⚖️Yüksekkaya Law Office⚖️
🏛️İçtihat Arama Motoru️🏛️️

Sadece Hukuk Büromuzca Kullanılan ve Önemli Görülen Kararlar Eklenmektedir!


... en çok mağdura karşı zincirleme suç hükümlerinin uygulama şartlarını belirlemiş ve hukuki tekliği uygulama şartı olarak kabul etmiştir.” Söz konusu CGK 2018/13-247 Esas, 2020/494 Karar sayılı ilamı; "...öğretide aynı neviden ... içtima olarak tanımlanan 5237 Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 43 üncü maddesinin ikinci fıkrasının da değerlendirilmesi gerekmektedir. 5237 sayılı Kanun'un 43 üncü maddesinin ikinci fıkrası; "Aynı suçun birden fazla kişiye karşı tek bir fiille işlenmesi durumunda da, birinci fıkra hükmü uygulanır." hükmünü içermekte olup zincirleme suçtan farklı bir müessese olan ve a ...

... ğı yönünde bilgi alınması üzerine kolluk görevlilerince takibe alınan evinin bulunduğu sokak üzerinde, 10/05/2015 tarihinde durdurulan M.. K.. ve İ... U..., 01/06/2015 tarihinde durdurulan Ü... H... İ... 09/06/2015 tarihinde durdurulan C.. G.., 13/06/2015 tarihinde durdurulan A.. A.. isimli şahıslarda ele geçirilen eroinleri, sanık C...'den aldıklarına ilişkin beyanları ile sanığın kardeşi olan diğer sanık C...'ın, Mahkeme'de ablası sanık C....'in eroin sattığını öğrendiğine ilişkin anlatımı ve dosya içeriğine göre; 10/05/2015 tarihli eylem sanık tarafından kabul edilmese de M... ve İ...nın beyanlarıyla sabit olduğundan bu eylemi nedeniyle etkin pişmanlık hükümlerinin uygulama koşullarının bulunmadığı, diğer suçların bir suç işleme kararının icrası kapsamında işlenmeleri nedeniyle zincirleme suç oluşturduğu kabul edilerek hüküm kurulduğu anlaşıldığından, zincirleme suçlarda, zincire dahil tüm suçlar yönünden TCK'nın 192/3. maddesinin uygulanma şartları varsa, ancak o zaman etkin pişmanlık hükümleri uyarınca ceza indirimi uygulanabileceğinden, eylemlerden birinin etkin pişmanlık hükümlerinin uygulamasını gerektirmemesi halinde zincirleme suç durumunda etkin pişmanlık hükümlerinin uygulama yeri bulunmadığından bu yöne ilişkin tebliğnamedeki bozma düşüncesine iştirak edilmemiştir. Yargılama sürecindeki işlemlerin yasaya uygun olarak yapıldığı, delillerin gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, vicdani kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, eylemin sanık tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, eyleme uyan suç tipi ile aşağıda belirtilenin dışındaki yaptırımların doğru olarak belirlendiği anlaşıldığından, yerinde görülmeyen diğer temyiz itirazlarının reddine, ancak; Hükümden sonra 24.11.2015 tarih ve 29542 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Anayasa Mahkemesi'nin 08.10.2015 tarihli 2014/140 esas ve 2015/85 karar sayılı kararı ile, 5237 sayılı TCK'nın 53. maddes ...

... apıldığında; her ne kadar bu sanıkların tümü savunmalarında üzerlerine atılı bulanan suçları işlemediklerini, suçsuz olduklarını, savunmuş iseler de, sanıkların savunmalarının doğru olmadığı, sanıkların savunmalarının aksinin tüm dosya kapsamı, dosya içerisnide bulunan deliller ile birlikte Bağkur Genel Müdürlüğü teftiş Kurulu Başkanlığınca düzenlenen rapor ve Mahkememizce alınan bilirkişi raporları ve tanık beyanları ile sanıkların çelişkili beyanları ve hayatın olağan akışına uymayan savunmalarından anlaşıldığı ve kanıtlandığı, tüm dosya kapsamı göz önünde bulundurulduğunda; sanıklar ..., .... Erel (Toğa), ..., ... ve Hiza Nur Bucak'ın suç tarihinde Siverek ilçesinde doktor olarak görev yaptıkları, sanık Hiza Nur Bucak dışındaki sanık doktorların suç tarihinde Siverek devlet Hastanesinde görevli oldukları, sanık ...'un dahiliye uzmanı olduğu ve suç tarihinde aynı zamanda Siverek devlet Hastanesinin Başhekimlik görevini yaptığı, doktor ..., .... Erel Toğa ve ...'ın da Siverek Devlet Hastanesinde çalıştıkları, acil polikliniğine baktıkları yine .... Erel Toğa'nın polikliniklerde de nöbetçi olarak görev yaptıkları, sanık Hiza Nur Bucak'ın ise suç tarihinde Siverek 1 Nolu Sağlık Ocağında doktor olarak görev yaptığı, sanık olan doktorların tümünün suç tarihinde aynı zamanda özel muayenehanelerde çalıştıkları, sanık ... ile Hiza Nur Bucak'ın suç tarihinde gayri resmi nikahla evli oldukları ve birlikte yaşadıkları bu kişilerin suç tarihinde MED-LİNE isimli özel bir sağlık polikliniklerinin bulunduğu, doktor .... Erel Toğa ile doktor ...'un özel muayenehanelerinin olduğu yine sanık ...'ın da özel kliniklerde ücret karşılığı çalıştığı, bir dönem MED-LİNE isimli poliklinikte çalıştığı, bu şekilde doktor olan sanıkların tümünün aynı zamanda özel iş yerlerinde çalışma yaptıkları, diğer sanıklar ... ve ...'ın Zaman Eczanesinin, ...'ün Abbasoğlu Eczanesinin, ...'nın Büşra Eczanesinin, Ferit ve ...'in Kaleboğazı Eczanesinin, Yılmaz ve ...'in Sıhhat Eczanesinin, ...'nın Sevgi Eczanesinin, ...'nun Gül Eczanesi, ...'nın ise Halk Eczanesinin işleteni konumunda oldukları, ...'nun bizzat eczacı olduğu ve suç tarihinde belirli bir dönem bu eczaneyi bizzat işlettiği, yine sanık ...'nın da bizzat eczacı olduğu ve suç tarihinde belirli bir dönem bu eczanenin başında durduğu ve bizzat bu eczaneyi işlettiği, diğer sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., Zeki Alişer, ..., ... isimli sanıkların ise eczane diplomalarının bulunmadığı, bu kişilerin eczacılık fakultesini bitirmedikleri, bu kişilerin yukarıda isimleri belirtilen ve beraatlerine karar verilen eczacı olan sanıklarla irtibata geçtikleri ve bunun neticesinde bu kişilerin diplomalarını kiraladıkları ve bu kişilerin ruhsatlarını kullanarak suça konu olan eczaneleri bizzat kendi adlarına