunduğu 05/07/2022 havale tarihli şikayet dilekçesinde özetle, şüphelilerin müşteki ile birlikte Başkaya Kuyumculuk Tekstil Hayvancılık İthalat İhracat Ticaret ve Sanayi Limited Şirketi ünvanlı aile şirketinin ortakları olduğu, 08/08/2006 tarihinde müşteki adına karar defterine sahte imza atarak genel kurul toplantısında görev süresinin uzatıldığı, anılan tarihten günümüze kadar söz konusu sahteciliğe dayalı olarak şirket adına işlemler yapıldığı, şüphelilerin anılan şirkete ait para ve kazançları kendi uhdelerinde tutup müştekiye herhangi bir ödeme yapmadıkları, şirkete ait itcari defter ve genel kurul karar defterini gizledikleri, şirket hakkında şirketin zararına sebebiyet verecek şekilde asılsız bilgi verdikleri, müştekiye ve müştekinin yakınlarına karşı hakaret ve tehditte bulundukları hususlarını beyan ederek şüpheliler haklarında şikayette bulunulması üzerine yapılan soruşturma neticesinde, dolandırıcılık ve resmi belgede sahtecilik suçlarından olağan ve olağanüstü dava zamanaşımı sürelerinin dolduğundan bahisle Erzurum Cumhuriyet Başsavcılığınca kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmiş ise de;
Müşteki vekili tarafından dolandırıcılık ve sahtecilik suçlarının yanı sıra hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma, bilgi vermeme, tehdit ve hakaret suçları bakımından da suç duyurusunda bulunulmasına rağmen, yalnızca dolandırıcılık ve sahtecilik suçları bakımından karar verilmekle birlikte, sahtecilik yapıldığı belirtilen genel kurul karar defterine dayalı olarak şirket adına işlemlerin yapılmaya devam ettiğinin belirtilmiş olması karşısında, sahtecilik suçu bakımından suç tarihinin söz konusu sahte belgenin en son kullanıldığı tarih olduğunun kabulü gerekeceği, bu itibarla suç tarihinin tespiti bakımından suça konu belgenin en son hangi tarihte kullanıldığı yapılacak araştırma sonucu belirlenebileceğinden hali hazırda zamanaşımı süresinin dolduğundan bahsedilemeyeceği, bu bağlamda sahtecilik suçu bakımından suç tarihinin belirlenmesi amacıyla suça konu belgenin en son hangi tarihte kullanıldığı araştırılarak, anılan belge aslının temin edilmesi halinde üzerinde imza-yazı incelemesinin yaptırılması,
Öte yandan, şüphelilerin şirkete ait para ve kazançları kendi uhdelerinde tutup müştekiye herhangi bir ödeme yapmadıkları şeklinde isnat edilen eylemin, dolandırıcılık suçu yerine 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 155/2. naddesinde düzenlenen hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçu kapsamında kaldığı ve anılan suç için Kanunda öngörülen olağan ve olağanüstü zamanaşımı sürelerinin henüz dolmadığı cihetle, maddi gerçeğin tespiti bakımından; anılan suç bakımından söz konusu şirkete ait ticaret sicil kayıtlarının ve belirtilen dönemlerdeki ticari defter ve belgelerin getirtilip, dosyanın alanında uzman bilirkişiye tevdii sağlanarak, şüphelilerin şirkete ait para veya kazançları uhdelerinde tutup tutmadıklarının belirlenmesi, şikayete konu olayların aydınlatılmasına yarar delillerin toplanmasının ardından, hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma, tehdit ve hakaret suçlarının işlendiği hususunda kamu davası açılması için yeterli şüphenin oluşması halinde, anılan suçların uzlaşmaya tabi suçlardan olması nedeniyle dosyanın uzlaştırma işlemleri yapılmak üzere Uzlaştırma Bürosuna gönderilerek, yapılacak inceleme sonucuna göre şüphelilerin hukuki durumlarının takdir ve tayini gerekirken, eksik soruşturmaya dayalı olarak verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair karara yönelik itiraz üzerine soruşturmanın genişletilmesine karar verilmesi gerektiği gözetilmeden, yazılı şekilde itirazın reddine karar verilmesinde isabet görülmemiştir."
Şeklindeki gerekçeye dayandığı anlaşılmıştır.
İncelenen dosya içeriğine göre; şüpheliler hakkında dolandırıcılık ve resmi belgede sahtecilik suçundan verilen Erzurum Cumhuriyet Başsavcılığının, 13.09.2023 tarihli ve 2022/11979 Soruşturma, 2023/6196 Karar sayılı kovuşturmaya yer olmadığına dair kararının, şikâyetçi vekiline tebliğine ilişkin tebliğ mazbatasının dosya içerisinde ve UYAP sisteminde bulunmadığı, yine soruşturma dosyasının tamamının UYAP sistemine eklenmediği, bu haliyle dosyanın kanun yararına bozma talebini incelemeye elverişli olmadığı anlaşılmakla; gereğinin yerine getirilmesi ...
... apılan ön inceleme neticesinde sanık hakkında;
Görevi yaptırmamak için direnme suçundan kurulan hükme yönelik Bölge Adliye Mahkemesi kararının kesin nitelikte olduğu belirlenmiştir.
Hakaret suçundan verilen hükmün temyiz edilebilir olduğu, temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, temyiz isteminin süresinde yapıldığı, temyiz dilekçesinde temyiz sebebine yer verildiği, temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı tespit edilmekle, gereği düşünüldü:
I. HUKUKÎ SÜREÇ
Sanık hakkında görevi yaptırmamak için direnme ve hakaret suçlarından İlk Derece Mahkemesince verilen mahkûmiyet hükümlerine yönelik yapılan başvuru üzerine Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
II. TEMYİZ SEBEPLERİ
Sanık müdafiinin temyiz istemi; suçlar ...
... me sonucunda; “ Feragat ile sonuçlanan ilk dava kadın tarafından açılmış olup ilk derece mahkemesince ilk açılan davanın, erkek tarafından açıldığı, erkeğin o davadan feragat ettiği kabul edilerek hüküm kurmasının doğru olmadığı, yapılan yargılama ve toplanan delillerden kadının anlaşmalı boşanma teklifinde bulunan erkeğe hakaret ve tehdit ettiği telefon yazışmalarıyla kanıtlandığı , kadının ise daha önce açtığı boşanma davasından feragat etmesi ve sonrasında taraflar arasında erkeğe kusur olarak yüklenebilecek yeni bir hadise olmaması nedeniyle boşanmaya neden olan olaylarda kadının tam kusurlu kabul edilerek erkeğin davasının kabulü gerekirken sübut bulmadığından bahisle reddine karar verilmesinin doğru olmadığı ” gerekçesi ile hükmün kaldırılmasına erkeğin davasının kabulü ile ferilerine hükmedilmiş, bu karar davalı kadın tarafından temyiz edilmiştir.
Her ne kadar davacı erkek tarafından usulüne uygun dilekçeler aşamasında dayanılan telefon yazışmalarıyla kadının erkeğe hakaret ve tehdit ettiği anlaşılmakta ise de bu yazışmaların hangi tarihte yapıldığının dosyaya sunulan ekran görüntülerinden anlaşılmadığı, yine dosya içinde çözümü yaptırılan cd’nin, kayıt tarihi ile çözümlenen metinlerin incelenmesinde ise taraflar arasında geçen konuşmaların dava açıldıktan sonraya ait olduğu anlaşılmaktadır.
Her dava açıldığı tarihteki koşullara tabi olup dava, tarihinden sonra meydana gelen olaylar eldeki boşanma davasında taraflara kusur olarak yüklenemez. Bu sebeple tarihi belli olmayan telefon yazışmaları ile cd çözümlerinde geçen hakar ...
... nuna göre, taraflar dava veya cevap dilekçelerinde (HMK m. 119/1-e-f, HMK m. 129/1-e-f) iddiasının ve savunmasının dayanağı olan bütün vakıaların sıra numarası altında açık özetlerini ve iddia edilen her bir vakıanın hangi delillerle ispat edileceğini açıkça göstermek zorunda olduğu hükmü bulunmaktadır. Davalı erkek cevap dilekçesinde bir sayfadan ibaret abisine ait facebook çıktısı ile ödeme belgelerinden başkaca bir delil bildirmemiştir. Davalı erkek WhatsApp deliline dayanmadığından, dayanılmayan delilin bildirilmesi için ön inceleme aşamasında verilen süre sonuç doğurmaz.
Tüm dosya kapsamından davalı erkeğin kadının ailesine ağza alınmayacak hakaret ettiği anlaşılmaktadır. O halde erkeğin kusurlu davranışlarına göre boşanmaya sebebiyet veren olaylarda erkek tamamen kusurludur. Evlilik birliğinin devamı eşlerden beklenmeyecek derecede temelinden sarsıldığı kuşkusuzdur. Dosyaya yansıyan olaylar
bir bütün olarak değerlendirildiğinde, taraflar arasında ortak hayatı temelinden sarsacak derecede ve birliğin devamına imkân vermeyecek nitelikte bir geçimsizlik mevcut ve sabit olup, TMK'nın 166/1 maddesinde yer alan boşanma koşullarının oluştuğu dikkate alınarak davacı kadının davasının kabulü gerekirken reddi doğru olmayıp, bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Temyiz edilen bölge adliye mahkemesi kararının KALDIRILMASINA, ilk derece mahkemesi kararının yukarıda gösterilen sebeple BOZULMASINA, bozma sebebi ...
... toplanan delillerden, erkeğin birlik görevlerini yerine getirmediği, kadının ailesi ile görüşmesine engel olduğu, kadına ve ailesine cahiller diyerek hakaret ettiği, kişisel bakım ve temizliğine dikkat etmediği, bu nedenle kusurlu olduğu mahkemece dinlenen davacı tanıklarının beyanından anlaşılmaktadır. Bu halde taraflar arasında ortak hayatı temelinden sarsacak derecede ve birliğin devamına imkan vermeyecek nitelikte bir geçimsizlik mevcut ve sabittir. Olayların akışı karşısında davacı dava açmakta haklıdır. Bu şartlar altında eşleri birlikte yaşamaya zorlamanın artık kanunen mümkün görülmemesine göre, boşanmaya karar verilecek yerde, yetersiz gerekçe ile davacı kadının boşanma davasının reddi doğru bulunmamıştır.
SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda gösterilen sebeple BOZULMASINA, temyiz peşin harcının istek halinde yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oybirliğiyle karar verildi.
