⚖️Yüksekkaya Law Office⚖️ 🏛️İçtihat Arama Motoru️🏛️️
Sadece Hukuk Büromuzca Kullanılan ve Önemli Görülen Kararlar Eklenmektedir!
Yönetici Girişi
Yeni Karar Ekle
Mevcut Kararları Yönet
Aşağıdaki arama sonuçlarında **Düzenle** ve **Sil** butonları ile yönetim yapabilirsiniz.
... atılan ...'nın montunu beğendiğini söyleyerek fotoğraf çektirmek için vermesini istediği, katılan ...'ın montunu sanığa vererek sanığın cep telefonuyla fotoğrafını çektiği, sonrasında sanığın katılandan cep telefonunu aldığı ancak montu iade etmediği, katılan ...'ın geri istemesi üzerine 'Mont benim oldu' diyip uzaklaşmaya başladığı, katılan ... ile arkadaşı katılan ...'nın sanığın peşinden gittikleri, sanık ile katılanlar arasında çıkan arbedede sanığın katılan ...'i ittirerek düşürüp basit tıbbı müdahale ile giderilebilir nitelikte yaraladığı, elini belindeki bıçağa götürürek 'Sizi delik deşik ederim' demek suretiyle katılanlara tehditte bulunduğu, bunun üzerine katılan ...'ın direncinin kırıldığı ve polisi arayarak ihbarda bulunduğu, bu aşamada olay yerinden uzaklaşırken sanığın suça konu montu parktaki bir ağacın üzerine atarak kaçtığı olayda; yağma eyleminin tamamlandığının gözetilmemesi,
2. Katılan ...'ın şikâyeti üzerine sanığın suça konu montu parktaki bir ağacın üzerine atarak soruşturma aşamasında katılana iadesini sağladığının anlaşılması karşısında; sanık hakkında 5237 sayılı Kanun'un 168 inci maddesinin üçüncü fıkrasının birinci cümlesi uyarınca indirim uygulanması gerektiğinin gözetilmemesi," isabetsizliklerinden bozulmasına karar verilmiştir.
Daire Üyesi ... ise; "...Malın sahibi, kolluk görevlileri veya olaya tanık olan kişilerin hukuken zilyedin zilyetliğini koruma ve suçluyu yakalama yetki ve haklarının olduğu, sanık henüz suça konu mont üzerinde hakim ...
... andırıldığı ancak sanık tarafından bu durumun kabul edilmediği, maktulün sanık tarafından tehdit edilmeye başlandığı, bu nedenle maktulün başvurusu üzerine kolluk amiri tarafından koruma kararı verildiği ve bu kararın Kayseri 6. Aile Mahkemesinin 16.07.2019 tarih ve 2019/360 Değişik İş sayılı kararı ile onaylandığı, sanığın bu kararı suç tarihinden kısa süre önce 28.07.2019 tarihinde ihlal ettiği, bu nedenle alınan maktul beyanı, sanık tarafından tanık ...’e gönderilen mesajlar, sanığın tabancayı olaydan 1 hafta önce tedarik ettiğine ilişkin beyanı,olay günü ve öncesinde maktulü takip ettiği, olay anında saklanarak eylemini gerçekleştirmek için uygun zamanı beklediği olayda, sanığın maktulü öldürme kararını,maktulü takibi sonucu başka bir erkek şahsın aracına bindiğini görmesi üzerine önceden verip, tasarlamayı kabule elverişli makul süre içerisinde vermiş olduğu kararda sebat edip kararından dönmeyerek yapmış olduğu plan dahilinde ve soğukkanlılıkla eylemini gerçekleştirmek suretiyle maktulü öldürdüğü anlaşılmakla, tasarlamanın şartları bulunduğu ve maktule yönelik eyleminin TCK'nın 82/1-a maddesi gereğince tasarlayarak kasten öldürme suçunu oluşturduğu gözetilmeden yazılı şekilde TCK'nın 81. maddesi uyarınca hüküm kurulması suretiyle suçun nitelendirilmesinde yanılgıya düşülmesi,
2-) Davada kendisini vekil vasıtasıyla temsil eden katılan Aile,Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı yararına vekalet ücretine hükmedilmemesi,
Bozmayı geretirmiş olup, katılan Aile Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı vekili ile Cumhuriyet savcısının temyiz sebepleri bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükmün bu nedenlerle tebliğnamedeki düşünceye aykırı olarak BOZULMASINA,
Dosya ...
... edilmesi büyük haksızlık oluşturacak ve yargılama konusunda tüm yetkiyi hakkı olmadığı halde sadece taraf olması gereken görünüşteki müştekiye devredecektir.
Dairemizin 2022/8946 Esas ve 2022/10401 Esas sayılı dosyaları ve daha birçok dosyalarında da açıkça tartışılıp kabul edildiği üzere;
Hukuki alacağının tahsili amacıyla cebir veya tehdit kullanma...1. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 25.02.2014 günlü ve 2013/678-2014/98 sayılı Kararında ayrıntıları belirtildiği üzere; 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 308. maddesindeki "kendiliğinden hak alma" suçuna benzer bağımsız bir suç tipine yer verilmemiş, onun yerine kanunda belirtilen bazı suçların bir hukuki ilişkiye dayanan alacağın tahsili amacıyla işlenmesi halinde failin daha az ceza ile cezalandır ...
... SI : 2022/635 E., 2022/888 K.
SUÇ : Tehdit
HÜKÜM : Mahkûmiyet
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama
Yapılan ön inc ...
... un (5237 sayılı Kanun) 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 308. maddesindeki "kendiliğinden hak alma" suçuna benzer bağımsız bir suç tipine yer verilmemiş, onun yerine kanunda belirtilen bazı suçların bir hukuki ilişkiye dayanan alacağın tahsili amacıyla işlenmesi halinde failin daha az ceza ile cezalandırılması öngörülmüş, bu bağlamda hırsızlık suçunda 144, yağma suçunda 150/1, dolandırıcılık suçunda 159, belgede sahtecilik suçunda 211. maddeler düzenlenmiştir. Buna göre, 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 308. maddesinde adliye aleyhine işlenen bir suç olarak koruma altına alınan eylemlerin bir kısmı, 5237 sayılı Kanun'un 150/1. maddesiyle malvarlığına ilişkin bir suç haline dönüştürülmüştür. Bu düzenlemeye göre, hukuki ilişkiye dayanan bir alacağın tahsili amacıyla cebir veya tehdit kullanılması halinde eylem yağma suçunu oluşturmakla birlikte, bu özel düzenleme nedeniyle fail kasten yaralama ve/veya tehdit suçundan cezalandırılacaktır. Böylece, hukuki ilişkiye dayanan bir alacağın tahsili amacıyla hareket edilmiş olması daha az ceza verilmesini gerektiren bir hal olarak kabul edilmiş, başka bir anlatımla failin saikine önem verilmiştir.
Bu madde hükmünün uygulanabilmesi için fail ile mağdur arasında alacak hakkı doğuran herhangi bir hukuksal ilişkinin bulunması gereklidir. Bu hukuki ilişkinin, ilgili kanunda belirtilen şekil şartına uygun olarak kurulmuş olması zorunlu olmayıp, hukuk düzenince kabul edilebilir meşru bir ilişki olması yeterlidir. Başka bir anlatımla, şekil şartına uyulmadan kurulan bu ilişkinin ilgili kanun hükümleri uyarınca Özel Hukuk alanında hukuki sonuç doğurmayacak olması, ceza hukuku alanında dikkate alınmasına engel olmayacaktır. Burada önemli olan şekil şartına uyulsun veya uyulmasın meşru bir hukuki ilişkinin bulunup bulunmadığı ve bu hukuki ilişkiye dayanan alacağın tahsili amacıyla hareket edilip edilmediğidir.
Alacak iddiasının varlığını kabul için mutlaka alacak davası açılıp ispatının beklenilmemesi gerekir. Çünkü Cezanın delil anlayışı ile Hukukun delil anlayışı ve kabulü farklıdır. Hukukta şekli gerçeklik hakimdir. Daha ziyada iddia ve ıspata dayanan delil sistemi geçerli olup taraflarca ileri sürülmeyen iddia v ...
... Kurulu'nun 2011/6-332 Esas, 2012/21 Karar; "... Sanığın, mağdur ....’den istediği parayı getirmesi için mağdur ....’yi yanında alıkoyarak hürriyetini kısıtlaması, mağdur ....’nin istenen parayı mağdur ....’nin eşinden olayı anlatmadan alarak getirmesi, sanığın istediği paranın eksik kalan kısmı için mağdur ....’ye yönelik "kalan 500 Lirayı Cuma gününe kadar bul" şeklinde tehditte bulunması da sanığın eylemlerinin bütününün tek bir yağma suçunu oluşturduğu kabulünü değiştirmeyecektir. Bu nedenle olayın gelişimi, sanığın eylemlerinin ....’den belirli miktardaki parayı yağmalamaya yöneldiği ve sanığın kastı göz önüne alınmaksızın, mağdur ...’ye karşı yağma suçunu işlemek amacıyla mağdur ....’ye karşı gerçekleştirilen ve bu mağdurun malvarlığına yönelmeyen fiillerden hareketle, iki ayrı yağma suçunun oluştuğunu kabul eden yerel mahkeme direnme hükmü isabetsizdir.
Bu itibarla, sanığın eylemi tek bir nitelikli yağma suçunu oluşturacağı, sanığın, mağdur ....'den istediği parayı getirmesi için mağdur ....’yi yanında alıkoyarak hürriyetini kısıtlaması, mağdur ....'nin istenen parayı mağdur ....’nin eşinden olayı anlatmadan alarak getirmesi, sanığın istediği paranın eksik kalan kısmı için mağdur ....’ye yönelik "kalan 500 Lirayı Cuma gününe kadar bul" şeklinde tehditte bulunması da sanığın eylemlerinin bütününün tek bir yağma suçunu oluşturduğu kabulünü değiştirmeyecektir. Bu nedenle olayın gelişimi, sanığın eylemlerinin ....’den belirli mi ...
... rilmeden itibar edilmesi büyük haksızlık oluşturacak ve yargılama konusunda tüm yetkiyi hakkı olmadığı halde sadece taraf olması gereken görünüşteki müştekiye devredecektir.
a. Oluşa ve dosya içeriğine göre de, mağdurun aşamalarda odaya giren yüzü maskeli şahısların silahla tehdit etmesi suretiyle parasını aldıklarını iddia etmesine karşın, mahkemede parasını alan şahsın sanık ... ... olmadığını belirtmesi, sanıkların aşamalarda suçlamaları kabul etmemeleri, mağdurun fuhuş için sanık ... çalıştığı masaj salonunda bulunması ve aralarında bu amaca yönelik para alışverişinin olması hususları bir arada değerlendirildiğinde, sanıkların üzerine atılı suçu işlemediğine yönelik aksini gösterir her türlü şüpheden uzak inandırıcı delil bulunmaması nedeniyle sanıkların nitelikli yağma suçundan beraatleri yerine yazılı şekilde mahkûmiyet kararı verilmesi,
b. Kabule göre de; mağdurun karar verildikten sonra dosyaya sunduğu 28.01.2022 tarihli dilekçesinde sanık ...'ın karakol ifadesinden sonra zararını giderdiğini, mahkemede bu husus sorulmadığı için bir şey söylemediğini belirttiği, soruşturmada ve kovuşturmada alınan beyanlarında da bu husustan bahsetmediğinin anlaşılması karşısında; mağdurun sunduğu dilekçe içeriğinden zararın soruşturma aşamasında giderildiği buna göre, sanıklar hakkında 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 168/1-3. maddesine göre indirim yapılması gerektiği gözetilmeden yazılı şekilde karar veri ...
... an tahsili için kendilerine verilen müşteki ...’e ait senetleri tehdit kullanarak tahsil etmek istedikleri bu amaçla müştekinin bürosuna gidip tahsilat amaçlı olarak silahla tehdit yoluyla yağmaya teşebbüs suçunu işlemişlerdir. Sanık ... dışındaki sanıkların eylemi yağmaya teşebbüs olarak görülmüştür. Sanık ... ile müşteki arasında alacak borç ilişkisi bulunduğundan ve alacağın tahsili amacıyla hareket ettiğinden sanık ...'in eylemi 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 150. maddesi yollaması ile silahla ve birlikte tehdit suçuna azmettirmek olarak kabul edilmiştir.
Dairemize göre sübuta erdiği kabul edilen ve nitelikli yağmaya teşebbüs oluşturan fiilin katılanın iş yerinde ve birden fazla kişi tarafından birlikte işlenmeye teşebbbüs edilmesi sebebiyle, 5237 sayılı Kanun'un 149/1-c-d ve 35/2. maddeleri kapsamında nitelikli yağmaya teşebbüsün varlığını kabul etmek gerekecektir.
5237 sayılı Kanun'un kabul ettiği iştirak teorisine göre ve özetle ifade etmek gerekirse;
-Azmettiren, işlenen suçun cezası ile cezalandırılır. (m.38/1)
-Az ...
... ncesiyle sanığın telefonunu aldığına, dolayısıyla kast ve davranışlarının yağma suçunun unsurları ile uyuşmadığına, sanığın katılana tehdit ve şiddet uygulamadığına, maddi bir yarar sağlamadığına, katılanın beyanlarına göre, sanık ile evli iken başka bir erkekle görüştüğünün beyan edildiği, bu mesajları okumak için telefonu almanın sanık için doğal bir durum olduğuna, katılanın kendi rızasıyla telefonu aldığına yağma suçunun unsurlarının oluşmadığına ve beraatine karar verilmesine ilişkindir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Taraflar arasında şiddetli geçimsizlik nedeniyle husumet bulunduğu, sanığın katılanın telefonunu kontrol amacıyla aldığı, kontrol ettikten sonra müşterek evde bir süre kaldıkları, kapının açık olması sebebiyle katılanın alelacele müşterek haneden ayrılması şeklinde gelişen olayda, sanık tarafından geçici olarak kontrol amacıyla katılanın telefonunun alınmasının yağma suçunun unsurlarını oluşturmayacağı; ayrıca sanığın katılanın cüzdanındaki nakit parasını aldığı yolunda da beyanların olmasına rağmen sanığın mahkumiyetini gerektirir kuşkuya yer vermeyecek şekilde kesin ve inandırıcı delillerin bulunmadığı anlaşılmakla sanığın atılı suçtan beraati yerine mahkûmiyetine karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir.
III. KARAR
Gerekçe bölümünde açıklanan nedenle, İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 5. Ceza Dairesinin kararında, temyiz itirazları yerinde görülmüş olduğundan hükmün Tebliğname’ye aykırı olarak oy birliğiyle BOZULMASINA
Dava dosyasının, 5271 say ...