işlettikleri, bu sanıkların eczanelerde kalfa olarak gözükerek denetimleri atlattıkları, kalfa olarak gözükmelerine rağmen bu sanıkların eczanelerin asıl sahipleri oldukları, bizzat eczanelerini kendilerinin işlettiği, bunun karşılığında diplomasını kullandıkları eczacılara aylık bir bedel ödedikleri, bunu bu şekilde suça konu olan eczaneleri işlettikleri, gerçek eczacılardan yani diploma sahiplerinden vekaletnameler aldıkları, bu kişilerin adlarına tüm işlemleri kendilerinin yaptıkları, bazılarının ise işlem gereken durumlarda eczacıları bulundukları yerden çaığırarak işlemleri yaptırdıkları daha sonra eczacıların tekrardan ikamet ettikleri yere gittikleri, yani bu muvazaalı eczane işleten şahısların iki şekilde işlem yaptıkları, birincisinde doğrudan doğruya vekaletname alarak bazı eczaneleri işlettikleri, bazılarının ise vekaletname almadan eczacıların zaman zaman haftada bir veya ayda bir eczaneyi uğradıkları dönemlerde veyahutta gerekli dönemlerde gerçek diploma sahipi eczacıların çağırılarak gerekli işlemleri yaptıkları, daha sonra diğer tüm işlemleri kendilerinin yürüttükleri bu şekilde bu sanıkların bu muvazaalı eczaneleri yürüttükleri bu hususun tüm dosya kapsamında açık bir şekilde anlaşıldığı, Bu şekilde doktor olan sanıklar ..., ..., Hiza Nur Bucak, .... Erel (Toğa) ve ... ile muvazaalı olarak eczaneleri devralan sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ile bizzat eczaneyi işleten eczacılar ... ve ...'nun kendi aralarında anlaştıkları, eczacılar ile sanık doktorların kendi aralarında anlaşma yaptıkları, bu anlaşma karşılığında eczacıların haksız surette ele geçirdikleri, sağlık karnelerinin sanık olan doktorlara gönderdikleri ve sanık olan doktorlarında maddi menfaat karşılığında veya eczacıların kendilerine yani özel muayenehanelerine müşteri göndermesi karşılığında usulsuz olarak elde edilen sağlık karnelerine hastaları görmeden usulsüz bir şekilde ilaç yazımı yaptıkları, eczanelerin bazı hastalardan ücret karşılığı bu sağlık karnelerini kiraladıkları, bu sağlık karnesi sahibi kişilere belli bir ücret ödedikleri bunun karşılığında bu sağlık karnelerinin uzun bir süre bu kişilerin yanında kaldığı, yani eczanelerde kaldığı, eczanelerin bu sağlık karnelerini yanlarında çalışan küçük çocuklar ve işçiler aracılığıyla toplu olarak sık sık Siverek 1 nolu sağlık ocağı ve Devlet Hastanesine göndererek sanık olan doktorlara ilaç yazdırdıkları, bu şekilde eczacıların haksız menfaat temini yoluna gittikleri, bu konuda diğer sanıkları yani doktor olan sanıkları suç işlemeye azmettirdikleri, temin etmiş oldukları sağlık karnelerini doktorlara göndererek sahte reçete yazmalarını sağladıkları, eczanelerin haksız olarak yani ücret karşılığı veyahutta ilaç alımı sonucu kesmeleri gereken belli miktardaki payı kesmeme karşılığı, hastalardan temin ettiği sağlık karneleri ile yine zaman zaman bizzat ilaç almaya gelen hastalara o an ilaç olmadığını söyleyerek sağlık karnesini bırakmasını, daha sonra gelmesini söyleyerek hastaya ait sağlık karnelerini temin ettikleri, veyahutta sağlık karnelerinin işlem göreceğini bazı bahanelerini ileri sürerek bu sağlık karnelerini ellerinde tuttuklarını daha sonra bu sağlık karnelerini doktor olan sanıklara göndererek haksız bir şekilde yani sahte bir şekilde reçete düzenlettikleri ve sağlık karnelerine ilaç yazdırdıkları, bu sağlık karnelerini ve yazılan reçetelerin resmi evrak niteliğinde olduğu, bu sanıkların bizzat doktor olan sanıkları sahte reçete düzenleme hususunda azmettirdikleri, bu şekilde sanık olan eczacıların sağlık karnesine ilaç yazım karşılığında belli bir oranda doktorlara pay verdikleri veyahutta doktorların özel muyanehanelerine müşteri gönderdikleri, Siverek ilçesinde veyahutta genel olarak Güney Doğu Anadolu Bölgesinde hasta olan kişilerin hastaneye gitmeden veyahutta özel muayenehaneye gitmeden önce doktor araştırmaları yaptıkları, genellikle de sık sık ilaç alınan yerler olan eczacılara kime gidebileceklerini danıştıklarını, eczacıların da bu şekilde yönlendirme yaparak hastaları doktora gönderdikleri suça konu olayda da maddi menfaatin yanı sıra bizzat sanık olan eczacıların sanık olan doktorların özel muyanehanelerine müşteri gönderdikleri, bunun neticesinde de sanık olan doktorların da sahte olan reçeteleri düzenledikleri bu şekilde sanık olan eczacıların toplu bir şekilde zaman zaman sağlık karnelerini gönderdikleri, bu karnelerin aynı anda sanık olan doktorlar tarafından hangisinin nöbetine denk gelmiş ise bu doktorca düzenlendiği ve daha sonra bunlharın işleme konulduğu hastane ve sağlık ocağının kayıtlarına geçtiği daha sonradan sanki bu ilaçlar hastalara verilmiş gibi eczaneler tarafından Bağkur'a fatura edildiği ve bu şekilde kamudan çok büyük oranda para vurgunu yapıldığı suç tarihi itibariyle 204.441.857.434 TL bu şekilde kamunun zarara uğratıldığı, bu belirtilen zararın yalnızca tespit edilen zarar olduğu, tespit dışında da kamunun büyük zararının mevcut olduğu dosyamıza konu olan reçetelerinin yalnızca 250 TL ve üstü reçeteler olduğu, diğer sanık olan doktorlar tarafından düzenlenen reçetelerin incelenemediği, mevcut yapı dikkate alındığında sanık olan doktorların görev yaptıkları dönemlerin tüm reçetelerin fiziki olarak incelenmesi ve yine tüm hastaların tanık olarak dinlenmesinin mümkün olmadığı bunun neticesinde Bağkur Genel Müdürlüğü Teftiş Kurulunca sondajlama yapılarak ve yine meblağı yüksek olan yani 250 TL ve üzeri olan bir kısım reçetelerin incelendiği ve bu incelenen reçetelerin sonucunda kamunun 204.441.857.434 TL zarara uğradığı hususunun