... n açılan Türk Medeni Kanunu'nun 166/1. maddesinde düzenlenen evlilik birliğinin temelinden sarsılması hukuki nedenine dayalı boşanma davası olup, ilk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davalı erkeğe "Eşini aldattığı, fiziksel şiddet uyguladığı ve fiili ayrılık döneminde telefonla arayarak küfür ve hakaret ettiği" vakıaları kusur olarak yüklenerek erkeğin tam kusurlu olduğu gerekçesiyle davanın kabulü ile tarafların boşanmalarına, ortak çocuğun velayetinin anneye verilmesine, ortak çocuk yararına tedbir ve iştirak nafakasına, kadının tedbir ve yoksulluk nafakası taleplerinin reddine, kadın yararına 12.000,00 TL maddi ve 12.000,00 TL manevi tazminata karar verilmiş, ilk derece mahkemesince verilen 28/03/2017 tarihli bu karar davalı erkek tarafından boşanma davasının kabulü ve fer'ileri yönünden tümüyle istinaf edilmiştir. İstinaf incelemesini yapan bölge adliye mahkemesince, erkeğin kusur belirlemesi ve maddi-manevi tazminata yönelik istinaf başvurusu kabul edilerek ilk derece mahkemesi kararının gerekçesindeki erkeğin fiziki şiddet uyguladığı ve aldatmaya ilişkin kusur tespiti gerekçeden çıkarılarak gerekçenin düzeltilmesine, kadın yararına 10.000,00 maddi ve 10.000,00 TL manevi tazminata hükmedilerek erkeğin sair istinaf taleplerinin esastan reddine karar verilmiştir.
Yapılan incelemede, davalı erkeğe yüklenen hakaret ve tehdit vakıalarının, taraflar arasında geçen telefon konuşmasının kaydedilmesi suretiyle oluşturulan ses kaydının bulunduğuna ilişkin tanık beyanlarına dayandığı görülmüştür. HMK m. 189/2’ye
göre, hukuka aykırı olarak elde edilmiş olan deliller mahkeme tarafından bir vakıanın ispatında dikkate alınamaz. Taraflar arasında geçen bir konuşmanın, davacı kadınca erkeğin bilgisi olmaksızın kayda alınması hukuka aykırı olduğundan, bu ses kaydının bulunduğuna ilişkin tanık beyanlarına da itibar edilemez. Bir ispat aracının Anayasa m. 36 anlamında "Meşru vasıta” olarak kabul edilebilmesi ve buna ispat gücü tanınabilmesi için, hukukun izin verdiği şekilde elde edilmesi gerekir. Hukuka aykırı yollardan elde edilen delillere veya bunların varlığına ilişkin tanık beyanlarına ispat gücü tanınması, hukuk usulünde geçerli olan silahların eşitliği ilkesine aykırıdır. Bu sebeplerle, davalı erkeğe yüklenen hakaret ve tehdit vakıaları, hukuka uygun delillerle inandırıcı şekilde ispat edilememiştir. Bir başka ifadeyle, gerçekleşen bu duruma göre boşanmaya sebep olan olaylarda davalı erkeğin kusurlu bir davranışı ispatlanamamıştır. Açıklanan sebeplerle davacı kadının davasının reddi gerekirken, kabulü usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda gösterilen sebeple BOZULMASINA, bozma sebebine göre davalı erkeğin sair temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına, temyiz peşin harcının istek halinde yatırana geri verilmesine, dosyanın ilgili ...
... aylarda; yatak odası sırlarını paylaşan, müşterek ev oluşturmayan, evin anahtarını vermeyen ve annesinin müdahalesine izin veren erkek ile eşine hakaret edip konuşması ile alay eden kadının, eşit derecede kusurlu olduklarını kabul ederek, boşanma davasının kabulüyle tarafların boşanmalarına, maddi ve manevi tazminat (TMK m. 174/1-2) isteğinin reddine, davacı kadın yararına tedbir ve yoksulluk nafakasına karar vermiş, taraflarca istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine, görevli Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesince 20.03.2018 tarih 2017/2436 esas-2018/532 karar sayılı kararla; tarafların istinaf isteğinin kısmen kabulü ile; toplanan delilerden, davalı erkeğin annesi tarafından davacı kadına evin anahtarının verilmediği, karı kocaya ait müşterek evin oluşturulmadığı, evlilik birliğine annesinin müdahalesine izin verdiği, birlik görevlerini yerine getirmediği, davacı kadının ise kocası hakkında üçüncü kişilerin yanında "Bundan koca olmaz, bu gerizekalı" yine "Alman ayısı, bundan koca olmaz" diyerek hakaret etttiği, eşinin konuşması ile alay ettiği, gerçekleşen bu kusur durumuna göre kocanın ağır, kadının hafif kusurlu olduğu kabul edilerek, kadın lehine takdir
edilen yoksulluk nafakasının (TMK m. 175) miktarı artılarak, davacı kadın yararına maddi tazminata karar verilmiştir.
Yapılan soruşturma ve toplanan delillerle, özellikle davalı erkeğin yurt dışında yaşadığı ve henüz müşterek konutun hiç oluşturulmadığı dikkate alınarak karı-kocaya ait müşterek konut sağlamadığı vakıasının erkeğe kusur olarak yüklenmesi doğru değildir. O halde; bölge adliye mahkemesince belirlenen ve gerçekleşen diğer kusurlu davranışlara göre tarafların eşit kusurlu olduklarının kabulü gerekirken, yazılı şekilde erkeğin ağır kadının az kusurlu olarak kabulü doğru olmayıp, bozmayı gerektirmiştir.
3-Yukarıda 2. bentte açıklandığı üzere boşanmaya sebebiyet veren vakıalarda taraflar eşit kusurludur. Boşanmaya sebep olan olaylarda eşit kusurlu eş yararına tazminata karar verilemez. Kadın yararına Türk Mede ...
... lillerle kanuna uygun sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir yanlışlık görülmemesine göre, davacı-karşı davalı kadının tüm, davalı-karşı davacı erkeğin ise aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yersizdir.
2-İlk derece mahkemesince, tarafların birbirine karşılıklı hakaret ettiği, bu nedenle eşit kusurlu oldukları gerekçesiyle kadının davasının kabulü ile erkeğin davasının reddine, kadının düzenli ve gelir getiren bir işte çalışması nedeniyle yoksulluk nafakasının reddi ile tarafların tazminat taleplerinin reddine karar verilmiş, taraflarca istinaf kanun yoluna başvurması üzerine, görevli İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesinin 21/11/2017 tarih, 2017875 esas ve 2017/1112 karar sayılı kararı ile "Dava tarihinden sonra gerçekleşen olayların kusur tespitinde dikkate alınması doğru olmayıp, bu kapsamda tarafların birbirine yönelik hakaret mesajları nedeniyle kadına kusur yüklenilmesi doğru bulunmamıştır. Kadının başkaca kusurlu davranışı da ispat edilememiştir. Evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına neden olan olaylarda pilot olmadığı halde mesleğinin pilotluk olduğunu söyleyen, daha önce evlenmiş olmasına rağmen ilk evliliği olduğunu açıklayan, bu konularda yalan beyanda bulunmak suretiyle eşinin güvenini sarsan davalı-karşı davacı erkek tam kusurludur. Mahkemece, tarafların eşit kusurlu bulunarak koşulları oluştuğu halde davacı-karşı davalı kadının Türk Medeni Kanunu'nun 174/1-2. maddesine dayalı tazminat taleplerinin reddi doğru değildir" gerekçesiyle davacı-karşı davalı kadın yararına maddi ve manevi tazminata karar verilmiştir.
Bölge adliye mahkemesince davalı-karşı davalı erkek tam kusurlu bulunarak kadın yararına tazminatlara karar verilmiş ise de; toplanan delillerden erkeğe yüklenen pilot olmadığı halde me ...
... ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü: Dava, evlilik birliğinin temelinden sarsılması nedenine dayalı boşanma davasıdır. Davacı, davalının kusurlu davranışları sonucu evlilik birliğinin temelinden sarsıldığını ileri sürerek boşanmalarına, çocukların velayetinin kendisine verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı, evlilik birliğinin ilk yıllarda iyi olduğunu, ancak son yıllarda bozulmaya başladığını, davacının annesi ile aynı apartmanda oturduklarını, kayınvalidesinin sürekli işine karıştığını, kendisine hakaret ettiğini ve bu durumu eşine söylediği halde eşinin kendisinden idare etmesini istediğini, davacının annesinin davranışları nedeniyle davalının depresyona girmesine sebep olduğunu, çocuklarıyla birlikte başka bir evde yaşadığı taktirde hiçbir sorunun olmayacağına inandığını ve boşanmak istemediğini, boşanma kararı verilmesi halinde ise çocukların velayetinin kendisine bırakılmasını, müşterek çocuklar için ayrı ayrı 300 YTL, kendisi için 300 YTL. nafakaya, 50.000 YTL maddi tazminata hükmedilmesini istemiştir. Yerel Mahkeme; ”Tanık beyanlarına, Bakırköy Prof. Dr. Mahzar Osman Ruh Sağlığı ve Sinir Hastalıkları Hastanesi tarafından düzenlenen 18.5.2006 tarih 2006/10194sayılı rapora ve olayların seyrine göre, davalının ruhsal rahatsızlığı nedeni gerçekleştirdiği eylemlerden, söylediği sözlerden sorumlu tutulması, bunlardan dolayı kusurlu sayılması mümkün görülmemiştir.” gerekçesi ile davanın reddine karar vermiş, taraf vekillerinin temyizi üzerine hüküm Özel Dairece yukarıdaki gerekçe ile bozulmuş, yerel mahkeme “Davalının olumsuz ve kusur olarak değerlendirilebilecek eylemlerinin tamamı atak dönemlerinde ve atak sebebi ile gerçekleşmiştir. Bunlara göre davalının hastalığının özelliğine göre eylemlerinden sorumlu tutulması mümkün görülmemiştir.” gerekçesi ile kararında direnmiştir. Toplanan delillerden davalının “iki uçlu mizac bozukluğu” denilen bir hastalığı olduğu , hastalığın zaman zaman alevlenmelerle seyrettiği ve 2000 yılında başlayıp 6 yıldır sürdüğü, ancak yapılan tedavi sonucu davacının tam iyileşme durumuna girdiği, kısıtlanmasına gerek bulunmadığı anlaşılmaktadır. Söz konusu hastalığın zaman zaman ataklar halinde devam etmesi nedeniyle, davalının evlilik birliğinin yürümesine engel teşkil eden tüm davranışlarını hastalık nedeniyle yaptığı sonucuna varılamaz.Hastalık devresi dışında da aynı hareketlerine yer vermektedir. O halde davalı kadının birlik görevlerini yerine getirmediği ve bu nedenle kusurlu olduğu kanaatine varılmıştır. Ne var ki, davacı koca da, tanık beyanlarından da anlaşılacağı üzere eşini rahatsızlığı nedeniyle halk arasında hoca diye adlandırılan kişilere götürmüş olması, aynı apartmanda oturan annesinin davalı eşine karşı takındığı olumsuz tutuma sessiz kalması nedeniyle evlilik birliğinin temelinden sarsılmasında etkili olmuştur. Açıklanan nedenlerle tarafların eşit kusurlu sayılmaları gerekir. Tarafların eşit kusuru nedeniyle de, ortak hayatı temelinden sarsacak derecede ve birliğin devamına imkan vermeyecek nitelikte bir geçimsizlik mevcuttur. Eşleri birlikte yaşamaya zorlamak kanunen mümkün değildir. Boşanmaya (TMK.md.166/1) karar verilecek yerde, davanın reddi doğru bulunmamıştır.