... paylaşımlarda bulunduğunu, eşi hakkında tehdit ve hakaretlerle asılsız isnatlar ve küçük düşürücü ifadelere yer verdiğini, ortak çocuğu da bunlara alet ettiğini, bu surette özel hayatın gizliliğini ihlal ederek suç işlediğini, kişisel verileri yayıp ve paylaştığını, evlilik birliği içinde müvekkilinin ailesine karşı mesafeli duruş sergileyip hiç bir zaman benimsemediğini, ailesinin de olumlu tutum ve davranışlar sergilemediğini, müvekkilinin ailesi ile görüşmelerini sürekli sorun haline getirdiğini, annesine karşı olumsuz ve saygısız söylemlerde bulunduğunu, küsmeleri, eleştirel ve küçük düşürücü yaklaşımları olduğunu, bu konuları sürekli gündeme getirip tartışma zemini yarattığını, her gün kendi ailesi ile konuşup evdeki her şeyi ve maddîyata dayalı konuları konuştuğunu, bir defasında yanlarına giden erkek için "bankamatiğin geldi" dediğini, eşini para kaynağı olarak gördüğünü, tüm maddî imkanlarını kullandığını, işi gereği kişisel görünümü ve dikkat etmesi için yaptığı faaliyetleri tartışma konusu yaptığını, ancak bu aktivitelere katılmayı da istemediğini, kişisel görümününe ve bakımına dikkat etmediğini, birlikte olma isteğine karşı moral bozucu ve onur kırıcı ifadeler kullandığını, erkeklik gururunu kırdığını, çocuklara babaları hakkında olumsuz sözler ve telkinlerde bulunduğunu, yaşanan olaylarda kusurlu bulunduğunu belirterek davanın reddine, çocukların geçici velâyetinin müvekkiline verilmesini talep etmiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıdaki başlıkta tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; kadının eşinin ailesi ile bir araya gelmekten ve iletişim kurmaktan kaçındığını, kayınvalidesine (sarf ettiği söz nedeniyle) saygısız tutum sergilediği, erkeğin ise başka bir kadınla mesajlaşmalarının çocuk tarafından görüldüğü, bu kadına çiçek gönderdiği, yemek sipariş ettiği, uzun süreli ve sık telefon görüşmeleri yaptığı, sadakat yükümlülüğüne aykırı bu eylemi ile kadının güvenini sarstığı, başka bir kadın ile görüşmesinin zina boyutunda değerlendirilemeyeceği, yaşanan olaylar nedeniyle evlilik birliğinin temelinden sarsıldığı, boşanmaya neden olan olaylarda kadının hafif, erkeğin ise ağır kusurlu olduğunun tespiti ile davacının terditli taleplerinden TMK 161. maddesi uyarınca zina nedenine dayalı boşanma davasının reddine, genel sebebe dayalı boşanma talebinin kabulü ile tarafların TMK 166/1. maddesi gereğince boşanmalarına, çocukların velâyetinin anneye verilmesini, baba ile aralarında kişisel ilişki tesisine, çocuklar yararına hükmedilen 750,00'şer TL tedbir nafakasının karar tarihi itibarıyla 1.250,00'şer TL yükseltilmesine, kesinleşme sonrasında aynı miktarda iştirak nafakası olarak devamına, kadın yararına hükmedilen aylık 1.000,00 TL tedbir nafakasının karar tarihi itibarıyla aylık 1.500,00 TL'ye yükseltilmesine, kesinleşme sonrasında aynı miktarda yoksulluk nafakası olarak devamına, kadın yararına boşanmanın fer'î niteliğinde 40.000,00 TL maddî ve 30.000,00 TL manevî tazminata karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
1. Davacı kadın vekili istinaf dilekçesinde; TMK 161 maddesi gereğince zina sebebi ile açtıkları davanın reddi, kadına kusur yüklenmesi nedeniyle yapılan kusur tespiti, kadın lehine hükmedilen maddî ve manevî tazminat, iştirak ve yoksulluk nafakası miktarları yönünden istinaf kanun yoluna başvurmuş, taleplerinin kabulüne karar verilmesini istemiştir.
2. Davalı erkek vekili istinaf dilekçesinde; kusur tespiti ...
... ri, aralarında önceye dayalı anlaşmazlıklar bulunduğu, olay günü çıkan tartışma sonrasında sanığın katılana hitaben, "kahpe, oruspu, senin gibi köpeği mi doyuracağım, seni öldüreceğim" diyerek tehdit ve hakaret edip boğazını sıktığı olayda; tehdit içeren sözlerin yaralama eyleminin irade açıklaması niteliğinde olup eylemin bir bütün halinde kasten yaralama suçunu oluşturduğu ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 61. maddesi uyarınca temel ceza belirlenirken bu hususların dikkate alınması gerektiği gözetilmeden, sanık hakkında ayrıca tehdit suçundan mahkûmiyet hükmü kurulması,
2. Sanık hakkında tekerrür hükümlerinin uygulanmasına esas alınan Ürgüp Asliye Ceza Mahkemesinin 2009/113 Esas ve 2009/286 Karar sayılı ilamına konu taksirle öldürme suçunun kasıtlı bir suç olmaması sebebiyle kasıtlı suçlarla taksirli suçlar arasında tekerrür hükümlerinin uygulanamayacağı gözetildiğinde, 5237 sayılı Kanun'un 58/4. maddesi gereğince anılan ilamın tekerrüre esas alınamayacağı, sanığın adli sicil kaydında yazılı mahkûmiyetleri arasında tekerrür uygulamasına konu edilebilecek en ağır mahkumiyeti olan Nevşehir 1. Sulh Ceza Mahkemesinin 2010/1825 Esas ve 2011/531 Karar sayılı ilamı ile kasten yaralama suçundan hükmedilen 5 ay hapis cezasına ilişkin hükümlülüğünün tekerrüre esas alınması gerektiğinin gözetilmemesi,
Bozmayı gerektirmiş, sanık ...'ın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükümlerin açıklanan nedenle Tebliğname'ye aykırı olarak BOZULMASINA,
Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilme ...
... ceğiz seni vurduracağım." demek suretiyle hakaret ve görevi yaptırmamak için direnme suçlarını işlediği kabul edilerek cezalandırılmasına karar verilmiştir.
IV. GEREKÇE
A.Sanığın Temyiz Sebepleri Yönünden
Şikâyetçilerin beyanları, tutanak ve tutanak tanıklarının içerikleri, olayın meydana geliş şekli ile tüm dosya kapsamı bütün olarak değerlendirildiğinde, sanığın hakaret ve tehdit uygulamak suretiyle görevini yaptırmamak için direnme suçlarını işlediğinin sabit olduğu belirlenmekle, Yerel Mahkemenin inanç ve takdirinde hukuka aykırılık görülmemiştir.
B.Sair Yönlerden
Sanığa yükletilen görevi yaptırmamak için direnme ve hakaret eylemleriyle ulaşılan çözümü haklı kılıcı zorunlu öğelerinin ve bu eylemlerin sanık tarafından işlendiğinin Kanun'a uygun olarak yürütülen duruşma sonucu saptandığı, bütün kanıtlarla aşamalarda ileri ...
... hdit ettiğini, öldürmekle tehdit ettiğini, evlilik birliği içerisinde alınmış olan aracın kadının ve babasının zoruyla elinden alındığını, bu olay sebebiyle fiziksel şiddet gördüğünü beyan ederek tarafların 4721 sayılı Kanun'un 166 ncı maddesinin birinci fıkrası gereği boşanmalarına, karşı tarafın taleplerinin reddine, 20.000,00 TL maddi ve 20.000,00 TL manevi tazminata karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıdaki başlıkta tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; erkeğin kadını sevmediği, gerizekalı, özgüvensiz dediği, kadının ailesinin erkeğin üzerinde bulunan aracı zor kullanarak aldıkları; kadın erkeğin zoruyla kürtaj olduğunu ifade etmiş olsa da tanıklardan ... ...
... ndirmesiyle, kovuşturma aşamasında hakimin delilleri değerlendirmesi birbirinden farklı özelliklere sahiptir. CMK'nın 170/2. maddesine göre soruşturma aşamasında toplanan deliller kamu davası açılması için yeterli şüphe oluşturup oluşturmadıkları çerçevesinde incelemeye tabi tutulurken, kovuşturma aşamasında, isnad edilen suçun işlenip işlenmediği hususunda mahkumiyete yeter olup olmadığı ve tam bir vicdani kanaat oluşturup oluşturmadığı çerçevesinde değerlendirilmektedir.
Her ne kadar yürütülen soruşturma neticesinde müşteki vekilinin dosya muhteviyatında şüpheliye ait olduğu iddia edilen isme ait bilginin ... isimli sosyal medya platformunun yüzeysel incelemesinin yapılarak tespit edilmesinin sağlıklı veriler ortaya koymadığı, zira sosyal medya platformlarının sahte olarak açılabileceği ve müşteki vekilinin işaret ettiği şahısların suçun asıl faili olmayabilecekleri ve her bireyin lekelenmeme hakkının bulunduğu, bilahare, ..., ..., ... gibi sosyal paylaşım siteleri üzerinden işlenen suçlar nedeniyle yapılan şikayetler üzerine başlatılan soruşturmalarda Siber Suçlarla Mücadele Şube Müdürlükleriyle yapılan yazışmalar neticesinde dosyaya sunulan araştırma ve tespit raporlarından açık kaynaklar kullanılarak yapılan araştırmalarda şüphelilerin tespit edilemediği, bu şekilde şüphelilerin tespitinin mümkün olmadığı, ayrıca olayın fail ya da faillerinin tespiti için sosyal paylaşım sitesi üzerindeki üyelik hesaplarına erişim sağlanan IP adreslerinin tespitinin ve temininin gerektiği, bu tespit ve teminin ancak sosyal paylaşım sitelerinin bağlı olduğu şirketlerin bilgi paylaşımıyla mümkün olabileceği, yapılan araştırmalarda bu firmaların Amerika Birleşik Devletlerinde yerleşik bir tüzel kişiliğe sahip olduğu ve Türkiye Cumhuriyet sınırları içerisinde herhangi bir temsilciliklerinin veya irtibat bürolarının bulunmadığı, bu şirketlerin hukuki temsilciliğini yapan Avukatlık Ortaklıklarıyla yapılan yazışmalarda ortaklığın cevabi yazılarında özetle "Temsilcisi oldukları fırmaların ABD'de faaliyet yürüten firmalar olduğu ve Türkiye Cumhuriyeti sınırları içerisinde temsilciliklerinin bulunmadığı, insan hayatını tehdit eden suçlar ve çocuklara karşı işlenen suçlar haricindeki taleplerle ilgili olarak kayıt anındaki bilgi ve adresin oluşturulma anındaki IP bilgisinin verilemeyeceği" şeklinde beyanda bulundukları, bu nedenle Siber Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünce herhangi bir çalışma yapılamadığının muhtelif dosyalar yönünden tespitinin yapıldığı, mevcut derdest soruşturmanın konusunun benzer nitelikte olup müştekiye ait ... sosyal paylaşım sitesine ait hesap üzerinden cinsel tacizde bulunulması ile ilgili olduğu, bahse konu şirketin şüphelilerin İP bilgilerini paylaşmadığı,Türkiye Cumhuriyet Adalet Bakanlığı Uluslararası Hukuk ve Dış İlişkiler Genel Müdürlüğünün 10/07/2013 tarihli Uluslararası Ceza İstinabe ve Tebligat Konulu genelgesinin bazı devletlere yapılacak adli yardımlaşma taleplerinde dikkate alınması gereken hususlar üst başlığı altında Amerika Birleşik Devletleri ile yapılacak olan yazışmaları, istinabe ve tebligatları değişik suçlar açısından düzenlendiği, merkezi ABD'de yer aldığından Yahoo, CCSGoogle, Google Adwords, ..., ..., Instagram, Skype, YouTube, Hotmail, M.massanger gibi yer sağlayıcı şirketlerce verilen kullanıcı hesapları veya servisler kullanılarak işlenen suçlarda IP veya trafik kayıtlarının teminine yönelik ceza istinabe taleplerinde ABD adli makamları yetkili olduğu vurgulanmakta, talep konusu suç, anılan firmaların başka bir ülkede yer alan şubesi, temsilciliği veya reklam işlemi idare etmek için kurulmuş yan kuruluşu üzerinden işlenmiş olsa dahi IP kayıtları veya trafik kayıtlarının yalnızca firmanın merkezi tarafından verilebileceğinin belirtildiği, bu nedenle adı geçen yer sağlayıcı şirketçe verilen kullanıcı hesapları veya servisleri kullanarak işlenen suçlarda erişim sağladıkları IP adres kayıtları, yurt dışı kaynaklı sunucularda tutulduğundan şüphelilerin açık kimlik ve adres bilgilerinin tespitinin mümkün olmadığı, Anayasa Mahkemesinin 01/03/2017 karar tarihli, Resmi Gazetenin 06/06/2017 tarih ve 30088 sayılı kararına göre de Cumhuriyet Savcılığının internet üzerinden işlenen suçlara yönelik soruşturmalardaki güçlükleri de gözeterek Anayasa'da korunan temel hak ve özgürlükler bağlamında ciddi endişeler ortaya çıkarabilecek şekilde geniş kapsamda etkiler uyandırmayan ya da toplumsal menfaati etkilemeyen bir şikayet hakkında soruşturmayı daha fazla sürdürmeyi reddetmesinin soruşturmanın sürdürülememesinde Anayasanın 17. Maddesinin 1. Fıkrasının devlete yükletiği pozitif yükümlülükler bakımından bireyin menfaatleriyle toplumun menfaatleri arasında açık bir dengesizlik bulunduğunun değerlendirilmediğinin belirtildiği, bu aşamada soruşturmanın devamı halinde ilgili internet sitesinin bağlı olduğu elektronik servis hizmetleri sağlayıcısının yurt dışı kaynaklı olması nedeniyle dijital delil elde edilmesinin mümkün olmadığı ve adı geçen sosyal medya platformuna ait şirketin yabancı kanunlara tabi olmasından ötürü kullanıcıları hakkında bilgi vermediği hususunun birçok nevi soruşturmadan anlaşıldığı, bu minvalde yeni delillere ulaşmanın teknik ve hukuki bakımından imkanının bulunmadığı nazara alındığında kamu davasının açılmasını gerekli kılacak yeterli delil elde edilemediği ve soruşturmaya devam olunmasının kamu yararı açısından abesle iştigal olduğu gerekçeleriyle kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmişse de, soruşturma dosyası kapsamında yeterli ve etkili soruşturma işlemi yapılmadan bu karar verilmiştir. CMK'nın 172/1. maddesindeki, kovuşturma olanağının bulunmaması hâllerinin somut olayda mevcut olmadığı, dolayısıyla şüphelinin tespitine yönelik olarak gerekli tüm soruşturma işlemleri yapıldıktan sonra, şüphelinin tespiti halinde iddianame düzenlenmesi, tespit edilemediği takdirde ise daimi arama kararı alınarak dava zamanaşımı süresince soruşturmaya devam edilmesi gerektiği anlaşılmakla, merciince itirazın kabulüne karar verilmesi yerine reddedilmesi hukuka aykırı görülmüştür.
Sonuç ve Karar:
Yukarıda açıklanan nedenlerle;
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nın kanun yararına bozma istemi doğrultusunda düzenlediği tebliğnamedeki düşünce yerinde görüldüğünden,
1-... 1. Sulh Ceza Hâkimliğinin 06/05/2021 tarihli ve 2021/2793 değişik ... sayılı kararının, 5271 sayılı CMK’nın 309. maddesi uyarınca BOZULMASINA,
2-CMK’nın 309. maddesinin 4-a fıkrası gereğince, sonraki işlemlerin mahallinde tamamlanmasına, dosyanın Adalet Bakanlığına sunulmak üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'na TEVDİİNE, 07/06/2022 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
... de 148 - “(1) Bir başkasını, kendisinin veya yakınının .... tehdit ederek veya cebir kullanarak, bir malı ... veya malın alınmasına karşı koymamaya mecbur kılan kişi,...cezalandırılır...” şeklindedir. Madde gerekçesinde de “...Yağma suçunun tamamlanabilmesi için, kullanılan cebir veya tehdidin etkisiyle mağdur malı teslim etmeli veya malın alınmasına karşı koymamalıdır. Bu bakımdan, kullanılan cebir veya tehdidin, kişiyi malı teslim etmeye veya alınmasına ses çıkarmamaya yöneltmeye elverişli olması gerekir...” şeklinde daha da açıklık getirmiştir. Malı almak için cebir veya tehdit kullanılmalı ve bunun etkisiyle mağdurun malı vermesi gerekir. Bunun doğal sonucu olarak mağdurun malın alındığını görmesi veya en azından sanığın mallarını almak istediğini anlaması veya bilmesi gerekir.