tespit edildiği diğer kısımların inceleme dışı bırakıldığı, bu şekilde eczacılar ve eczacıların azmerttirmesi neticesinde sahte resmi evrak niteliğinde olan reçetelerin yanı sıra sanık olan doktorların ayrıca bizzat birçok reçetelerin de kendilerinin sahte olarak düzenledikleri, hiç hastayı görmeden reçete düzenledikleri, özel muayanehanelerinde muayene etmiş oldukları kişilerin daha sonra hastaneye göndererek sanki hastanede muayene etmiş gibi hastanenin kaydına girdikleri, hastanenin protokolüne geçirdiklerini ve klinik defterine kaydettikleri bu şekilde sahte işlem yaptıkları, yine muyaene etmiş oldukları hastaları hastalıklarla uyumlu olmayan ilaçları bilinçli olarak yazdıkları, teşhisle hiç ilgisi olmayan ilaçlar yazdıkları, daha sonra bu hastaları yine dosyada ismi geçen eczanelere yönlendirdikleri bu şekilde yine hem sahte resmi evrak tanzim ettikleri hem de eczaneler yoluyla haksız menfaat temin edildiği, yine ayrıca sanıkların görevli olmadıkları dönemlerde zaman zaman hastaneye veyahutta sağlık ocağına giderek özel muayennahenelerinde yapmış oldukları hastaları bizzat hastanede veya sağlık ocağında muayene etmiş gibi doğrudan doğruya kayıt altına aldıkları bunun dışında sanık olan doktorların birbirleri yerine reçete yazdıkları, sanık doktor ...'nın eşi olan Hiza Nur Bucak yerine reçete yazdığı, bu şekilde sanıkların sahte resmi evrak tanzim ettikleri, sanıklarnı tümünün bu şekilde üzerlerine atılı bulunan müsnet suçları işledikleri, sanıkların bu suçları zincirleme bir şekilde işledikleri, yani birçok kez müteselsilen sahte resmi evrak tanzim ettikleri, tüm dosya kapsamı dosya içerisinde bulunan tüm delillerden anlaşıldığı bu itibarla sanıkların savunmalarının doğru olmadığı, tüm dosya kapsamı göz önünde bulundurulduğunda sanıkların üzerlerine atılı bulunan müsnet suçu işledikleri hususunun bizzat sanıkların çelişkili savunmaları mahkememizce alınan bilirkişi raporları, müfettiş raporu ve tanık beyanlarından anlaşıldığı, Mahkememizce Adli Tıp Kurumu 5. ihtisas kurulundan alınan raporda; açık bir şekilde sanık olan doktorlar tarafından düzenlenen ve yine sanık olan eczacılar olan işlem gördürülen reçetelerin büyük bir çoğunluğunun usulüne uygun olarak düzenlenmediği, usulsüz bir şekilde bu reçetelerin düzenlendiği, teşhis ve tanılar ile yazılan ilaçların uyumsuz olduğu, bazen yapılan teşhis ile hiç ilgisi olmayan veyahutta teşhise konu dal olan hiç ilgisi olmayan ilaçların yazıldığı, sık sık benzer şekilde uygulama yapıldığı, tüm doktorların aynı şekilde tanı ile uyumsuz ilaçlar yazdıkları, bu hususun Adli Tıp Kurumunun raporunda ayrıntılı olarak belirtildiği, adli tıp kurumunun raporunda tek tek reçetelerin ele alındığı ve bizzat bu reçetelerde tanı ile uyumsuz olan ilaçların siyahlatılarak gösterildiği, Adli Tıp Kurumunun bu raporunun dosyamız bakımından delil niteliğinde olduğu, Adlı Tıp Kurumunun vermiş olduğu bu raporun hazırlanmasına ve adli tıp uzmanlarının yanı sıra farmakoloji uzmanının da katıldığı, bunun neticesinde bu raporun hazırlandığı, yine Mahkememizce Ankara Ağır Ceza Mahkemesi aracılığıyla aldırılan raporda da bu raporun bizzat eczacı olan bilirkişiler tarafından düzenlendiği, bu raporda da sürekli olarak sanık olan doktorlar tarafından aynı tertip ilaçların tekrar edilerek sık sık yazıldığı, bir kısım reçetelerde aynı aileden kişilerin aynı ilaçların sıklıkla yazıldığı, reçetelerin gerçeği yansıtmadığı, reçetelerin tedaviye yönelik olmadığı kanaatine varıldığı hususunun tespit edildiği ve bunun neticesinde toplamda kamunun bu sahte reçetelerden dolayı 372.252.789.837 TL zararının bulunduğunun bizzat eczacı bilirkişi tarafından düzenlenen rapordan anlaşıldığı, bu rapor hazırlanırken de eczacı bilirkişilerin tüm reçeteleri tek tek inceledikleri ve ayrıntılı olarak dökümünü delil olarak eklendikleri, bu raporun da dosyamız bakımından delil niteliği taşıdığı, yine Bağkur genel Müdürlüğü Teftiş Kurulu başkanlığı tarafından düzenlenen rapor da dikkate alındığında, Teftiş Kurulu tarafından ayrıntılı bir şekilde soruşturmanın yürütüldüğü, bunun neticesinde tüm reçetelerin (250 TL ve üstü olan reçeteler) incelendiği, bu reçete sahiplerinden bir çoğunun dinlendiği, yine sanıkların beyanlarının alındığı ve bunun neticesinde, çok ayrıntılı bir şekilde 97 sayfalık raporun hazırlandığı ve ekinde de birçok belgenin delil olarak sunulduğu, bu rapor dikkate alındığında, açık bir şekilde raporu hazırlayan müfettişin tecrübesi dahilinde elde edilen verilere göre sanıkların açık bir şekilde birbirleri ile iş birliği yaptıkları, usulsüz olarak sağlık karnelerinin temin edildiği ve usulsüz olarak reçetelerin tanzim edildiği, özel muayahanede yapılan işlemlerin sanki Devlet Hastanesi veya Sağlık ocağında yapılmış gibi reçete düzenlendiği, düzenlenen reçetelerin sahte olduğu ve bu eylemler neticesinde kamunun toplamda 204.441.857.434 TL zararının incelenen reçetelerden anlaşıldığı hususunun belirtildiği, bu raporun dosyamız bakımından önemli bir delil olduğu, raporu hazırlayan müfettiş her ne kadar katılan kurum bünyesinde çalışan bir kişi dahi olsa sanıkların hiçbirisi ile husu..... bulunmadığı, bu nedenle bu raporu hazırlarken mevcut delillere göre raporu hazırladığı, bu itibarla bu raporun usulüne uygun olarak elde edilmiş bir delil niteliğinde olduğu, bir kurumda çalışan müfettişin taraflı rapor yazması için hiçbir sebebinin olmadığı, kaldı ki ihbar yazısında Siverek'te birçok eczane ile ilgili ihbarın yapıldığını, müfettişin bu sanıklarla ilgili olarak usulsüzler tespit ettiği, bunun sonucunda bu raporu hazırladığı, bu itibarla teftiş kurulunca hazırlanan bu raporun dava dosyamız bakımından önemli bir delil niteliğinde olduğu ve hükme esas olarak alınan belgelerden olduğu, yine sanıkların bizzat beyanları dikkate alındığında, sanık ... ve ... bizzat beyanlarında, ...'nın nöbetçi olmadığı günlerde Hizan Nur Bucak ile birlikte çalıştığı, kendisine yardım amacı ile hastalara baktığı ve reçete düzenlediğini beyan ettiği, bu hususun sanık ... tarafından da kabul edildiği, sanık ... Erel ve sanık ...'