Bu nedenle usul ve yasaya aykırı direnme kararı bozulmalıdır.
SONUÇ: Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının yukarıda gösterilen nedenlerden dolayı HUMK.nun 429.maddesi gereğince BOZULMASINA, bozma nedenine göre davalının temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına, 27.02.2008 gününde bozmada oybirliği sebebinde oyçokluğu ile karar verildi.
... ne gelince; Yapılan soruşturma, * toplanan delillerden, tarafların karşılıklı olarak birbirlerine şiddet kullanıp hakaret ettikleri, davacı kocanın eşini ve çocuklarını evden kovduğu, davalı kadının da, eşinin arabasına zarar verdiği, kayınvalidesinin saçlarından tutarak, valizini dışarı attığı, taraflardan birinin kusurunu diğerinden üstün tutmanın mümkün bulunmadığı anlaşılmaktadır. Bu halde taraflar arasında ortak hayatı temelinden sarsacak derecede ve birliğin devamına imkân vermeyecek nitelikte bir geçimsizlik mevcut ve sabittir. Olayların akışı karşısında davacı dava açmakta haklıdır. Bu şartlar altında eşleri birlikte yaşamaya zorlamanın artık kanunen mümkün görülmemesine göre, boşanmaya (TMK.md. 166/1)karar verilecek yerde, yetersiz gerekçe ile davanın reddi doğru bulunmamıştır.
SONUÇ: Temyiz edilen hükmün 2. bentte gösterilen nedenlerle davacı koca yararına BOZULMASINA, temyize konu diğer hususların 1. bentte gösterilen nedenlerle ONANMASINA, aşağıda yazılı harcın davalıya yükletilmesine, peşin harcın mahsubuna, temyiz peşin harcının yatıran davacıya geri verilmesine, iş bu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oybirliğiyle karar verildi.17.12.2007 (Pzt.)
... ayalı olarak taraflarca karşılıklı açılan boşanma davalarının, ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonucunda, evlilik birliği içerisinde davacı-davalı erkeğin bağımsız konut temin etmediği, ailesinin evliliğe ve düğün sürecinde eşine yönelik olumsuz müdahalelerine sessiz kaldığı; davalı-davacı kadının ise eşine hakaret ve aşağılayıcı nitelikte "Sen erkek misin, şerefsizsin, seninle evlendiğime pişmanım" şeklinde sözler sarfettiği gerekçesiyle her iki davanın kabulü ile tarafların boşanmalarına, kadın yararına aylık 300 TL tedbir nafakasına, karar kesinleştiğinde nafakanın yoksulluk nafakası olarak devamına, tarafların eşit kusurlu olmaları sebebiyle, kadının maddi ve manevi tazminat taleplerinin reddine karar verilmiştir. Hüküm davacı-davalı erkek tarafından yoksulluk nafakası yönünden, davalı-davacı kadın tarafından erkeğin kabul edilen davası, kusur belirlemesi, reddedilen tazminat talepleri ve nafaka miktarı yönünden istinaf edilmiştir. Bölge adliye mahkemesince davacı-davalı erkeğin istinaf talebinin kabulü ile kadının yoksulluk nafakası talebinin reddine hükmedilmiş, kadının istinaf taleplerinin esastan reddine karar verilmiş, hüküm davalı-davacı kadın tarafından temyiz edilmiştir.
Yapılan yargılama ve toplanan delillerden mahkemece tarafların kabul edilen ve gerçekleşen kusurlu davranışları yanında davacı-davalı erkeğin "Eşinin kız olmadığı yönünde söylenti çıkararak" eşini evden gönderdiği anlaşılmaktadır. Gerçekleşen bu durum karşısında boşanmaya sebep olan olaylarda; erkeğin ağır, kadının az kusurlu olduğunun kabulü gerekir. Bu husus gözetilmeden yanılgılı değerlendirme sonucu tarafların eşit kusurlu olduklarının kabulü doğru olmamış ve bozmayı gerektirmiştir.
3-Yukarıda 2. bentte açıklandığı üzere; evlilik birliğinin sarsılmasına sebep olan olaylarda tazminat isteyen davalı-davacı kadının ağır ya da eşit kusurlu olmadığı, bu olayların, kadının kişilik haklarına saldırı teşkil ettiği ve ...
... ince kadına yüklenen “Elindeki bıçak ile davalıya saldırma” vakıasından sonra evlilik birliği devam etmiştir. O halde davacı erkeğin, kadının bu kusurlu davranışını affettiği ve en azından hoşgörü ile karşıladığının kabulü gerekir. Affedilen ve hoş görülen olaylar karşı tarafa kusur olarak yüklenemez.
Mahkemece tespit edilen ve gerçekleşen olaylara göre eşine “Sürtük, kaltak” şeklinde hakaret eden,' “S...tir ol git, yüzüğünü bırakıp eşyalarını da alıp git" diyerek evden kovan, eşini kastederek tanık...'ye "Nerede kaldığı, ne yaptığı belli değil, ben 10 tane karı bulurum, ancak bir tane ana bulamam" dediği anlaşılan erkeğin, evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına sebep olan olaylarda ağır kusurlu olduğu anlaşılmıştır. Hal böyle iken; tarafların eşit kusurlu kabul edilmesi ve bu hatalı kusur belirlemesine bağlı olarak, kadının maddi ve manevi tazminat isteklerinin reddi doğru olmayıp, bozmayı gerektirmiştir. c-Mahkemece davalı-karışı davacı kadının çalışması nedeniyle sabit geliri olduğu ve boşanma yüzünden yoksulluğa düşmeyeceği gerekçesi ile yoksulluk nafakası talebinin reddine karar verilmiştir. Yapılan yargılama ve toplanan delillere göre, kadının yargılama aşamasında asgari ücretle işe başladığı, yalnız yaşadığı, kira giderinin bulunduğu ve adına kayıtlı herhangi bir malvarlığının olmadığı, buna karşılık davalı erkeğin ise: polis memuru olduğu ve 2.800 TL maaş aldığı ve arkadaşları ile birlikte kiralık evde oturduğu anlaşılmıştır. Asgari ücret seviyesindeki gelirin kişiyi yoksulluktan kurtarmayacağını açıklayan HGK 24.12.2014 gün 2013/2-1364esas ve 2014/1082 sayılı kararı doğrultusunda, asgari ücret seviyesinde gelir elde eden davalı karşı davacı kadın yararına yoksulluk nafakası koşulları gerçekleşmiş olup, elde ettiği gelir kadını yoksulluktan kurtaracak düzeyde değildir. Mahkemece davalı karşı davacı kadın lehine Türk Medeni Kanunu'nun 175. maddesi gereği uygun bir miktarda yoksulluk nafakası takdiri gerekirken, yazılı şekilde isteğin reddi doğru olmayıp, bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Temyiz edilen hükmün, yukarıda 2/b-c bentlerde gösterilen sebeplerle; İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi 06.02.2019 tarih, 2017/2734 esas ve 2019/173 sayılı kararının, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 373/1. maddesine göre KALDIRILMASINA; Bakırköy 4. Aile Mahkemesi 15.12.2016 tarih, 2015/347 esas ve 2016/902 sayılı kararının BOZULMASINA; yukarıda 1. bentte gösterilen sebeple dilekçe ...
... den sarsılması hukuki nedenine dayalı karşılıklı boşanma davasının yapılan yargılaması sonunda, ilk derece mahkemesince her iki davanın kabulü ile tarafların boşanmalarına karar verilerek kadın yararına tedbir/yoksulluk nafakası ile tazminatlara hükmedilmiş ve erkeğin tazminat talepleri reddedilmiştir. İlk derece mahkemesi, erkeğin eşini darp ettiğini, kadının da eşinin gelirine uygun bir yaşam tarzı sürdürmeyerek müsrif davrandığını ve eşinin ailesinden hiç kimseyi evine istemediğini belirterek erkeğin ağır, kadının ise az kusurlu olduklarına hükmetmiş, ilk derece mahkemesi kararına karşı erkek tarafından kadının kabul edilen davası, kusur belirlemesi, aleyhine hükmedilen tazminatlar ve nafakalar yönünden istinaf kanun yoluna başvurulmuş ve bölge adliye mahkemesince erkeğin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. Tarafların bölge adliye mahkemesi tarafından kabul edilen ve gerçekleşen kusurlu davranışları yanında, davalı-karşı davacı kadının eşine toplum içinde "Salak, geri zekalı, aptal, manyak" diyerek hakaret ettiği anlaşılmaktadır. Erkek dava dilekçesinde kadının kendisine hakaret ettiğine vakıa olarak dayanmıştır. Bu durumda boşanmaya sebebiyet veren vakıalarda taraflar eşit kusurludur. Yanılgılı değerlendirme sonucu erkeğin ağır kusurlu olarak kabulü doğru olmayıp, bozmayı gerektirmiştir. 3-Yukarıda 2. bentte açıklandığı üzere, tarafların boşanmaya sebebiyet veren olaylarda eşit derecede kusurlu oldukları anlaşılmaktadır. Eşit kusurlu eş yararına tazminata hükmedilemez (TMK m.174/1-2). Bu husus gözetilmeden yanılgılı kusur belirlemesine bağlı olarak davalı-karşı davacı kadın yararına maddi ve manevi tazminata hükmedilmesi isabetsiz olmuş ve bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan sebeple İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesinin 07/03/2019 tarih, 2018/106 esas ve 2019/403 karar sayılı kararının KALDIRILMASINA, Bakırköy 2. Aile Mahkemesinin 11/05/2017 tarih, 2016/576 esas ve 2017/302 karar sayılı kararının BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, dosyanın ilk derece mahkemesine, karardan bir örneğinin ilgili bölge adliye mahkemesi hukuk dairesine gönderilmesine oybirliğiyle karar verildi. 03.12.2019 (Salı)
... dava dilekçesinde; tarafların 09.06.2012 tarihinde evlendiğini, ortak çocuklarının bulunmadığını, üniversite mezunu olduklarını, evlilik öncesinde İstanbul'da çalıştıklarını, davalının isteği üzerine müvekkilinin işten ayrılarak Manavgat'a yerleştiklerini, evlilik birliği kurulduktan sonra davalının eşine küfür ve hakaret ettiğini, sadakatsiz davrandığını, toplum içerisinde küçük düşürücü söz ve eylemlerde bulunduğunu, sürekli boşanma isteğini dile getirdiğini ileri sürerek tarafların boşanmalarına, müvekkili yararına 6.000TL tedbir-yoksulluk nafakası ile 500.000TL maddi, 500.000TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı Cevabı:
5. Davalı vekili 02.12.2013 tarihli cevap dilekçesinde; tüm iddiaları inkârla, müvekkilinin ilk, davacını ...
Yargıtay 1. Ceza Dairesi 2006/4417 E., 2006/5347 K.
HAKARET
TAHRİK
5237 S. TÜRK CEZA KANUNU [ Madde 29 ]
765 ...
