⚖️Yüksekkaya Law Office⚖️
🏛️İçtihat Arama Motoru️🏛️️

Sadece Hukuk Büromuzca Kullanılan ve Önemli Görülen Kararlar Eklenmektedir!


... ktan sonra ve fakat hüküm verilmezden önce gösterilmesi halinde, verilecek cezanın yarısına kadarı indirilir.. (4) Kısmen geri verme veya tazmin halinde etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanabilmesi için, ayrıca mağdurun rızası aranır." şeklindeki düzenlemeler nazara alındığında, Dosya kapsamına göre, müştekinin ve sanığın hüküm tarihinden sonra dosyaya sunduğu 23/11/2022 ve 05/12/2022 tarihli dilekçelerinde, sanığın yargılama devam ederken ve yargılama sonrasında taksitler halinde ödeyerek zararı tamamen giderdiğini, hüküm verilmeden önce 15/06/2022 ve 18/10/2022 tarihlerinde ise kısmen geri ödediğini belirtmeleri ve banka dekontlarını dosyaya sunduklarının anlaşılması karşısında, hüküm verilmeden önce zararının kısmen giderildiği anlaşılan mağdurdan 5237 sayılı Kanun'un 168/4. maddesi gereğince sanık hakkında etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanmasına rıza gösterip göstermediği sorulduktan sonra, sonucuna göre sanığın hukuki durumunun takdir ve tayini gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesinde isabet görülmemiştir.” Şeklindeki gerekçeye dayandığı anlaşılmıştır. pişmanlık" başlıklı 168. maddesinin birinci, ikinci ve dördüncü fıkraları; "(1) Hırsızlık, mala zarar verme, güveni kötüye kullanma, dolandırıcılık, hileli iflâs, taksirli iflâs suçları tamamlandıktan sonra ve fakat bu nedenle hakkında kovuşturma başlamadan önce, failin, azmettirenin veya yardım edenin bizzat pişmanlık göstererek mağdurun uğradığı zararı aynen geri verme veya tazmin suretiyle tamamen gidermesi halinde, verilecek cezanın üçte ikisine kadarı indirilir. (2) Etkin pişmanlığın kovuşturma başladıktan sonra ve fakat hüküm verilmezden önce gösterilmesi halinde, verilecek cezanın yarısına kadarı indirilir. ... (4) Kısmen geri verme veya tazmin halinde etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanabilmesi için, ayrıca mağdurun rızası aranır. ..." Şeklinde ...

... yılı ilamına konu taksirle öldürme suçunun kasıtlı bir suç olmaması sebebiyle kasıtlı suçlarla taksirli suçlar arasında tekerrür hükümlerinin uygulanamayacağı gözetildiğinde, 5237 sayılı Kanun'un 58/4. maddesi gereğince anılan ilamın tekerrüre esas alınamayacağı, sanığın adli sicil kaydında yazılı mahkûmiyetleri arasında tekerrür uygulamasına konu edilebilecek en ağır mahkumiyeti olan Nevşehir 1. Sulh Ceza Mahkemesinin 2010/1825 Esas ve 2011/531 Karar sayılı ilamı ile kasten yaralama suçundan hükmedilen 5 ay hapis cezasına ilişkin hükümlülüğünün tekerrüre esas alınması gerektiğinin gözetilmemesi, Bozmayı gerektirmiş, sanık ...'ın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükümlerin açıklanan nedenle Tebliğname'ye aykırı olarak BOZULMASINA, Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine, 24.02.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

... lı kararı ile sanık hakkında taksirle öldürme suçundan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 85/1, 62/1. maddeleri uyarınca 4 yıl 2 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, 2. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesinin, 01.11.2021 tarihli ve 2020/1886 Esas, 2021/1475 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında İlk Derece Mahkemesince kurulan hükme yönelik katılan ... vekili ve sanık müdafiinin istinaf başvurularının kabulüne karar verilerek 5271 sayılı Kanun’un 280/1-g maddesi uyarınca duruşmalı yapılan inceleme neticesinde aynı Kanun’un 280/1. maddesi uyarınca İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılması ile sanığın olası kastla öldürme suçundan, 5237 sayılı Kanun'un 81/1, 21/2, 62/1, 53/1. maddeleri uyarınca 16 yıl 8 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına, Karar verilmiştir. II. TEMYİZ SEBEPLERİ Sanık müdafiinin temyiz sebepleri özetle; sanığın gerekçeli karar ve adil yargılanma haklarının ihlal edildiğine, delillerin değerlendirilmesinde hataya düşüldüğüne, m ...