ın beyanları da dikkate alındığında, bizzat kendilerinin müfettiş huzurundaki beyanlarında teşhisle ilgisi olmayan ilaçlar yazdıklarını, bunun amacının diğer yazdıkları ilaçların yan etkilerini azaltmak amacı ile olduğunu belirterek bu şekilde tanı ile uygun olmayan ilaçlar yazdıklarını ikrar ettikleri, sanık ... her ne kadar sanık ... ve Hizan Nur Bucak'ın yanında çalışmadığını belirtmiş ise de, bizzat Hizan Nur Bucak ve ...'nın beyanlarına göre sanık ...'ın bu sanıklara ait MED-LİNE isimli özel polikliniğinde çalıştığını beyan ettikleri, bu şekilde bu sanık ile diğer sanıkların özel muayahanede yapmış oldukları işlevleri daha sonra hastane kayıtlarına geçirdikleri, yine sanık ...'un kendi beyanları dikkate alındığında, ekonomik olarak çok zor durumda olduğu, yüklü bir şekilde borçlu olduğunu beyan ettiği, bu beyan dikkate alındığında, bu beyanının tanık beyanları ile örtüştüğü, bu sanığın bu yüklü borçtan kurtulmak amacı ile eczacılarla iş birliği yaptığı ve suça konu olan işlemleri gerçekleştirdiği, sanık ...'nın beyanı dikkate alındığında, eczaneyi açtığında ...'un ve Hizan Nur Bucak'ın eczacıya hayırlı olsuna geldiklerini beyan ettiği, eczacı ile doktor arasında bir ilişki olmaması gerektiği, Siverek'te bir çok eczanenin bulunduğu, Başhekim olan sanık ...'un yeni açılmış bir eczaneye sırf hayırlı olsun amacı ile gitmesinin doğru olmadığı, tamamen yeni açılan eczane ile iş birliği sağlama amacı ile gittiği, yine özel poliklinik sahibi olan Hizan Nur Bucak'ın da aynı şekilde belirtilen amaçlarla gittiği ve bunun neticesinde de iş birliğini gerçekleştirdiği, yine bizzat suça konu olay nedeni ile bu eczanelerin ve doktorların usulsüzlük yaptıklarına dair Sağlık Bakanlığına bu çevreyi iyi bilen bir kişinin durumu mektup yazarak bildirdiği, bu kişinin mevcut hususları görmeden bu kişileri şikayet etmesinin mümkün olmadığı, mevcut hususlar tespit edildikten sonra durumu Genel Müdürlüğe bildirdiği ve bunun sonucunda işlemlerin yapıldığı ve bu kişinin belirtmiş olduğu hususların doğruluğunun anlaşıldığı, bu itibarla ihbara yönelik dilekçenin de delil niteliğinde olduğu, yine sanık olan ve beraatine karar verilen eczacılardan bazılarının bizzat kendi beyanları dikkate alındığında, eczanelerin muvazaalı şekilde devirlerinin yapıldığı ve bu belirtilen sanıklar tarafından da eczanelerin kullanıldığı hususunun belirlendiği, bu eczaneleri muvazaalı olarak alan kişilerin bizzat bu eczaneleri işlettikleri, ancak kimisinin orada kalfa olarak çalıştığını belirterek kendisini işçi olarak göstermeye çalıştığı, tümünün gerçek eczane diploması sahibi kişiler ile irtibatlı oldukları ve bizzat bu kişilerin eczaneleri kendilerinin çalıştırdığı, yine yanlarında tutmuş oldukları işçiler vasıtasıyla çalıştırdıkları, örneğin; Zaman Eczanesinin sanıkları olan Celal ve ...'ın soyadından esinlenerek isminin dahi Zaman Eczanesi olduğu, yine ...'ün kendi beyanında oğlunun eczanede işçi olarak kalfa olarak çalıştığını beyan ettiği, yine suça konu olaya ilişkin olarak tanık sıfatıyla dinlenen ve bunlardan bazısının hastanede çalışan, bazısının ise bizzat reçetede ismi geçen tanıklar olduğu, bizzat hastanede çalışan tanık Ayfer Yapıca (Kamer), Mehmet Dede, Vahit Bardakçı, Gülden Dağlı, Remzi Sağanda ve Mehmet Nuri Konca'nın beyanları dikkate alındığında, sanık olan doktorların tümünün özel muayahanede çalıştıkları, özel muayahanede muayene ettikleri kişileri sanki hastanede muayene etmiş gibi hastane kayıtlarına işlettikleri ve yine zaman zaman toplu bir şekilde eczanede çalışan kalfaların sağlık karnesini getirdikleri ve bu sağlık karnelerinin de hastane kayıtlarına işlendiği ve resmi işleme tabi tutulduğu ve doktorlar tarafından bu sağlık karnelerine ilaç yazımı yapıldığı bu sırada hastaların olmadığı hususundaki beyanları ile yine gerek müfettiş huzurunda, gerekse C. Savcılığı ve Mahkememizde dinlenen tanıklar.... Özbaşaran, Şeyhmus Akdağ, Muzaffer Kızılelma, Kemal Yuvanç, ..., Fethi Eloğlu, Hadi Azgınkılıç, Rabiha Altınsulu, Eyyüp Oktay Fırat, Mehmet Sun, Mehmet Heşe, Fahri Yakar, Harun Gelgör, Şeyhmus Özağaç, Fatma Özağaç, Mehmet Açal, Nihat kuzucu, Ali Özavcı, Murat Tamses, Mevlüt Kaç, Sefer Yenigün, Şeyhmus Balsatan, Abdulkadir Düşünekli, Bayram Laçin, Şükrü Altundal, Cemil Budacı, Mustafa Hivi Abikoğlu, Mehmet Kurt, İhsan Yaşit, Neziha Özağaç,.... Özbaşaran .... Altundal, Nazim Alişer, Mulla Tüysüz, Zerrin Hamidanoğlu, Emine İlhan, Rojbin Özbülbül Akçiçek, ..... Türk isimli tanıkların beyanları dikkate alındığında, bu tanıkların bir kısmının kendilerinin sağlık karnelerinin zaman zaman eczanede kaldığını beyan ettikleri, bir kısmının adlarına tanzim edilen reçetelerdeki ilaçları kullanmadıklarını, bu ilaçlarla bir ilgilerinin olmadığını belirtilen ilaçlarla ilgili hastalıklarının olmadığını, yine belirtilen eczanelerin bir kısmının ismi geçen sanıklar tarafından kullanıldığını, muvazaalı bir şekilde devir olduğunu beyan ettikleri, özellikle de bu tanıkların müfettiş huzurunda beyanda bulunurken ki beyanlarının Mahkememizce delil olarak kabul edildiği, bu