... sanığın işlettiği kahvehaneye alkollü gelerek, bağırıp çağırarak müşterileri rahatsız edip, yolda karşılaştığı sanığa tehdit ve hakaretlerini sürdürdüğü; olay günü de "senin limitin doldu" diyerek sanığın üzerine yürüdüğü, kaçan sanığı kovaladığı, bu sırada sanığın üzerinde bulunan kısa namlulu tüfeği çıkarıp maktule birden fazla ateş ederek yaraladığı olayda, haksız tahrikin ulaştığı boyut dikkate alınarak, 12-18 yıl arasında bir ceza öngören 29. maddenin uygulanması sırasında, alt ve üst sınırlar arasında makul bir ceza tayini yerine 18 yıl hapse hükmedilmesi,
Bozmayı gerektirmiş olup, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden hükmün tebliğnamedeki düşünce gibi (BOZULMASINA), 09.04.2008 gününde oybirliği ile karar verildi.
... k-tulden evi tahliye etmesini istediği, olaydan bir gün önce de sanığın alkol alarak, yüksek sesle konuşmasından maktulün rahatsızlık duyduğu, bu nedenle aralarında çıkan tartışma sırasında, maktulün sanığa hakaret edip yumruk attığı, ertesi gün sanığın tekrar evin boşaltılmasını istediği, maktulün yine hakaretle karşılık verdiği, akşam saatlerinde tanık Ahmet'le konuşmasında maktulün Kurban Bayramı'na kadar evden çıkmasına razı olduğunu söylediği, ancak aynı günün gecesi binanın dışında maktulün eve dönmesini beklemeye başlayan sanığın, kısa bir süre sonra gelen maktulü tabancayla ateş ederek öldürdüğü olayda,
Maktulü öldürme konusunda karar veren sanığın, kararında sebat ve ısrar gösterdiğini belirleyebilecek makul bir süre geçmeden fiilini işlediği, tasarlamanın koşullarının oluştuğuna ilişkin yeterli ve inandırıcı delillerin bulunmadığı gözetilmeden, kasten öldürme suçundan cezalandırılmasına karar vermek gerekirken, yazılı şekilde tasarlayarak öldürme suçundan mahkumiyet hükmü kurulması,
Bozmayı gerektirmiş, sanık müdafîinin temyiz itirazları bu sebeple yerinde görüldüğünden, re'sen de temyize tabi hükmün tebliğnamedeki düşünceye aykırı olarak (BOZULMASINA), 06.10.2009 günü oybirliğiyle karar verildi.
...
...'ı kasten öldürmeye teşebbüsten ve hakaretten sanık ...'ın yapılan yargılanması sonunda: Hükümlülüğüne ilişkin (KARŞIYAKA) İkinci Ağır Ceza Mahkemesinden verilen 05.12.2006 gün ve 66/440 sayılı hükmün Yargıtay’ca incelenmesi sanık müdafii ile müdahil vekili taraflarından istenilmiş olduğundan dava dosyası C.Başsavcılığından tebliğname ile Dairemize gönderilmekle: incelendi ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
TÜRK MİLLETİ ADINA
1-a)Sanık müdafiinin duruşma talebinin cezanın mik ...
...
...'ı kasten öldürmekten ve ...'ı yaralamaktan sanık ..., ...'ı yaralamaktan ve hakaretten sanık ...'ın yapılan yargılanmaları sonunda: Hükümlülüklerine ilişkin (AMASYA) Ağır Ceza Mahkemesinden verilen 10/07/2008 gün ve 58/162 sayılı hükmün Yargıtay’ca incelenmesi sanıklar müdafii ile müdahiller vekili taraflarından istenilmiş, sanık ... müdafii duruşma da talep etmiş olduğundan dava dosyası C.Başsavcılığından tebliğname ile Dairemize gönderilmekle; sanık ... hakkında duruşmalı, sanık ... ile müdahilin temyizleri veçhile incelendi ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
TÜRK MİLLETİ ADINA
1- Temyiz dilekçesinin içeriğine göre, müdahil sanık ... m ...
... aptıran mağdurla, sanık ve ailesi arasında başlayan tartışma sırasında karşılıklı hakaret edip birbirlerini basit şekilde darp ettikleri, bu esnada mağdura elindeki orakla saldıran sanığın, mağdurun sırtından ve kolundan yaraladığı, sırtındaki yaralanmaların kesi şeklinde, sol koldaki yaralanmaların ise sol ulna açık kırığına neden olup hayat fonksiyonlarını 3.derecede etkiyecek nitelikte olduğu ve hayati tehlike yaratmadığı, yere düşen mağdura karşı engel durum olmadığı halde sanığın eylemine devam etmediği, olay yerinde bulunanlarca mağdurun hastaneye kaldırıldığı olayda;
Sanığın, ani gelişen kavga sırasında mağdurun hayati bölgelerini hedef aldığının belirlenememesi, engel sebep bulunmadığı halde mağdurun yaralandığını gören sanığın eylemine kendiliğinden son vermesi, olay öncesi aralarında öldürmeyi gerektirecek bir husumetin bulunmaması, mağdurdaki yaraların yeri ve niteliği dikkate alındığında, sanığın öldürme kastı ile hareket ettiğinin kabul edilemeyeceği anlaşıldığı halde, silahla kasten yaralama suçundan ceza tayin edilmesi yerine öldürmeye teşebbüs suçundan hüküm kurulması,
Bozmayı gerektirmiş olup, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden hükmün tebliğnamedeki düşünce gibi BOZULMASINA, 20.01.2010 gününde oybirliğiyle karar verildi.
... .. 'i kasten öldürmekten, ...'yı da öldürmeye teşebbüsten, hakaretten, tehditten ve izinsiz silah taşımaktan sanık ...'nın yapılan yargılanması sonunda: Hükümlülüğüne, hakaretten ve tehditten beraatine ilişkin (ISPARTA) Ağır Ceza Mahkemesinden verilen 29/01/2008 gün ve 239/10 sayılı hükmün Yargıtay’ca incelenmesi C.Savcısı, sanık müdafii ile müdahiller vekili taraflarından istenilmiş olduğundan dava dosyası C.Başsavcılığından tebliğname ile Dairemize gönderilmekle: sanık hakkında duruşmalı, müdahilin, C.Savcısının temyizleri veçhile incelendi ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
TÜRK MİLLETİ ADINA
1- Müdahiller vekilinin temyiz süre tutum dilekçesinde, temyiz is ...
... mu davalarında; beraat kararlarının gerekçesine yönelmeyen temyiz taleplerinde sanık açısından hukuki yarar olmadığından müdafiinin beraat kararlarına yönelen temyiz taleplerinin reddine karar verilmiştir.
2- Mağdur ...’nin sanığa hakaret etmekten ibaret basit haksız eylemi nedeniyle 5237 sayılı TCK’nun 29 maddesinin uygulanması sırasında 1/3 oranında indirim yapılarak eksik ceza tayini, aleyhe temyiz olmadığından bozma nedeni yapılmamıştır.
3- Toplanan deliller karar yerinde incelenip, sanığın mağdur-müdahil ...’yi kasten öldürmeye teşebbüs suçunu ...
... etinde artırılır.”
Madde 158
“Reisicumhura muvacehesinde hakaret ve sövme fiillerini işleyenler üç seneden aşağı olmamak üzere ağır hapis cezası ile cezalandırılır. Hakaret ve sövme Reisicumhurun gıyabında vaki olmuş ise faili, bir seneden üç seneye kadar hapis olunur. Reisicumhurun ismi sarahaten zikredilmeyerek ima veya telmih suretiyle vaki olsa bile mahiyeti itibariyle Reisicumhura matufiyetinde tereddüt edilmeyecek derecede karineler varsa tecavüz sarahaten vuku bulmuş addolunur.
Suçun, neşir vasıtalarından biri ile işlenmesi halinde ceza üçte birden yarıya kadar artırılır.”
Madde 159
“Türklüğü, Cumhuriyeti, Büyük Millet Meclisini, Hükümetin manevi şahsiyetini, Bakanlıkları, Devletin askeri veya emniyet muhafaza kuvvetlerini veya Adliyenin manevi şahsiyetini alenen tahrir ve tezyif edenler bir seneden altı seneye kadar ağır hapis cezası ile cezalandırılırlar. Birinci fıkrada beyan olunan cürümlerin irtikabında muhatap sarahaten zikredilmemiş olsa bile onlara
matufiyetinde tereddüt edilmeyecek derecede karineler varsa tecavüz sarahaten vuku bulmuş addolunur. Türkiye Cumhuriyeti kanunlarına veya Büyük Millet Meclisi Kararlarına alenen sövenler 15 günden 6 aya kadar hapis ve 100 liradan 500 liraya kadar ağır para cezası ile cezalandırılır. Türklüğü tahkir yabancı m ...
... eliyat olacak para ver bana... defol git yüzünü görmek istemiyorum... suratını şeytan görsün" şeklinde mesajlar attığı, kadından ekonomik olarak beklenti içinde bulunduğu ve para alabilmek için ısrarcı tavır sergilediği, bu eylemleri ile kadına karşı ekonomik şiddet uyguladığı, hakaret içeren anlatımları ve kadını kendi telefonuna "tombik" olarak kaydettiği, kadına duygusal şiddet uyguladığı, kadının ise zina eylemini gerçekleştirdiği, bu suretle boşanmaya sebep olan olaylarda erkeğin ağır, kadının az kusurlu olduğu gerekçesiyle asıl davanın evlilik birliğinin sarsılması hukuki sebebine dayalı olarak kabulü ile tarafların boşanmalarına ve fer'îlerine, karşı davanın ise zina hukuki sebebine dayalı olarak kabulü ile tarafların zina nedeniyle boşanmalarına ve ferilerine karar verilmiş, karar kadın vekilince istinaf edilmiş, istinaf incelemesi yapan Bölge Adliye Mahkemesince erkeğe ... sarsıcı davranışta bulunma eylemi nedeniyle kusur verilmesi gerektiği, yapılan yargılama ve toplanan delillerden davacı karşı davalı kadının da başka bir erkekle zina eylemini gerçekleştirdiği olgusunun sabit olduğu, davalı karşı davacı erkeğin Mahkemece kabul edilen ve gerçekleşen davacı karşı davalı kadına karşı ekonomik ve psikolojik şiddet uygulaması yanında ... sarsıcı davranışlarda da bulunduğu, gerçekleşen bu durum karşısında tarafların kusur karşılaştırması yapıldığında boşanmaya sebep olan olaylarda eşit kusurlu olduklarının kabulü gerekirken yazılı şekilde davacı karşı davalı kadının daha ağır kusurlu olduğunun kabul edilmesinin doğru görülmediği gerekçesi ile kusur belirlemesi, davalı karşı davacı erkek lehine hükmedilen maddi ve manevi tazminat yönünden kadının istinaf başvurusunun kabulü ile bu yönlerden İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak yeniden hüküm tesisi ile kusurun gerekçesinin düzeltilmesine, erkeğin tazminat taleplerinin reddine, kadının sair istinaf istemlerinin ise esastan reddine karar verilmiş, hüküm taraf vekillerince yukarıda sınırlandırıldığı şekilde temyiz edilmiştir.