Yağmada amaç malın alınmasıdır. Bu amaca ulaşmak için araç hareketler ise cebir veya tehdit uygulanmasıdır. Failin mağdura yönelttiği cebir veya tehdidi, kendisi veya başkasına yarar sağlamak amacıyla malı ... veya alınmasına karşı koymamaya zorlamak amacıyla gerçekleştirmiş olması gerekir. Aralarında amaçsal ilişki vardır. Cebir veya tehdit ile malın alınması veya verilmesi arasında nedensellik bağı bulunmalıdır. (Benzer görüşler için bkz. Gökçen ... vd Mal Varlığına Karşı Suçlar, Adalet, Ankara, 2018, s. 74; Özgenç İzzet, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler 17. baskı, Seçkin, Ankara, 2021, s 168 vd; Tezcan/.../Önok, s. 704; Koca/Üzülmez, TCK Genel Hükümler, Seçkin 9. Baskı, s. 583)
Cebir veya tehdit kullanılması malın alınmasında araç olarak kullanılması yağma suçunun ayırıcı unsurudur. Dolayısıyla iki hareket arasında nedensellik bağı bulunmalıdır. Yani malın alınması kullanılan cebir veya tehdidin sonucu olmalıd ...
... .2019 tarihli kararının istinaf edilmesi üzerine, Konya Bölge Adliye Mahkemesi 7. Ceza Dairesi tarafından verilen 29.03.2019 tarihli kararın katılan vekili tarafından temyizi sonrasında, Yargıtay 8. Ceza Dairesinin 07.02.2024 tarihli ve 2021/17708 Esas ve 2024/1019 Karar sayılı kararı ile; "...Sanık ile eşi mağdurenin tartıştığı, sanığın eşi mağdureye hakaret ettiği, bu nedenle mağdurenin şikayetçi olacağını belirtmesi üzerine sanığın demir sopayı ısıtarak mağdurenin sol koluna bastırdığı, ''dışarı çıkarsan öldüreceğim'' diyerek tehdit edip kapıları kilitleyip dışarı çıkmasına engel olduğu olayda, sanığın eylemlerinin kül halinde kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunu oluşturduğu, tehditin ve yaralamanın kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun unsuru olduğu gözetilmeden, sanığın 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 109 uncu maddesinin ikinci fıkrası ve üçüncü fıkrasının (a) ve (e) bentleri uyarınca cezalandırılması gerekirken, sanık hakkında tehdit suçundan da ayrıca karar verilmesi suretiyle 5271 sayılı Kanun'un 225 inci maddesinin birinci fıkrasına muhalefet edilmesi hukuka aykırı görülmüştür..." şeklindeki gerekçeyle bozulmasına karar verilmiştir.
B. Bozmadan Sonraki Yargılama Süreci
Bozma üzerine Konya Bölge Adliye Mahkemesi 7. Ceza Dairesinin, 08.05.2024 tarihli ve 2024/449 Esas, 2024/746 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan 5237 sayılı Kanun’un 109/2, 3-a-e, 62, 53, 63. maddeleri uyarınca 4 yıl 2 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına karar verilmiştir.
II. TEMYİZ
A. Temyiz Sebepleri
1. Katılan kurum vekilinin temyiz sebepleri;
Kararın hatalı olduğuna, lehe vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiğine, sanığın atılı suçtan cezalandırılması gerektiğine, sai ...
... I : 2021/4022 Değişik iş
SUÇLAR : Kişiler arasındaki konuşmaların dinlenmesi ve kayda alınması, verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme, hakaret, tehdit
KARAR : İtirazın reddi
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : İlgili kararın kanun yararına bozulması
Kişiler arasındaki konuşmaları ...
... ygulanması, haksız tahrik indirimi uygulanmaması, 5237 sayılı Kanun'un 62 nci maddesinin uygulanmaması, 58 inci maddesinin uygulanması hukuka, uygulama ve yerleşmiş içtihatlara aykırı olduğuna ilişkindir.
B. Değerlendirme ve Gerekçe
Olay tarihinde temyize gelmeyen sanık ... ile birlikte sanığın her ne kadar mağduru darp ve tehdit edere 2 adet cep telefonunu aldıkları sabit ise de; sanık ...'ın da amacın katılanın mesaj atmaması için telefonun alındığını, temyize gelmeyen sanık ...'in aşamalarda, suça konu telefonu katılanın başkalarına mesaj atmaması için aldığını ve dereye attığını belirttiği, ertesi gün iade etmek için telefonu aradığını ancak atılan yerde bulamadığını beyan ettiği anlaşılmakla telefonlara ait İletişim Tespiti (HTS) kayıtları getirilerek olay saatinden sonra kullanılıp kullanılmadığını araştırılarak, sonucuna göre sanıkların faydalanma amaçlarının bulunup bulunmadığı, sanıkların yağma kastıyla hareket edip etmediği araştırılmadan eksik araştırma ile sanığın yağma suçundan cezalandırılması hukuka aykırı bulunmuştur.
III. KARAR
A.Sanıklar Hakkında Kişiyi Hürriyetinden Yoksun Kılma ve Hakaret Suçlarından Kurulan Hükümler Yönünden
Ön inceleme bölümünün ilk paragrafında açıklanan nedenle sanık müdafinin temyiz istemlerinin, 5271 sayılı Kanun’un 298 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca, ...
... ı kanun yararına bozma isteminin;
“5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 160. maddesi uyarınca, Cumhuriyet savcısının, ihbar veya başka bir suretle bir suçun işlendiği izlenimini veren bir hâli öğrenir öğrenmez kamu davasını açmaya yer olup olmadığına karar vermek üzere hemen işin gerçeğini araştırmaya başlaması gerektiği, aynı Kanun’un 170/2. maddesi gereğince yapacağı değerlendirme sonucunda, toplanan delillerin suçun işlendiği hususunda yeterli şüphe oluşturduğu kanısına ulaştığında iddianame düzenleyerek kamu davası açacağı, aksi halde ise anılan Kanun’un 172. maddesi gereği kovuşturma yapılmasına yer olmadığına dair karar vereceği, buna karşın ortada yasaya uygun bir soruşturmanın bulunmadığı durumda, anılan Kanun’un 173/3. maddesindeki koşullar oluşmadığından, itirazı inceleyen merciin Cumhuriyet savcısının soruşturma yapmasını sağlamak maksadıyla soruşturmanın genişletilmesine karar verebileceği yönündeki açıklamalar karşısında, Dosya kapsamına göre, müşteki vekilinin sunduğu 05/07/2022 havale tarihli şikayet dilekçesinde özetle, şüphelilerin müşteki ile birlikte Başkaya Kuyumculuk Tekstil Hayvancılık İthalat İhracat Ticaret ve Sanayi Limited Şirketi ünvanlı aile şirketinin ortakları olduğu, 08/08/2006 tarihinde müşteki adına karar defterine sahte imza atarak genel kurul toplantısında görev süresinin uzatıldığı, anılan tarihten günümüze kadar söz konusu sahteciliğe dayalı olarak şirket adına işlemler yapıldığı, şüphelilerin anılan şirkete ait para ve kazançları kendi uhdelerinde tutup müştekiye herhangi bir ödeme yapmadıkları, şirkete ait itcari defter ve genel kurul karar defterini gizledikleri, şirket hakkında şirketin zararına sebebiyet verecek şekilde asılsız bilgi verdikleri, müştekiye ve müştekinin yakınlarına karşı hakaret ve tehditte bulundukları hususlarını beyan ederek şüpheliler haklarında şikayette bulunulması üzerine yapılan soruşturma neticesinde, dolandırıcılık ve resmi belgede sahtecilik suçlarından olağan ve olağanüstü dava zamanaşımı sürelerinin dolduğundan bahisle Erzurum Cumhuriyet Başsavcılığınca kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmiş ise de;
Müşteki vekili tarafından dolandırıcılık ve sahtecilik suçlarının yanı sıra hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma, bilgi vermeme, tehdit ve hakaret suçları bakımından da suç duyurusunda bulunulmasına rağmen, yalnızca dolandırıcılık ve sahtecilik suçları bakımından karar verilmekle birlikte, sahtecilik yapıldığı belirtilen genel kurul karar defterine dayalı olarak şirket adına işlemlerin yapılmaya devam ettiğinin belirtilmiş olması karşısında, sahtecilik suçu bakımından suç tarihinin söz konusu sahte belgenin en son kullanıldığı tarih olduğunun kabulü gerekeceği, bu itibarla suç tarihinin tespiti bakımından suça konu belgenin en son hangi tarihte kullanıldığı yapılacak araştırma sonucu belirlenebileceğinden hali hazırda zamanaşımı süresinin dolduğundan bahsedilemeyeceği, bu bağlamda sahtecilik suçu bakımından suç tarihinin belirlenmesi amacıyla suça konu belgenin en son hangi tarihte kullanıldığı araştırılarak, anılan belge aslının temin edilmesi halinde üzerinde imza-yazı incelemesinin yaptırılması,
Öte yandan, şüphelilerin şirkete ait para ve kazançları kendi uhdelerinde tutup müştekiye herhangi bir ödeme yapmadıkları şeklinde isnat edilen eylemin, dolandırıcılık suçu yerine 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 155/2. naddesinde düzenlenen hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçu kapsamında kaldığı ve anılan suç için Kanunda öngörülen olağan ve olağanüstü zamanaşımı sürelerinin henüz dolmadığı cihetle, maddi gerçeğin tespiti bakımından; anılan suç bakımından söz konusu şirkete ait ticaret sicil kayıtlarının ve belirtilen dönemlerdeki ticari defter ve belgelerin getirtilip, dosyanın alanında uzman bilirkişiye tevdii sağlanarak, şüphelilerin şirkete ait para veya kazançları uhdelerinde tutup tutmadıklarının belirlenmesi, şikayete konu olayların aydınlatılmasına yarar delillerin toplanmasının ardından, hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma, tehdit ve hakaret suçlarının işlendiği hususunda kamu davası açılması için yeterli şüphenin oluşması halinde, anılan suçların uzlaşmaya tabi suçlardan olması nedeniyle dosyanın uzlaştırma işlemleri yapılmak üzere Uzlaştırma Bürosuna gönderilerek, yapılacak inceleme sonucuna göre şüphelilerin hukuki durumlarının takdir ve tayini gerekirken, eksik soruşturmaya dayalı olarak verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair karara yönelik itiraz üzerine soruşturmanın genişletilmesine karar verilmesi gerektiği gözetilmeden, yazılı şekilde itirazın reddine karar verilmesinde isabet görülmemiştir."
Şeklindeki gerekçeye dayandığı anlaşılmıştır.
İncelenen dosya içeriğine göre; şüpheliler hakkında dolandırıcılık ve resmi belgede sahtecilik suçundan verilen Erzurum Cumhuriyet Başsavcılığının, 13.09.2023 tarihli ve 2022/11979 Soruşturma, 2023/6196 Karar sayılı kovuşturmaya yer olmadığına dair kararının, şikâyetçi vekiline tebliğine ilişkin tebliğ mazbatasının dosya içerisinde ve UYAP sisteminde bulunmadığı, yine soruşturma dosyasının tamamının UYAP sistemine eklenmediği, bu haliyle dosyanın kanun yararına bozma talebini incelemeye elverişli olmadığı anlaşılmakla; gereğinin yerine getirilmesi ...
... 454 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında İlk Derece Mahkemesince kurulan hükümlere yönelik katılan kurum vekili ve sanık müdafiinin istinaf başvurularının kabulüne karar verilerek 5271 sayılı Kanun’un 280/1-g maddesi uyarınca duruşmalı yapılan inceleme neticesinde aynı Kanun’un 280/2. maddesi uyarınca İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılması ile;
a) Sanık ... hakkında mağdur ...'ya yönelik nitelikli kasten öldürmeye teşebbüs suçundan cezalandırılması talebiyle açılan kamu davasında 5271 sayılı Kanun'un 223/2-c maddesi uyarınca beraatine,
b) Sanık ... hakkında mağdur ...'ya yönelik silahla tehdit suçundan, 5237 sayılı Kanun'un 106/2-a, 62/1, 53/1-2-3 ve 58. maddesi uyarınca 4 yıl 2 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluklarına ve cezanın ikinci kez mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine, karar verilmiştir.
II. TEMYİZ SEBEPLERİ
1. Katılan kurum vekilinin temyiz istemi, mağdur ...'ya yönelik eylemin sübut bulduğuna ve her iki mağdura yönelik eylemlerin kasten öldürmeye teşebbüs niteliğinde olduğu'n ...
... lemeyi ve saygınlıklarına zarar vermeyi amaçlayan aşağılayıcı saldırılara karşı korunmaları zorunludur. Ancak demokratik bir hukuk devletinde, kamu görevini üstlenenleri denetlemek, faaliyetlerini değerlendirmek ve eleştirmek de kaynağını Anayasadan alan düşünceyi açıklama özgürlüğünün sonucudur. Bu nedenle eleştirinin sert bir üslupla yapılması, kaba olması ve nezaket sınırlarını aşması, eleştirenin eğitim ve kültür düzeyine bağlı bir olgu olduğu için hakaret suçuna vücut vermez ise de, eleştiri yapılırken görüş açıklama niteliğinde bulunmayan, küçültücü, aşağılayıcı ifadelerin kullanılmaması, düşünceyi açıklama sınırları içinde kalınması gerekmektedir.
Evvela sanık tarafından müştekilere yönelik olarak söylenen "Terörist" sözünün ne anlama geldiğinin açıklanması gerekir. Türk Dil Kurumu sözlüğüne göre terörist "Bir siyasi davayı zorla kabul ettirmek için karşı tarafa korku salacak, cana veya mala kıyacak davranışlarda bulunan kimse; yıldırıcı, yıldırmacı, terörcü, tedhişçi." anlamına gelmektedir. 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun 1. maddesinde terörü; "Cebir ve şiddet kullanarak; baskı, korkutma, yıldırma, sindirme veya tehdit yöntemlerinden biriyle, Anayasada belirtilen Cumhuriyetin niteliklerini, siyasî, hukukî, sosyal, laik, ekonomik düzeni değiştirmek, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmak, Türk Devletinin ve Cumhuriyetin varlığını tehlikeye düşürmek, Devlet otoritesini zaafa uğratmak veya yıkmak veya ele geçirmek, temel hak ve hürriyetleri yok etmek, Devletin iç ve dış güvenliğini, kamu düzenini veya genel sağlığı bozmak amacıyla bir örgüte mensup kişi veya kişiler tarafından girişilecek her türlü suç teşkil eden eylemlerdir.", aynı Kanun'un 2. maddesinin birinci fıkrasında terör suçlusunu yani teröristi; "Birinci maddede belirlenen amaçlara ulaşmak için meydana getirilmiş örgütlerin mensubu olup da, bu amaçlar doğrultusunda diğerleri ile beraber veya tek başına suç işleyen veya amaçlanan suçu işlemese dahi örgütlerin mensubu olan kişi..." şeklinde tanımlamıştır.
Somut olayımızda sanığın müştekilere yönelik olarak "iki terörist beni rehin alıyor, önümü kesiyor" dediği, iftira atmaları için bir neden bulunmayan müştekilerin beyanları ve dosya kapsamındaki diğer deliller ile sabittir, sayın çoğunluk da eylemin sübutunu kabul etmektedir. Bir kimseye ve özellikle kamu görevlisine terörist denmesi onur, şeref ve saygınlığı rencide eden en ağır eylemlerden birisidir. Söylenen sözün yukarıda açıklanan içeriği dikkate alındığından rahatsız edici, kaba ve nezaket dışı hitap tarzı olarak kabulü mümkün değildir. Yargılamaya konu sözün içeriği, söylendiği yer, zaman ve ortam dikkate alındığında kamu görevlisinin görevini yerine getirirken fonksiyonlarını etkilemek ve saygınlığına zarar verme amacıyla söylendiği, müştekilere suç yüklendiği, dolayısıyla eylem sonucu müştekilerin onur, şeref ve saygınlığı rencide edilerek hakaret suçunun unsurlarıyla oluştuğu kabul edilmelidir.