... CK'nun 61. maddesi uyarınca hakim somut olayda; suçun işleniş biçimini, suçun işlenmesinde kullanılan araçları, suçun işlendiği zaman ve yeri, suçun konusunun önem ve değerini, meydana gelen zarar veya tehlikenin ağırlığını, failin kast veya taksire dayalı kusurunun ağırlığını ve failin güttüğü amaç ve saiki göz önünde bulundurarak, işlenen suçun kanunî tanımında öngörülen cezanın alt ve üst sınırı arasında temel cezayı belirler. 5237 sayılı TCK'nun 'Adalet ve kanun önünde eşitlik ilkesi' başlıklı 3/1. maddesi uyarınca suç işleyen kişi hakkında işlenen fiilin ağırlığıyla orantılı ceza ve güvenlik tedbirine hükmolunur. Bu itibarla; kanunda öngörülen alt ve üst sınır arasında temel cezayı belirlemek hâkimin takdir ve değerlendirme yetkisi içindedir. Ancak, Anayasa'nın 141, 5271 sayılı CMK'nun 34, 230 ve 289. maddeleri uyarınca hükümde bu takdirin denetime olanak sağlayacak biçimde, hak ve nesafet kurallarına uygun, dosya içeriği ile uyumlu yasal ve yeterli gerekçesinin gösterilmesi zorunludur. Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; mahkemece gösterilen gerekçeler cezanın asgari haddin üzerinde makul bir düzeyde artırılması için yeterli ise de, düzenlenen veya kullanılan sahte reçetelerin sayısı ve miktarı, suçtan meydana gelen zarar ve sanıklardaki suç kastının yoğunluğu gözetilerek, her bir sanık yönünden, düzenlenen veya kullanılan sahte reçetelerin sayısı, miktarı, düzenlendiği veya kullanıldığı zaman dilimi ile buna bağlı olarak sanıklardaki suç kastının yoğunluğu, suçun işleniş şekli suçtan meydana gelen zarar ayrı ayrı değerlendirilip, her bir sanığa özgülenerek adalete hakkaniyete uygun ve eylemleriyle orantılı bir cezaya hükmolunması gerektiği gözetilmeden yazılı şekilde hükümler tesisi, b- Kararın gerekçe bölümünde; 5252 sayılı Türk Ceza Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun 9/3. maddesi uyarınca suç tarihinde yürürlükte bulunan 765 sayılı TCK.nunu ile sonradan yürürlüğe giren 5237 sayılı TCK.nun ilgili bütün hükümleri olaya uygulanarak ortaya çıkan sonuçların birbirleriyle karşılaştırılması suretiyle lehe Yasanın tespiti gerektiği gözetilmeden, bu ilkelere uyulmadan ve her bir sanık yönünden ayrı ayrı uygulamalı karşılaştırma yapılmadan gerekçeden yoksun olarak denetime olanak vermeyecek şekilde 5237 sayılı TCK hükümlerinin lehe olduğu gerekçesiyle yazılı şekilde hükümler kurulması" isabetsizliklerinden bozulmasına karar verilmiştir. Bozmaya uyan Yerel Mahkemece 27.09.2013 tarih ve 176-271 sayı ile; kamu görevlisinin resmî belgede sahteciliği suçundan TCK’nın 204/2, 43/1 ve 53. maddeleri uyarınca sanıklar Abdülkadir Ersoy ve ...’nın 9 yıl, sanık ...'nın ise 7 yıl 15 ay hapis cezası ile; aynı Kanun'un 38. maddesi delaletiyle 204/2, 43/1 ve 53. maddeleri uyarınca sanıklar ... ve ...’nın 7 yıl 15 ay hapis cezası ile; TCK’nın 204/2, 43/1, 62 ve 53. maddeleri uyarınca sanık ...'nın 5 yıl 22 ay 15 gün, sanık ...’ın ise 5 yıl 2 ay 15 gün hapis cezası ile; aynı Kanun'un 38. maddesi delaletiyle 204/2, 43/1, 62 ve 53. maddeleri uyarınca sanıklar ... ve ...’in 7 yıl 6 ay, sanıklar ..., ..., ... ve ...’ın 5 yıl 22 ay 15 gün, sanık ... Özağaçhanlı’nın 5 yıl 15 ay, sanık ...’nın ise 2 yıl 13 ay 15 gün hapis cezası ile cezalandırılmalarına ve hak yoksunluklarına karar verilmiş, bu hükümlerin de sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... müdafileri ile sanık ... tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 11. Ceza Dairesince 18.11.2015 tarih ve 4853-31028 sayı ile onanmasına karar verilmiştir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 18.02.2016 tarih ve 2599 sayı ile; "Siverek Ağır Ceza Mahkemesinin 27/09/2013 gün ve 2003/176 Esas, 2013/271 Karar sayılı ilamı ile; Sanık ... hakkında; TCK 204/2, 43 mad gereğince 9 yıl hc, Sanık ... hakkında; TCK 204/2, 43 mad gereğince 9 yıl hc, Sanık ... hakkında; TCK 204/2, 43 mad gereğince 7 yıl 15 ay hc, Sanık ... hakkında; TCK 204/2, 43 mad gereğince 5 y ...