"Eşlerden biri zina ederse diğer eş boşanma davası açabilir. Davaya hakkı olan eşin boşanma sebebini öğrenmesinden başlayarak altı ay ve her hâlde zina eyleminin üzerinden beş yıl geçmekle dava hakkı düşer. Affeden tarafın dava hakkı yoktur (TMK m.161). Zina hukuki sebebi ile açılan boşanma davasının kabul edilmesi için cinsel ilişkinin gerçekleşmesi veya gerçekleştiğine delalet edecek hiçbir kuşkuya yer vermeyecek şekilde karinenin bulunması gerekir. Somut olayda dava dışı F. isimli erkeğin o gün ortak konutta olduğunun kabulü ikrara dayalıdır. Ancak Mahkeme vicdani kanaatine göre ikrarı delil olarak kabul edebilir. Kadının bu konudaki ikrarı F. isimli kişinin o gün eve kitap getirdiğine ilişkindir. Kadının kapıyı kilitlediği ve geç açtığına, F. isimli erkek ile aralarında zina eyleminin gerçekleştiğine dair bir ikrarı bulunmamaktadır. Kadının ikrarının dışına çıkılarak zina eyleminin gerçekleştiğinin kabulü doğru değildir. Aksine zina eyleminin gerçekleştiği iddia edilen F. isimli kişi Mahkemece tanık olarak dinlenmiş, kadının ikrarı doğrultusunda anlatımda bulunmuş ve kadının beyanlarını teyit etmiştir. Bu durumda zina davasının kanıtlandığından söz edilemez.
Yapılan yargılama ve toplanan delillere göre kadına isnat edilen zina olgusu gerçekleşmemiş ise de özellikle dosyaya erkek tarafından süresinden sonra sunulan ancak 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 145 nci maddesi kapsamında değerlendirilebilecek sosyal medya ekran görüntüsüne göre kadının yaptığı sosyal medya paylaşımı ile ... sarsıcı davranışlar sergilediği anlaşılmaktadır. Bu durumda boşanmaya sebep olan olaylarda ... sarsıcı davranışta ...
... Ç : Verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme, Sistemi engelleme, bozma, verileri yok etme veya değiştirme, Hakaret
HÜKÜM : İstinaf başvurusunun kabulü ile; İlk derece mahkemesi kararı kaldırılarak kurulan mahkumiyet
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Temyiz isteminin esastan reddi ile hükümlerin onanması
İlk Derece Mahkemesince ve ...
... ın evinde bulundukları sırada aracı ile sanığın evinin yakınlarında olan maktulün önce tanık ...'i aradığı, saat 01.58 sıralarında ise sanığı aradığı ve görüşmek istediğini söylediği, bunun üzerine sanık ve maktulün buluştukları, sanık ve maktul arasında sanığın maktulün eski eşi olan tanık ...'le görüşmesi ve maktulün buna karşı çıkması ile alakalı sözlü tartışma yaşandığı, tartışma sırasında maktulün sanığa hakaret ve tehdit mahiyetinde sözler söylediği, tartışmanın şiddetlenmesi üzerine sanığın olay yerinde bulunan elindeki bıçak ile maktulü başta batın bölgesi olmak üzere vücudunun değişik yerlerinden bıçakla yaraladığı, aynı zamanda maktulün baş bölgesine sopa ile vurduğu, maktulün ambulansla hastaneye kaldırıldığı ancak maruz kaldığı bıçak yaraları nedeniyle vefat ettiği anlaşılmıştır.
2. Yargılama sürecindeki işlemlerin usûl ve kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan ve dosya kapsamına göre yeterli olduğu anlaşılan delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, hükme esas alınan ve reddedilen delillerin açıkça gösterildiği, hükme esas alınan adli raporların yeterli olduğu, dosya tekemmül ettirilerek karar verildiğinden eksik incelemenin bulunmadığı, eylemin sanık tarafından öldürme kastıyla gerçekleştirildiğinin saptandığı, suçta kullanılan aletin nitelik ve elverişliliği, hedef alınan vücut bölgeleri, darbe sayısı ve şiddeti nazara alındığında eyleme uyan suç vasfının doğru biçimde belirlendiği, meşru savunma hükümlerinin uygulanma koşullarının oluşmadığı, takdiri indirim hükümlerinin Mahkemenin takdir yetkisi kapsamında, yasal, yerinde ve yeterli gerekçelerle uygulanmamasına karar verildiği anlaşıldığından ileri sürülen temyiz sebeplerinin incelenmesinde hükümde bozma nedeni dışında hukuka aykırılık bulunmamıştır.
3. Sanık ve maktul arasında yaşanan tartışma sırasında sanığın aksi sabit olmayan savunmalarına göre maktulün sanığa hakaret ve tehdit mahiyetinde sözler söylediğinin kabulü yerinde ise de; tanık ...'in hem soruşturma hem de kovuşturma aşamasında istikrarlı şekilde olayda kullanılan ve kendisine soruşturma aşamasında fotoğrafı gösterilen bıçağın sanığa ait olduğunu, sanığın evine gittiğinde yemek yaparken bu ...
... olay yeri inceleme raporuna göre 130 x 73 cm ağız genişliği ve 25 metre derinliği bulunan sanıkların cesedi gizlemeye uygun gördükleri mağara şeklindeki çukurun yanına götürüp öldürdükleri, bu suretle karar ve icra arasında makul bir sürenin geçmiş olduğu anlaşıldığından, tebliğnamedeki bozma içeren görüşe ve sanık müdafiinin temyiz nedenlerine iştirak edilmemiş, hükümde bu yönüyle hukuka aykırılık bulunmamıştır.
C. Sanık ... Müdafiinin Haksız Tahrike Yönelik Temyiz Nedeni
Sanık ...'in hazırlık aşamasındaki beyanlarında kendisine hakaret edilmesi üzerine atılı suçu işlediğini, yargılama aşamasında ise suçu işlemediğini beyan ettiği, sanık ...'ın hazırlık aşamasındaki beyanlarında "Onlar araçtan inince bende araçtan inme kararı aldım. Araçtan indiğim esnada 2 el silah sesi geldi, araçtan indiğimde Aziz'i yerde uzanmış vaziyette gördüm." şeklindeki beyanı birlikte incelendiğinde, sanık ...'in aşamalardaki çekişkili beyanları, sanık ...'ın sanık ile maktul arasında geçen hakarete ilişkin bir anlatım bulunmadığı anlaşıldığından, Mahkemece sanık hakkında 5237 sayılı Kanun'un 29 uncu maddesinin birinci fıkrasında belirtilen haksız tahrik hükümlerinin uygulanmamasında hukuka aykırılık bulunmamıştır.
V. KARAR
Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle ... Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesinin, 08.09.2021 tarihli ve 2021/901 Esas ve 2021/749 Karar sayılı kararında sanık ... müdafii, sanık ... ve müdafiince öne sürülen temyiz sebepleri ve 5271 sayılı Kanun’un 289 uncu maddesinin birinci fıkrası ile sınırlı olarak yapılan temyiz incelemesi sonucunda hukuka aykırılık görülmediğinden 5271
sayılı Kanun’un 302 nci maddesinin birinci fıkrası gereği, Tebliğname’ye kısmen aykırı olarak, oy birliğiyle TEMYİZ İSTEMLERİNİN ESASTAN REDDİ İLE HÜKÜMLERİN ONANMASINA,
Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca ... 2. Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise ... Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,
06.03.2023 tar ...
... tifa ettiğini, erkeğin hor gördüğünü, ilgisiz olduğunu, aşağıladığını, hakaret ettiğini, cinsel birliktelik kurmadığını, yalan söylediğini, ... adında yanında çalışan kadınla aldattığını, ... adlı kadına işyeri açtığını, ev tuttuğunu, kadını borçlandırdığını belirterek tarafların 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu`nun (4721 sayılı Kanun) 161 inci ve 166 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca boşanmalarına, 5.000,00 TL tedbir-yoksulluk nafakasının, 500.000,00 TL maddî, 500.000,00 TL manevî tazminatın davalı karşı davacı erkekten alınarak davacı karşı davalı kadına verilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı karşı davacı erkek vekili cevap ve karşı dava dilekçesinde özetle; kadının işlerinin kötü gitmesi sebebi ile psikolojik buhrana girdiğini, erkeği aşağıladığını, hakaret ettiğini, evden çıkmak istemediğini, kıskanç olduğunu, evdeki eşyaları ve arabayı izinsiz aldığını belirterek tarafların 4721 sayılı Kanun`un 162 nci maddesi uyarınca boşanmalarına, aksi kanaat olursa 4721 sayılı Kanun'un 166 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca boşanmalarına, 5.000,00 TL tedbir-yoksulluk nafakasının, 50.000,00 TL maddî, 50.000,00 TL manevî tazminatın davacı karşı davalı kadından alınarak davalı karşı davacı erkeğe verilmesini talep etmiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davalı karşı davacının ... Emlak ta çalışan ... isimli bir bayanla ilişki yaşamaya başladığı, davacı karşı davalı kadının bu iliş ...
... ğrendiğini,
Tanık ... aşamalarda; taksicilik yaptığını, maktulün olay tarihinde gece saatlerinde aracına bindiğini, kokudan alkollü olduğu anlaşılan maktulü adresini verdiği yere bıraktığını, maktulün inerken kartvizitini isteyip "İşim bitince seni ararım." dediğini, üzerinde montu bulunduğu için herhangi bir kabarıklık fark etmediğini,
Tanık ... aşamalarda; maktulün köylüsü olduğunu, olaydan 15-20 gün kadar önce karşılaştıklarında kendisine iş aradığını ve bunalımda olduğunu anlattığını, olay günü saat 22.00 sıralarında telefonunu isteyip birisini aradığını, karşıdaki şahsa "Neredesin, daha sonra geleyim mi, tamam geliyorum." dediğini, bu görüşmede tehdit veya hakaret içeren bir konuşma geçmediğini, "Ben azrailin ...!" şeklinde bir cümle sarf ettiğini duymadığını, maktulde silah görmediğini, ancak maktulün alkollü olduğunu,
Beyan etmişlerdir.