Sonuç olarak; sanığın eyleminin hakaret suçunu oluşturduğu ve mahkumiyetine yeterli kanıt bulunduğu, Yerel Mahkemenin takdir ve değerlendirmesinde bir isabetsizlik bulunmadığı, eylemin doğru olarak nitelendirildiği ve cezanın yeterli gerekçeler gösterilerek kanuni bağlamda uygulandığı kanaatinde olduğumuzdan, sayın çoğunluğun mahkumiyet hükmünün bu gerekçeyle bozulmasına dair düşüncesine iştirak etmek mümkün olmamıştır.
... me sonucunda; “ Feragat ile sonuçlanan ilk dava kadın tarafından açılmış olup ilk derece mahkemesince ilk açılan davanın, erkek tarafından açıldığı, erkeğin o davadan feragat ettiği kabul edilerek hüküm kurmasının doğru olmadığı, yapılan yargılama ve toplanan delillerden kadının anlaşmalı boşanma teklifinde bulunan erkeğe hakaret ve tehdit ettiği telefon yazışmalarıyla kanıtlandığı , kadının ise daha önce açtığı boşanma davasından feragat etmesi ve sonrasında taraflar arasında erkeğe kusur olarak yüklenebilecek yeni bir hadise olmaması nedeniyle boşanmaya neden olan olaylarda kadının tam kusurlu kabul edilerek erkeğin davasının kabulü gerekirken sübut bulmadığından bahisle reddine karar verilmesinin doğru olmadığı ” gerekçesi ile hükmün kaldırılmasına erkeğin davasının kabulü ile ferilerine hükmedilmiş, bu karar davalı kadın tarafından temyiz edilmiştir.
Her ne kadar davacı erkek tarafından usulüne uygun dilekçeler aşamasında dayanılan telefon yazışmalarıyla kadının erkeğe hakaret ve tehdit ettiği anlaşılmakta ise de bu yazışmaların hangi tarihte yapıldığının dosyaya sunulan ekran görüntülerinden anlaşılmadığı, yine dosya içinde çözümü yaptırılan cd’nin, kayıt tarihi ile çözümlenen metinlerin incelenmesinde ise taraflar arasında geçen konuşmaların dava açıldıktan sonraya ait olduğu anlaşılmaktadır.
Her dava açıldığı tarihteki koşullara tabi olup dava, tarihinden sonra meydana gelen olaylar eldeki boşanma davasında taraflara kusur olarak yüklenemez. Bu sebeple tarihi belli olmayan telefon yazışmaları ile cd çözümlerinde geçen hakar ...
... n açılan Türk Medeni Kanunu'nun 166/1. maddesinde düzenlenen evlilik birliğinin temelinden sarsılması hukuki nedenine dayalı boşanma davası olup, ilk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davalı erkeğe "Eşini aldattığı, fiziksel şiddet uyguladığı ve fiili ayrılık döneminde telefonla arayarak küfür ve hakaret ettiği" vakıaları kusur olarak yüklenerek erkeğin tam kusurlu olduğu gerekçesiyle davanın kabulü ile tarafların boşanmalarına, ortak çocuğun velayetinin anneye verilmesine, ortak çocuk yararına tedbir ve iştirak nafakasına, kadının tedbir ve yoksulluk nafakası taleplerinin reddine, kadın yararına 12.000,00 TL maddi ve 12.000,00 TL manevi tazminata karar verilmiş, ilk derece mahkemesince verilen 28/03/2017 tarihli bu karar davalı erkek tarafından boşanma davasının kabulü ve fer'ileri yönünden tümüyle istinaf edilmiştir. İstinaf incelemesini yapan bölge adliye mahkemesince, erkeğin kusur belirlemesi ve maddi-manevi tazminata yönelik istinaf başvurusu kabul edilerek ilk derece mahkemesi kararının gerekçesindeki erkeğin fiziki şiddet uyguladığı ve aldatmaya ilişkin kusur tespiti gerekçeden çıkarılarak gerekçenin düzeltilmesine, kadın yararına 10.000,00 maddi ve 10.000,00 TL manevi tazminata hükmedilerek erkeğin sair istinaf taleplerinin esastan reddine karar verilmiştir.
Yapılan incelemede, davalı erkeğe yüklenen hakaret ve tehdit vakıalarının, taraflar arasında geçen telefon konuşmasının kaydedilmesi suretiyle oluşturulan ses kaydının bulunduğuna ilişkin tanık beyanlarına dayandığı görülmüştür. HMK m. 189/2’ye
göre, hukuka aykırı olarak elde edilmiş olan deliller mahkeme tarafından bir vakıanın ispatında dikkate alınamaz. Taraflar arasında geçen bir konuşmanın, davacı kadınca erkeğin bilgisi olmaksızın kayda alınması hukuka aykırı olduğundan, bu ses kaydının bulunduğuna ilişkin tanık beyanlarına da itibar edilemez. Bir ispat aracının Anayasa m. 36 anlamında "Meşru vasıta” olarak kabul edilebilmesi ve buna ispat gücü tanınabilmesi için, hukukun izin verdiği şekilde elde edilmesi gerekir. Hukuka aykırı yollardan elde edilen delillere veya bunların varlığına ilişkin tanık beyanlarına ispat gücü tanınması, hukuk usulünde geçerli olan silahların eşitliği ilkesine aykırıdır. Bu sebeplerle, davalı erkeğe yüklenen hakaret ve tehdit vakıaları, hukuka uygun delillerle inandırıcı şekilde ispat edilememiştir. Bir başka ifadeyle, gerçekleşen bu duruma göre boşanmaya sebep olan olaylarda davalı erkeğin kusurlu bir davranışı ispatlanamamıştır. Açıklanan sebeplerle davacı kadının davasının reddi gerekirken, kabulü usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda gösterilen sebeple BOZULMASINA, bozma sebebine göre davalı erkeğin sair temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına, temyiz peşin harcının istek halinde yatırana geri verilmesine, dosyanın ilgili ...
... ahalli mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle dosya incelenerek, gereği düşünüldü:
Katılanın avukatlık ofisinde belge imzalanması sırasında tehdide maruz kalmadığının tanıklar ... ve katılanın eşi tanık ...'nın beyanlarıyla sabit olması, protokolün imzalanmasından bir gün önce meydana geldiği iddia edilen tehdit olayına ilişkin olarak katılanın beyanı dışında somut kanıtın bulunmaması ve katılanın 11.02.2013 tarihinde meydana geldiğini iddia ettiği tehdit olayına ilişkin olarak olaydan 25 gün kadar geçtikten sonra şikayetçi olması karşısında, sanığın üzerine atılı yağma suçunun işlendiği hususunda şüphe oluştuğundan ve şüpheden sanığın yararlandırılması gerektiği gözetilmeden yazılı şekilde hüküm kurulması,
Bozmayı gerektirmiş, sanık ... müdafiinin temyiz itirazı bu bakımdan yerinde görülmüş olduğundan hükmün açıklanan nedenle tebliğnameye uygun olarak BOZULMASINA, 30.12.2021 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
... en çocuğun, yaşı küçük mağduru evlerinin yanında bulunan bahçeye götürerek istismarda bulunduğu şeklindeki olayda, suça sürüklenen çocuğun mağdureyi cebir, tehdit ve hile ile hürriyetinden yoksun kıldığına ilişkin suça sürüklenen çocuğun, mağdurenin beyanlarında herhangi bir anlatım bulunmamaktadır. Hâl böyle olunca, suça sürüklenen ç ...
... ten öldürmeğe tam, A……., F……., Z…….'ı kasten öldürmeğe eksik derecede teşebbüsten sanık A……., A……'i kasten öldürmeğe tam, Y…….. ile E.... 'ı kasten öldürmeğe eksik derecede teşebbüsten, Naciye'yi müessir fiil sonucu yaralamaktan ve tehditten sanık F...., A...., Y....., E....'ı öldürmeğe eksik derecede teşebbüsten sanık A...., müstakil faili belli olmayacak şekilde F......'yi kasten öldürmeğe tam, A...., F...., Z........'ı kasten öldürmeğe eksik derecede teşebbüsten sanık Y....., F......'yi müstakil faili belli olamayacak şekilde kasten öldürmeğe tam, Z........, A...., F....'yi kasten öldürmeğe eksik derecede teşebbüsten sanık E...., Z........ ile A....'i kasten öldürmeğe eksik derecede teşebbüsten sanık M........., sanık Y.....'in kardeşi A...., E.... ile Y.....'ı kasten öldürmeğe eksik derecede teşebbüsten sanık Z........, kardeşi A...., E.... ile Y.....'ı öldürmeğe eksik derecede teşebbüsten sanık Y....., kaygı, korku ve panik yaratacak şekilde meskun mahalde ateş etmekten adları geçen sanıklar A...., F...., A...., Y....., E...., M........., Z........ ile Y....., izinsiz silah taşımaktan sanıklar A...., F...... ile A.......... ve yine adları geçen sanıklar A.... ile F...., ruhsatsız av tüfeği bulundurmaktan sanıklar Y..... ile Z........'ın yapılan yargılanmaları sonunda: Hükümlülüklerine, cürüm delillerini gizlemekten sanık M...... hakkında ceza tertibine yer olmadığına ilişkin Oltu Ağır Ceza Mahkemesinden verilen 15.1.2004 gün ve 32/1 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi sanık F.... ile müdahil taraflarından istenilmiş olduğundan dava dosyası C.Başsavcılığından tebliğname ile Dairemize gönderilmekle: incelendi ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
1-a)Sanık F.... hakkında müdahiller Y....., M…….. A……, A……. A……'yi tehdit suçundan açılan davalarla ilgili olarak mahkemesinden herzaman karar alınabileceğinden bu suçlardan hüküm kurulmaması hususundaki eksiklik bozma nedeni yapılmamıştır.
b)Sanık A……. hakkında kurulan hüküm taraflarca temyiz edilmediğinden inceleme dışı bırakılmıştır.
2-Müdahil N…….. ve müdahil sanıklar A...., Y....., E.... ve Mehmet vekilinin yetkisi bulunmadığından s ...
... ine göre; olay öncesinde mağdurun babası tanık A...... ile ticari ilişkileri nedeniyle husumetli olan kişilerin olay günü öğle saatlerinde tanık A......'a telefon ederek "sizden birinizin canı yanacak ..... operasyonu başlatıyorum" diyerek tehditte bulunduktan sonra, aynı gün akşam saat 20.00 sıralarında daha önceden, telefon eden şahsın yanında çalıştığı, mağdur ve ailesince de bilinen sanık M………'ın mağdurun evi önüne gelerek, etkili mesafeden tabanca ile mağdura en az 4 el ateş etmesi, tanık A......'ın ifadesinde, oğlu mağdurun park halindeki araçların arasına saklanarak isabetten kurtulduğunu belirtmesi, mağdurun olay günü poliste verdiği ifadesinde, seri hareketler yaptığı için merminin isabet etmediğini belirtmesi ve olay sırasında olay yerinden tesadüfen geçen polis ekibinin olayla ilgili olarak tuttuğu 01.07.2005 tarihli tutanakta, "bir şahsın elinde silahla ateş ederek bir şahsı kovaladığının görüldüğünün" açıkça belirtilmiş olması ve sanığın olay yerinden geçen polis ekibini görerek, mağdurun peşinden gitmekten vazgeçip, kaçmaya başladığı ve polis tarafından takip sonucu sanığın etkisiz hale getirilerek, tabancayla birlikte yakalandığının anlaşılması karşısında; sanığın eyleminin mağdur M.....'e yönelik öldürmeye teşebbüs suçunu oluşturduğunun kabulü gerekirken, yetersiz gerekçeyle yazılı şekilde suça vasıf verilmesi,
2- Kabule göre de;
Sanık savunmasında mağdurun üzerine geldiğini görmesi nedeniyle ateş ettiğini açıkça belirtmesine rağmen, eyleminin şahsa karşı işlenen suçlardan kabul edilmesi gerekirken, bu tür olaylarda uygulama olanağı bulunmayan ve g ...
... Babası M……..'i öldürmekten, S…….. 'i yaralamaktan ve izinsiz silah taşımaktan sanık M……., A…….. 'i kasten öldürmeye tam derecede teşebbüsten ve izinsiz silah taşımaktan sanık Ö……., şartlı tehditten sanıklar N………, Y…….., M…….., S………., M………, İ……. ile K…….. 'in yapılan yargılanmaları sonunda: M…….. ile Ö…… 'in hükümlülüklerine, Ö…….. 'in izinsiz silah taşımaktan , M…….. ile Ö…….. dışındaki tüm sanıkların üzerlerine atılı müsnet suçtan beraatlerine ilişkin (MERSİN) İkinci Ağır Ceza Mahkemesinden verilen 07.10.2005 gün ve 276/269 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi sanıklar M……… ve Ö……. ile müdahiller vekili taraflarından istenilmiş, sanıklar duruşma da talep etmiş ve hüküm kısmen re'sen de temyize tabi bulunmuş olduğundan dava dosyası C.Başsavcılığından tebliğname ile Dairemize gönderilmekle: sanıklar hakkında duruşmalı, müdahillerin temyizi veçhile incelendi ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
Eyüp dışındaki müdahillerin yasal süreden sonra vaki temyiz isteminin reddine,
Müdahale dilekçesi, maktülün ölümünü kapsadığı, tehdit suçuna yönelik olmadığı, temyiz dilekçesinin ise tehdit suçundan verilen beraat hükmünü kapsadığı cihetle tehdit suçundan verilen beraat hük ...
... faili belli olmayacak şekilde taammüden öldürmekten, Mustafa, Ahmet, Şahin ile Alaattin'i taammüden, Erkan'ı da kasten öldürmeye tam derecede teşebbüsten ve tehditten sanıklar Hacı, Letif, Hasan, Şibli, Necati, Sabri ile Mehmet, izinsiz silah taşımaktan adı geçen sanık Letif'in yapılan yargılanmaları sonunda: Hükümlülüklerine, adları geçen sanıkların üzerlerine atılı diğer suçlardan Necati, Sabri ile Mehmet'in tüm suçlardan beraatlerine ilişkin (Şanlıurfa İkinci Ağır Ceza Mahkemesi)'nden verilen 11.07.2005 gün ve 235/144 sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi C.Savcısı, sanıklar Hacı, Şibli, Letif ve Hasan ile müdahil Erkan taraflarından istenilmiş, sanıklar Hacı, Hasan, Şibli duruşma da talep etmiş olduğundan dava dosyası C.Başsavcılığı'ndan tebliğname ile Dairemize gönderilmekle, sanıkların duruşmaya müdafii göndermemesi nedeniyle duruşmasız olarak incelendi ve aşağıdaki karar tespit edildi.
1-A) Sanık Şibli mağdur-müdahil Erkan'a yönelik eylemi tabanca ile işlediği halde gerekçe kısmında bıçakla işlendiğinin belirtilmesi,
B) Sanık Hacı'nın mağdur-müdahil Ahmet'i yaralaması suçundan kurulan hükümde sonuç cezanın 5 ay hapis yerine 5 sene ...