kişilerin olayın sıcağı sıcağına ve daha sanıkların haberi olmadan yani kendilerinin dinlendiğini bilmeden rahat bir şekilde müfettiş huzurunda beyanda bulundukları, bu itibarla bu ilk ifadelerinin doğru olduğu, daha sonra yargılama aşamasında ve Savcılıkta ise sanıklardan çekinmeleri nedeni ile ifadelerinden döndükleri, Siverek ilçesinin genel yapısı dikkate alındığında, tarafsız tanık bulmanın zor olduğu, tanıkların olaydan sonra alınan ilk ifadelerinde genellikle olayı doğru bir şekilde anlattıkları, daha sonra gerek Siverek'te bulunan aşiret yapısı, gerekse baskı nedeni ile tanıkların korktukları ve daha sonra ifadelerinden döndükleri, suça konu olayda bazı tanıkların Mahkeme huzurunda ilk ifadelerinden döndükleri, Mahkememizce müfettiş huzurunda hiçbir baskı altında kalmadan beyanda bulunan bu tanıkların beyanlarının doğru olduğu ve Mahkememizce hükme esas alınan delil niteliğinde kabul edildiği, tüm bu belirtilen deliller hep birlikte göz önünde bulundurulduğunda, sanıkların savunmalarının doğru olmadığı, sanıkların savunmalarının aksinin belirtilen bu deliller ile açık bir şekilde anlaşıldığı, bu şekilde sanık olan eczacılar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ...'nun suç tarihlerinde azmettirmeleri ve yönlendirmeleri sonucunda sanık olan doktorlar ..., ..., Hiza Nur Bucak, .... Erel (Toğa) ve ...'ın üzerlerine atılı bulunan müteselsilen Sahte Resmi Evrak tanzim Etme suçunu işledikleri, bu itibarla sanıkların bu suçtan cezalandırılmaları yoluna gidilmesinin gerektiği, sanıkların bu suçtan dolayı ceza tayin edilirken suç tarihinde yürürlükte bulunan 765 sayılı TCK'nun 339 ve 80. Maddeleri ile suç tarihinden sonra yürürlüğe giren 5237 sayılı TCK'nun 204/2 ve 43/1. Maddelerinin bir bütün olarak karşılaştırıldığında, ön Görülen cezayi müeyyideler bakımından açık bir şekilde suç tarihinden sonra yürürlüğe giren 5237 sayılı TCK'nun 204/2 ve 43/1. Maddelerinin sanıklar lehine olduğu anlaşıldığından, sanıkların eylemlerine uyan 5237 sayılı TCK'nun 204/2. maddesi uyarınca ayrı ayrı cezalandırılmaları yoluna gidilmesinin gerektiği, sanıklara bu madde uyarınca ceza tayin edilirken sanıkların amaçları, suçun işleniş biçim ve şekli, suç konusunun önem ve değeri, sanıkların kasıtlarının ağırlığı (sanıkların tümünün suç tarihlerinde doğrudan doğruya bu suçu işleme amaç ve kastı ile hareket ettikleri, bu amaç ve kasıtları doğrultusunda bu suçu işledikleri, sanık olan eczacılar ile eczaneyi muvazaalı olarak alan sanıkların doğrudan bu suçu işleme amacı ile hareket ettikleri, sanık ... ve sanık ...'nın Siverek'te oturmadıkları, sırf Siverek'e aşırı oranda kar yapmak ve yüklü bir kazanç elde etmek amacı ile gelerek eczane açtıkları, bu kişilerin normal de Siverek'li olmadıkları ve Siverek'te oturmadıkları, Siverek ilçesinde bu tür işlemlerin rahat ve kolay bir şekilde yapabildiğini belirledikleri için gelerek burada eczane açtıkları, örneği, ...'nun eşinin Adana'da eczacı olduğu, rahatlıkla kendisinin de Adana gibi büyük bir şehirde eczane açabileceği, buna rağmen Siverek'in bu şekilde büyük kazanç sağladığını bildiği için gelerek Siverek ilçesinde eczane açtığı, aynı şekilde ...'nın da Siverek ilçesine doğrudan doğruya bu amaçla eczane açtığı, yine eczaneyi muvazaalı olarak alan sanıkların da doğrudan doğruya bu suçu işlemek amacı ile hareket ettikleri, bu kişilerin eczacılardan diplomalarını kiraladıkları, bu şekilde bu iş yerlerine açtıkları, bu kişilerin hem eczanenin masraflarını hem diploma sahibi eczacıların masraflarını hem de bunun dışında kar etmek amacı ile doğrudan bu suçu işlemek amacı ile hareket ettikleri bu kişilerin diploma sahibi eczacılara yüksek miktarda para vererek diplomaları kiraladıkları, bunun sonucunda tüm bu masraflarını çıkarmalarının gerektiği, bu şekilde bu amaçla doğrudan doğruya hareket ettikleri, yine sanık olan doktorların da aşırı oranda yüksek menfaat temin etmek amacı ile bu suçu işledikleri, Siverek ilçesi ve genel olarak Güney Doğu Anadolu'da bulunan eczanelerde birçok işçinin çalıştırıldığı, bu işçilerin tamamen çoğunun sağlık karnesini temin etme ve bunları sürekli olarak hastaneye götürülüp ilaç yazmak amacı ile çalıştırıldığı, bu çocuklar aracılığıyla sağlık karnelerinin doktorlara götürüldüğü ve doktorlar tarafından yazıldığı, bu hususun bilinen bir durum olduğu, rahatlıkla bu yörelerdeki eczanelere bakıldığında, bu durumun hemen anlaşıldığı, sanıklarında bu amaçla bir çok işçi çalıştırdığı ve bu suçu işledikleri, sanıkların kasıtlarının ağır olduğu, sanıkların bu suçu işlemek amacı ile hastalar ile irtibata geçtikleri, hastaların sağlık karnelerini maddi menfaat karşılığında kiraladıkları veyahutta hastaların normalde aldıkları ilaçtan almaları gereken katkı payı karşılığında bu payı almama karşılığında sağlık karnelerini aldığı veya hastalara o an ilaç olmadığını söyleyerek, karnesini bırakmasını ve sonra gelip almasını söyleyerek hastaları kandırdıkları bu şekilde temin edilen karneleri sanık olan doktorlara gönderdikleri ve sanık olan doktorların da bu karnelere yüksek meblağlı ve luzümsuz ilaçları yazdıkları, bu itibarla sanıkların suç işleme yönündeki kasıtlarının ağırlığı, sanıkların bu suçu bir plan dahilinde ve organize bir şekilde gerçekleştirdikleri, eczacı olan sanıkların veyahutta muvazaalı olarak eczaneyi devir alan sanıkların bu şeklide organize oldukları, ilçeye gelen doktorlar ile irtibata geçtikleri ve bu şekilde birçok kez sahte reçete tanzim ettirdikleri ve bunun neticesinde kamunun ağır bir şekilde zarara uğratıldığı, bu itibarla sanıkların