Sanık aşamalarda; ... olduğunu ve Elazığ’da maden ocağı işlettiğini, ailesi şehir dışında olduğu için olayın meydana geldiği yeri hem yönetim binası hem de mesken olarak kullandığını, olay tarihinden 2-3 ay kadar önce maktulün kendisini arayarak "Cezaevinden yeni çıktım, bundan sonra senin haracını ben yiyeceğim!" dediğini, belli aralıklarla da arayıp "Parayı hazırladın mı, neredesin, parayı hazırla, vermezsen seni öldürürüm!" şeklinde konuştuğunu, olay günü saat 22.00 sıralarında farklı bir numaradan arayarak "Ben azrailin ..., ya 5.000 TL’yi ya da canını vereceksin!" dediğini, durumu önemsemeyip çalışmaya devam ettiğini, saat 00.00 gibi hava almak ve bir şeyler atıştırmak için bekçi kulübesine indiğini, yarım saat kadar sonra sabit numaradan arama geldiğini, yanıtladığında sesinden tanıdığı maktulün "Ben geliyorum." dediğini, kendisinin de "Geliyorsan gel." şeklinde karşılık verdiğini, maktulün daha önceden de geç saatlerde rahatsız etmesi nedeniyle geleceğini düşünmediğini, daha sonra bir taksinin iş yerinin önünde durduğunu, kapıya doğru yürüyen maktulün, birkaç yıl önce iş yerinden ayrılan eski bir çalışanı olduğunu hatırladığını, elini uzattığı hâlde tokalaşmak istemediğini, ancak kafasını uzatınca kendisiyle kafa tokuşturduklarını, bu esnada maktulün alkollü olduğunu fark ettiğini, devamında iş yerine girerek birlikte yukarıya çıktıklarını, kendisinin, televizyonun karşısında bulunan ikili koltuğun orta kısmına, maktulün ise pencere önündeki tekli koltuğa oturduğunu, maktule "Niye beni rahatsız ediyorsun, para vermeyeceğimi biliyorsun." dediğini, onun da "Ya canını vereceksin ya da her ay 5000 TL!" şeklinde konuştuğunu, bir ara maktulün su istediğini, kendisinin de odada su olmadığını söyleyip maktulü bekçinin yanına gönderdiğini, arkasından takip ettiğinde maktulün giriş katındaki muhasebe odasına girmeye çalıştığını görüp ne yaptığını sorduğunu, lavaboya gireceğini belirtmesi üzerine lavaboyu göstererek üst kattaki odasına çıktığını, maktulün de birkaç dakika sonra odaya dönüp tekrar eskisi gibi oturduğunu, aynı münakaşanın yine devam ettiğini, bu şekilde bir saat kadar konuştuklarını, saatin 02:00 olduğunu fark ederek maktule para vermeyeceğini, gitmesi gerektiğini söylediğini, bunun üzerine maktulün elinde bulunan kartvizite benzer bir kâğıdı yırtıp atarak sağ elini sol tarafına götürdüğünü, ayağa kalkarak belinden çıkardığı silahı kendisine doğrulttuğunu, aralarında bir kol kadar mesafe bulunduğunu, kendisinin de birden ayağa kalkıp iki eliyle maktulün eline atıldığını, bu esnada atışa hazır hâldeki silahın hedefsiz bir şekilde iki el ateş aldığını, olayın aniden geliştiğini, o an şoka girdiğini, sonrasında ne olduğunu hatırlamadığını, kendine geldiğinde maktul ve silahı yerde gördüğünü, üzerinde bulunan ruhsatlı tabancasını çalışma masasına bırakarak ekipleri aradığını, maktulle bir samimiyetinin ya da önceye dayalı husumetinin bulunmadığını, maktulün, kendisinden herhangi bir alacağının da olmadığını savunmuştur.
V. GEREKÇE
A. Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Açıklamalar ve İlgili Mevzuat
Meşru savunma, TCK'nın Birinci Kitabının, İkinci Kısmının, "Ceza Sorumluluğunu Kaldıran veya Azaltan Nedenler" başlıklı İkinci Bölümünde, 25. maddenin 1. fıkrasında; "Gerek kendisine ve gerek başkasına ait bir hakka yönelmiş, gerçekleşen, gerçekleşmesi veya tekrarı muhakkak olan haksız bir saldırıyı o anda hal ve koşullara göre saldırı ile orantılı biçimde defetmek zorunluluğu ile işlenen fiillerden dolayı faile ceza verilmez." şeklinde bir hukuka uygunluk nedeni olarak düzenlenmiştir. Anılan düzenlemeye göre, meşru savunmanın kabulü için saldırının korunmaya değer nitelikteki herhangi bir hakka yönelmiş olması yeterli görülmüştür.
Doktrinde; "Bir kimsenin, kendisini veya başkasını hedef alan bir tecavüz, saldırı karşısında, savunma amacına matuf olarak ve bu saldırıyı defedecek ölçüde kuvvet kullanması" (İzzet Özgenç, Türk Ceza Kanunu Gazi Şerhi, Adalet Bakanlığı Yayınları, 3. Bası, Ankara, 2006, s. 364); "Bir kimsenin kendisine veya başkasına yöne ...
... özden uzak tutulmamalıdır.
B. Somut Olayda Hukuki Değerlendirme
Sanık ...’in 42 yaşında olduğu, babası ..., ablası maktul ... ve zihinsel özürlü kardeşi ... ile birlikte bir apartman dairesine yaşadığı, sanığın, annesinin 2013 yılında ölümüyle zihinsel özürlü kardeşinin bakımıyla ilgilenmek zorunda kaldığını, bu nedenle işinden de ayrıldığını ifade ettiği, pandemi nedeniyle işten çıkarılan maktul ...’nin olay günü evde bulunduğu, katılan ...’ın ise işe gittiği, olay sabahı evde çıkan tartışma sırasında sanığın maktulü boğarak öldürdüğü, sanığın özürlü kardeşi ... ile maktul arasında yaşanan itişme kakışma şeklinde başlayan kavgayı ayırmak için müdahale ettiği sırada, maktulün kendisine de hakaret etmesi üzerine maktulün boğazını sıktığını savunduğu, maktulün tırnaklarında sanık ile maktule ait DNA profillerine rastlandığı, gerek sanığın gerek ...’in vücutlarında tırnak ile oluşması mümkün lezyonların bulunduğunun ilgili adli raporlarda bildirildiği, ağır zihinsel engeli olan ...’in olayla ilgili olarak beyanda bulunamadığı anlaşılan dosyada;
Ev içerisinde yaşanan ve tanığı bulunmayan tartışmada, ilk haksız hareketin hangi taraftan geldiği hususunun tespit edilemediği gözetildiğinde; şüpheli kalan bu hâlin sanık lehine değerlendirilerek, TCK'nın 29. maddesi gereğince sanığın cezasında asgari düzeyde bir ceza indirimi yapılması yerine yazılı şekilde haksız tahrik hükmünün uygulanmamasına karar verilmesinin isabetsiz olduğu kabul edilmelidir.
Bu itibarla Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmelidir.
VI. KARAR
Açıklanan nedenlerle;
1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının REDDİNE,
2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 09.04.2025 tarihinde yapılan müzakerede oy birliğiyle karar verildi.
... fiilî ilişkisini sonlandırmış olması, ...’in olaydan 3 ay kadar önce maktul ile rızası doğrultusunda birlikte yaşamaya başlamasının ... yönünden sadakat yükümlülüğünün ihlali olarak kabul edilememesi, zira Türk Medeni Kanunu’nun 185/3. maddesinde bu yükümlülüğün sadece eşlere yüklenmiş olması; TCK’nın 29. maddesinde ceza sorumluluğunu azaltan bir neden olarak düzenlenen haksız tahrik hükmünün uygulanabilmesi için mağdur veya maktulden kaynaklanan ve sanığa yönelen bir haksız fiilin olmasının gerekmesi, somut olayda ise maktulün, sanıktan 4 yıl önce ayrılıp fiilî ilişkisine son veren ... ile ilişki yaşamasının açıklanan nedenlerle hukuk düzenince korunan bir haksızlık olarak değerlendirilmesinin mümkün olmaması karşısında; maktul ...’den kaynaklanıp sanık ...’a yönelen herhangi bir haksız fiil bulunmadığı, sanığın cezadan kurtulmaya matuf, rapor ve tanıklarla ispatlanamayan soyut darp ve hakaret iddialarına da itibar edilmesinin mümkün olmaması nedeniyle; şarta bağlı olmaksızın olay tarihinden günler önce aldığı öldürme kararı doğrultusunda olay günü maktulü tasarlayarak öldüren sanık ... hakkında haksız tahrik hükmünün uygulanma koşullarının oluşmadığı kabul edilmelidir.
Bu itibarla direnme kararına konu mahkûmiyet hükmüne ilişkin gerekçenin isabetli olduğuna, usul ve yasaya uygun İlk Derece Mahkemesi hükmünün onanmasına karar verilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan iki Ceza Genel Kurulu Üyesi; sanık hakkında haksız tahrik hükmünün uygulanması gerektiği düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır.
V. KARAR
Açıklanan nedenlerle;
1- Fatsa Ağır Ceza Mahkemesinin, sanık ... hakkındaki 03.02.2023 tarihli ve 2-38 sayılı direnme kararına konu mahkûmiyet hükmüne ilişkin gerekçesinin İSABETLİ OLDUĞUNA,
2- Usul ve kanuna uygun bulunan direnme kararına konu hükme yönelik temyiz istemlerinin esastan reddiyle hükmün ONANMASINA,
3- Bozmaya uyularak inceleme dışı sanık ... hakkında kurulan mahkûmiyet hükmüne yönelik temyiz talebinin Özel Dairece reddine karar verilmiş olması karşısında; dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 22.04.2025 tarihli müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.
... myiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesince 10.11.2022 tarih ve 2156-8778 sayı ile; "Maktul ve kardeşinin olay öncesinde sanıktan borç almaları ve bu nedenle de sanığın borç batağına sürüklenmesi, yine olay günü maktulün, kendisi ve eşine küfür ettiğine ilişkin yargılamanın hiçbir aşamasında çelişki içermeyen sanık savunmaları ve olayı gören tanığın bulunmaması karşısında, ilk haksız hareketin kimden kaynaklandığının şüpheye yer bırakmayacak şekilde belirlenemediğinde şüpheli kalan bu hâlin sanık lehine değerlendirilmesi gerektiği anlaşıldığından somut olayda sanık lehine TCK'nın 29. maddesinde düzenlenen haksız tahrik hükümlerinin asgari oranda uygulanması gerektiği gözetilmemesi," isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.
Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesi ise 20.01.2023 tarih ve 1975-92 sayı ile; "...Devir tarihinden bir yıl sonra 180 adet kuzunun ekonomik değeri karşılığında küçükbaş hayvanlarını maktule satan sanığın, borcun kısa sürede ödenmesi amacıyla bir kısım krediler çektiği, maktulü bu borçlara kefil olarak gösterip taksitlerin maktul tarafından ödenmesini sağladığı, ödeme güçlüğüne düşen maktulün tarlasını satıp son olarak elinde kalan 80 adet hayvanı da sanığa geri verdiği ve borcuna karşılık karın tokluğuna sanığın yanında çalıştığının anlaşılması karşısında, sanığın, maktul ve kardeşine borç vermesi nedeniyle ekonomik darlığa düştüğü yolundaki Özel Daire kabulünün dosya kapsamı ile örtüşmediği; diğer taraftan, sanığın ilk savunmalarında maktulün kendisine ve eşine hakaret ettiğinden bahsetmemesi, bilakis tüm aşamalarda tartışmanın çıkış sebebine ilişkin olarak çelişkili ve tutarsız ifadelerde bulunması dikkate alındığında, kendisini suçtan kurtarmaya dönük yargılama aşamasında değişen beyanlarına itibar edilemeyeceği, bu nedenle hakkında TCK’nın 29. maddesinin uygulanma koşullarının bulunmadığı," şeklindeki gerekçe ile bozma ilamına direnerek önceki hüküm gibi sanığın mahkûmiyetine karar vermiştir.