... ir deyişle sanık maktule yaptığı ilk atışın sonucunu bekleyip onu yaralı halde yakalasaydı bu fiilden sorumlu tutulmayacaktı. Sanığın yerine getirdiği kamu görevinin mahiyeti, maktulün yakalama emrine rağmen duruşma salonundan nezaret eden görevliyi de etkisiz hale getirerek kaçması, dur ihtarlarına ve uyarı atışlarına kayıtsız kalarak kaçmaya devam etmesi ve eylemin hukuka uygunluk nedeni içinde başlamış olmasının hukuksal bir değeri bulunmadığı düşünülemez. Bu nedenle Sanığın eyleminin herhangi bir olayda hasmını yaralamak isterken onun ölümüne neden olan herhangi bir failden farklı olduğu hususunda duraksama bulunmamaktadır. Bununla birlikte sanığın maktulü yaralayarak yakalamasına imkan veren yasal düzenleme nazara alındığında hem yaralama kastıyla hareket ettiği hem de bu fiilden tam olarak sorumlu olduğunun kabulü kendi içinde bir çelişki oluşturmaktadır. Ne var ki, sanık bu ölçüyü aşarak ilk atışla yaralanan maktule yersiz olarak ikinci bir atış daha yapıp onun ölümüne neden olmuştur. Sanık tarafından ardarda iki el ateş edilmiştir. Bu durumda sanık hukuka uygunluk nedeni içinde başladığı eylemi sürdürerek hukuka uygunluk sınırını aşmıştır. O hâlde sınırın aşılmasının kusurlu olup olmadığı ile kusurun niteliğinin tespit ve tayini önem arz etmektedir. Öncelikle sanığın ilk atışla yaralanan maktule zorlayıcı bir neden yokken ve ilk atışın sonucunu beklemeden ikinci bir atış yapması sınırı aşmakta kusurlu olduğunu ortaya koymaktadır. Ancak bu sınırı kasten aştığını gösteren somut bir delil, bunun için bir neden bulunmadığından bu durumda oluşan şüphe sanık lehine yorumlanmalı, sanığın bu sınırı yeterli dikkat, özen ve basireti gösterememesi nedeniyle taksirle aştığı kabul edilmelidir. Sanığın mesleği gereği sahip olduğu bilgi, tecrübe ve eğitimi, olay sırasında maktulle sanık arasındaki mesafenin yakın sayılabilecek bir mesafe olması nazara alındığında, sanığın eyleminin sonuçlarını istemese de öngörebilecek durumda olduğu, bu nedenle olayda bilinçli taksirle hareket ettiği ve hukuka uygunluk sınırını bilinçli taksirle aştığı kabul edilerek eyleminin TCK’nin 24/1, 27/1, 85/1 ve 22/3 maddeleri kapsamında cezalandırılması yerine, yazılı şekilde kasten yaralama sonucu ölüme neden olma suçundan hüküm kurulması," isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir. Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesi 17.11.2021 tarih ve 1190-1685 sayı ile; "...Sanık ...'in, maktul ...'un hırsızlık suçundan yapılan soruşturmasında görev almamış olması, birbirlerini tanımıyor olmaları ve öldürmeyi gerektirecek bir husumetlerinin bulunmadığı, aralarındaki yükselti farkı ve olay yerinin özellikleri, maktül ve sanığın hareketli bir şekilde bulunması, sanığın, yerleşim alanları içerisinde engebeli arazide 'dur' ihtarına uymayarak, yaya vaziyette kaçmakta olan ve başka kolluk kuvvetlerince de rahatlıkla yakalanması mümkün olan maktulün arkasından, durdurmak gayesiyle önce havaya iki kez, sonra maktulün bulunduğu istikamete olmak üzere iki kez ateş ettiği sırada, silahtan çıkan mermi çekirdeklerinin maktüle isabet etmesi sonucu, maktulün ölümüne neden olduğunda kuşku bulunmayan olayda, sanığın eyleminde, maktulü öldürme kastı ile hedef olarak ateş ettiğine, diğer bir anlatımla sanığın öldürme kastı ile hareket ettiğine dair yeterli kanıtın bulunmadığı anlaşılmaktadır. Ancak, 2559 sayılı Polis Vazife ve Selahiyet Yasasının 16. maddesinde belirtilen silah kullanma koşullarının gerçekleşmediğinde herhangi bir duraksamanın yaşanmadığı olayda, kullanılan silahın niteliği, elverişliliği ve etki alanı, atış mesafesi, tanık anlatımları ve dosyadaki diğer kanıtlar göz önünde bulundurulduğunda; kaçmak isteyen maktulü durdurmak amacıyla hareket eden sanığın, elindeki elverişli silahla ve silahın etki alanı içerisinde bulunan maktulün kaçış istikametine doğru ateş etmesi sonucunda, mermilerin maktule isabet edebileceğini ve eyleminin yaralanmayla sonuçlanabileceğini öngördüğü, ancak buna rağmen hareketine devam ettiği ve ölümün bu harekete bağlı olarak meydana geldiği görülmektedir. Nitekim Ceza Genel Kurulunun 04.05.2010 gün ve 249-108 sayılı kararında da aynı sonuca ulaşılmıştır. Ayrıca Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 22/03/2017 tarihli 2017/148 Esas, 2017/2261 Karar sayılı ilamına konu olayda olduğu gibi, TCK'nun 27/1. maddesinde ceza sorumluluğunu kaldıran nedenlerde sınırın kast olmaksızın aşılması halinde eylemin taksirli halinden indirimli ceza verilmesi düzenlenmiştir. Somut olayda sanığın uzun süredir polislik mesleğini icra etmiş olması, bu yöndeki eğitimi ve tecrübesi gereği 2559 sayılı yasa kapsamında geçmişine uygun şekilde en azından hakkında ek kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilen şüpheliler gibi hareket edip özenle maktülün yakalanmasını sağlaması gerekirken ceza s ...

... gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, hükümlere esas alınan ve reddedilen delillerin açıkça gösterildiği, vicdani kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, dosya tekemmül ettirilerek karar verildiğinden eksik inceleme bulunmadığı, eylemin sanık tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, hükümlere esas alınan adli raporların yeterli olduğu, olayın gerçekleşme biçimine göre mağdur ...'ya yönelik eylemde sanığın kast ve taksirinin bulunmadığı gerekçesiyle beraat kararı verilmesinin isabetli olduğu anlaşıldığından temyiz sebeplerinin incelenmesinde mağdur ...'ya yönelik kurulan hükümdeki bozma nedeni dışında hükümlerde hukuka aykırılık bulunmamıştır. 2. Sanık ... ile mağdur ...'nın sevgili oldukları ve aynı evde yaşadıkları, olay günü gece geç saatlerde önce sanığın ardından saat 05:30 sıralarında mağdur ...'nın çalışmış olduğu işyerinden çıkarak ikamete geldikleri, Mediha ile sanık arasında sanığın alkol kullanması nedeniyle tartışma çıktığı, bu sırada sanığın yatak odasında bulunan silahı almak üzere odaya doğru yöneldiği, mağdurun ise kucağında çocuğu mağdur ... olduğu halde evden çıkarak sokağa doğru kaçtığı, bu durumu gören sanığın balkona çıkarak mağdur ...'ya do ...