... sanığın işlettiği kahvehaneye alkollü gelerek, bağırıp çağırarak müşterileri rahatsız edip, yolda karşılaştığı sanığa tehdit ve hakaretlerini sürdürdüğü; olay günü de "senin limitin doldu" diyerek sanığın üzerine yürüdüğü, kaçan sanığı kovaladığı, bu sırada sanığın üzerinde bulunan kısa namlulu tüfeği çıkarıp maktule birden fazla ateş ederek yaraladığı olayda, haksız tahrikin ulaştığı boyut dikkate alınarak, 12-18 yıl arasında bir ceza öngören 29. maddenin uygulanması sırasında, alt ve üst sınırlar arasında makul bir ceza tayini yerine 18 yıl hapse hükmedilmesi,
Bozmayı gerektirmiş olup, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden hükmün tebliğnamedeki düşünce gibi (BOZULMASINA), 09.04.2008 gününde oybirliği ile karar verildi.
... en, 5237 sayılı Yasa'nın 82/1-d-e, 35/2, 29, 62 ve 53. maddeleri yerine, aynı Yasa'nın 82/1-d, 35/2, 29, 62 ve 53. maddeleri uyarınca hüküm kurulması,
c)-Cezaların içtimai sırasında, 765 sayılı TCK'nın 73. maddesi uyarınca, verilen her bir muvakkat hürriyeti bağlayıcı ceza yönünden hücrede bırakılma süresinin ayrı ayrı belirlenmesi gerekirken, tüm suçlardan tek bir hücrede bırakılma süresi belirlenmesi,
5- Sanık hakkında tehdit suçundan kurulan hüküm yönünden yapılan incelemede;
Hüküm tarihinden sonra yürürlüğe giren 5728 sayılı Yasa'nın 562. maddesi ile değişik 5271 sayılı CMK'nın 231. maddesi uyarınca, sanığın hukuki durumunun yeniden değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması,
Bozmayı gerektirmiş, sanık müdafiinin ve müdahille ...
... ki arkadaşı tanık E.... ile birlikte küfür ederek sataşması nedeniyle yanlarından uzaklaşıp annesinin evine gitmek üzere yolda yürümekte olan sanığı görünce, tanık E....'in kullandığı seyir halindeki traktörden atlayarak sanığın üzerine koşup itekleyerek yere yıktığı, küfür edip tehdit ederek tekme ve yumruk attığı sırada sanığın geceleyin ve kavga ortamında üzerinde taşıdığı ve suçta kullandığı bıçakla maktule bir kez vurup engel olmadığı halde eylemini sürdürmeyip kaçıp gittiği, bıçak darbesinin maktulün sol uyluk ön yüz orta bölümüne isabet ettiği ve otopsi raporunda belirtildiği şekilde kesici delici alet yaralanmasına bağlı sol arteria ve enafemorolis yaralanması ile dış kanama sonucu maktulün ölümüne neden oLduğu, sanığın kastının yaralama olarak vasıflandırılarak 5237 sayılı TCK'nın 87/4. maddesi uyarınca cezalandırılması, ancak temel cezanın belirlenmesinde alt sınırdan uzaklaşmak gerekip gerekmediğinin de tartışılması gerekirken,yazılı şekilde kasten öldürmek suçundan cezalandırılması suretiyle fazla cezatayini,
2-5237 sayılı TCK'nın 53. maddesi uyarınca belli hakları kullanmaktan yoksun bırakılan sanık hakkında velayet, vesayet ve kayyımlık yetkileri açısından getirilen kısıtlamanın 53. maddenin 3. fıkrası uyarınca şartla salı verilme tarihine kadar geçerli olduğunun gözetilmemesi,
Bozmayı gerektirmiş, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu nedenle yerinde görüldüğünden, hükmün tebliğnamedeki düşünce hilafına (BOZULMASINA), 03.11.2009 gününde oybirliği ile karar verildi.
... ve 15 yaşını ikmal etmeyen ... ile Uşak Cumhuriyet Başsavcılığının 17.04.2007 gün ve 2007/1249 sayılı evrakıyla hakkında soruşturma ve kovuşturma konusu suçarla bağlantılı olarak tehdit ve yaralama suçları yönünden haklarında kovuşturmaya yer olmadığına karar verilen tanıklar ... ve ...'ın CMK.nun 50/1-a-c maddesi uyarınca yeminsiz dinlenmeleri gerekirken yemin verilerek dinlenmeleri,
Bozmayı gerektirmiş, sanıklar ..., ..., ... müdafiinin sanık ... yönünden temyiz dilekçesi ve duruşmalı incelemede, diğer sanıklar yönünden temyiz dilekçesindeki temyiz itirazları ile sanık ... müdafii ve katılan ... vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükümlerin sair cihetleri incelenmeksizin CMUK.nun 321 maddesi uyarınca tebliğnamedeki düşünce gibi (BOZULMASINA), sanık ...'a verilen cezanın miktarı ve tutuklulukta geçirdiği süre dikkate alınarak sanık ... müdafiinin tahliye talebinin reddine, 18.01.2010 gününde oybirliği ile karar verildi.
18/01/2010 gününde verilen işbu karar Yargıtay Cumhuriyet Savcısı ... 'ın huzurunda ve duruşmada savunmasını yapmış bulunan sanık ... müdafii avukat ...'nın yokluğunda 21/01/2010 gününde usulen ve açık olarak anlatıldı.
... özlü tehditte bulunduğu anlaşılmakla, haksız eylem oluşturan söz ve davranışın niteliğine göre tahrik hükümlerinin asgari düzeyde uygulanması gerekirken yazılı biçimde hüküm kurulması suretiyle eksik ceza tayini,
b) Sanık ...’in mağdur sanık ...’ye karşı eylemi yönünden,
Öldürme kastının eyleme bağlı olarak ortaya çıktığı anlaşıldığı halde, öldürmeye teşebbüs suçundan hüküm kurulması gerekirken, yazılı şekilde suç vasfında hataya düşülerek, kastın da bölünmesi suretiyle yaralama suçundan hüküm kurulması,
Bozmayı gerektirmiş, müdahiller veki ...
... .. 'i kasten öldürmekten, ...'yı da öldürmeye teşebbüsten, hakaretten, tehditten ve izinsiz silah taşımaktan sanık ...'nın yapılan yargılanması sonunda: Hükümlülüğüne, hakaretten ve tehditten beraatine ilişkin (ISPARTA) Ağır Ceza Mahkemesinden verilen 29/01/2008 gün ve 239/10 sayılı hükmün Yargıtay’ca incelenmesi C.Savcısı, sanık müdafii ile müdahiller vekili taraflarından istenilmiş olduğundan dava dosyası C.Başsavcılığından tebliğname ile Dairemize gönderilmekle: sanık hakkında duruşmalı, müdahilin, C.Savcısının temyizleri veçhile incelendi ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
TÜRK MİLLETİ ADINA
1- Müdahiller vekilinin temyiz süre tutum dilekçesinde, temyiz is ...
... bu olayla ilgili olarak maktul, eşi ve oğlu ... hakkında dava açıldığı, yapılan yargılama sonunda maktulün alıkoyma suçundan Üsküdar 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 28.06.2006 tarih, 185-230 sayılı kararı ile 2 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırıldığı, maktulün ayrıca 10.04.2001 tarihinde sanık ...'i tehdit ettiği ve bu suçtan Şişli 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 11.10.2004 tarihli 1431-17414 sayılı kararı ile para cezası, 15.10.2003 tarihinde sanık ...'i darp ettiği ve yaralama suçundan Şişli 11. Asliye Ceza Mahkemesinin 14.04.2006 tarihli 625-263 sayılı kararı ile para cezasıyla cezalandırıldığı, olay günü sanığın, maktulün mahalleye geldiğini duyduğu, bir süre sonra da maktulü otomobili ile kahvehanesi önünden geçmekte olduğunu görünce, daha önce meydana gelen olayların etkisi altında kalarak, ruhsal durumun tepkisi altında maktule tabanca ile ateş ederek vurup öldürdüğü olayda; tahrik hükmünün uygulanmasına yol açan eylemlerin mutlaka olay sırasında veya olaydan hemen önce olmasının zorunlu bulunmadığı, aradan uzunca bir süre geçmesi, taraflar arasında meydana gelen olayın yargılamaya konu edilmesi ve mahkumiyetle sonuçlanıp infaz edilmesi, tahrik hükmünün uygulanmasını engellemeyeceği gözardı edilerek, sanık hakkında tahrik hükmünün uygulanması gerektiği düşünülmeksizin, olayların üzerinden uzunca bir süre geçtiği gerekçesiyle tahrik hükmünün uygulanmaması,
b-5237 sayılı TCK.nun 53 maddesi uyarınca belli hakları kullanmaktan yoksun bırakılan sanık hakkında kendi altsoyu üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlık yetkileri açısından getirilen kısıtlamanın, 53 maddenin 3. fıkrası uyarınca şartla salıverilme tarihine kadar geçerli olacağının gözetilmemesi,
Yasaya aykırı ve sanık müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden hükmün tebliğnamedeki düşünceden farklı gerekçe ile BOZULMASINA, 20.01.2010 gününde oybirliği ile karar verildi.
20/01/2010 gününde verilen işbu karar Yargıtay Cumhuriyet Savcısı ... ....ın huzurunda ve duruşmada savunmasını yapmış bulunan sanık ... müdafii avukat.....'ın yokluğunda 21/01/2010 gününde usulen ve açık olarak anlatıldı.
...
... ile ...'ı ayrı ayrı kasten öldürmeye teşebbüsten sanık ..., işbu suça yardımdan sanıklar ... ve ...'in yapılan yargılanmaları sonunda: Hükümlülüklerine, ... ve ...'in ....'a eylemi ile sanıklar ... ile ...'in tehdit suçlarından beraatlerine ilişkin (...) İkinci Ağır Ceza Mahkemesinden verilen 08.11.2007 gün ve 246/198 sayılı hükmün Yargıtay’ca incelenmesi sanıklar tarafından istenilmiş, sanık ... duruşma da talep etmiş olduğundan dava dosyası C.Başsavcılığından tebliğname ile Dairemize gönderilmekle: kararda açıklanan nedenle duruşmasız olarak incelendi ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
TÜRK MİLLETİ ADINA
1- Sanık ... hakkında hükmolunan cezaların miktarına göre, m ...
...
... ile ... 'i ayrı ayrı kasten öldürmeye teşebbüsten, tehditten ve izinsiz silah taşımaktan sanık ... ...in yapılan yargılanması sonunda: ...'yi öldürmeye teşebbüsten hükümlülüğüne, öldürmeye teşebbüsten ve tehditten beraatine ilişkin (BAKIRKÖY) Dördüncü Ağır Ceza Mahkemesinden verilen 14/11/2005 gün ve 327/170 sayılı hükmün Yargıtay’ca incelenmesi C.Savcısı ile sanık vekili taraflarından istenilmiş olduğundan dava dosyası C.Başsavcılığından tebliğname ile Dairemize gönderilmekle: incelendi ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
TÜRK MİLLETİ ADINA
1- Kasten öldürmeye teşebbüs ve tehdit suçlarından açılan kamu ...
... tehdit ve korku, kaygı veya panik yaratabilecek tarzda silahla ateş etme suçlarından açılan kamu davasında yapılan yargılama sonucunda sanığın, silahla tehdit suçundan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 223/2. maddesi uyarınca beraatine, korku, kaygı veya panik yaratabilecek tarzda silahla ateş etme suçundan ise 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 170/1-c, 62/2 ve 54. maddeleri uyarınca 5 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, müsadereye, CMK'nın 231/5. maddesi uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ve beş yıl denetim süresi belirlenmesine ilişkin Gebze 6. Asliye Ceza Mahkemesince 08.09.2015 tarih ve 735-429 sayı ile verilen hükümlerin kesinleşmesinden sonra sanığın denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlemesi nedeniyle dosyayı yeniden ele alan Gebze 6. Asliye Ceza Mahkemesince 05.07.2022 tarih ve 69-491 sayı ile korku, kaygı veya panik yaratabilecek tarzda silahla ateş etme suçundan verilen hüküm açıklanarak sanığın TCK’nın 170/1-c, 62 ve 53/1. maddeleri uyarınca 5 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna karar verilmiştir.
Hükmün, sanık müdafii tarafından istinaf edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 5. Ceza Dairesince 15.12.2022 tarih ve 2752-3895 sayı ile;
"... Hukuka aykırı, istinaf başvurusunda bulunan sanık müdafinin istinaf nedenleri bu sebeple ...
... nma, işkence, ilâç verme, yorma, aldatma, cebir veya tehditte bulunma, bazı araçları kullanma gibi bedensel veya ruhsal müdahaleler yapılam ...
... şvuran o gece M.Y.ye mesaj atarak Samsun’a geldiğini, Öğretmenevinde kalacağını ve ertesi gün Ankara’ya beraber dönebileceklerini söylemiştir. M.Y. başvuranın teklifini kabul etmiş ve ertesi gün başvuranın arabasıyla geri dönmüşlerdi. Ankara’ya vardıklarında, başvuran M.Y.yi evine davet etmiştir. Başvuranın dairesine girdiklerinde, başvuran M.Y.yi çok beğendiğini söyleyerek cinsel yakınlaşma kurmaya başlamıştır. Başvuran ve M.Y. tamamen rızaya dayalı olarak cinsel faaliyette bulunmaya başlamışlardır. Ancak, başvuran tam cinsel birleşme istediğini belirttiğinde, M.Y. bir ailesi ve eşi olduğu için daha ileri gitmesinin yanlış olacağını söyleyerek bunu reddetmiştir. Başvuran, reddedildikten sonra bariz bir şekilde üzülmüştür. Ertesi gün başvuran M.Y.nin ofisine gelerek, onu herkesin önünde küçük düşürmekle tehdit etmiştir. Başvuran, o günden itibaren iş arkadaşlarına M.Y.nin kendisine tecavüz etmeye çalıştığını söyleyerek M.Y.ye iftira atmıştır. Başvuran, sadece M.Y. kendisini reddettiği için hükümet bakanlarına mektuplar yazarak hakkında şikâyette bulunmuştur.
11. M.Y. ifadesinde, başvuranın davranışlarının ve iddialarının “hayatın olağan akışına aykırı” olduğunu ileri sürmüştür. Öncelikle, başvuran, iş yerindeki üstlerine M.Y. hakkında hemen ithamlarda bulunmuş olmasına rağmen, savcılığa şikâyette bulunmadan önce iki yıl bekleyerek tutarsız davranmıştır. M.Y. ayrıca, üniversite eğitimi almış ve diş hekimi olan bir kadının, iddialar gerçekten doğru olsaydı sessiz kalmayacağını belirtmiştir. Ayrıca, başvuran olayın Temmuz 2010’da bir tarihte gerçekleştiğini iddia etmiş olsa da, bu tarihten sonra da M.Y.nin eşiyle sosyalleşmeye devam etmiştir. Örneğin, başvuran Mart 2011’de, M.Y.nin eşi ve hastanedeki bazı meslektaşlarıyla birlikte kahvaltıya gitmiştir - M.Y.ye göre, normal şartlarda, bu kişinin eşi tarafından yaşatılan travmatik olaylardan muzdarip biriyle bağdaştırılacak bir davranış değildir.
12. M.Y. ayrıca Cumhuriyet savcısından, Samsun Öğretmenevinin 3 ve 4 Nisan 2010 tarihleri arasındaki otel kayıtlarını temin etmesini ve kendisine ve başvurana ait telefon numaralarına ilişkin HTS kayıtlarını incelemesini talep etmiştir. M.Y. ayrıca hastanede çalışan bazı kişilerin tanık olarak dinlenmesini talep etmiştir. M.Y. son olarak, başvuranın şikâyeti sonucunda, 16 Mart 2012 tarihi itibariyle hastanedeki Başhekimlik görevinden alındığını kaydetmiştir.