Bu hükmün de sanık müdafii ve katılanlar vekilleri tarafından temyizi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 10.05.2023 tarihli ve 23173 sayılı bozma istekli tebliğnamesiyle dosya, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 307. maddesi uyarınca kararına direnilen Yargıtay 1. Ceza Dairesine gönderilmiş, aynı madde uyarınca inceleme yapan Özel Dairece 02.11.2023 tarih ve 4268-6742 sayı ile direnme kararının yerinde görülmemesi nedeniyle Yargıtay Birinci Başkanlığına iade edilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
II. UYUŞMAZLIĞIN KAPSAMI VE KONUSU
Bölge Adliye Mahkemesince verilen direnme kararına konu hükmün, sanık tarafından hakkında haksız tahrik maddesinin uygulanması gerektiği; katılanlar vekillerince de eylemin tasarlayarak kasten öldürme suçunu oluşturduğu nedenleriyle temyiz edilmesinden sonraki aşamada sanığın temyiz talebinden feragat ettiği anlaşılmakla birlikte, CMK'nın 307. maddesinin beşinci fıkrasında yer alan "Hüküm yalnız sanık tarafından veya onun lehine Cumhuriyet savcısı veya 262 nci maddede gösterilen kimselerce temyiz edilmişse, yeniden verilen hüküm, önceki hükümle belirlenmiş olan cezadan daha ağır olamaz." düzenlemesi ile 05.03.1941 tarihli ve 50-7 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca, katılanın münhasıran kendi şahsi haklarına hasrettiği temyiz istemi üzerine sanık lehine bozma yapılamayacağı ilkesi dışında temyiz edilen hükmün sanık lehine veya aleyhine bozulmasına bir engel bulunmaması ve CMK'nın 265. maddesinin gerekçesinin "Cumhuriyet savcısı aleyhe kanun yoluna başvurduğunda, bunu inceleyen yetkili merci istemle bağlı olmaksızın kararı şüpheli veya sanığın lehine bozabilir veya değiştirebilir. Bu ilke davaya katılanın başvurusunda da geçerlidir." şeklinde açıklanmış olması göz önüne alındığında, 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu döneminde olduğu gibi, CMK döneminde de katılan sıfatını almış olanların, şahsi hakla sınırlı olmamak şartı ile kanun yollarına başvurarak sanık hakkında kurulan hükmün yeniden incelenmesini isteme haklarının bulunduğu, sanığın aleyhine olacak şekilde temyiz edilen hükmün de isteme bağlı olmaksızın sanığın lehine bozulabileceği veya düzeltilebileceği anlaşılmakla, sanık ...'in kanun yolları aşamasında temyiz isteminden feragat etmiş olmasının, Bölge Adliye Mahkemesince verilen hükmün direnme kararı vasfını etkilemeyeceği gibi "davasız yargılama olmaz" ilkesine uygun olarak katılanlar vekilinin sanık aleyhine olmakla birlikte bir temyiz talebinde bulunmuş olması karşısında, ortada Ceza Genel Kurulunca incelenmesi mümkün nitelikte bir direnme kararının mevcut olduğu ve temyiz istemi ile bağlı olmaksızın direnme kararına konu hükmün sanığın lehine de bozulabileceği belirlenerek yapılan değerlendirme sonucunda;
Özel Daire ile Bölge Adliye Mahkemesi arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanık hakkında TCK'nın 29. maddesi uyarınca haksız tahrik hükmünün uygulanma koşullarının bulunup bulunmadığının belirlenmesine ilişkindir.
III. OLAY VE OLGULAR
İncelenen dosya kapsamından;
Çoban olan maktulün, kardeşi katılan ... ile birlikte 2015 yılında sanıktan 200.000,00 TL karşılığında 200 adet küçükbaş hayvan satın aldığı ve taraflarca bedelin bir yıl sonra ödeneceğinin kararlaştırıldığı, katılanın beyanına gör ...
... e beni ziyaret için geliyor, o sırada bir tartışma oluyor ve ağabeyim ile kayınpederim arasında bir kavga oluyor. Ağabeyim bıçakla yaralanıyor, tüm bu olaylar olduğu sırada ben evde değildim. (…) Olay günü rastladığım kayınpederim ... bana silahını doğrultup ateş etmemiş olsaydı ben kesinlikle ateş etmezdim.",
Ağır Ceza Mahkemesindeki 25.02.2020 tarihli ilk celsede ise; "Ben yaklaşık 8 yıldır evliyim. Kayınpederim ile ailemize müdahale etmesi nedeniyle anlaşamadığımız için pek görüşmüyorduk. 2019 yılı 1 Mayıs tarihinde benim evimde maktul ile abim kavga ettiler. Orada maktul abimi bıçakladı. Bu olaydan sonra maktul bana yönelik aracılar vasıtasıyla tehditler gönderiyordu. ‘Boşanırsa onu öldüreceğim.’ diyordu, (…) Bana daha önce yapmış olduğu hakaret ve tehditler ile abime gerçekleştirdiği eylemin öfkesiyle ateş ettim"
Şeklinde savunmalarda bulunduğu,
Anlaşılmaktadır.
IV. GEREKÇE
A. İlgili Mevzuat ve Doktrinde Uyuşmazlığa İlişkin Görüşler
TCK'nın 29. maddesinde haksız tahrik; "Haksız bir fiilin meydana getirdiği hiddet veya şiddetli elemin etkisi altında suç işleyen kimseye, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası yerine on sekiz yıldan yirmi dört yıla ve müebbet hapis cezası yerine on iki yıldan on sekiz yıla kadar hapis cezası verilir. Diğer hâllerde verilecek cezanın dörtte birinden dörtte üçüne kadarı indirilir." şeklinde, ceza sorumluluğunu azaltan bir neden olarak kabul edilmiştir.
Ceza sorumluluğunu azaltan bir neden olarak düzenlenen haksız tahrik, kişinin haksız bir fiilin kendisinde meydana getirdiği hiddet ya da şiddetli elemin etkisi altında suç işlemesi durumunda kusur yeteneğindeki azalmayı ifade etmektedir. Bu hâlde fail, suç işleme yönünde önceden bir karar vermeden, dışarıdan gelen etkinin ruhsal yapısı üzerinde meydana ...
... ğın teşebbüs aşamasında kalan kasten öldürme suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 81/1, 35/2, 53, 63 ve 54. maddeleri uyarınca 10 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna, mahsuba ve müsadereye ilişkin Kastamonu Ağır Ceza Mahkemesince verilen 06.02.2019 tarihli ve 157-67 sayılı hükmün, sanık müdafii tarafından istinaf edilmesi üzerine duruşmalı yapılan inceleme sonucunda Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesince 06.11.2020 tarih ve 855-2396 sayı ile İlk Derece Mahkemesi hükmünün kaldırılarak sanığın TCK’nın 81/1, 35/2, 29, 62, 53, 63 ve 54. maddeleri uyarınca 5 yıl 5 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna, mahsuba ve müsadereye karar verilmiştir.
Hükmün, sanık müdafii ve katılan vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesince 13.12.2021 tarih ve 7078-14951 sayı ile; "Katılana yönelik yaklaşık bir yıl üç ay önce gerçekleşen birinci olaydaki husumet nedeniyle sanık hakkında haksız tahrikten TCK'nın 29. maddesi gereğince asgari oranda indirim yapılması gerektiği düşünülmeden yazılı şekilde (1/2) oranında indirim yapılarak eksik ceza tayin edilmesi," isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.
Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesi ise 13.05.2022 tarih ve 190-966 sayı ile; "...Hakaret veya basit yaralamadan ibaret haksız söz ve davranışlarda dahi haksız tahrik nedeniyle alt sınırdan indirim uygulandığı göz önüne alındığında, ilk olayda sanığın birisi müstakilen öldürücü nitelikte 5 bıçak darbesiyle yaralandığı, batın bölgesindeki yaralanması nedeniyle hayati tehlike geçirdiği ve sol böbreğini kaybettiği, sanık ile katılan arasındaki husumetin bu olaydan sonra derinleşerek devam ettiği, iki olay arasında geçen sürenin haksız tahrik oranını etkileyecek nitelikte olmadığı," şeklindeki gerekçe ile bozmaya direnerek önceki hüküm gibi sanığın mahkûmiyetine karar vermiştir.
Bu hükmün de sanık ve müdafii ile katılan vekili tarafından temyizi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 07.03.2023 tarihli ve 86084 sayılı onama istekli tebliğnamesiyle dosya, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 307. maddesi uyarınca kararına direnilen Yargıtay 1. Ceza Dairesine gönderilmiş, aynı madde uyarınca inceleme yapan Özel Dairece 01.06.2023 tarih ve 2729-3797 sayı ile direnme kararının yerinde görülmemesi nedeniyle Yargıtay Birinci Başkanlığına iade edilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
II. UYUŞMAZLIĞIN KAPSAMI VE KONUSU
Özel Dairece, sanık hakkında katılana yönelik 26.05.2016 tarihli kasten yaralama suçundan kurulan mahkûmiyet hükmüne ilişkin temyiz isteminin miktar itibarıyla reddine; katılan hakkında aynı tarihli sanığa yönelik te ...