... den öldüğü olayda, küçük bir yerleşim yeri olan köy ortasında maktulün kalp hastası olduğunu bilip bilmediği detaylı bir şekilde araştırılarak, sonucuna göre, bilmesi halinde 5237 sayılı TCK'nın 22, 23 ve 85. maddeleri kapsamında bilinçli taksir sonucu öldürme, aksi halde 5237 sayılı TCK'nın 86/2 aracılığı ile 85. maddeleri kapsamında sanığın hukuki durumunun değerlendirilmesi gerekirken 765 sayılı TCK'nın 452/2. maddesinin lehe olduğundan bahisle hüküm kurulması, Bozmayı gerektirmiş, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu nedenle yerinde görülmüş olduğundan hükmün tebliğnamedeki düşünce gibi (BOZULMASINA), 25.05.2006 gününde oybirliği ile karar verildi.

Yargıtay 1. Ceza Dairesi 2006/2623 E., 2006/5280 K.

CEZANIN İNDİRİLMESİ
KASTEN ADAM ÖLDÜRME
ŞAHISTA HATA
TAKDİRİ İNDİRİM
TAKSİRLE YARALAMA
TÜCCAR
5237 S. TÜRK CEZA KANUNU [ Madde 62 ]
5237 S. TÜRK CEZA KANUNU [ Madde 21 ]
6762 S. TÜRK TİCARET KANUNU [ Madde 24 ]
"İçtihat Metni"

Şahısta hata sonucu Babası M……..'i öldürmekten, S…….. 'i yaralamaktan ve izinsiz silah taşımaktan sanık M… ...

... ığın maktülde mevcut olan kalp rahatsızlığını önceden bilmediği ve bu nedenle sorumluluğunun taksire dayalı olması nedeniyle sanığın 5237 sayılı TCK.nun 22/2 delaletiyle 85 ve 62. maddeleri uyarınca cezalandırılmasına karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi, Yasaya aykırı, sanık A.. müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden hükmün tebliğnamedeki düşünce gibi (BOZULMASINA) 30.11.2006 gününde oybirliği ile karar verildi.

... ol için ateş etmesi sonucu mermi isabetiyle maktulün ölmesi olayında sanığın bilinçli taksirle ölüme sebebiyet verme suçundan tecziyesi gerektiğinin düşünülmemesi, 2) 6136 sayılı Kanuna Muhalefet suçundan, 5237 sayılı TCK.nun 53. maddesinin tatbiki sonucunu doğuracak şekilde takdiri indirim sebebi yönünden 765 sayılı TCK.nun 59. maddesi yerine, 5237 sayılı TCK.nun 62. maddesinin tatbikine karar verilmesi, 3) Uygulamaya göre de; Karar tarihinden önce yürürlüğe giren 5237 sayılı TCK. ile 765 sayılı TCK.nun somut olaya ilişkin maddeleri bir bütün olarak uygulanıp sonucuna göre ...