13. Başvuran, M.Y.nin ifadesine cevaben Cumhuriyet Savcısına ek bir ifade sunmuştur. Başvuran, M.Y.yi görmek için Samsun’a gittiğinin doğru olmadığını belirtmiştir. Başvuran, aslında bir tıp konferansına katılmak üzere kayıt yaptırmış ve 4 Nisan 2010 tarihinde etkinliğe katılacağını amiri olan M.Y.ye bildirmiştir. M.Y. ailesini ziyaret etme bahanesiyle Samsun’a gitmiş ve 4 Nisan sabahı başvuranı arayarak hastalandığını söylemiş ve kendisini Ankara’ya geri götürmesini istemiştir. Başvuran reddetmeye çalışsa da, M.Y. talebinde ısrar etmiş ve ...
... AR : Kasten öldürme, kasten öldürmeye teşebbüs, silahla kasten yaralama, silahla kasten yaralamaya teşebbüs, neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama, tehdit, silahla tehdit, mala zarar verme, kamu malına zarar verme
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ: İlgili davanın başka bir yer ağır ceza mahkemesine nakli
Adalet Bakanlığının 5271 sayılı ...
... 14. Ceza Dairesinin 2016/7107 E. Ve 2020/5253 K. Sayılı ilamı ile sanığın beraatine karar verilmesi gerektiğinden bahisle daha önce mahkememizce tesis edilen hüküm bozulmuş ise de; sanık ...'nun katılan ...'nın eşinin akrabası olduğu ve katılan ... ile aynı ortamda çalışmaları nedeniyle samimi oldukları, sanık ...'nun bu samimiyet ile sık sık katılan ...'nın evine gitmeye ve katılan ... ile birlikte alkol aldıkları, sanık ...'nun suçtan zarar gören ...'ya karşı samimi davranmaya ve el kol şakaları yapmaya başladığı, 2011 yılı Ocak ayında sanık ...'nun alkollü olarak katılan ...'nın evde olmadığı bir gün saat 01:30 sıralarında ... köyünde bulunan evine geldiği, evin kapılarının kilitli olmadığı, evde suçtan zarar görenin annesi ve kardeşlerinin uyuduğu, suçtan zarar gören ...'nın odasına girdiği, suçtan zarar gören ...'nın uyandığı, sanık ...'nun suçtan zarar gören ...'ya cinsel organını ellettiği ve cinsel organını suçtan zarar gören ...'nın ağzına soktuğu, daha sonra suçtan zarar gören ...'nın cinsel organına sürtünerek boşaldığı, daha sonraki günlerde sanık ...'nun katılan ... ile birlikte eve gelerek alkol aldığı, bu olaydan iki ay sonra sanık ...'nun yine suçtan zarar görenin yanına gelerek cinsel organını suçtan zarar gören ...'nın cinsel organına sokarak cinsel ilişkiye girdiği, katılan ...'nın Eskişehir iline taşındığı, sanığın yine aynı şekilde Eskişehir'e de gelerek suçtan zarar gören ... ile cinsel ilişkiye girerek, suç tarihinde 15 yaşından küçük suçtan zarar gören ...'ya karşı zincirleme olarak çocuğun cinsel istismarı suçunu işlediği, Adalet Bakanlığı Adli Tıp Kurumu Eskişehir Adli Tıp Şube Müdürlüğü'nün 07/09/2012 tarihli raporuna göre suçtan zarar gören ...'nın bakire olmadığı, Adalet Bakanlığı Adli Tıp Kurumu 6. Adli Tıp İhtisas Kurulu'nun 28 Ağustos 2013 tarihli raporuna göre suçtan zarar gören ...'nın Ocak-2011-2012 tarihinde mağduru bulunduğu olay nedeniyle ruh sağlığının bozulduğu,
Sanık ... suçlamayı kabul etmediğini katılan ...'ya ...'ın parasını almaması yönünde küfürlü mesaj çektiği için kendisini şikayet ettiğini ileri sürmüş ise de, tanık ... ...'in sanık ...'nun suçtan zarar gören ...'e yaptıklarını anlatırsan senin hayatını mahvederim diye tehdit ettiğini duyduğunu belirtmesi, oluşa ve dosya içeriğine göre suçtan zarar görenin aşamalardaki tutarlı ve samimi görülen anlatımları, görgü tanığı bulunmayan olayda suçtan zarar görenin namus ve iffetini ortaya koyarak sanığa iftira etmesi için bir nedenin bulunmaması, Yargıtay bozma ilamında bahsedilen savunma tanığının olayla ilgili hiçbir bilgisinin olmaması, mağdura karşı katılan ...' un patronunun yaptığı bir eylemden bahsetmesi, halbuki tanık ...' in sanığın suçtan zarar göreni bir konuyu anlatmaması yönünde tehdit ettiğine şahit olduğunu belirtmesi, suçtan zarar görenin aşamalarda beyanlarının sakatlanmasına veyahut mahkemece itibar edilmemesine yol açacak herhangi bir çelişkide bulunmaması, aksine suçtan zarar görenin aşamalardaki tüm beyanlarının birbirini doğrular ve tutarlı olması, hem suçtan zarar göreni dinleyen psikologun hem de adli tıp kurumunun suçtan zarar görenin ruh sağlığının olay nedeniyle bozulduğunu tespit etmesi, yine psikologun, suçtan zarar görenin beyanlarına itibar edilebileceğini belirtmesi, sanığın suçtan zarar gören ile samimi oldukları el kol şakası yaptıkları hatta bu nedenle birlikte olduklarına ilişkin dedikodu çıktığı, karısının kendisini bu nedenle terk ettiğine ilişkin tevili ikrarları, nazara alındığında sanığın cezadan kurtulmaya yönelik savunmasına itibar edilmesinin ve Yargıtay bozma ilamındaki sebeplere katılmanın mümkün olmadığı," şeklindeki gerekçeyle bozmaya direnerek önceki hüküm gibi sanığın mahkûmiyetine karar vermiştir.
Direnme kararına konu hükmün, sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 07.09.2021 tarihli ve 56230 sayılı onama istekli tebliğnamesi ile dosya kararına direnilen Daireye gönderilmiş, inceleme yapan Yargıtay 9. Ceza Dairesince 02.03.2022 tarih ve 24034-1843 sayı ile direnme kararının yerinde görülmemesi üzerine Yargıtay Birinci Başkanlığına gelen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerek ...
... a kalması ve tamamlanmasına ilişkin içtihatlarında belirtildiği üzere;
Neticesi hareket ile bitişik bir suç olan yağma teşebbüse elverişli bir suçtur. Failin, cebir veya tehditle suçun icra hareketlerine başladıktan sonra elinde olmayan nedenlerle malı alamadığı hâllerde, yağma suçu teşebbüs derecesinde kalmış sayılır. ...
... ın evinde bulundukları sırada aracı ile sanığın evinin yakınlarında olan maktulün önce tanık ...'i aradığı, saat 01.58 sıralarında ise sanığı aradığı ve görüşmek istediğini söylediği, bunun üzerine sanık ve maktulün buluştukları, sanık ve maktul arasında sanığın maktulün eski eşi olan tanık ...'le görüşmesi ve maktulün buna karşı çıkması ile alakalı sözlü tartışma yaşandığı, tartışma sırasında maktulün sanığa hakaret ve tehdit mahiyetinde sözler söylediği, tartışmanın şiddetlenmesi üzerine sanığın olay yerinde bulunan elindeki bıçak ile maktulü başta batın bölgesi olmak üzere vücudunun değişik yerlerinden bıçakla yaraladığı, aynı zamanda maktulün baş bölgesine sopa ile vurduğu, maktulün ambulansla hastaneye kaldırıldığı ancak maruz kaldığı bıçak yaraları nedeniyle vefat ettiği anlaşılmıştır.
2. Yargılama sürecindeki işlemlerin usûl ve kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan ve dosya kapsamına göre yeterli olduğu anlaşılan delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, hükme esas alınan ve reddedilen delillerin açıkça gösterildiği, hükme esas alınan adli raporların yeterli olduğu, dosya tekemmül ettirilerek karar verildiğinden eksik incelemenin bulunmadığı, eylemin sanık tarafından öldürme kastıyla gerçekleştirildiğinin saptandığı, suçta kullanılan aletin nitelik ve elverişliliği, hedef alınan vücut bölgeleri, darbe sayısı ve şiddeti nazara alındığında eyleme uyan suç vasfının doğru biçimde belirlendiği, meşru savunma hükümlerinin uygulanma koşullarının oluşmadığı, takdiri indirim hükümlerinin Mahkemenin takdir yetkisi kapsamında, yasal, yerinde ve yeterli gerekçelerle uygulanmamasına karar verildiği anlaşıldığından ileri sürülen temyiz sebeplerinin incelenmesinde hükümde bozma nedeni dışında hukuka aykırılık bulunmamıştır.
3. Sanık ve maktul arasında yaşanan tartışma sırasında sanığın aksi sabit olmayan savunmalarına göre maktulün sanığa hakaret ve tehdit mahiyetinde sözler söylediğinin kabulü yerinde ise de; tanık ...'in hem soruşturma hem de kovuşturma aşamasında istikrarlı şekilde olayda kullanılan ve kendisine soruşturma aşamasında fotoğrafı gösterilen bıçağın sanığa ait olduğunu, sanığın evine gittiğinde yemek yaparken bu ...
... r ..., ..., ..., ... Hakkında Katılan'ın Temyiz İsteminin İncelenmesinde;
Katılan ...'in hükümden sonra Ulusal Yargı Ağı Proje Sistemi üzerinden alınan güncel nüfus kaydına göre 12.04.2017 tarihinde öldüğü, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 243 üncü maddesi gereğince katılma kararının hükümsüz kaldığı, ölenin mirasçılarının ise katılanın haklarını takip etmek üzere, aynı Kanun'un 243 üncü maddesi gereğince davaya katılmadıkları ve bu nedenle temyiz edenin sanıklar hakkındaki kararları temyize yetkisi bulunmadığı anlaşıldığından, 5320 sayılı Yasa'nın 8/1. maddesi yollamasıyla 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun (1412 sayılı Kanun) 317 nci maddesi uyarınca, temyiz isteminin Tebliğname'ye aykırı olarak REDDİNE,
II-Sanık ... Hakkında Tehdit Suçundan Kurulan Mahkûmiyet Hükmüne Yönelik O Yer Cumhuriyet Savcısının Temyiz İstemlerinin İncelenmesinde;
Sanık hakkında yargılama konusu eylem için, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 106/1-1. ...
... ğrendiğini,
Tanık ... aşamalarda; taksicilik yaptığını, maktulün olay tarihinde gece saatlerinde aracına bindiğini, kokudan alkollü olduğu anlaşılan maktulü adresini verdiği yere bıraktığını, maktulün inerken kartvizitini isteyip "İşim bitince seni ararım." dediğini, üzerinde montu bulunduğu için herhangi bir kabarıklık fark etmediğini,
Tanık ... aşamalarda; maktulün köylüsü olduğunu, olaydan 15-20 gün kadar önce karşılaştıklarında kendisine iş aradığını ve bunalımda olduğunu anlattığını, olay günü saat 22.00 sıralarında telefonunu isteyip birisini aradığını, karşıdaki şahsa "Neredesin, daha sonra geleyim mi, tamam geliyorum." dediğini, bu görüşmede tehdit veya hakaret içeren bir konuşma geçmediğini, "Ben azrailin ...!" şeklinde bir cümle sarf ettiğini duymadığını, maktulde silah görmediğini, ancak maktulün alkollü olduğunu,
Beyan etmişlerdir.
Sanık aşamalarda; ... olduğunu ve Elazığ’da maden ocağı işlettiğini, ailesi şehir dışında olduğu için olayın meydana geldiği yeri hem yönetim binası hem de mesken olarak kullandığını, olay tarihinden 2-3 ay kadar önce maktulün kendisini arayarak "Cezaevinden yeni çıktım, bundan sonra senin haracını ben yiyeceğim!" dediğini, belli aralıklarla da arayıp "Parayı hazırladın mı, neredesin, parayı hazırla, vermezsen seni öldürürüm!" şeklinde konuştuğunu, olay günü saat 22.00 sıralarında farklı bir numaradan arayarak "Ben azrailin ..., ya 5.000 TL’yi ya da canını vereceksin!" dediğini, durumu önemsemeyip çalışmaya devam ettiğini, saat 00.00 gibi hava almak ve bir şeyler atıştırmak için bekçi kulübesine indiğini, yarım saat kadar sonra sabit numaradan arama geldiğini, yanıtladığında sesinden tanıdığı maktulün "Ben geliyorum." dediğini, kendisinin de "Geliyorsan gel." şeklinde karşılık verdiğini, maktulün daha önceden de geç saatlerde rahatsız etmesi nedeniyle geleceğini düşünmediğini, daha sonra bir taksinin iş yerinin önünde durduğunu, kapıya doğru yürüyen maktulün, birkaç yıl önce iş yerinden ayrılan eski bir çalışanı olduğunu hatırladığını, elini uzattığı hâlde tokalaşmak istemediğini, ancak kafasını uzatınca kendisiyle kafa tokuşturduklarını, bu esnada maktulün alkollü olduğunu fark ettiğini, devamında iş yerine girerek birlikte yukarıya çıktıklarını, kendisinin, televizyonun karşısında bulunan ikili koltuğun orta kısmına, maktulün ise pencere önündeki tekli koltuğa oturduğunu, maktule "Niye beni rahatsız ediyorsun, para vermeyeceğimi biliyorsun." dediğini, onun da "Ya canını vereceksin ya da her ay 5000 TL!" şeklinde konuştuğunu, bir ara maktulün su istediğini, kendisinin de odada su olmadığını söyleyip maktulü bekçinin yanına gönderdiğini, arkasından takip ettiğinde maktulün giriş katındaki muhasebe odasına girmeye çalıştığını görüp ne yaptığını sorduğunu, lavaboya gireceğini belirtmesi üzerine lavaboyu göstererek üst kattaki odasına çıktığını, maktulün de birkaç dakika sonra odaya dönüp tekrar eskisi gibi oturduğunu, aynı münakaşanın yine devam ettiğini, bu şekilde bir saat kadar konuştuklarını, saatin 02:00 olduğunu fark ederek maktule para vermeyeceğini, gitmesi gerektiğini söylediğini, bunun üzerine maktulün elinde bulunan kartvizite benzer bir kâğıdı yırtıp atarak sağ elini sol tarafına götürdüğünü, ayağa kalkarak belinden çıkardığı silahı kendisine doğrulttuğunu, aralarında bir kol kadar mesafe bulunduğunu, kendisinin de birden ayağa kalkıp iki eliyle maktulün eline atıldığını, bu esnada atışa hazır hâldeki silahın hedefsiz bir şekilde iki el ateş aldığını, olayın aniden geliştiğini, o an şoka girdiğini, sonrasında ne olduğunu hatırlamadığını, kendine geldiğinde maktul ve silahı yerde gördüğünü, üzerinde bulunan ruhsatlı tabancasını çalışma masasına bırakarak ekipleri aradığını, maktulle bir samimiyetinin ya da önceye dayalı husumetinin bulunmadığını, maktulün, kendisinden herhangi bir alacağının da olmadığını savunmuştur.
V. GEREKÇE
A. Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Açıklamalar ve İlgili Mevzuat
Meşru savunma, TCK'nın Birinci Kitabının, İkinci Kısmının, "Ceza Sorumluluğunu Kaldıran veya Azaltan Nedenler" başlıklı İkinci Bölümünde, 25. maddenin 1. fıkrasında; "Gerek kendisine ve gerek başkasına ait bir hakka yönelmiş, gerçekleşen, gerçekleşmesi veya tekrarı muhakkak olan haksız bir saldırıyı o anda hal ve koşullara göre saldırı ile orantılı biçimde defetmek zorunluluğu ile işlenen fiillerden dolayı faile ceza verilmez." şeklinde bir hukuka uygunluk nedeni olarak düzenlenmiştir. Anılan düzenlemeye göre, meşru savunmanın kabulü için saldırının korunmaya değer nitelikteki herhangi bir hakka yönelmiş olması yeterli görülmüştür.