... S kayıtları ile cep telefonlarından elde edilen tüm verilerin incelendiği, 10 Ocak 2020 tarihinde yaptıkları WhatsApp görüşmelerinin; sanık''Sen gelme ben sizin evinize gelecem ..., sen ne şerefsiz bir insansın benim karımla konuşuyorsun? her bunu kan temizler, aşiret kuralları konuşacak artık'', ''... bu eve gelecek, her şey kapanacak, sen de bu Uşak'ı terk edeceksin yada gerisini sen düşün, babanı da arıyorum şimdi" "ben kanıtladım mı sen bir namus hazırla" babasının evinde olduğunu söyleyen maktul "Git evde 4 tane bekar, ben de 5 erkek var, ister misin? bak Esentepe'deyim evime gitcem, çık gel boşuna konuşmayalım" sanık "Sen ne diye benim eşimle konuşuyorsun, şerefsiz misin lan sen? bir de akraba olacaksın" maktul "Ben ...la konuşmadım git dokümanları çıkar, elinden geleni ardına koyma, aha savcı, aha devlet, aha kanun git çıkar" sanık "hala yalan söylemekten bıkmadın mı ben işi devlete bırakmam" 11 Ocak 2020 tarihinde; sanık "Ortalığı yaygara etme, babamları da ara kimseye birşey demesinler, ben babamları arıyom bana küfür ediyorlar, hakaret ediyorlar, bu konu kapansın, dokümanların çıktığı gün gel ara o zaman, kimsenin adı çıkmasın ben kimseyle görüşmedim, bak ben evime gidemiyom senin yüzünden, ara konuyu kapat sonra kanıtlarını da al gel, benim anlamadığım ... evde mi hastanede mi, benim kafamı allak bullak ettiniz, yaptığın iyi birşey değil" sanık "Ben babana dedim susun doküman ve kamera kayıtları çıkana kadar ben diyeceğimi dedim" maktul "Ne zaman dedin, bak benim ailem ortalığı yaygara etmesin, kimsenin adı çıkmasın" sanık "1 saat önce konuştum, anla dedim herkes sussun doküman çıkana kadar, onu ailene söyle bana değil, kimseye birşey demeyin bu dokümanlar ortaya çıkana kadar" maktul "babamlar söylemez kimseye inşallah, ama sen zırt pırt ararsan senin de adın çıkar benim de boş yere, ama sen bu hareketi yaptın diye babam beni eve almıyor ben eve gidemiyom" sanık "ara beni bi, şu an neredesin?" maktul "Yerimi kimseye söyleyemem, ailem beni arıyo zaten Uşak'ta değilim, bu mesele hallolsun sen dokümanları çıkar benim içim rahatlasın, ben öyle geçeceğim, yoksa babamlar beni vuracak anlamadan dinlemeden" 12 Ocak 2020 tarihinde; maktul "Sen babamlara ... ...'ı kaçırmış mı dedin? Adımı niye çıkarıyon ...?, senin yüzünden ben Uşağa çıkamıyom, elinde kanıt olmadan bana iftira atamazsın, bu ...'ın kaçıncı gidişi? Allah bilir ne zaman çıkacak gelecek yine, yemin ederim ki pislik çıkmasın diye gelmiyim, dokümanları çıkar sonra ailemi ara kime gidersen git, kimse de senin bokuna girmez, sen boş hayaller peşindesin, kendini rezil etmekten başka birşey yapmıyorsun" sanık "Ben kimseyi buna bulaştırmam zaten gereken neyse ben yaparım tamam mı?" 13 Ocak 2020 tarihinde; maktul "Sen daha önce aklın nerdeydi? anca ses kaydı doküman kamera gibi fasa fiso, işlerle uğraşırsın, yeni mi namus bekçisi oldun, senin baban abilerin amcaların kimi öldürmeye geliyor? Kürtçe öyle diyorsun, hadi bu mesajı da göster polise ka...t, ailece ka..sınız olum, sen kimsin lan benim amcaoğlum olacan g..t, git bul karını p..enk" yazdığı sanığın maktule saat 13.30'da "senin ka..lığın şu an bile belli konuştuğun kişiye sahip çık da adamlığını göreyim senin şe..siz, hala inkar ediyorsun, sen bana bir namus borçlusun, tamam mı fazla havlama senin namussuzluğun ortada tamam mı?", "At watsaptan ya..ım, madem öyle at bana watsaptan, ka..t!" yazdığı, sanık "Kim ka..t belli, ben senin gibi şe..siz değilim, havlama bana ordan, her şey ortaya çıktığı zaman konuş ne konuşacaksan, sus yerine otur, adam ol erkek ol biraz, karı gibi si..rim felan deme, benim yerim belli yurdum belli" maktul "sus ka..t oğlu ka..t, bana yeni namus bekçisi olmuş, ... Afyonda si..iyor, o da burda sahip çıkamadı, ancak burdan erkeklik yapıyorsun, ...'ın Allah bilir kaçıncı gidişi bu, yuvarlak gozelden çıkan kafana so..yım, fino kö..ği" sanık "Sen havla ve gör ne olacağını, sabret senden bir namus aldığımda konuş bunu unutma başı boş köpekler hep havlar senin gibi şer...ler de hep ortaya laf atar, şimdi sus konuşma" maktul "Git evde 4 bekar erkek var, seç beğen hangisinin ya..ğı iyiyse onu al kendine p..ç ne namusu, sen zaten ka...sın, o kadına kocalık yapmadın bari çocuklarına babalık yap! Neyin peşindesin?" sanık "Siz bana bir namus vereceksiniz o zaman da bunları sana hatırlatırım, sen adamlığını yap, o zaman böyle böyle yaptım dersin, inkar mı ediyorsun, her şey ortaya çıktığı zaman böyle böyle yaptım dersin, o zaman en büyük ka..t sen olursun", 14 Ocak 2020 tarihinde; maktul "Ne oldu lan, binanın kamera kayıtlarını buldun mu?" sanık "kamera görüntüleri var hastanede, sana gösterdiğim zaman konuş, otur oturduğun yerde mesaj atıp durma" maktul "Ben adım gibi eminim, ... hastanede olduğu gece İzmir'de değildin, g..t korkusuna hastaneye karının yanına gelemedin acaba kim var yanında diye" sanık "Kamera var, devlet var, herşey ortaya çıktığı zaman konuş" maktul "sen o gece gel namus diye tutturduğun kadını kontrol etme, g..t korkusundan kadın elinden gidince namus bekçisi ol, sen böyle devam et canım" 15 Ocak 2020 tarihinde; maktul "Olum madem kamera görüntülerini bulamadın ne diye beni reklam ettin Uşak'a dediği, git karın kimin altındaysa ondan al gel karın benim yanımda değil, şimdi savcılığa gidecem benim adımı çıkarıyorsun.", "Sen adam olsaydın gider karını hastaneden çıkarırdın", sanık "Hele senin bir konuşman kamera görüntün çıksın" maktul "Lan olum sen niye benim adımı çıkarıyon? karınla a..a koduğumun gabağı?", "Lan ben bugün Uşağa gelecektim, babam gelme adın çıkmış seni vuracam dedi bana, sen niye kanıtın yokken ailemi arayıp benden bahsediyorsun?" sanık "Ben babana öyle birşey demedim, sadece ... onu hastaneden çıkarmış dedim, ben kanıtları bekliyom", maktul "Sen adam olsaydın gider karını hastanede kontrol ederdin sendeki yürek de bu kadar" yazdığı, sanığın "senin yerinde olsam herşeyi erkek gibi anlatırdım, sen şimdi ne konuştum, ne de hastaneye gittim diyorsun öyle mi?", maktul "Ben gitmedim kardeşim, elinden geleni ardına koyma, adımı da çıkarma!", sanık "Tek bir görüntün ...la çıksa sana hatırlatırım bu mesajı", maktul "Karın yanımda değil, istediğin görüntüyü çıkar, senin karını kaçıran yok, senin karın senden kaçmış, bu hareketlerin sadece seni batıracak ben bekarım, en fazla adım çıkar kürtler bana kız vermez, ben de türkün birini alırım namusum yaparım" "Sen ve ailen hiçbir şeyin davasını yapamazsınız, savcıya herşeyi anlatıcam, benden şüpheleniyor, kadının yaşı reşit, şu an Allah bilir nerde, benim ailemden berel istiyor, namus istiyor, para istiyor diyecem, bak gör devlet kimin yanında o zaman", sanık "Benim kimseden para istediğim yok, sen böyle inkar et, herşey ortaya çıktığı zaman konuş, tamam mı bana mesaj atıp durma" 16 Ocak 2020 tarihinde maktul "Sen adam olmazsın olum, acaba seni arayan soranlara nasıl cevap veriyorsun karımı kaçırdı diye sende nasıl bir mide var lan reklam yapmışsın reklamm, beni s..ir et, kendi ailenin yüzüne nasıl bakıyorsun, ben senin yerinde olsam bu utançtan kafama sıkarım yemin ederim", sanık "Bu iş sizin çek senet işlerine hırsızlıklarınıza benzemez, herşey ortaya çıktığı zaman konuş ne konuşacaksan", maktul "Millete gidip demişsin onları bi kere yakaladım felan bu lan senin namusun tüküreyim senin şerefine yuh lan, açık açık diyorum al silahını gel vur beni madem ben senin namusunu kirlettiysem öyle her yere telefon açmakla reklam yapmakla namus temizlenmez", sanık "O zaman konuşuruz şimdi havlamana gerek yok, adam ol kendine, herşey ortaya çıktığı zaman konuş", maktul; "Başına belayım ...! git karını bul, allah bilir karın hangi sığınma evinde, yada nerde abooo...", "Sana ne namus veririm ne de başlık parası anca canımı alırsın sen hala doküman tuttur" sanık "Başlık parası da neymiş onu da yeni duyuyorum kendiniz ortaya birşeyler çıkarmayın", maktul "senin ailen reklam etmiş, elinden geleni ardına koyma bence git kafanı toprağa sok, sana namus veren adam doğmadı daha başkası olsa namusunu temizlemişti çoktan, sen anca karı gibi doküman de tuttur", "Benim adımı çıkarmışsınız, nam...sunuz oğlum, karısına sahip çıkamayan adam" 20 Ocak 2020 tarihinde; maktul "Selamın aleyküm ... buldunuz mu ...'ı gel bak bu işi çözelim insan içine çıkamıyorum" yazdığı, sanık "Artık inkar etme", maktul "Sen ...dan belli ki bıkmışsın benim üstüme yamamayı düşünüyorsun", "Sen benim artık düşmanımsın", sanık "Şimdi uzatmanın anlamı yok herşey ortaya çıkana kadar bekleyeceğim" yazdığı,
Şeklinde olduğu,
Suç tarihinden geriye dönük son iki ay içerisinde maktulle sanık arasında doğrudan bir telefon görüşmesi olmadığı,
28.07.2020'de (suç tarihinden üç gün önce) sanık ...'ın maktulün babası ...'i 4892 ile biten cep telefonundan saat 17.45'te aradığı ve aralarında 206 saniyelik bir görüşme gerçekleştiği,
İnceleme dışı mağdur ...'ın 01.12.2019-16.12.2019 tarihleri ile 19.01.2020-20.01.2020 tarihleri arasında ... Kadın Konukevinde kaldığı,
18.02.2021 tarihli Uşak İl Sağlık Müdürlüğü yazısında; inceleme dışı mağdurun 09.01.2020 tarihinde intihara teşebbüs etmesi nedeniyle Uşak Üniversitesi Hastanesine giriş yaptırdığının, hasta yakını olarak maktulün imzasının alındığının belirtildiği,
UYAP sistemi üzerinden yapılan sorgulamada; inceleme dışı mağdurun nüfus aile kayıt tablosunda, maktulden olduğunu beyan ettiği bebeğin doğum tarihinin 28.10.2020 olduğu,
Anlaşılmaktadır.
İnceleme dışı mağdur ... ... kollukta; dokuz yıldır evli olduğu ve üç çocukları bulunan sanık tarafından evlilikleri süresince defalarca darp edildiğini, birçok kez şikâyetçi olduğunu, bu nedenle 2020 yılı Ocak ayında intihara teşebbüs ettiğini, dört sene önce tanıştıkları ve eşinin akrabası olan maktulün her olayda kendisini koruyup kolladığını, hastanede de yanında olduğunu, bu nedenle maktulün yanına gitmeye karar verdiğini, ancak daha sonra eve geri döndüğünü, sanığın kendisini bıçakla tehdit edip "Senin kulaklarını keseceğim" dediğini, polisi aradığını ancak şikâyetçi olmadığını, maktulün "Bu adamdan kurtulman lazım" demesi üzerine Kuşadası'na gittiklerini, ancak bu sefer maktulü düşünerek "Sen ailenle kötü olma" diyerek kadın sığınma evine gittiğini, bu olaylardan sonra aileler arasında tatsı ...