... k kontrollü kavşak sistemi ve kavşak içinde yaya geçidi çizgilerinin bulunduğu; alkollü olan ve aracı ile İzmit yönünden Sakarya yönüne gitmekte olan sanığın, olay yeri olan D-100 Köseköy Işıklı Kavşağına geldiğinde, yayalara yeşil ışık, araçlara kırmızı ışık yandığı, diğer araçların durarak beklediği, yayaların yaya geçidinden geçtiği sırada, yaya geçidinden geçmekte olan yayalara çarpacağını, bu çarpmanın yaralanmayla ya da ölümle sonuçlanabileceğini öngörmesine karşın, aracının hızını kesmeden, duran araçların sağından geçerek kavşağa girdiği, yaya geçidinden, sanığın gidiş yönüne göre yolun solundan yolun sağına geçmekte olan maktule N.....'a kaldırıma 3.50 metre kala çarptığı ve yaklaşık 20 metre sürüklediği, olay yerinden kaçtığı; maktülenin, kafatası travması zemininde gelişen beyin kanaması ve genel vücut travması zemininde gelişen etraf kemiği kırıkları ile müterafîk iç ve dış kanamanın müşterek sonucu olarak öldüğü; eylemin olası kasıtla insan öldürme suçunu oluşturduğu anlaşıldığı halde, 5237 sayılı TCK'nın 81, 21/2 ve 53. maddeleri uyarınca hüküm kurulması yerine, bilinçli taksirle ölüme neden olma suçundan yazılı şekilde hüküm kurulması, Yasaya aykırı ve sanık vekili İle katılanlar vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükmün CMUK'nın 321. maddesi uyarınca isteme uygun olarak (BOZULMASINA), verilen ceza miktarına ve tutuklulukta geçen süreye göre sanık vekilinin tahliye isteminin reddine 31.12.2007 gününde oybirliği ile karar verildi.

... Burhan'ın adam öldürmeye yardım suçlarının sübutu kabul, takdiri cezayı azaltıcı sebebinin niteliği takdir kılınmış, savunmaları inandırıcı gerekçelerle reddedilmiş, duruşmalı incelenen dosyaya göre verilen hükümde bozma nedenleri dışında isabetsizlik görülmemiş olduğundan, sanık Ercan ve Burhan müdafiinin, sanık Ercan yönünden, meşru müdafaa şartlarının varlığına, suç vasfının taksirli adam öldürme olduğuna, sanık Burhan için sübuta ilişen ve yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddine, Ancak; Sanıklar Ercan ve Burhan'ın kardeşleri olan tanık Erdal ile evli olan Gülbahaıin olay tarihinden 6-7 ay önce maktul Murat ile kaçtığı, 2-3 ay birlikte ...

... ddeleriyle 765 sayılı Yasa'nın 452/2, 51/1 ve 59. maddelerinin yargı denetimine olanak verecek biçimde uygulanması, ortaya çıkan sonuçların birbirleriyle karşılaştırılması gerektiği halde, yazılı gerekçeyle taksirle ölüme neden olma suçundan hüküm kurulması, Yasaya aykırı olup, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu nedenle yerinde görüldüğünden, hükmün teblignamedeki düşünce gibi (BOZULMASINA), karşı temyiz bulunmadığından CMUK'nm 326/son maddesi uyarınca kazanılmış hakkın gözönüne alınmasına, 01.07.2009 gününde oybirliği ile karar verildi.

... unun sübutu kabul, oluşa ve soruşturma sonuçlarına uygun takdire ve tahrike ilişen cezayı azaltıcı sebeplerin nitelik ve derecesi takdir kılınmış, savunması inandırıcı gerekçelerle kısmen kabul, kısmen reddedilmiş, incelenen dosyaya göre verilen hükümde bozma nedeni dışında isabetsizlik görülmemiş olduğundan, sanık müdafii-lerinin 5237 sayılı TCK'nın 27. maddesinin uygulanması gerektiğine ve suç vasfının taksirle öldürme olduğuna, katılanlar vekilinin suç vasfına ve haksız tahrik hükmünün uygulanmasının yersizliğine yönelen ve yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddine; Ancak; Oluşa, toplanan kanıtlara ve dosya içeriğine göre; olay günü sabahın erken saatlerinde 4 ayrı at arabası ile gelerek sa ...