kasıtlarının ağır olduğu, yine sanık olan doktorların özel muayahanelerinde muayene ettiği kişilerin sanki hastanede yada sağlık ocağında muayene etmiş gibi işleme koydukları, bu şekilde hem özel muayahenede para kazandıkları, hemde bu kişilerin hastane kayıtlarında gözükmeleri neticesinde bakılan hasta sayısına göre belirlenen döner sermayeden de ayrıca pay aldıkları, bu şekilde aşırı bir şekilde kazanım sağladıkları, hem de özel muayahanelerinde müşteri çektikleri ve bunu ısrarla ve birçok kez yaptıkları, suç konusunun önem ve değeri bakımından değerlendirme yapıldığında; suça konu olayın çok önemli olduğu, ülkemizde özellikle de Güney Doğu Anadolu Bölgesinde bu suçların çok sık bir şekilde işlendiği, Mahkememizde benzer bir çok davanın açıldığı, bir kısmının karara bağlandığı, bir kısmının halen devam ettiği, bu bölgede bulunan tüm büyük Adliyelerde de benzer davaların bulunduğu, bu yörede bu suçu işlemenin normal bir vakaa olarak görüldüğü, eczacıların veya doktorların bunu suç olarak görmedikleri ve çok rahat bir şekilde ve pervasız bir şekilde bu suçu işledikleri, suça konu olayda da sanıkların hiçbir tereddüt geçirmeden ve acımasız bir şekilde kamuyu zarara uğratacak şekilde bu suçu işledikleri, bunun neticesinde ülkede yaşayan tüm kişilerin bu suçtan etkilendiği, ülkede yaşayan tüm kişilerin yani en küçüğünden en büyüğüne kadar ülkede yaşayan fertlerin haklarının bu şekilde haksız bir şekilde sanıklar tarafından yenildiği, sanıkların bu şekilde ülkede yaşayan tüm kişilere zarar verecek şekilde kamunun aleyhine bu suçu işledikleri, sanıkların maddi durumlarına bakıldığında, tümünün maddi yönden belli bir maddi refaha sahip olduğu, özellikle de doktor olan sanıkların maddi yönden belli bir refah seviyesine sahip oldukları, ülkenin koşulları dikkate alındığında, maddi olarak en rahat yaşayan kesimlerden bir kesimin doktorlar ile eczacıların oluşturduğu, buna rağmen bu maddi refaha sahip olan kişilerin daha fazla kazanmak amacı ile ve acımasız bir şekilde ülkede yaşayan tüm kişilerin haklarını yiyecek şekilde bu suçu işlemeleri, yine TCK'nun 1. maddesindeki amaçları dikkate alındığında, TCK'nun 1. maddesindeki amaçlarından birisinin kişi haklarını koruma, birisinin kamu düzenini koruma ve yine birisinin de suç işlenmesini önlenme amacı olduğu, bu suçun kamu düzenine karşı işlendiği ve ülkede yaşayan tüm kişilerin haklarına karşı işlendiği, bu amaçla Ceza Kanunun 1. maddesindeki bu amaçlar ile suç işlenmesinin önlenmesi amacı hep birlikte bir bütün olarak değerlendirildiğinde) dikkate alındığında, tüm sanıklar bakımından ve sanıkların dosyadaki eylemleri ve eylemlerinin boyutları, kamuyu uğrattıkları zarar, düzenledikleri evrak sayıları dikkate alınarak, tüm sanıklar yönünden ayrı ayrı alt sınırdan uzaklaşılarak, sanıkların cezalandırılmaları yoluna gidilmesinin gerektiği kanaatine varıldığı, sanıkların tümünün üzerlerine atılı bulunan müsnet suçu zincirleme bir şekilde işledikleri, bir çok sahte reçete düzenlendiği, bu itibarla sanıkların eylemlerini zincirleme suç şeklinde işledikleri anlaşıldığından, sanıklara verilen cezanın TCK'nun 43/1. maddesi uyarınca artırılması yoluna gidilmesinin gerektiği, bu madde uyarınca artırım yapılırken sanıkların olaydaki konumları, düzenlenen belge sayısı, bu belgelerin düzenlenmesindeki etkileri dikkate alınarak her bir sanık yönünden ayrı ayrı artırım yoluna gidilmesinin gerektiği, bazı sanıklar yönünden bu hususlar dikkate alınarak alt sınırdan uzaklaşılarak artırım yapılması, bazı sanıklar yönünden ise alt sınırdan uzaklaşılmadan TCK'nun 43/1. maddesi uyarınca artırım yapılması yoluna gidilmesinin gerektiği, sanıkların geçmişleri, sosyal ilişkileri, kişilik özellikleri ve suçtan sonraki davranışları (sanıkların tümünün kişilik olarak suç işlemeye meyilli bir kişiliğe sahip oldukları, sanıklardan bazılarının daha önceden de suç işledikleri, sanıkların tümünün suç tarihinde hiçbir tereddüt geçirmeden müsnet suçu zincirleme bir şekilde işledikleri, sanıkların sosyal ilişkiler bakımından zayıf bir kişiliğe sahip oldukları, toplum için konulan kurallara uyamadıkları, toplum, huzur ve düzenini bozacak şekilde tüm toplumu etkileyecek biçimde müsnet suçu işledikleri, bu itibarla sanıkların sosyal ilişkiler bakımından zayıf birer kişiliğe sahip oldukları, sanıkların suçtan sonraki davranışları dikkate alındığında, sanıkların alınan beyanları ve tüm dosya kapsamı dikkate alındığında, sanıkların suçtan pişmanlıklarını gözlemlenemediği ve dava dosyasına yansımadığı, sanıkların tümünün suçu inkara yönelik savunmalarda bulundukları) tüm bu hususlar dikkate alındığında, sanıklar hakkında TCK'nun 62. maddesi uyarınca takdiri indirim yapılmasına yer olmadığına, sanıklardan ... dışındaki diğer sanıklara verilen cezaların miktarı, yine sanıkların üzerlerine atılı bulunan suçun vasıf ve mahiyeti dikkate alındığında, sanıkların bu suçu karşılığında alınan cezaları öğrenmeleri halinde kaçma, saklanma ve bir daha yakalanmama imkanlarının bulunduğu, sanıkların maddi durumları dikkate alındığında, rahatlıkla yurt dışına kaçma ve bir daha hiç yakalanmama ihtimallerinin bulunduğu, bu durumda verilen cezanın infazının sağlanamama durumunun söz konusu olduğu anlaşıldığından, sanık ... dışındaki diğer sanıkların tümünün CMK'nun 100 ve devamı maddeleri uyarınca Hükmen Tutuklanmalarına ve hükmen tutuklanmalarına yönelik olarak bu sanıklar hakkında yakalama emri çıkartılmasına karar verilmesinin gerektiği kanaatine varılarak, aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.' denilmiştir. Mahkememizin bu