Doktrinde; "Bir kimsenin, kendisini veya başkasını hedef alan bir tecavüz, saldırı karşısında, savunma amacına matuf olarak ve bu saldırıyı defedecek ölçüde kuvvet kullanması" (İzzet Özgenç, Türk Ceza Kanunu Gazi Şerhi, Adalet Bakanlığı Yayınları, 3. Bası, Ankara, 2006, s. 364); "Bir kimsenin kendisine veya başkasına yöne ...
... tulün kendisini telefonla aradığını ve “Ben geliyorum, hazırlan gidiyoruz.” dediğini, bunun üzerine eşyalarını toplayarak maktul ile birlikte Fatsa’ya geldiklerini, olay tarihinden 25 gün önce kardeşi ...’in kendisine telefon ederek “Abla, dayım ve çocukları sizin için ölüm emri verdi, dikkatli olun!” dediğini, saat 16.00 sıralarında evde bulunduğu esnada silah sesleri işittiğini, evden çıktığında maktulü evin önünde öldürülmüş hâlde gördüğünü, maktulü öldürenler ve kendisini tehdit eden sanık ve akrabalarından şikâyetçi olduğunu, hâlen tehdit edildiği için kadın sığınma evinde kalmak istediğini ifade etmiştir.
Sanık ...; tanık ... ile dinî nikâh kıyarak 2005 yılından 2017 yılına kadar birlikte yaşadıklarını, iki çocuklarının olduğunu, dayısının oğlu olan maktul ...’ın 2017 yılında birkaç defa Adana'ya geldiğini ve evlerinde kaldığını, 2017 yılından itibaren ...’le aralarının açıldığını ve ayrı yaşamaya başladıklarını, ...’in bir dönem Adana'da bulunan babasının evinde, bir dönem de İzmir'de bulunan abisinin ve yakınlarının yanında kaldığını, ...’le 3 yıldır ayrı yaşadıklarını, hatırladığı kadarıyla 12.10.2019 tarihinde 4 kişinin kendisini darbettiğini, bu olaydan 3 gün sonra maktulün ...’i kaçırdığını, Whatsapp uygulaması üzerinden maktul ... ile irtibata geçtiğini, maktulün kendisine "Erkek misin, karını elinden aldım, seni darbettirdim!" dediğini, imam nikâhlı eşi ...’in kaçırılmasından sonra babasının İzmir'den Adana'ya geldiğini, ...’i ve maktul ...’i öldüreceğini abisi inceleme dışı sanık ...'e söylediğini, bu niyetini diğer kardeşi ...'a da Fatsa'ya gelmeden 3-4 gün önce ifade ettiğini, Fatsa'ya gelmeden 2-3 gün önce abisi ...’den maktul ... ve ...’in Fatsa'da olduklarını öğrendiğini, Fatsa’ya otobüsle geldiklerini, kendisinde ve kardeşi ...'da telefon bulunmadığını, sadece abisi ...’de telefon olduğunu, devlet hastanesi önünde buluştukları bir şahsın kendilerine maktulün kaldığı evi uzaktan gösterdiğini, saat 18.00-18.30 sıralarında kardeşi ... ile birlikte maktulün evinin önüne gittiklerini, ...'ün kendilerinden yaklaşık 50 metre uzakta olduğunu, bu esnada maktul ile karşılaştıklarını, maktule "Bana bu ihaneti niye yaptın, şerefsiz, namussuz!" diye küfrettiğini, maktulün ise "Adam mısınız, ananızı avradınızı sinkaf ederim, karını kaçırdım!" dediğini, inceleme dışı sanık ...’ın kaçan maktulü kovaladığını ve elindeki bıçağı 2-3 kez maktule savurduğunu, kendisinin ise maktule 2-3 el ateş ettiğini, maktul yere düşünce yanına gidip 2-3 el daha ateş ettiğini, bu sırada ...'ün tam olarak nerede durduğunu bilmediğini, ...’la kaçmaya başladıklarını, elindeki silahı, başındaki bereyi ve yedek şarjörü dereye attığını, Ünye otogarına gittiklerini, burada gördükleri ... ile birlikte Adana otobüsüne bindiklerini ancak Samsun’da yapılan yol kontrolünde yakalandıklarını, yaptığından pişmanlık duyduğunu savunmuştur.
IV. GEREKÇE
1. İlgili Mevzuat
TCK'nın 29. maddesinde haksız tahrik; "Haksız bir fiilin meydana getirdiği hiddet veya şiddetli elemin etkisi altında suç işleyen kimseye, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası yerine on sekiz yıldan yirmi dört yıla ve müebbet hapis cezası yerine on iki yıldan on sekiz yıla kadar hapis cezası verilir. Diğer hâllerde verilecek cezanın dörtte birinden dörtte üçüne kadarı indirilir." şeklinde, ceza sorumluluğunu azaltan bir neden olarak kabul edilmiştir.
Haksız tahrik, kişinin haksız bir fiilin kendisinde meydana getirdiği hiddet ya da şiddetli elemin etkisi altında suç işlemesi durumunda kusur yeteneğindeki azalmayı ifade etmektedir. Bu hâlde fail, suç işleme yönünde önceden bir karar vermeden, dışarıdan gelen etkinin ruhsal yapısı üzerinde meydana getirdiği karışıklığın neticesi olarak bir suç işlemeye yönelmektedir. Bu yönüyle haksız tahrik, kusurun irade unsuru üzerinde etkili olan nedenlerden biridir. Başka bir anlatımla, haksız tahrik hâlinde failin iradesi üzerinde zayıflama meydana gelmekte, böylece haksız fiilin meydana getirdiği hiddet veya şiddetli elemin etkisi altındaki kişinin suç işlemekten kendisini alıkoyma yeteneği önemli ölçüde azalm ...
... k ...’ın nitelikli kasten öldürme suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 82/1-a, 62/1, 53 ve 63. maddeleri uyarınca müebbet hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve mahsuba ilişkin Diyarbakır 2. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 25.12.2020 tarihli ve 471-411 sayılı, resen istinafa tabi olan hükmün sanık müdafii ve katılanlar vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesince 29.04.2021 tarih ve 347-534 sayı ile; "…Sanığın, maktulü öldürmek amacıyla hazırlık yapmak için evin etrafında dolaştığı iddiasının sanığın savunmasının aksine kesin ve şüpheden uzak bir şekilde gerekçeli kararda yeterince tartışılmaksızın, kasten öldürme yerine tasarlayarak öldürme suçundan ceza tayini; sanık hakkında takdiri indirim uygulanmaması gerekirken, herhangi bir kişiselleştirme yapılmaksızın kanun metnindeki ifadeler yazılarak yasal olmayan gerekçe ile cezasında takdiri indirim yapılmak suretiyle eksik cezaya hükmolunması," nedenleriyle hükmün bozulmasına karar verilmiştir.
Diyarbakır 2. Ağır Ceza Mahkemesince 27.01.2022 tarih ve 359-71 sayı ile; sanığın kasten öldürme suçundan TCK’nın 81/1, 53 ve 63. maddeleri uyarınca müebbet hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve mahsuba, resen istinafa tabi olan hükmün sanık müdafii ve katılanlar vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesince 12.04.2022 tarih ve 491-600 sayı ile istinaf başvurularının esastan reddine, bu kararın sanık müdafii ve katılanlar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesince 12.12.2022 tarih ve 7675-9875 sayı ile; "Haksız tahrik hükümlerini düzenleyen 5237 sayılı TCK'nın 29. maddesinin sanık lehine uygulanması gerektiği gözetilmeksizin, yasal ve yerinde olmayan gerekçe ile haksız tahrik hükümlerinin uygulanmaması suretiyle fazla ceza tayini," isabetsizliğinden hükmün bozulmasına karar verilmiştir.
Diyarbakır 2. Ağır Ceza Mahkemesi ise 26.01.2023 tarih ve 27-40 sayı ile; "…Sanık mahkememiz huzurunda eylemini maktulün daha önce yapmış olduğu tehditler ile ağabeyinin yaralamasının verdiği öfkenin etkisiyle de gerçekleştirdiğini beyan etmiş ise de; soruşturmada alınan savunmalarında bu olaydan duyduğu hiddet veya şiddetli elemin etkisi ile bu olayı gerçekleştirdiğine dair bir beyanda bulunmaması, maktul hakkındaki sanığın kardeşine yönelik eylemine ilişkin soruşturmanın maktulün ölümü sebebiyle takipsizlik ile sonuçlanması ve bu hâliyle işbu soruşturmaya konu eylemin sübut bulmaması ve iddia edilen eylemin üzerinden zaman geçtikten sonra, yani olayın sıcaklığıyla değil soğuma sürecinden sonra sanığın harekete geçmesi ile haksız tahrikin şartlarından birisi failin içinde bulunulan elem ve derin üzüntü hâli ile hareket etmesi şartı olmasına karşın somut olayda sanığın adeta intikam hissiyle ve soğukkanlı hareket ederek eylemini gerçekleştirmesi hususları nazara alındığında, bu yöndeki savunmasının cezanın sonuçlarını hafifletmek amacına matuf olduğunun açık olduğu, öldürme olayının kaynağının sanık ile eşi ... arasında evlilikten kaynaklı meydana gelen anlaşmazlıklar olduğu, maktül ve oğlunun, sanığın kardeşini yaralama olayını gerçekleştirdiklerinin ispatlanamadığı, olay öncesinde 8 yıllık evlilik süresinde taraflar arasında çok sayıda olay gerçekleştiğinden hangi tarafın ilk haksız hareketi yaptığının tespitinin mümkün olmadığı, tahrik hükümlerinin uygulanırlığının tespiti için olay anının baz alınması gerektiği, olay anına ilişkin kamera görüntülerinde sanığın üzerinde taşıdığı silah ile maktule doğru koşarak ilk haksız eylemi gerçekleştirdiğinin görüldüğü, bu suretle ilk haksız hareketin sanıktan sadır olduğu kanaatine varıldığı, her ne kadar maktulün taşıdığı silahtan da bir el ateş edildiği tespit olunmuş ve sanık savunmasında ilk atışı maktulün yaptığını beyan etmiş ise de maktulün sanığın eylemine karşılık vermek ve kendini korumak amacıyla silahını ateşlediği değerlendirilmiş, izlenen kamera görüntülerinden sanığın olay öncesinde hızla maktule yönelmesi de gözetildiğinde kastının açık olduğu bu yönü ile Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 22.10.2002 tarih ve 2002/4-238 Esas, 367 sayılı Kararının uygulanırlığının kalmadığı, TCK’nın 29. maddesinin uygulanma şartlarının oluşmadığı anlaşıldığından, anılan bu nedenlerle sanık lehine haksız tahrik hükümlerinin uygulanamayacağı kanaatine varılmıştır." şeklindeki gerekçeyle bozmaya direnerek önceki hüküm gibi sanığın mahkûmiyetine karar vermiştir.
Direnme kararına konu hükmün sanık müdafii ve katılanlar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 16.05.2023 tarihli ve 34713 sayılı bozma istekli tebliğnamesi ile dosya, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 307. maddesi uyarınca kararına direnilen Daireye gönderilmiş, aynı madde uyarınca inceleme yapan Yargıtay 1. Ceza Dairesince 23.11.2023 tarih ve 4349-7134 sayı ile direnme kararının yerinde görülmemesi üzerine Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan nedenlerle karara bağlanmıştır.
II. UYUŞMAZLIK KAPSAMI VE KONUSU
Direnme kararının kapsamına göre inceleme sanık hakkında kasten öldürme suçundan kurulan mahkûmiyet hükmüyle sınırlı olarak yapılmıştır.
Suçun sübutuna ve niteliğine ilişkin bir uyuşmazlık ve bu kabulde dosya içeriği itibarıyla herhangi bir isabetsizlik bulunmayan somut olayda Yargıtay 1. Ceza Dairesi ile İlk Derece Mahkemesi arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanık hakkında haksız tahrik hükmünün uygulanma koşullarının bulunup bulunmadığının belirlenmesine iliş ...
... asından gelerek boynunu bıçakladığını, yere düşen katılanı bıçaklamaya devam ettiğini, sanığın kimseyi yanına yaklaştırmadığını, kavgayı ayırmak amacıyla olay yerine gittiğinde sanığın oradan gitmiş olduğunu, sanığın eylemine nasıl son verdiğini görmediğini,
Beyan etmişlerdir.
Sanık aşamalarda; katılan ile arasında önceye dayalı husumet bulunduğunu, 26.05.2016 tarihinde katılanın kendisini beş ayrı yerinden bıçakladığını, olay nedeniyle sol böbreğinin alındığını, zaman zaman şiddetli karın ağrıları çektiğini, rahat nefes alamadığını ve uyumakta zorluk yaşadığını, katılanın kendisini gördüğü yerde tehdit ve hakaretlerde bulunarak devamlı surette tahrik ettiğini, arkadaşlarını üzerine saldığını, olay tarihinde de bir kıraathanenin önünden geçtiği sırada katılan ile karşılaştıklarını, ayağa kalkacak şekilde hamle yapması üzerine kendisine zarar vereceği korkusuyla hurdacı olduğu için devamlı yanında taşıdığı bıçağı katılana 4-5 kez vurduğunu, katılanın yere düştüğünü, tekrar bıçaklayacağı sırada orada bulunan bir şahsın kafasına sandalyeyle vurması nedeniyle olay yerinden kaçıp gittiğini savunmuştur.
IV. GEREKÇE
A. İlgili Mevzuat ve Ön Soruna İlişkin Açıklamalar
TCK'nın 29. maddesinde haksız tahrik; "Haksız bir fiilin meydana getirdiği hiddet veya şiddetli elemin etkisi altında suç işleyen kimseye, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası yerine onsekiz yıldan yirmidört yıla ve müebbet hapis cezası yerine on iki yıldan on sekiz yıla kadar hapis cezası verilir. Diğer hâllerde verilecek cezanın dörtte birinden dörtte üçüne kadarı indirilir." şeklinde, ceza sorumluluğunu azaltan bir neden olarak kabul edilmiştir.
Haksız tahrik, kişinin haksız bir fiilin kendisinde meydana getirdiği hiddet ya da şiddetli elemin etkisi altında suç işlemesi durumunda kusur yeteneğindeki azalmayı ifade etmektedir. Bu hâlde fail, suç işleme yönünde önceden bir karar vermeden, dışarıdan gelen etkinin ruhsal yapısı üzerinde meydana getirdiği karışıklığın neticesi olarak bir suç ...
... nın sanık ve ailesi tarafından öğrenilmesinden sonra maktulün ailesi ile barışmaya yönelik birtakım görüşmelerin gerçekleşmesi, bu bağlamda ve barışma karşılığında bedel olarak sanık ile tanık ...'in kızının evlendirilmesine karar verilmesi, ancak evlilik gerçekleşmeyince tekrar yapılan görüşmelerde bu defa da bedel olarak altın karşılığında anlaşmaya varılması, hatta ilk talep edilen altın miktarı çok bulununca bunda azaltmaya gidilmiş olunması ve bu her bir görüşmenin sanığın bilgisi ve rızası dahilinde gerçekleşmesi, yine bedel konusunda da sanığın rıza göstermesi, bu görüşmeler boyunca geçen sürecin uzunluğu, aynı şekilde sanığın ...'dan olma çocuklarını yanına alıp memleketine dönmesi ve bu süreçte maktulün ailesinin göndereceği altınları beklemesi, yine son olarak maktulün aile fertlerinin öldürme olayı öncesinde, yukarıda açıklandığı üzere, kendisine birtakım laflar söylediği hususunun soyut nitelikte kalmış olmasına bağlı olarak artık haksız tahrik durumunun ortadan kalktığı ve sanık hakkında uygulanamayacağı değerlendirilmiştir.