... mını gerektiren bütün fiiller hakkında, uygulanır.” 20. Kabahatler Kanunu’nun mevcut davadaki yargılamalar bakımından geçerli olan bazı diğer hükümleri; kasıt, ihmal, kabahatlerin taksir veya hata ile işlenmesi, sorumluluk, hukuka uygunluk nedenleri ile kusurluluğu ortadan kaldıran nedenler, teşebbüs, iştirak ve içtima gibi kabahatlerin cezai niteliğinin göstergesi olan kavramlarla ilgilidir. Hükümet tarafından sunulan ilgili Danıştay içtihadı 21. Tanıklar konusuyla ilgili olarak Hükümet, İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun tanık delilinin dinlenmesini yasaklamadığını; ulusal idare mahkemelerinin tanık dinlememesinin nedeninin, İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 31. maddesinde idare mahkemelerinin Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu/ Hukuk Muhakemeleri Kanunu hükümlerini uygulayabileceği bir konu olarak tanık delilinden bahsedilmemiş olması olduğunu ileri sürmüştür. Bu savı desteklemek üzere Hük ...

... leşmesi veya tekrarı muhakkak olan haksız bir saldırıyı, saldırı ile eş zamanlı olarak hâl ve koşullara göre saldırı ile orantılı biçimde, kendisinden veya başkasından uzaklaştırmak mecburiyetiyle saldırıda bulunan kişiye karşı işlediği ve hukuk düzenince meşru kabul edilen fiillerdir. Gerek öğretide gerekse yargısal kararlarda vurgulandığı üzere; TCK'nın 25/1. maddesinde düzenlenen ve hukuka uygunluk nedenlerinden birini oluşturan meşru savunma, hukuka aykırılığı ortadan kaldırmakta ve bu nedenle eylemi suç olmaktan çıkarmaktadır. Bir olayda meşru savunmanın oluştuğunun kabul edilebilmesi için saldırıya ve savunmaya ilişkin şartların birlikte gerçekleşmesi gerekmektedir. 1- Saldırıya ilişkin şartlar: a) Bir saldırı bulunmalıdır. b) Bu saldırı haksız olmalıdır. c) Saldırı meşru savunma ile korunabilecek bir hakka yönelik olmalıdır. Bu hakkın, kişinin kendisine veya bir başkasına ait olması arasında fark yoktur. d) Saldırı ile savunma eş zamanlı bulunmalıdır. 2- Savunmaya ilişkin şartlar: a) Savunma zorunlu olmalıdır. Zorunluluk ile kastedilen husus, failin kendisine veya başkasına ait bir hakkı koruyabilmesi için savunmadan başka imkânının bulunmamasıdır. b) Savunma saldırana karşı olmalıdır. c) Saldırı ile savunma arasında oran bulunmalıdır. Savunmanın, meşru savunma şartlarının bulunduğu sırada başladığı, ancak orantılılık ilkesinin ihlal edilmesi nedeniyle meşru savunmanın gerçekleştiğinin kabul edilmediği durumlarda, sınırın aşılması söz konusu olabilmektedir. Sınırın aşılması, TCK’nın 27. maddesinde; "(1) Ceza sorumluluğunu kaldıran nedenlerde sınırın kast olmaksızın aşılması halinde, fiil taksirle işlendiğinde de cezalandırılıyorsa, taksirli suç için kanunda yer alan cezanın altıda birinden üçte birine kadarı indirilerek hükmolunur. (2) Meşru savunmada sınırın aşılması mazur görülebilecek bir heyecan, korku veya telaştan ileri gelmiş ise faile ceza verilmez." şeklinde düzenlenmiştir. Hukuka uygunluk nedeninin bulunması, eylemin suç olmasını engelleyeceğinden, fail hakkında CMK’nın 223. maddesinin 2. fıkrasının ...