kararının sanık müdafilerinin temyizi neticesinde Yargıtay incelemesinden geçerek bozulmasına dair karar verildiği anlaşılmıştır. ... Mahkememizce dosyanın zamanaşımına uğrama tehlikesinin bulunması nedeni ile Yargıtay bozma ilamı içeriğinde eksik araştırma nedeni ile haklarında kurulan hükümlerin bozulmasına karar verilen sanıklar açısından dosya tefrik edilerek, ayrı bir esastan yargılamanın devamına karar verilmiştir. Bozma sonrası yapılan yargılamada tüm tarafların bozmaya karşı diyecekleri sorulmuş olup, mahkeme tarafından usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmayan Yargıtay bozma ilamına uyulmasına karar verilmiş ve Yargıtay bozma içeriğinde geçen eksiklikler incelenerek değerlendirilmiş ve sonuca gidilmiştir. Yargıtay bozma ilamı incelendiğinde, bu dosyanın sanıkları açısından bozma konusu iki hususa temellendirilmektedir, bunlardan birincisi, TCK'nun 61. maddesinde belirtilen kıstaslar nazara alınarak, sanıklar hakkında suçun işleniş şekli, meydana getirdiği sonuçlar ve kastın yoğunluğu kriterleri birlikte değerlendirilerek hükmedilen ceza miktarının aşağıya çekilmesi noktasındadır. İkincisi ise Ceza Genel Kurulunun değişik kararlarında da belirttiği üzere lehe yasanın belirlenmesinde değerlendirme yapılırken her iki yasa hükümlerinin açık bir şekilde tatbik edilmesinin gerekeceği noktasındadır, mahkememizce bozma içeriği dikkate alınarak, sanıkların üzerlerine atılı eylem nedeni ile ortaya çıkan reçete sayısı, sanıkların kasıtlarının yoğunluğu, meydana gelen zarar boyutu, miktarı, doğan mağduriyetin derecesi ve TCK'nun 61. maddesinde belirtilen diğer kıstaslar gözönünde bulundurularak, sanıklar hakkında her bir sanığın hukuki durumu ayrı ayrı değerlendirmek suretiyle hakkaniyete uygun, oluş ile örtüşen orantılı bir miktar ile ceza tayin edilmiştir. Sanıklar hakkında TCK'nun 62. maddesinin uygulanmaması noktasındaki bozma öncesindeki mahkeme gerekçesine ise iştirak edilmemiştir. Nitekim mahkeme kararında 62. maddesinin uygulanmamasına gerekçe olarak sanıkların olumsuz kişiliklerini geçmişteki sabıkalarına ve suçlarını inkara yönelik beyanlarına gerekçe göstermiştir, dosya kapsamın bakıldığında, birçok sanığın sabıkasız olduğu görülebilecektir, ayrıca sanıkların TCK'nun 147. maddesi kapsamında kanunun kendilerine bahşetmiş olduğu susma hakkı dikkate alındığında savunmalarında inkara yönelik beyanlarının 62. maddenin uygulanmamasına gerekçe gösterilebilmesi imkansızdır, gerçekten Susma hakkı 'insanlık onuruna saygı temeline dayalı hukuk devleti düşüncesinin' bir yansıması olarak karşımıza çıkar. Susma hakkı, CMK 147/1-e maddesinde şüpheliye yüklenen suç hakkında açıklamada bulunmamasının kanunî hakkı olduğu söylenir şeklinde Anayasa'nın 38/5 inci maddesinde ise hiç kimse kendisini ve kanunda gösterilen yakınlarını suçlayan bir beyanda bulunmaya veya bu yolda delil göstermeye zorlanamaz biçiminde ifade edilmiştir. Bu ilke aynı zamanda sanığın üzerine atılı suç dolayısıyla ortaya çıkan olayları ispat yükümlülüğünün bulunmaması ilkesinin de bir sonucudur. Susma hakkının bir yansıması olarak şüpheli/sanığın olayları doğru anlatma ya da kendisini suçlamasını gerektirecek şekilde konuşma zorunluluğu bulunmamaktadır. Dolayısıyla susma hakkı nedeniyle sanığın yalan konuşmasının herhangi bir müeyyidesi kalmamaktadır. Ceza muhakemesi siteminde şüpheli delillerin sanık yararına yorumlanması ilkesi söz konusudur. Aslında bu ilke susma hakkının klasik anlamda bir yansıması olma özelliğine sahiptir. Ceza yargılamasında sanığa medeni yargılamada olduğu üzere iddia ettiği hususları ispata davet biçiminde bir rol tayin edilmiş değildir. Muhakeme hukukunda sanığın doğru konuşması gerekmemekle birlikte bu sadece ahlaki bir yükümlülük olmadan öteye geçmeyen bir argüman olma özelliğini sergilemektedir. Şüpheli ya da sanığın susma hakkını kullanması aleyhine delil oluşturmaz. Mesela sanığın susma hakkını kullanması nedeniyle hakkında TCK m. 62 inci madde kapsamında takdiri indirim nedenlerinin uygulanmaması ya da cezanın ertelenmemesi ve ya da verilen kısa süreli hürriyeti bağlayıcı cezanın seçenek yaptırımlara çevrilmemesi dürüst yargılanma hakkı ile bağdaşmaz. Nitekim Yargıtay bu yöne açıkça değinen bir kararında 'CMUK nın 135 inci maddesine göre susma hakkı bulunan sanık hakkında inkâr ettiğinden bahisle yasal olmayan gerekçelerle takdiri indirim nedeninin uygulanması yasaya aykırı görülmüştür' demiştir. Kanaatimizce de susma hakkının cezaya etki eden bir unsur olarak nitelendirilmesi kanunun bir hükmü ile verilen bir hakkın sanık yararına getirilmiş bir başka hükmü ile bertaraf edilmesi anlamını açığa çıkarır tarzda görülmelidir. Diğer yandan belirtelim ki, susma, şüpheli ya da sanığın suçunu ikrar ettiği anlamına gelmez. Susma hakkının iki yönü vardır. Birinci yönü sanığın yargı mercii önünde kendini suçlayacak beyanda bulunmaması ya da bu nitelikli bir delili vermemesidir. İkinci yönü ise sanığın sorulan sorulara susma ile karşılık vermesinin aleyhine sonuç doğurmamasıdır. Yani mahkeme sanığın susması dolayısıyla aleyhte bir çıkar ...

... vcılığına TEVDİİNE, 16.12.2024 tarihinde karar verildi. KARŞI DÜŞÜNCE Sanık ... hakkında, 7258 sayılı Yasaya aykırılık suçundan kurulan hükmün, sanık müdafii ile şikayetçi kurum vekili tarafından temyizi üzerine sayın çoğunluğun onamaya ilişkin kararı yerinde değildir. Şöyle ki; Sayın çoğunluk ile aramızdaki görüş ayrılığı, iki gün içerisinde değişik şahıslara 119 kez yasa dışı bahis oynatan sanık hakkında zincirleme suç hükümlerinin uygulanma şartlarının bulunup bulunm ...