Bu açıklamalara ek olarak; barışma karşılığı 80 altının ödenmemiş olması durumu da atılı suç açısından haksız tahrik hükümlerinin uygulanması sonucunu ortaya koymayacaktır. Öyle ki, artık aradaki uyuşmazlık ...'ın ... ile yaşamaya başlaması ve sanığı terk etmesi durumundan uzaklaşmış ve bu durum karşılığı taraflar arasındaki bedel konusuna ilişkin hale gelmiştir. Bu bağlamda, önce tanık ...'in kızı ile evlenme mevzuu, bu gerçekleşmeyince istenilen ve karşı tarafça çok bulunan ve miktarı düşürülen altın'ın talep edilen tarihte sanığa teslim edilmemiş olması öldürme ya da silahla tehdit suçu açısından haksız tahrik sebebi olarak değerlendirilemeyeceği kanaatine varılmıştır.
...Ayrıca mağdur ...'ın şiddete uğraması nedeni ile aile konutunu terk etmesi, bu olayların geçmişi anlamındaki ...'ın anlatımı, evden ayrılan ...'ın maktulle beraberlik yaşamaya başlaması, maktulün ve ...'ın bebek beklemeleri, sanık ile maktulün fiilen Ocak 2020'den beri ayrı yaşamaları, taraflar arasındaki boşanma davası birlikte değerlendirildiğinde, aile hukuku anlamındaki 'sadakat yükümlülüğü' kurumunun sanık lehine bir tahrik nedeni olamayacağının anlaşılması,
Aynı şekilde, dosya arasındaki mesaj dökümlerinde görüleceği üzere, maktul ile sanık arasındaki küfür tehdit vb. sözel haksız hareket anlamında da ilk haksız hareketin sanıktan kaynaklı olması, maktulün, eşi ile boşanma aşamasında olan ve eşi olan sanıkla Ocak 2020'den beri ayrı yaşayan maktulden bebek beklemesi, yani maktulün ...' ın doğuracağı çocuğun babası olması hususları da göz önüne alındığında, sanık bakımından haksız tahrik hükümlerinin lehe dikkate alınmasını gerektirecek bir durumun olmadığı...'' gerekçeleriyle bozmaya direnerek önceki hüküm gibi sanığın mahkûmiyetine karar verilmiştir.
Direnme kararına konu bu hükmün de sanık ve müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 16.05.2023 tarihli ve 36618 sayılı "Bozma" istemli tebliğname ile dosya 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 307. maddesi uyarınca kararına direnilen daireye gönderilmiş, aynı madde uyarınca inceleme yapan Yargıtay 1. Ceza Dairesince 06.12.2023 tarih ve 4352-7580 sayı ile direnme kararının yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
II. UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Sanık hakkında mağdur ... ...'e yönelik eylemi nedeniyle silahla tehdit ve 6136 sayılı Kanuna aykırılık suçlarından kurulan mahkûmiyet hükümleri istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmek suretiyle kesinleşmiş olup itirazın kapsamına göre inceleme; sanığın maktule yönelik eylemi nedeniyle nitelikli kasten öldürme suçundan kurulan mahkûmiyet hükmü ile sınırlı olarak yapılmıştır.
Özel Daire ile İlk Derece Mahkemesi arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanık hakkında ...
... aykırı bir davranış olarak kabul edilmesi nedeniyle de öldürme kararının alındığı dikkate alındığında sanık ... söz konusu eylemde bir anlık hiddet ve şiddetli elemin etkisi altında değil tam aksine töre saiki ile öldürmede aranan görev bilinciyle hareket etmiştir.” şeklindeki gerekçeyle bozmaya direnerek sanıkların önceki hükümler gibi cezalandırılmalarına karar vermiştir
Hükümlerin sanıklar müdafileri, Cumhuriyet savcısı ve katılan vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 15.05.2022 tarihli ve 33628 sayılı onama istekli tebliğnamesi ile dosya, 5271 sayılı CMK'nın 307. maddesi uyarınca kararına direnilen daireye gönderilmiş, aynı madde uyarınca inceleme yapan Yargıtay 1. Ceza Dairesince 05.12.2022 tarih ve 5739-9602 sayı ile direnme kararının yerinde görülmemesi üzerine Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
II. UYUŞMAZLIK KAPSAMI VE KONUSU
Özel Dairenin bozma kararından sonra Yerel Mahkemece inceleme dışı sanık ... hakkında maktul ...’ya yönelik nitelikli kasten öldürme suçuna azmettirme, mağdur ...’a yönelik teşebbüs aşamasında kalan nitelikli kasten öldürme suçuna azmettirme; sanık ... hakkında mağdur ...’a yönelik teşebbüs aşamasında kalan nitelikli kasten öldürme suçuna azmettirmeden açılan kamu davalarının tefrikine karar verilmiş, ayrı dosya üzerinden yürütülen yargılama sonunda ...’un maktul ...’ya yönelik nitelikli kasten öldürme suçuna azmettirme suçundan beraatine, mağdur ...’a yönelik tehdit suçunu oluşturduğu kabul edilen eylemi nedeniyle de uzlaşma sebebiyle düşme kararı verilmiş, hükümler Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 05.12.2022 tarihli ilamı ile onanarak kesinleşmiştir. Sanık ...’ın mağdur ...’a yönelik teşebbüs aşamasında kalan nitelikli kasten öldürme suçuna azmettirmeden beraatine ilişkin hüküm ise Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 03.07.2024 tarihli ve 8775-4933 sayılı ilamı ile onanarak kesinleşmiştir.
Direnme kararının kapsamına göre inceleme; sanık ... hakkında maktul ...’ya yönelik nitelikli kasten öldürme, sanıklar ..., ... ve ... hakkında mağdur ...’a yönelik teşebbüs aşamasında kalan nitelikli kasten öldürme suçundan kurulan mahkûmiyet hükümleriyle sınırlı olarak yapılmıştır.
Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlıklar;
1- Sanık ...’ın maktul ...’ya yönelik eyleminin, tasarlayarak ve töre saiki ile kasten öldürme suçunu mu yoksa haksız tahrik altında tasarlayarak kasten öldürme suçunu mu oluşturduğunun,
2- Sanıklardan ...’ın TCK’nın 38. maddesi delaletiyle, sanık ...’ın ise TCK’nın 37. maddesi delaletiyle, mağdur ...’a yönelik teşebbüs aşamasında kalan nitelikli kasten öldürme suçuna iştirak edip etmediklerinin,
3- Sanık ...’ın mağdur ...’a yönelik eyleminin teşebbüs aşamasında kalan nitelikli kasten öldürme suçunu mu yoksa kasten yaralama suçunu mu oluşturduğunun,
Belirlenmesine ilişkindir.
III. OLAY VE OLGULAR
İncelenen dosya kapsamından;
22.08.2017 tarihli olay yeri inceleme raporundan; 20.08.2017 tarihinde İzmir ili, Kemalpaşa ilçesi, ... Mahallesi’nde, yol kenarında bir erkek cesedi bulunduğunun ihbar edilmesi üzerine olay yerine gidildiği, . ...
... 69-1221 sayı ile; "(…) Suça sürüklenen çocuğun ailesi ile maktulün ailesi arasında süregelen bir husumetin varlığının haksız tahrik hükmünün uygulanmasını gerektirir bir neden olmaması, maktulün suça sürüklenen çocuğun babasının öldürülmesi olayına karıştığına ve suça sürüklenen çocuğun babasını öldüren oğlunu azmettirdiğine ilişkin somut bir delilin bulunmaması, bu konudaki iddianın soyut iddiadan ibaret olması, maktulün, olay öncesinde suça sürüklenen çocuk hakkında ‘Babası öldü sıra ...'a gelecek.’ dediğine dair iddianın kahvehanede konuşulan dedikodudan ibaret olması, tanık ...'nin soruşturma aşamasında bu iddia ile ilgili beyanının olmaması, maktulün suça sürüklenen çocuğa yönelik olarak doğrudan tehditte bulunduğuna dair somut bir delil bulunmaması ve suça sürüklenen çocuğun haksız tahrik koşullarında hataya düştüğünün kabulüne ilişkin koşulların gerçekleşmemesi karşısında, somut olayda; suça sürüklenen çocuk ... lehine haksız tahrik koşullarının gerçekleşmediği," gerekçesiyle bozmaya direnerek suça sürüklenen çocuğun 26.05.2021 tarihli hüküm gibi cezalandırılmasına karar vermiştir.
Hükmün suça sürüklenen çocuk müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 05.09.2022 tarihli ve 108296 sayılı bozma istekli tebliğnamesi ile dosya, 6763 sayılı Kanun'un 36. maddesi ile değişik 5271 sayılı CMK'nın 307. maddesi uyarınca kararına direnilen daireye gönderilmiş, aynı madde uyarınca inceleme yapan Yargıtay 1. Ceza Dairesince 30.11.2022 tarih, 8760-9449 sayı ve oy çokluğuyla direnme kararının yerinde görülmemesi üzerine Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan nedenlerle karara bağlanmıştır.
II. UYUŞMAZLIK KONUSU
Suça sürüklenen çocuğun suçunun sübutu ile suç niteliğine ilişkin bir uyuşmazlık ve bu kabulde dosya içeriği itibarıyla herhangi bir isabetsizlik bulunmayan somut olayda, Yargıtay 1. Ceza Dairesi çoğunluğu ile Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairesi arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; suça sürüklenen çocuk hakkında haksız tahrik hükmünün uygulanma koşullarının bulunup bulunmadığının belirlenmesine ilişkindir.
III. OLAY VE OLGULAR
İncelenen dosya kapsamından;
Ulusal Yargı Ağı Projesi (UYAP) Sistemi vasıtasıyla yapılan incelemeden; Mersin 2. Çocuk Mahkemesinin 14.02.2018 tarihli ve 3-64 sayılı kararıyla, suça sürüklenen çocuk ...’nın, 03.11.2016 tarihinde maktulün oğlu ...’i silahla yaralama suçundan 2 yıl 1 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hapis cezasının ertelenmesine karar verildiği, kararın 22.02.2018 tarihinde istinaf edilmeksizin kesinleştiği;
Mer ...
...
Sanık hakkında kasten yaralama ve silahla tehdit suçlarından kurulan hükümlerin kesin nitelikte bulunduğu belirlenmiştir.
Yağma suçu yönünden sanık hakkında kurulan hükme yönelik yapılan ön inceleme neticesinde; kurulan hükmün temyiz edilebilir olduğu, temyiz edenlerin hükmü temyize hak ve yetkilerinin bulunduğu, temyiz istemlerinin süresinde olduğu, temyiz dilekçelerinde temyiz sebeplerine yer verildiği, temyiz istemlerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı tespit edilmekle, gereği düşünüldü;
I. HUKUKİ SÜREÇ
A. İlk derece
Karşıy ...
... ve ticareti suçunu işleyen kişiler, Bakanlar Kurulunun kabul ettiği listeyi dolanabilmek için bu alandaki sentetik maddelerin kimyasal terkibini sürekli olarak değiştirme yoluna gitmektedirler. Belirtilen hususlar göz önünde bulundurularak, yeni TCK'nın 188 ve devamı maddelerinde tanımlanan suçların konusunu oluşturan maddeler, ne kanunla belirlenmiş ne de bunların belirlenmesi hususunda Bakanlar Kurulu Kararına atıfta bulunulmuştur.' (Prof. Dr. İzzet Özgenç, Gazi Üniversitesi Türk Ceza Hukuku Uygulama ve Araştırma Merkezi, Bilgi Notu, 14.10.2014)
'Kanunumuz uyuşturucu maddeyi tanımlamamıştır. Soyut olarak uyuşturucu nitelikte maddeleri belirlemek elbette kişi özgürlüklerini korumak açısından faydalıdır. Ancak kimya ve eczacılığın gelişmesi sonucu yeni bulunan sentetik uyuşturucuları bu kapsam içinde mütalaa etmek mümkün değildir. O zaman sık sık kanunun genişletilmesi yönünde yeni hüküm veya en azından yeni ibareler ilave etmek gerekecektir. Bu işin süratle yapılması mümkün olmadığından yeni geliştirilen uyuşturucu maddelerin imal, ithal ve kullanılması cezasız kalacak ve böylece toplum sağlığı tehdit altına alınmış olacaktır.
Türk Ceza Kanunu kullandığı ifade ile madde kapsamını genişletici yoruma açık tutmuş, böylece yeni geliştirilen sentetik uyuşturucuların madde kapsamına sokularak cezalandırılmasına açık kapı bırakılmıştır. O halde hakime düşen, bilirkişi aracılığı ile bir maddenin uyuşturucu madde olup olmadığını tesbit ettirmektir.
Kanaatimizce bir maddenin uyuşturucu madde sayılıp sayılmayacağı, o maddenin uyarıcı, keyif verici, hayal doğurucu, tahrik ve sarhoş edici olup olmadığına, insan irade ve muhakemesini ortadan kaldırıp kaldırmadığına bağlı olmalıdır.” (Prof. Dr. Doğan Soyaslan, Ceza Hukuku Özel Hükümler, 2010, sayfa:463-464)
'Böylece kanun koyucu, uyuşturucu ve uyarıcı maddelere karşı toplum sağlığını etkin bir şekilde korumak amacıyla, sonradan keşfedilen ve uyuşturucu veya uyarıcı etki yaparak kişilerde bağımlılık yapan herhangi bir maddenin bu suçların konusunu oluşturacağını kabul etmiştir. Dolayısıyla bir maddenin belirtilen nitelikte olduğu Adli Tıp Kurumunun ilgili ihtisas dairesi tarafından belirlendikten sonra, bu maddenin TCK'da tanımlanan suçların konusunu oluşturabilmesi için, yukarıda anılan ulusal veya uluslararası herhangi bir metinde isminin geçmesine veya Bakanlar Kurulu kararıyla listeye alınmış olmasına gerek yoktur.' (Prof. Dr. Mahmut Koca, Adli Tıp Kurumu Yeni Nesil Psiko-Aktif Ma ...
...
Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan sanık Ö.. A..'ın 5237 sayılı TCK’nun 109/1, 109/3-f, 109/5 ve 53. maddeleri uyarınca 3 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna ilişkin, Balıkesir 3. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 09.11.2009 gün ve 568-16 sayılı hükmün sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 14. Ceza Dairesince 12.12.2013 gün ve 348-13158 sayı ile;
“Mağdurenin cebir, tehdit veya hile kullanılmaksızın sanıkla gönüllü olarak birlikte kaçması, sanığın mağdureye yönelik hukuka aykırı herhangi bir eyleminin bulunmaması ve soruşturmanın mağdurenin babası müşteki M.. K..'ın ihbarı üzerine başladığının anlaşılması karşısında, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun unsurlarının oluşmadığı, iddianamedeki anlatıma göre eylemin TCK'nun 234/3. maddesine belirtilen çocuğun kaçırılması ve alıkonulması suçunu oluşturduğu gözetilmeden, sanığın TCK'nın 234. maddesi uyarınca cezalandırılması yerine, yazılı şekilde TCK'nun 109/1, 3-f, 5. maddeleri uyarınca cezalandırılmasına karar verilmesi” isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 12.02.2014 gün ve 110157 sayı ile;
“...Yüksek Yargıtay Ceza Genel Kurulu 03. ...