... e ve kanaatlerini açıklamasından, değiştirmesinden, yaymaya çalışmasından, mensup olduğu dinin emir ve yasaklarına uygun davranmasından dolayı, c) Kişinin mensup bulunduğu dine göre kutsal sayılan değerlerden bahisle, İşlenmesi halinde, cezanın alt sınırı bir yıldan az olamaz. (4) Hakaretin alenen işlenmesi halinde ceza altıda biri oranında artırılır. (5) Kurul hâlinde çalışan kamu görevlilerine görevlerinden dolayı hakaret edilmesi hâlinde suç, kurulu oluşturan üyelere karşı işlenmiş sayılır. Ancak, bu durumda zincirleme suça ilişkin madde hükümleri uygulanır." şeklinde düzenlenmiştir. Madde metninden de açıkça anlaşıldığı üzere hakaret fiillerinin cezalandırılmasıyla korunan hukuki değer, kişilerin onur, şeref ve saygınlığı olup, bu suçun oluşabilmesi için, davranışın kişiyi küçük düşürmeye matuf olarak gerçekleşmesi gerekme ...

... e, sanık İrfan ile aynı karar ve eylem birliği içinde bulunan sanık F…….. tarafından, yenilenen kasıtla vurulup öldürülmesinde, araya giren zaman dilimi de gözetilerek, Yargıtay'ın yerleşik uygulamalarına göre, her iki suçun zincirleme (müteselsil) suç kabul edilemeyeceği gibi, esasen uygulanan 5237 Sayılı Kanunun 43. maddesinin son fıkrası uyarınca bu tür suçlarda bu madde hükümlerinin uygulanamayacağı düşünülmeden, sanık İ.... yönünden 765 sayılı TCK.nun 73. maddesinin de ayrıca tatbiki suretiyle her iki suçtan sanıklar hakkında ayrı ayrı ceza tayini gerekirken suçlara zincirleme suç vasfı verilmesi; b)Sanık F……..'in suç tarihinde 18 yaşını doldurmaya 2 ayı kaldığı düşünülerek, 5237 Sayılı TCK.nun 31/3. maddesinin tatbikinde makul bir indirim yerine cezanın azami indirime tabi tutulması; c)Hüküm tarihinden önce yürürlüğe giren 5237 Sayılı TCK. ile 765 Sayılı TCK. hükümleri ayrı ayrı uygulanarak lehe kanunun tesbiti lüzumunun düşünülmemesi; d) Uygulamaya göre; sanıklara ek savunma yaptırılmadan 5237 Sayılı TCK.nun 82/1-d. maddesinin tatbikine karar verilmesi; e) Sanık F…….. hakkınd ...

... ımlanan 'üretimi resmi makamların iznine veya satışı yetkili tabip tarafından düzenlenen reçeteye bağlı olan uyuşturucu veya uyarıcı madde etkisi doğuran madde satma veya bulundurma' suçunu oluşturup oluşturmadığının belirlenmesi için, suç konusu maddenin üretiminin resmi makamların iznine veya satışının yetkili tabip tarafından düzenlenen reçeteye bağlı olup olmadığının araştırılması; buna bağlı olarak TCK'nın 188. maddesinin 3. fıkrasında tanımlanan 'esrar satma' suçu ile '188. maddenin 6. fıkrasında tanımlanan suç' arasında TCK'nın 43. maddesinin 1. fıkrasında düzenlenen zincirleme suç hükümlerinin uygulanıp uygulanmayacağının tartışılması gerekli midir? 1- Bir maddenin, TCK'nın 188. maddesinin 1 ve 3. fıkralarında tanımlanan suçu oluşturması için; a) Bilimsel analiz ve inceleme sonucu; 1961 Tek Sözleşmesi'nin I ve II numaralı cetvellerinde veya 2313 sayılı Kanun’un 1, 2 ve 3. maddelerinde veya 3298 sayılı Kanun’un 1 ve 4. maddelerinde ya da 2313 veya 3298 sayılı Kanun'ların verdiği yetkiye dayanan Bakanlar Kurulu kararlarında yer alan bir madde olduğunun belirlenmesi gerekir. b) İmal, ithal ve ihraç edilmesi ya da satılması, satışa arz edilmesi, başkalarına verilmesi, sevk edilmesi, nakledilmesi, depolanması, satın alınması, kabul edilmesi, bulundurulması yasaklanmış ya da ruhsata bağlanmış olmalıdır. Sözü edilen maddeler, bu konuda alınan kararların Resmî Gazete'de yayımlandığı tarihten itibaren suçun konusunu oluşturur. c) Ruhsata tabi ise, failin suç tanımında yer alan hareketleri ruhsatsız veya ruhsata aykırı olarak yapması gerekir. d) Analizi yapılan maddenin imal, ithal ve ihraç edilmesi ya da satılması, satışa arz edilmesi, başkalarına verilmesi, sevk edilmesi, nakledilmesi, depolanması, satın alınması, kabul edilmesi, bulundurulması yasaklanmamış ve ruhsata tabi de kılınmamış is ...

... çin onu bazı hareketleri yapmaya yönlendirmesi kabul edilemez. Aksi halde gerek Anayasa'nın 2. maddesinde yer alan 'hukuk devleti' ilkesi gerekse Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6. maddesinde öngörülen 'adil yargılama' hakkı ihlâli edilmiş olur. 4- Somut olayda, gizli soruşturmacı 13.06.2012 tarihinde sanıktan 0,9 gram esrar almıştır. Böylece sanığın 'satmak için uyuşturucu ve uyarıcı madde bulundurma' suçu belirlenmiş ve delili elde edilmiştir. Buna rağmen gizli soruşturmacının sanığı yakalamayıp bir gün sonra sanıktan tekrar 0,5 gram esrar alması hem gereksizdir hem de görevi kapsamında değildir. Öte yandan, gizli soruşturmacının asıl amacı 'uyuşturucu veya uyarıcı madde satın almak' değil, 'suçu ve failini belirlemek, suçla ilgili delilleri elde etmekten ibaret' olduğundan, gerçek anlamda bir 'alım-satım' da söz konusu değildir. Sanığın bu esrarı ilk satıştan sonra temin ettiğine ilişkin bir delil de bulunmamaktadır. Gizli soruşturmacının sanıktan ikinci kez esrar alınması ayrıca suç oluşturmayaca- ğından, zincirleme suç hükümleri de uygulanamaz. 5- Sanık hakkında zincirleme suçla ilgili TCK'nın 43. maddesinin uygulanmasının yasaya aykırı olması nedeniyle hükmün bozulması gerektiği kanısını taşıdığımdan, çoğunluğun onama görüşüne katılmıyorum." düşüncesiyle karşı oy kullanmıştır. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 11.03.2014 gün ve 341439 sayı ile; “...'Gizli soruşturmacı' 5271 sayılı 'Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 139. maddesi ile 'Ceza Muhakemesi Kanununda Öngörülen Telekomünikasyon Yoluyla Yapılan İletişimin Denetlenmesi, Gizli Soruşturmacı ve Teknik Araçlarla İzleme Tedbirlerinin Uygulanmasına İlişkin Yönetmelik'in 23-28. ...

... da ele geçirilen esrarı, adı geçenlere sattığı sabit görülerek hakkında zincirleme suç hükümleri uygulanmak suretiyle mahkûmiyet kararı verilmiştir. Sanık ... Yönünden; İletişimin tespiti tutanaklarının içerikleri, haklarında ayrı soruşturma yürütülen tanıklar Mahmut ve Ecevit'in beyanları ile sanığın ikamet aramasında da esrar ele geçi ...